📖 Bakara Suresi 167. Ayette “Uyanlar, ‘Keşke Bizim İçin Dünyaya Bir Dönüş Olsaydı da Onların Bizden Uzaklaştıkları Gibi Biz de Onlardan Uzaklaşsaydık

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,835
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 167. Ayette “Uyanlar, ‘Keşke Bizim İçin Dünyaya Bir Dönüş Olsaydı da Onların Bizden Uzaklaştıkları Gibi Biz de Onlardan Uzaklaşsaydık’ Derler. Allah Onlara Yaptıklarını Böyle Pişmanlıklar Halinde Gösterir ve Onlar Ateşten Çıkacak Değillerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan bazen yanlış kişiye bağlı olduğunu, o bağ çözüldüğünde anlar. Fakat en ağır pişmanlık, gerçeği artık değiştiremeyeceğin bir anda fark etmektir. Bu yüzden aklın, vicdanın ve iraden sana bugün verilmiştir; yarın yalnız sonucu görmek için değil.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 167. Ayette Ne Anlatılmaktadır ❓


Bakara Suresi’nin 167. ayeti, 166. ayette anlatılan sahnenin devamıdır.


  1. ayette:

kendilerine uyulanların, kendilerine uyanlardan uzaklaşacağı


ve aralarındaki bağların kopacağı anlatılmıştı.


  1. ayette ise bu kez:

uyanların pişmanlığı


konuşur.


Onlar şöyle derler:


“Keşke bizim için bir dönüş olsaydı da onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık.”


Fakat artık:


dönüş yoktur.


Ardından Kur’an:


Allah’ın onların yaptıklarını kendilerine:


derin pişmanlıklar


olarak göstereceğini bildirir.


Bu ayet:


körü körüne bağlılığın sonundaki:


geç kalmış farkındalığı


anlatır.


2️⃣ “Keşke Dünyaya Bir Kez Daha Dönebilseydik” Demeleri Ne Anlama Gelir ❓


Bu cümle:


insanın sonucu gördükten sonra:


geçmişteki kararını değiştirmek istemesidir.


Dünyadayken:


liderlerini,


otoritelerini,


putlaştırdıkları kişileri


izlemişlerdir.


Ama ahirette:


o kişilerin kendilerini terk ettiğini görünce:


“Bir şansımız daha olsaydı.”


derler.


Bu:


yalnız korkunun değil,


yanlış tercihin farkına varmanın


pişmanlığıdır.


Sorun artık:


“Bilmiyordum.”


değil,


“Keşke bildiğim şeyi zamanında ciddiye alsaydım.”


noktasına dönüşür.


3️⃣ Neden İnsan Çoğu Zaman Gerçeği Sonuç Geldikten Sonra Daha Net Görür ❓


Çünkü dünyadayken kararlarımızı:


çıkar,


korku,


sevgi,


grup baskısı,


alışkanlık,


ego


etkileyebilir.


İnsan bazen:


görmek istemediği şeyi


gerçekten göremez hale gelir.


Ama sonuç ortaya çıktığında:


mazeretler zayıflar.


Bir yatırım çöker.


Bir ilişki biter.


Bir lider insanları terk eder.


Bir yalan ortaya çıkar.


O zaman:


daha önce görünmeyen gerçek çok açık hale gelebilir.


Bakara 167’nin sahnesi:


bunun ahiretteki en ağır biçimini gösterir.


4️⃣ “Onların Bizden Uzaklaştığı Gibi Biz de Onlardan Uzaklaşsaydık” Ne Demektir ❓


Takipçiler:


dünyada bağlandıkları önderlerden:


ahirette uzaklaşmak isterler.


Çünkü artık:


bu bağlılığın neye mal olduğunu


görmektedirler.


Dünyadayken:


“Onun yanındayım.”


demek:


kimlik,


güvenlik,


aidiyet


sağlamış olabilir.


Ama ahirette:


aynı bağ:


pişmanlığın kaynağına


dönüşür.


Bu da gösterir ki:


her güçlü bağ:


doğru bağ değildir.


Bazı bağlar:


insanı taşır.


Bazıları ise:


yanlış yöne sürükler.


5️⃣ Bu Ayet Takipçilere Bütün Sorumluluğu mu Yüklüyor ❓


Hayır.


Yanlış yola çağıran liderin de:


sorumluluğu vardır.


Hatta etkisi büyükse:


sorumluluğu daha ağır olabilir.


