Bakara Suresi 156. Ayette “Onlar Başlarına Bir Musibet Geldiğinde ‘Şüphesiz Biz Allah’a Aidiz ve Şüphesiz O’na Döneceğiz’ Derler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanın gerçek aidiyeti, kayıp anında ortaya çıkar. Elimizden alınan şeyler bize aitmiş gibi görünür; fakat ‘Biz Allah’a aidiz’ cümlesi, sahiplik duygusunu teslimiyete dönüştüren en güçlü hatırlatmalardan biridir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 156. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 156. ayeti, bir önceki ayette müjdelenen sabredenlerin kimler olduğunu açıklamaya başlar.
- ayette:
korku,
açlık,
mal kaybı,
can kaybı
ve ürünlerden eksilme
ile imtihanlardan söz edilmişti.
- ayette ise bu imtihanlarla karşılaşan müminin ağzından şu büyük cümle aktarılır:
“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.”
Yani:
“Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.”
Bu cümle yalnızca ölüm haberi duyulduğunda söylenen geleneksel bir ifade değildir.
Aslında insanın:
kim olduğunu, kime ait olduğunu ve nereye gittiğini
tek cümlede özetleyen büyük bir varoluş bildirgesidir.
“İnnâ Lillâhi ve İnnâ İleyhi Râciûn” Tam Olarak Ne Demektir
İfade iki parçadan oluşur.
“İnnâ lillâhi”
demek:
“Biz Allah’a aidiz.”
İkinci kısmı:
“ve innâ ileyhi râciûn”
ise:
“Ve sonunda O’na döneceğiz.”
anlamına gelir.
Yani insan:
başlangıcının da,
sonunun da
Allah ile ilişkili olduğunu kabul eder.
Hayatın iki büyük sorusuna cevap verir:
Nereden geldim?
Allah’ın yaratmasıyla.
Nereye gidiyorum?
Allah’ın huzuruna.
Bu nedenle bu cümle:
ölüm karşısında söylenen bir teselli olmanın ötesinde,
bütün hayatın çerçevesini çizer.
“Biz Allah’a Aidiz” Ne Anlama Gelir
Bu ifade insanın:
kendisi üzerinde bile mutlak mülkiyet sahibi olmadığını
hatırlatır.
İnsan:
bedenine,
zamanına,
mallarına,
çocuklarına,
ailesine
sahipmiş gibi yaşar.
Günlük hayatta bu sahiplik dili doğaldır.
“Benim evim.”
“Benim param.”
“Benim çocuğum.”
“Benim hayatım.”
deriz.
Fakat Kur’an daha derin bir düzeyde:
mutlak mülkiyetin Allah’a ait olduğunu
hatırlatır.
Biz:
sahip olmaktan çok,
emanet taşıyoruz.
İnsan Kendi Hayatının Sahibi Değil midir
Günlük ve hukuki anlamda insan:
kendi hayatı hakkında seçimler yapar.
Sorumludur.
İradesi vardır.
Ancak teolojik anlamda insan:
kendisini yaratmamıştır.
Ne zaman doğacağını seçmemiştir.
Hangi bedende doğacağını belirlememiştir.
Ölümsüzlük garantisine sahip değildir.
Dolayısıyla:
kendi hayatının mutlak sahibi değildir.
İnsan kendisine verilen hayatı:
bir süre taşır.
Bu nedenle Kur’an’ın sahiplik anlayışı:
özgürlüğü yok etmek değil, özgürlüğün mutlak olmadığını hatırlatmaktır.
Bu Ayet İnsanın Sevdiklerini “Allah’ın Emaneti” Olarak Görmesini mi Öğretir
Bu düşünce İslam geleneğinde güçlü biçimde vardır.
Sevdiğimiz insanlar:
hayatımıza gelir.
Onlarla:
yıllar geçiririz.
Onları severiz.
Koruruz.
Onlara bağlanırız.
Fakat onları:
sonsuza kadar yanımızda tutma gücümüz yoktur.
Bu nedenle:
“Allah’a aidiz.”
demek,
sevginin değerini azaltmaz.
Tam tersine:
o insanın varlığını daha kıymetli hale getirebilir.
Çünkü onun:
sonsuz sahipliğine değil,
geçici beraberliğine
sahibiz.
Bir Musibet Geldiğinde Bu Cümleyi Söylemek Ne İşe Yarar
Musibet anında insanın zihni dağılabilir.
Şok.
Korku.
Öfke.
İnkâr.
“Bu neden oldu?”
duygusu.
Tam böyle bir anda:
“Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.”
demek:
insanı yeniden büyük resme bağlar.
Bu cümle:
acıyı yok etmez.
Kaybı geri getirmez.
Ama insana:
“Bu olay bütün gerçekliğin tamamı değildir.”
diye hatırlatır.
Yani musibetin içine:
bir anlam çerçevesi
yerleştirir.
Bu Cümleyi Söylemek Üzülmemek Anlamına mı Gelir
Hayır.
İnsan:
“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.”
deyip yine ağlayabilir.
Yine özleyebilir.
Yine acı çekebilir.
Sabır:
duyguların yok edilmesi değildir.
Bu cümle:
duyguyu inkâr etmez, duygunun içindeki yönü korur.
Yani:
“Canım yanıyor.”
ile:
“Allah’a aidim.”
aynı kalpte bulunabilir.
İman:
acıyı mekanik biçimde kapatmak değildir.
Acının içinde:
anlamı kaybetmemeye çalışmaktır.
“Musibet” Kelimesi Sadece Ölüm mü Demektir
Hayır.
Musibet:
insanın başına gelen ağır sıkıntı,
kayıp,
zarar
anlamlarında kullanılabilir.
Ölüm bunun en ağır biçimlerinden biridir.
Ama:
mal kaybı,
hastalık,
iş kaybı,
afet,
başarısızlık,
beklenmedik büyük bir sıkıntı
da musibet kapsamında düşünülebilir.
Nitekim 155. ayet zaten:
birçok farklı kayıp türünü saymıştır.
Dolayısıyla:
“İnnâ lillâhi...” yalnız cenazede söylenen bir cümle değildir.
Daha geniş bir teslimiyet ifadesidir.
İnsan Neden Kayıp Karşısında “Bu Benim Hakkımdı” Diye Düşünür
Çünkü zamanla nimetlere alışırız.
Bir şey uzun süre bizde kaldığında:
onu:
doğal hakkımız
gibi görmeye başlayabiliriz.
Sağlığımız.
Paramız.
Ailemiz.
Zamanımız.
Bunların hep devam edeceğini sanırız.
Sonra biri eksildiğinde:
hayat bize:
“Bunların hiçbiri sonsuza kadar sana garanti edilmemişti.”
gerçeğini hatırlatır.
Bu çok sert bir yüzleşmedir.
“Biz Allah’a aidiz.”
cümlesi bu yüzden:
sahiplik yanılsamasını kırar.
Sahiplik Duygusunun Kırılması İnsanı Hayattan Soğutmaz mı
Doğru anlaşılırsa hayır.
Tam tersine:
hayatın değerini artırabilir.
Bir şeyin geçici olduğunu biliyorsan:
onu daha bilinçli yaşayabilirsin.
Bir insanla sonsuza kadar birlikte olmayacağını bilmek:
onu daha az sevmen gerektiği anlamına gelmez.
Belki:
bugün onun kıymetini daha fazla bilmen
anlamına gelir.
Geçicilik:
değeri azaltmak zorunda değildir.
Bazen:
değeri görünür hale getirir.
Çünkü sınırsız olduğunu sandığımız şeyleri kolayca sıradanlaştırırız.

