Bakara Suresi 155. Ayette “Andolsun ki Sizi Biraz Korku, Açlık, Mallardan, Canlardan ve Ürünlerden Eksiltme ile İmtihan Edeceğiz. Sabredenleri Müjdele” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İmtihan, insanın hiç sarsılmaması değildir; sarsıldığında neye tutunduğunun ortaya çıkmasıdır. Kaybetmek bazen elimizdekileri azaltır, fakat aynı anda karakterimizin gerçekte ne kadar güçlü olduğunu görünür hale getirir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 155. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 155. ayeti insan hayatıyla ilgili son derece gerçekçi bir tablo çizer:
“Andolsun, sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile mutlaka sınayacağız. Sabredenleri müjdele.”
Bir önceki ayette:
Allah yolunda öldürülenlerin mutlak anlamda yok olmadığı
anlatılmıştı.
- ayette ise ölümün de içinde bulunduğu daha geniş bir:
imtihan dünyası
tasvir edilir.
Korku vardır.
Açlık vardır.
Maddi kayıp vardır.
Can kaybı vardır.
Ürün ve kazanç kaybı vardır.
Kur’an burada mümine:
“İman edersen hayatında hiçbir acı kalmayacak.”
vaadinde bulunmaz.
Tam tersine:
zorlukların geleceğini açıkça söyler.
Fakat ayet zorlukla bitmez:
“Sabredenleri müjdele.”
“Sizi Mutlaka İmtihan Edeceğiz” Ne Demektir
Ayetin Arapçasında güçlü bir vurgu vardır:
“ve le-neblüvenneküm”
yani:
“Sizi mutlaka sınayacağız.”
Bu, dünya hayatının:
yalnızca rahatlık,
başarı
ve mutluluk alanı olmadığını gösterir.
İnsan hayatı aynı zamanda:
tercihlerin,
karakterin,
imanın,
ahlakın
ortaya çıktığı bir sınav alanıdır.
İmtihan:
Allah’ın insan hakkında bilmediği bir şeyi öğrenmesi
anlamına gelmez.
İslam inancında Allah zaten bilir.
İmtihan:
insanın tercihlerinin yaşanmış gerçekliğe dönüşmesi
olarak anlaşılır.
Allah Zaten Her Şeyi Biliyorsa İmtihan Neden Vardır
Bu önemli bir sorudur.
Allah’ın:
“Bu insan ne yapacak acaba?”
diye sonuç öğrenmeye ihtiyacı olduğu düşünülmez.
İlahi bilgi:
eksiksizdir.
Fakat bir şeyi Allah’ın bilmesi ile:
insanın onu gerçekten yapması
aynı şey değildir.
İnsan:
sabırlı olduğunu iddia edebilir.
Ama zorluk geldiğinde:
sabır fiilen ortaya çıkar.
Adil olduğunu söyleyebilir.
Ama çıkarıyla adalet çatıştığında:
gerçek tercihi görünür hale gelir.
Dolayısıyla imtihan:
Allah’ın bilgisini artırmaz.
İnsanın seçimini gerçekleştirmesine alan açar.
Ayette Neden “Biraz Korku” Deniliyor
Ayet:
“bir şeyle/biraz korkuyla”
anlamındaki bir ifade kullanır.
Bu çok dikkat çekicidir.
İnsanın yaşadığı korku:
kendisine çok büyük gelebilir.
Fakat Kur’an’ın sonsuzluk perspektifinden:
dünya hayatındaki imtihan:
sınırlıdır.
Korku:
sürekli olmak zorunda değildir.
Dünya:
imtihanın tamamı değildir.
İnsan yaşadığı anın içinde:
“Bu hiç bitmeyecek.”
hissedebilir.
Ayet ise:
zorluğun:
ölçülü ve geçici bir hayat alanında bulunduğunu
hatırlatır.