Ama takipçinin:


“Ben sadece onu izledim.”


demesi de:


bütün sorumluluğu sıfırlamaz.


Kur’an burada iki tarafı da:


ahlaki aktör


olarak görür.


Önder:


neden yönlendirdi?


Takipçi:


neden sorgulamadan uydu?


İkisi de:


kendi bilgi,


niyet


ve irade alanları ölçüsünde


hesaba konu olur.


6️⃣ “Keşke” Kelimesi Neden Bu Ayette Bu Kadar Ağırdır ❓


Çünkü bazı “keşke”ler:


düzeltilebilir.


“Keşke dün arasaydım.”


Bugün arayabilirsin.


“Keşke özür dileseydim.”


Bugün dileyebilirsin.


Ama bazı keşke noktalarında:


geri dönüş imkânı kalmaz.


Ayetin ağırlığı:


tam buradadır.


Pişmanlık vardır.


Farkındalık vardır.


Ama:


eylem alanı kapanmıştır.


Bu nedenle ayet yaşayan insana:


“Keşkeni mümkünse bugünden düzelt.”


çağrısı yapar.


7️⃣ Pişmanlık Her Zaman Tövbe midir ❓


Hayır.


Pişmanlık ile tövbe:


aynı şey değildir.


İnsan sonucu kötü olduğu için:


pişman olabilir.


Ama yaptığı şeyin:


ahlaken yanlış olduğunu


kabul etmeyebilir.


Örneğin:


“Yakalandığım için pişmanım.”


demek başka,


“Bunu yaptığım için pişmanım.”


demek başka.


Tövbe:


yalnız kötü sonuçtan kaçmak değil,


yanlış yönün kendisinden dönmek


demektir.


Bakara 167’deki pişmanlık ise:


artık dönüş imkânının bulunmadığı


bir fark ediştir.


8️⃣ İnsan Neden Yanlış Liderlerden Zamanında Uzaklaşamaz ❓


Çünkü bağlılık:


sadece fikir değildir.


Duygusaldır.


Sosyaldir.


Kimlikseldir.


Bir topluluğa yıllarını vermiş olabilir.


Arkadaşları oradadır.


Statüsü oradadır.


Kendisi hakkında kurduğu hikâye:


o grubun üzerine kurulmuştur.


Bir gün yanlışlığı fark ettiğinde:


gruptan ayrılmak:


yalnız görüş değiştirmek değil,


kendi kimliğinin bir bölümünü bırakmak


gibi hissedilebilir.


Bu yüzden bazı insanlar:


yanlış olduğunu görseler bile:


kalırlar.


9️⃣ “Bu Kadar Yıl Yanlış Bir Şeye İnanmış Olamam” Düşüncesi İnsanı Nasıl Esir Eder ❓


Çünkü insan geçmiş yatırımını:


gelecek kararının ölçüsü haline getirebilir.


“On yıl verdim.”


“Bu kadar para harcadım.”


“Bunca insanı savundum.”


“O halde yanlış olamaz.”


diye düşünebilir.


Oysa geçmişte çok şey vermiş olmak:


bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamaz.


Bazen en akıllı karar:


“Evet, çok şey verdim ama daha fazlasını kaybetmeyeceğim.”


diyebilmektir.


Yanlış yolda yüz kilometre gitmiş olmak:


yüz birinci kilometreyi de gitmek zorunda olduğun


anlamına gelmez.


🔟 Grup Kimliği Gerçeği Görmemizi Nasıl Engelleyebilir ❓


İnsan:


“Ben kimim?”


sorusuna bazen:


grubuyla cevap verir.


Bizim parti.


Bizim cemaat.


Bizim takım.


Bizim ideoloji.


Bizim lider.


Bu aidiyet:


kendiliğinden kötü değildir.


Ama kimlik:


hakikatin önüne geçtiğinde:


sorun başlar.


Artık soru:


“Doğru olan ne?”


değil,


“Bizim taraf ne diyor?”


olur.


Bakara 167’nin pişmanlığı:


işte bu teslimiyetin sonundaki:


uyanış


gibi okunabilir.


1️⃣1️⃣ Bu Ayet “Hiç Kimseye Güvenmeyin” mi Diyor ❓


Hayır.


İnsan:


güvene muhtaçtır.


Aileye.


Arkadaşlığa.


Öğretmene.


Uzmanlara.


Toplumsal kurumlara.


Sorun:


güveni:


sorgulanamaz teslimiyete


dönüştürmektir.