“O’na Döneceğiz” İfadesi Ölümden Sonrasını mı Anlatır
Evet.
Bu ifade:
insanın ölümden sonra Allah’ın huzuruna dönüşünü
anlatır.
Kur’an’ın dünya görüşünde insan:
rastgele ortaya çıkmış,
bir süre yaşayıp,
sonra tamamen yok olan
bir varlık değildir.
Hayatın:
başlangıcı,
amacı
ve sonu vardır.
Dönüş:
hesap, diriliş ve ahiret
fikrini içerir.
Bu nedenle cümle yalnız teselli değil:
aynı zamanda:
sorumluluk hatırlatmasıdır.

Allah’a Döneceğimizi Bilmek Hayatı Nasıl Değiştirir
Eğer insan gerçekten:
bir gün hesap vereceğine inanırsa,
bazı kararları değişebilir.
Kimse görmüyorken:
dürüst kalmak.
Gücünü kötüye kullanmamak.
Hakkı olmadığı şeyi almamak.
Özür dilemek.
Affetmek.
Kısacası ahiret inancı:
hayatın sonunda:
hesapsız bir boşluk değil, karşılaşma
olduğunu söyler.
Bu da insanın:
bugünkü davranışlarını
daha ciddi hale getirir.

Bu Cümle Ölüm Korkusunu Tamamen Ortadan Kaldırır mı
Her insanda aynı etkiyi oluşturmak zorunda değildir.
Ölüm korkusu:
doğaldır.
İnsan bilinmeyenden,
ayrılıktan,
acıdan
korkabilir.
Ancak:
“O’na döneceğiz.”
inancı ölümü:
mutlak yokluktan
başka bir anlama taşır.
Ölüm artık:
boşluğa düşmek değil,
yaratana dönüş
olarak görülür.
Bu, korkuyu tamamen yok etmese bile:
ona başka bir anlam kazandırabilir.