Korku Neden Bir İmtihandır
Çünkü korku:
insanın kararlarını çok güçlü biçimde etkiler.
İnsan:
parasını kaybetmekten korkabilir.
İşini kaybetmekten.
Sevdiğini kaybetmekten.
Yalnız kalmaktan.
Hastalanmaktan.
Ölmekten.
Toplum tarafından dışlanmaktan.
Korkunun kendisi:
insani bir duygudur.
Sorun korkmak değildir.
Soru şudur:
Korku geldiğinde ne yapacağız?
Korku bizi:
tedbirli mi yapacak,
yoksa:
bütün ilkelerimizi terk ettirecek mi?
Korkmak İmanın Zayıf Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır.
Cesaret:
korkunun yokluğu değildir.
Korkuya rağmen doğru olanı yapabilmektir.
Peygamberlerin hayatında da:
tehlike,
kaygı,
endişe
anları vardır.
İnsan bedeni zaten:
tehlike karşısında korku üretmek üzere yaratılmıştır.
Bu biyolojik savunma sistemi:
insanı korur.
Dolayısıyla mesele:
“Hiç korkmayacağım.”
demek değil;
korkunun:
ahlaki pusulayı ele geçirmesine izin vermemektir.
“Açlıkla İmtihan” Ne Anlama Gelir
Açlık:
insanın en temel ihtiyaçlarından biriyle ilgili sınavdır.
Tarih boyunca:
savaş,
kuraklık,
yoksulluk,
ekonomik kriz,
göç
gibi nedenlerle insanlar açlık yaşamıştır.
Açlık yalnızca bedensel bir zorluk değildir.
İnsanın:
güven duygusunu,
psikolojisini,
toplumsal ilişkilerini
de etkileyebilir.
Kur’an bu gerçeği romantikleştirmez.
Açlığın:
zor bir imtihan
olduğunu kabul eder.
Açlığı “İmtihan” Olarak Görmek Yoksullukla Mücadele Etmemek Anlamına mı Gelir
Kesinlikle hayır.
Bir insanın açlığı onun imtihanı olabilir.
Ama o aç insanı gören kişinin imtihanı da:
ona yardım edip etmeyeceğidir.
Bu çok önemlidir.
“Bu onun sınavı.”
deyip:
açlığı,
yoksulluğu,
adaletsizliği
normalleştirmek Kur’an’ın sosyal sorumluluk anlayışıyla uyuşmaz.
Zekât,
sadaka,
infak,
yetim ve yoksulların korunması
gibi emirler bunun tersini gösterir.
Belki aynı olayda iki sınav vardır:
Aç kalan için:
sabır.
İmkânı olan için:
sorumluluk.
“Mallardan Eksiltme” Ne Anlama Gelir
İnsan mal kaybedebilir.
Ticaret zarar edebilir.
Evi zarar görebilir.
Geliri azalabilir.
Ürünü değer kaybedebilir.
Serveti eksilebilir.
Kur’an:
maddi kaybın gerçek bir imtihan olduğunu kabul eder.
Çünkü para:
sadece tüketim aracı değildir.
İnsan için:
güvenlik,
gelecek,
aile,
statü
anlamı da taşıyabilir.
Bu nedenle mal kaybı:
insanın kimliğini bile sarsabilir.
Para Kaybettiğimizde Neden Sanki Kendimizden Bir Parça Kaybetmiş Gibi Hissedebiliriz
Çünkü insan bazen sahip olduğu şeylerle:
kim olduğunu karıştırır.
Serveti arttığında:
kendini değerli hisseder.
Serveti azaldığında:
kendisini başarısız hissedebilir.
Oysa insanın ekonomik durumu:
onun bütün insanlık değerini belirlemez.
Bir kişi:
zenginlik kaybedebilir.
Ama:
dürüstlüğünü,
bilgeliğini,
merhametini,
onurunu
koruyabilir.
Bazen imtihanın sorusu:
“Ne kadar malın kaldı?”
değil,
“Malın giderken senden neler gitmedi?”
olabilir.