Sağlıklı güven:


“Senin bilgine değer veriyorum.”


der.


Kör bağlılık:


“Sen ne dersen doğrudur.”


der.


Birincisi:


ilişki kurar.


İkincisi:


aklı devre dışı bırakabilir.


1️⃣2️⃣ Bir İnsanın Yanlış Bir Gruptan Ayrılması İhanet midir ❓


Her zaman değil.


Bazen:


tam tersine,


ahlaki cesaret olabilir.


Bir grup:


seni haksızlığa çağırıyorsa,


hakikati çarpıtıyorsa,


masumlara zarar veriyorsa


ve sen bunu fark ediyorsan:


sadece:


“Bir zamanlar söz verdim.”


diye kalmak:


erdem değildir.


Sadakatin de:


ahlaki sınırı vardır.


Hakikate sadakat:


gruba sadakatten:


daha üst bir yerde


olmalıdır.


1️⃣3️⃣ “Allah Yaptıklarını Onlara Pişmanlıklar Olarak Gösterir” Ne Demektir ❓


Ayette:


“haserât”


kelimesi kullanılır.


Bu:


derin pişmanlık,


yürek yakıcı kayıp hissi,


geri dönüşsüz üzüntü


anlamları taşır.


İnsan ahirette:


sadece yaptığı kötülüğü değil,


başka türlü yaşayabilecekken yaşamadığı hayatı da


görebilir.


Yani pişmanlık:


yalnız:


“Bunu yaptım.”


değil,


“Bunu yapmayabilirdim.”


farkındalığından da doğar.


Özgür tercihin ağırlığı:


tam burada görünür.


1️⃣4️⃣ En Büyük Pişmanlık Yaptıklarımız mı, Yapabilecekken Yapmadıklarımız mı Olabilir ❓


Bazen ikincisi daha ağır olabilir.


Söyleyebileceğin halde:


doğruyu söylemedin.


Özür dileyebilecekken:


gurur yaptın.


Birine yardım edebilecekken:


geçtin.


Yanlış olduğunu gördüğün gruptan:


ayrılabilecekken kaldın.


Bir hakkı savunabilecekken:


sustun.


Bunlar:


kaçırılmış ahlaki fırsatlar


haline gelebilir.


Hayat sadece:


yaptıklarımızdan değil,


yapabileceklerimizden kaçışlarımızdan da


oluşur.


1️⃣5️⃣ “Ateşten Çıkacak Değillerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“ve mâ hum bihâricîne mine’n-nâr”


buyrulur.


Yani:


“Onlar ateşten çıkacak değillerdir.”


Bağlamda bu:


inkâr ve şirk üzere nihai olarak kalanların:


ahiret sonucunun kalıcılığını


vurgular.


Bu hüküm:


dünya hayatında hata yapan herkes için:


aynı şekilde kullanılmaz.


Önceki ayetlerde:


tövbe kapısı açıkça anlatılmıştır.


Kritik fark:


hayattayken dönüş ile, ölümden sonra sonuçla yüzleşme arasındaki farktır.


1️⃣6️⃣ Ayetin Sonsuzluk Vurgusu İnsanın Bugünkü Seçimlerini Neden Ciddileştirir ❓


Çünkü eğer bazı tercihler:


yalnız bugünün birkaç dakikasını değil,


çok daha büyük bir geleceği etkiliyorsa:


kararlar hafif değildir.


İnsan günlük hayatta:


küçük çıkarlar için:


çok büyük değerlerden vazgeçebilir.


Bir alkış.


Bir makam.


Bir para.


Bir ilişki.


Ama sonsuzluk perspektifi:


şunu sorar:


Geçici olan uğruna kalıcı olanı mı satıyorsun?


Bu soru:


  1. ayetteki yanlış sevgilerle de doğrudan bağlantılıdır.

1️⃣7️⃣ Bakara 165, 166 ve 167 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar ❓


Bu üç ayet:


adeta yanlış bağlılığın üç aşamasını gösterir.


165:


İnsanlar Allah’tan başkalarını:


Allah’ı sever gibi severler.


Yani:


bağ kuruluyor.


166:



Kendilerine uyulanlar:


takipçilerinden uzaklaşıyor.


Yani:


bağ kopuyor.


167:



Takipçiler:


“Keşke biz de onlardan uzaklaşabilseydik.”


diyor.


Yani:


pişmanlık geliyor.