“Allah’a Aidiz” Demek Kader Karşısında Pasifleşmek midir
Hayır.
Bu cümle:
“Ne olursa olsun hiçbir şey yapma.”
anlamına gelmez.
İnsan:
hastalanırsa tedavi olur.
Malını kaybederse yeniden çalışabilir.
Haksızlığa uğrarsa hakkını arayabilir.
Afetten korunmak için tedbir alabilir.
Teslimiyet:
tedbiri bırakmak değildir.
Asıl anlam:
bütün tedbirleri aldıktan sonra insanın mutlak kontrol sahibi olmadığını kabul etmesidir.
Yani:
çaba vardır.
Ama tanrısal kontrol iddiası yoktur.

“İnnâ Lillâhi” İfadesi Benliğimizi Küçültür mü, Yoksa Özgürleştirir mi
İlk bakışta:
“Ben kendime bile ait değilim.”
düşüncesi ağır gelebilir.
Fakat başka açıdan:
özgürleştirici olabilir.
Çünkü insan artık:
her şeyi kontrol etmek zorunda olmadığını
fark eder.
Her sonucu:
tek başına sırtında taşımak zorunda değildir.
Hayatı kendi elleriyle:
kusursuz hale getiremez.
Bu kabul:
kontrol takıntısını azaltabilir.
İnsan:
sorumluluğunu yapar.
Ama sonuç üzerinde:
mutlak sahiplik iddiasından vazgeçer.

Bu Ayet Kontrol İllüzyonu Hakkında Ne Öğretir
İnsan plan yapar.
Ve yapmalıdır.
Ama hayat:
her zaman plana uymaz.
Bir telefon gelir.
Bir hastalık.
Bir kayıp.
Bir afet.
Bir karşılaşma.
Ve yıllarca yapılmış plan:
bir günde değişebilir.
Bu bize:
kontrolümüzün gerçek ama sınırlı olduğunu gösterir.
“İnnâ lillâhi...”
cümlesi:
kontrol sahibi olmadığımızı değil, mutlak kontrol sahibi olmadığımızı
hatırlatır.
Bu çok önemli bir farktır.

Bakara 155 Ve 156 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
imtihanlar sıralanmıştı.
Korku.
Açlık.
Mal kaybı.
Can kaybı.
Ürün kaybı.
Ve:
“Sabredenleri müjdele.”
denilmişti.
- ayet:
“Sabredenler kim?”
sorusuna cevap verir.
Onlar musibet geldiğinde:
“Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.”
derler.
Yani sabır:
yalnız diş sıkmak değildir.
Sabır:
kayıbı daha büyük bir varoluş anlayışı içinde karşılayabilmektir.

Bakara 156’dan Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Sahip olduğun her şeyi sev; fakat hiçbir şeyi sonsuza kadar elinde tutabilecekmişsin gibi yaşama.
Sev.
Koruyabildiğini koru.
Çalış.
Plan yap.
Bağ kur.
Ama aynı zamanda:
hayatın emanet niteliğini unutma.
Çünkü gerçek şükür:
bir nimeti sonsuza kadar bizde kalacak sanmak değil,
bizde olduğu süre boyunca hakkını verebilmektir.