“Canlardan Eksiltme” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:
ölüm,
yakınların kaybı,
savaş ve benzeri ağır insan kayıplarıyla
ilişkilendirilmiştir.
Bir önceki ayette şehitlerden söz edilmesiyle:
güçlü bir bağlantı vardır.
İnsan için belki en ağır sınavlardan biri:
sevdiği birisini kaybetmektir.
Çünkü para yeniden kazanılabilir.
Bir ev yeniden yapılabilir.
Ama kaybedilen insan:
dünya hayatında geri getirilemez.
Kur’an böyle bir acının varlığını:
iman eksikliği gibi göstermiyor.
Aksine:
insan hayatının gerçek sınavlarından biri
olarak kabul ediyor.

Sevdiğini Kaybeden Bir İnsanın Ağlaması Sabırsızlık mıdır
Hayır.
Yas:
insanidir.
Sevdiğin birini kaybettiğinde:
özlemen,
üzülmen,
ağlaman
sabırsızlık değildir.
Sabır:
acı duymamak değildir.
Sabır:
acı içinde:
Allah’a isyanın ve umutsuzluğun insanı tamamen ele geçirmesine izin vermemeye çalışmaktır.
Hz. Yakup’un Yusuf’a duyduğu derin özlem ve hüznü Kur’an anlatır.
Dolayısıyla:
güçlü iman = duygusuz insan
denklemi doğru değildir.
İman acıyı ortadan kaldırmayabilir.
Ama:
acının içine anlam ve umut
ekleyebilir.

“Ürünlerden Eksiltme” Ne Anlama Gelir
Arapça ayette:
“semerât”
ifadesi vardır.
Bu doğrudan:
meyveler,
ürünler,
hasatlar
anlamına gelebilir.
Tarım toplumunda bu:
çok ciddi ekonomik kayıp demektir.
Kuraklık.
Hastalık.
Afet.
Verimsiz hasat.
Bunların tamamı:
insanın geçimini etkiler.
Daha geniş anlamda:
insanın emeğinin beklediği sonucu vermemesi
de bu kavramı düşündürebilir.
Çalışırsın.
Ama ürün:
beklediğin kadar çıkmaz.

Her Kayıp Allah’ın Bir Cezası mıdır
Hayır.
Bu ayet bunun böyle olmadığını anlamak açısından son derece önemlidir.
Kayıp:
imtihan
olabilir.
Dolayısıyla bir insanın:
malını kaybetmesi,
hastalanması,
yakınını kaybetmesi
otomatik olarak:
“Allah onu cezalandırıyor.”
anlamına gelmez.
Peygamberler bile:
çok ağır sıkıntılar yaşamıştır.
Bu nedenle birinin başına kötü bir olay geldiğinde:
“Demek ki günahkârdı.”
gibi kesin hükümler vermek:
hem teolojik hem insani açıdan son derece problemli olabilir.

O Halde Bir Olayın Ceza mı, İmtihan mı Olduğunu Nasıl Bilebiliriz
Her zaman kesin biçimde bilemeyebiliriz.
Kur’an bazı tarihsel olayların:
ilahi ceza olduğunu açıkça bildirir.
Ama vahyin özel olarak açıklamadığı günlük olaylarda:
insanın:
Allah adına kesin hüküm vermesi
doğru değildir.
Bir hastalık:
biyolojik sebeplerle oluşabilir.
Bir ekonomik kayıp:
yanlış karar sonucu olabilir.
Bir afet:
doğal süreçlerle meydana gelebilir.
Bütün bunlar aynı zamanda insan için:
manevi bir imtihan haline gelebilir.
Fakat:
“Bu kesin Allah’ın sana cezasıdır.”
demek başka bir iddiadır.

“Sabredenleri Müjdele” İfadesi Neden Ayetin Sonunda Gelir
Çünkü ayet önce:
zorluğu saklamaz.
Korku.
Açlık.
Mal kaybı.
Can kaybı.
Ürün kaybı.
Bunlar sayılır.
Sonra:
müjde
gelir.
Bu çok anlamlıdır.
Kur’an:
“Zor olmayacak.”
demiyor.
“Zor olacak ama zorluk anlamsız değildir.”
diyor.
Müjde:
acı hiç yaşanmayacak diye değildir.
Müjde:
acı içinde doğru kalanlar içindir.
Bir sonraki ayet:
sabredenlerin nasıl konuştuklarını açıklayacaktır.

Bakara 153, 154 ve 155 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
Bu üç ayet güçlü bir bütün oluşturur.
153:
Sabır ve namazla yardım isteyin.
154:
Allah yolunda öldürülenleri mutlak anlamda ölü sanmayın.
155:
Korku, açlık, mal, can ve ürün kayıplarıyla sınanacaksınız.
Yani önce:
dayanma araçları
verilir.
Sonra:
ölüm perspektifi
düzeltilir.
Ardından:
hayatın çeşitli sınavları açıklanır.
Kur’an insanı sınavdan önce:
manevi olarak hazırlıyor gibidir.

Bakara 155’ten Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Hayatın yolunda gitmesi karakterimizin kanıtı değildir; asıl karakter, hayat istediğimiz gibi gitmediğinde ortaya çıkar.
Zenginken cömert olmak kolay olabilir.
Güçlüyken sakin olmak kolay olabilir.
Her şey yolundayken:
şükretmek kolay olabilir.
Ama:
kaybettiğinde,
korktuğunda,
beklediğinde,
geleceği göremediğinde
hangi insana dönüştüğün:
daha derin bir sınavdır.
İmtihan:
sadece ne kaybettiğimizi değil,
kayıptan sonra neye dönüştüğümüzü
de ortaya çıkarabilir.