Son Söz
Bakara 156 Bize “Kaybettiğimiz Şey Gerçekten Bizim miydi, Yoksa Bir Süreliğine Bize Emanet Edilmiş Bir Nimeti Sonsuza Kadar Sahipleneceğimizi mi Sanmıştık?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 156. ayet insanın belki en zor kabul ettiği gerçeği birkaç kelimeyle önüne koyar:
“Biz Allah’a aidiz.”
Bu cümleyi gerçekten düşünmek:
kolay değildir.
Çünkü insan dünyaya geldiği andan itibaren:
“benim”
demeyi öğrenir.
Benim oyuncağım.
Benim odam.
Benim ailem.
Benim param.
Benim evim.
Benim zamanım.
Benim hayatım.
Ve yıllar geçtikçe:
“benim” kelimesinin etrafında büyük bir dünya kurarız.
Sonra hayatın bir anında:
bir şey elimizden gider.
Ve içimizden:
“Ama bu benimdi.”
diye bağırmak gelir.
Bakara 156 tam burada:
çok daha derin bir sahiplik düzeni kurar:
“Sen bile kendinin mutlak sahibi değilsin.”
Çünkü sen:
kendini yaratmadın.
Kalbinin ilk kez ne zaman atacağına karar vermedin.
Hangi ailede doğacağını seçmedin.
Bedeninin yaşlanmasını durduramıyorsun.
Ve bir gün:
bu bedeni bile bırakacaksın.
Bu düşünce insanı küçültmek zorunda değildir.
Tam tersine:
hayatı emanet bilinciyle yaşamasını sağlayabilir.
Eğer çocuğun sana mutlak olarak ait değilse:
onu kendi hayallerinin uzantısı yapmak yerine:
kendi hayatı olan bir emanet gibi görebilirsin.
Eğer servetin mutlak mülkün değilse:
onu sadece güç gösterisi değil,
sorumluluk
olarak görebilirsin.
Eğer zamanın sonsuz değilse:
onu boş yere tüketmemeyi öğrenebilirsin.
Ve eğer sevdiğin insanın yanında kalacağı süre garanti değilse:
belki:
“Sonra söylerim.”
dediğin sevgiyi bugün söylersin.
Bu ayetin en büyük hediyelerinden biri belki budur:
Geçiciliği fark etmek, sevgiyi azaltmak zorunda değildir; sevgiyi daha bilinçli hale getirebilir.
Çünkü insan çoğu şeyi:
kaybettikten sonra değerli bulur.
Bir ses.
Bir sandalye.
Bir telefon numarası.
Bir evdeki küçük bir eşya.
Birlikte içilen kahve.
Bir zamanlar sıradan görünen şey:
kayıptan sonra:
hatıraya dönüşür.
Bakara 156 sanki insana:
“Değerini kaybetmeden önce fark et.”
der.
Ama ayetin ikinci yarısı daha da büyüktür:
“Ve O’na döneceğiz.”
Demek ki hareket tek taraflı değildir.
Allah’tan geldik.
Dünyada kısa bir süre kalıyoruz.
Ve:
geri dönüyoruz.
Bu düşünce hayatı bir yolculuk haline getirir.
Dünya:
kalıcı ev değil,
geçiş alanı olur.
Bu dünyayı değersiz yapmaz.
Tam tersine:
çok ciddi hale getirir.
Çünkü yolculuğun kısa olması:
her adımı daha değerli kılar.
Bir insan:
sonsuz zamanı olduğunu düşünse,
her şeyi erteleyebilir.
Ama sürenin sınırlı olduğunu bilmek:
şu soruyu doğurur:
“Ben bu süreyi neye harcıyorum?”
Kime kızarak?
Neyi biriktirerek?
Neyi erteleyerek?
Kiminle barışmadan?
Kime sevgimi söylemeden?
Ne kadar zamanı:
aslında hiç önemli olmayan şeylere
harcıyorum?
“Allah’a döneceğiz.”
cümlesi ölüm düşüncesidir.
Ama paradoksal biçimde:
daha bilinçli yaşama çağrısıdır.
Çünkü ölümün varlığını kabul eden kişi:
hayatı daha ciddi yaşayabilir.
Bu yüzden “İnnâ lillâhi...” yalnız mezarlık cümlesi değildir.
Bir yaşam felsefesidir.
Kazandığında:
“Bu bana emanet.”
dersin.
Kaybettiğinde:
“Mutlak sahibi ben değildim.”
dersin.
Korktuğunda:
“Sonuç tamamen benim kontrolümde değil.”
dersin.
Başarı geldiğinde:
“Her şeyi yalnız ben yapmadım.”
dersin.
Ölüm geldiğinde ise:
“Dönüş başladı.”
dersin.
Bu cümle insanın egosuna çok güçlü bir sınır koyar.
Çünkü ego şöyle der:
“Benim.”
Ayet:
“Allah’ın.”
der.
Ego:
“Kontrol ediyorum.”
der.
Hayat:
“Bir kısmını.”
der.
Ego:
“Hiç bitmeyecek.”
der.
Ayet:
“Döneceksiniz.”
der.
Ve insan belki burada gerçek olgunluğa yaklaşır:
Sahip olduğu şeyi:
sahipsiz bırakmadan,
ama:
sonsuz sahibiymiş gibi de davranmadan
yaşamak.
Sevdiğini çok sevmek.
Ama onu kaybetme ihtimalini inkâr etmemek.
Malını korumak.
Ama onu karakterinden daha değerli hale getirmemek.
Hayatını sevmek.
Ama ölümü düşünmekten kaçmamak.
Ve kayıp geldiğinde:
acı içinde bile:
“Ben hâlâ nereye ait olduğumu biliyorum.”
diyebilmek.
Belki Bakara 156’nın bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Hayatımızdaki insanları, zamanı, sağlığı ve sahip olduğumuz her şeyi sonsuza kadar bizimmiş gibi mi tüketiyoruz; yoksa bir gün geri verilecek emanetler olduklarını bilerek, elimizdeyken gerçekten kıymetlerini verebiliyor muyuz?
“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn, yalnız ölümün cümlesi değildir; hayatın da cümlesidir. Çünkü gerçekten Allah’a ait olduğunu bilen insan, sahip olduklarını daha bilinçli sever, kaybettiklerinde daha derin bir anlam arar ve sonunda dönüşün kaçınılmaz olduğunu unutmadan yaşamaya çalışır.”
Ersan Karavelioğlu