Son Söz
Bakara 155 Bize “Hayat Elimizdekileri Azalttığında Bizden Geriye Nasıl Bir İnsan Kalıyor?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 155. ayet insana:
belki duymak istemediği,
ama hayatın bir gün mutlaka öğrettiği
bir gerçeği söyler:
Her şey sürekli artmayacak.
Bazen:
azalacak.
Para azalabilir.
Sağlık azalabilir.
Güven azalabilir.
İmkân azalabilir.
Ürün azalabilir.
Ve en ağır olanı:
bir gün çevremizdeki insanlar da azalabilir.
İnsan hayatının ilk yıllarında çoğunlukla:
toplar.
Yeni insanlar tanır.
Bilgi edinir.
Para kazanır.
Eşyalar alır.
Deneyimler biriktirir.
Bir gelecek kurar.
Ama hayatın başka bir yüzü de vardır:
eksilmek.
Ve Kur’an bunu saklamaz.
“Mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme...”
der.
İnsan belki bu nedenle:
hayatın bütün anlamını sahip olduklarına bağlamamalıdır.
Çünkü sahip olduklarının bir kısmı:
bir gün elinden çıkabilir.
Eğer kimliğin tamamen:
malına bağlıysa,
mal giderken:
sen de çökebilirsin.
Eğer bütün anlamın:
tek bir insana bağlıysa,
onu kaybettiğinde:
hayat tamamen anlamsızlaşabilir.
Eğer bütün değer duygun:
statüne bağlıysa,
statü gidince:
kendini hiç kimse gibi hissedebilirsin.
Ayet belki bizi:
daha derin bir merkeze çağırır.
Sahip olduğun şeyleri sev.
Onları koru.
Nimetlerin için şükret.
Ama:
onları varlığının tek temeli haline getirme.
Çünkü hayat:
sahip olduklarımızı bazen test eder.
Ve kayıp geldiğinde:
çok zor bir soru ortaya çıkar:
“Şimdi ben kimim?”
Servet yoksa:
kimim?
İnsanlar beni alkışlamıyorsa:
kimim?
Planım gerçekleşmediyse:
kimim?
Sevdiğim biri artık yanımda değilse:
kimim?
İşte imtihan belki insanın:
sahip olduklarıyla
olduğu kişi
arasındaki farkı görünür hale getirir.
Ayetin ilk sınavı:
korkudur.
Bu çok anlamlıdır.
Çünkü bazen kayıp henüz gerçekleşmeden önce:
korkusu bizi tüketir.
Henüz işimizi kaybetmedik.
Ama kaybetmekten korkuyoruz.
Henüz hastalık yok.
Ama sürekli hastalanmaktan korkuyoruz.
Henüz kötü olay gerçekleşmedi.
Ama zihnimizde:
yüz defa yaşadık.
İnsan bazen:
gerçek acıdan önce:
hayali acılar
yaşar.
Sabır burada da devreye girer.
Sabır:
geleceği garanti altına almak değildir.
Bazen:
garanti olmadığı halde bugünü yaşayabilmektir.
Sonra açlık gelir.
Mal kaybı gelir.
Can kaybı gelir.
Ürün kaybı gelir.
Yani ayet hayatın:
ekonomik,
bedensel,
duygusal,
toplumsal
boyutlarının tamamına dokunur.
Ve sonra şaşırtıcı biçimde:
“Sabredenleri müjdele.”
der.
Dikkat edin:
“Hiç acı çekmeyenleri müjdele.”
demiyor.
“Hiç korkmayanları.”
demiyor.
“Hiç mal kaybetmeyenleri.”
demiyor.
“Sabredenleri.”
Demek ki müjde:
sınavın yokluğuna değil,
sınavın içindeki duruşa
bağlanıyor.
Bu, insanın başarı anlayışını değiştirebilir.
Biz çoğu zaman başarıyı:
sonuç üzerinden ölçüyoruz.
İşi aldı mı?
Kazandı mı?
İyileşti mi?
Para kazandı mı?
Sorun çözüldü mü?
Ama bazen sonuç:
bizim elimizde değildir.
İnsan elinden geleni yapar.
Ve yine de kaybedebilir.
O zaman Kur’an başka bir başarı ölçüsü açar:
Kaybederken kimdin?
Dürüst kaldın mı?
Umudu korudun mu?
Başkalarına zulmettin mi?
Öfke seni ele geçirdi mi?
Allah’la bağını tamamen kopardın mı?
Yoksa:
acıya rağmen:
insanlığını koruyabildin mi?
Bu düşünce çok büyüktür.
Çünkü bazen insan dünyada:
kaybetmiş görünür.
Ama karakter açısından:
kazanmış olabilir.
Başka biri ise:
maddi olarak kazanır,
ama bunu yaparken:
dürüstlüğünü,
vicdanını,
arkadaşlarını,
ailesini,
kendisine duyduğu saygıyı
kaybedebilir.
O zaman gerçekten:
kim kazanmıştır?
Bakara 155’in:
“mallardan eksiltme”
ifadesi tam burada bizi sarsabilir.
Çünkü bazı eksilmeler:
gözle görünür.
Banka hesabı azalır.
Ama bazı kayıplar:
hesapta görünmez.
İnsan:
bir milyon kazanırken:
karakterinden iki milyon kaybedebilir.
Ve bunun bilançosunu kimse görmeyebilir.
Kur’an’ın imtihan perspektifi:
işte bu görünmeyen bilanço üzerinde de düşündürür.
Ayet aynı zamanda acı yaşayan insana karşı nasıl davranmamız gerektiğini de öğretir.
Birinin başına kötü bir şey geldiğinde:
hemen:
“Sabret.”
demek kolaydır.
Fakat sabır öğüdü:
merhametsizce kullanılmamalıdır.
Aç insana:
yalnızca “sabret”
demek yerine:
onu doyurmak gerekir.
Borç içindeki insana:
yalnız “sabret”
demek yerine:
elinden geliyorsa yardım etmek gerekir.
Yas tutan kişiye:
“Üzülme.”
demek yerine:
bazen yanında sessizce oturmak gerekir.
Çünkü Kur’an:
sabredenleri övdüğü kadar:
yardımlaşmayı da emreder.
Başkasının imtihanı:
senin seyirlik hikâyen değildir.
Belki:
senin de ahlak sınavındır.
Aç insan:
açlıkla sınanıyor.
Sen:
cömertlikle.
Mazlum:
sabırla sınanıyor.
Sen:
adaletle.
Yalnız insan:
yalnızlıkla sınanıyor.
Sen:
onun yanında olup olmamakla.
Bu yüzden imtihan fikri:
yalnızca:
“Başıma ne gelecek?”
sorusu değildir.
Bazen asıl soru:
“Başkalarının başına gelenler karşısında ben ne yapacağım?”
olabilir.
Ve ayet:
“biraz”
korku,
açlık
ve eksiltmeden söz ederek belki başka bir perspektif daha verir:
İnsan yaşadığı anda:
acısını sonsuz sanabilir.
Ama dünya hayatının kendisi:
sonsuz değildir.
Bu hiçbir acıyı küçültmez.
Fakat mümine:
acının son söz olmadığını
hatırlatır.
Dünya imtihanı geçer.
Ve hemen sonraki ayetlerde göreceğimiz gibi:
sabreden insanların dillerinden:
çok büyük bir cümle çıkacaktır:
“Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.”
İşte bütün kayıpların altında:
bu sahiplik gerçeği vardır.
Biz:
sahip olduğumuzu sandığımız şeylerin:
aslında mutlak sahibi değiliz.
Kendi bedenimizin bile:
sonsuz sahibi değiliz.
Bir süre taşıyoruz.
Bir süre seviyoruz.
Bir süre beraberiz.
Sonra:
dönüş geliyor.
Belki Bakara 155’in bugünün insanına yönelttiği en zor ve en derin soru tam olarak şudur:
Hayat bize istediğimiz şeyleri verdiğinde kim olduğumuzu biliyoruz; peki korku geldiğinde, mal azaldığında, emeklerimizin karşılığı eksildiğinde ve sevdiğimiz insanlar birer birer hayatımızdan çekildiğinde, elimizde kalan son şey olan karakterimizi ve Allah’a yönelişimizi koruyabilecek miyiz?
“İmtihan bazen hayatımıza yeni bir yük eklemez; zaten sahip olduğumuzu sandığımız şeyleri elimizden çekerek altında nasıl bir insan bulunduğunu gösterir. Sabır, kaybetmemek değildir; kaybederken kendini de kaybetmemektir.”
Ersan Karavelioğlu