Bu üçlü şöyle özetlenebilir:


Kör sevgi → kör takip → geç kalmış pişmanlık.


Kur’an:


bu zinciri:


daha dünyadayken kırmayı


öğütler.


1️⃣8️⃣ Bakara 167’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir ❓


Belki şöyle özetlenebilir:


Bir bağlılığın doğru olup olmadığını, yalnız o bağ sana güven verirken değil, senden hakikat karşısında ne istediğine bakarak değerlendir.


Bir insan senden:


yalan söylemeni istiyorsa,


düşün.


Bir grup:


adaleti terk etmeni istiyorsa,


düşün.


Bir lider:


eleştiriyi yasaklıyorsa,


düşün.


Bir ilişki:


senden kişiliğini silmeni istiyorsa,


düşün.


Çünkü yanlış bağı:


sonuç geldiğinde fark etmektense,


bugün sorgulamak daha değerlidir.


1️⃣9️⃣ Son Söz ❓ Bakara 167 Bize “Bugün Ayrılmaya Cesaret Edemediğimiz Yanlış Bağlardan, Yarın Uzaklaşmak İçin Bir Kez Daha Dünyaya Dönmeyi Dilemek Zorunda Kalabilir miyiz?” Diye mi Soruyor ❓


Bakara Suresi 167. ayet:


insanın hayatındaki en ağır kelimelerden birini:


merkeze alır:


“Keşke.”


Keşke dönseydik.


Keşke başka türlü seçseydik.


Keşke peşlerinden gitmeseydik.


Keşke:


onlardan uzaklaşsaydık.


Bu kelimeyi hepimiz biliyoruz.


İnsan hayatında küçük keşkelere sahiptir.


Keşke onu söylemeseydim.


Keşke o fırsatı kullansaydım.


Keşke daha erken fark etseydim.


Fakat Bakara 167’nin:


“keşke”si


başka bir düzeydedir.


Çünkü artık:


düzeltme imkânı yoktur.


İnsan gerçeği görmüştür.


Ama zaman:


bitmiştir.


Bu yüzden ayet aslında:


ahireti anlatırken:


bugünün değerini


ortaya çıkarır.


Şu anda:


geri dönebiliyorsun.


Şu anda:


fikrini değiştirebiliyorsun.


Şu anda:


birinden uzaklaşabiliyorsun.


Şu anda:


özür dileyebiliyorsun.


Şu anda:


yanlış bir lideri desteklemeyi bırakabiliyorsun.


Şu anda:


bir gruba:


“Burada yanılıyorsunuz.”


diyebiliyorsun.


Bu özgürlük:


çok büyük bir nimettir.


Ama insan bazen:


onu kullanmaktan korkar.


Neden?


Çünkü yanlış bağların da:


ödülleri vardır.


Aidiyet verir.


Yalnızlığı azaltır.


İnsan seni alkışlar.


Bir grup seni:


“bizden”


kabul eder.


Belki para kazanırsın.


Belki statü.


Belki korunursun.


Ve insan:


hakikat ile aidiyet


arasında kaldığında:


çoğu zaman aidiyeti seçebilir.


Çünkü hakikat bazen:


yalnız bırakır.


Bir grubun yanlışını söylediğinde:


sana kızabilirler.


Bir lideri eleştirdiğinde:


seni hain ilan edebilirler.


Bir ilişkinin sağlıksız olduğunu söylediğinde:


kaybetmekten korkabilirsin.


Bu nedenle:


yanlış bağdan ayrılmak:


yalnız mantıksal karar değildir.


Duygusal bedeli vardır.


İşte cesaret:


tam burada gerekir.


Çünkü bazen insan:


bir yanlışın içinde:


yalnız yanlış olduğuna inanmadığı için değil,


ayrılmanın bedelinden korktuğu için


kalmaya devam eder.


Bakara 167 ise:


çok sert bir karşılaştırma yapmamıza neden olur:


Bugün ayrılmanın bedeli mi daha ağır?


Yoksa:


yarın ayrılmak isteyip artık ayrılamamanın pişmanlığı mı?


Bu soru sadece dinî gruplar için değildir.


İnsan ilişkilerinde de vardır.


Bir arkadaş grubunun içinde:


sürekli kötülük yapılıyor.


Sen rahatsızsın.


Ama:


yalnız kalmaktan korkuyorsun.


Bir iş yerinde:


haksızlık var.


Sen biliyorsun.


Ama:


pozisyonunu kaybetmekten korkuyorsun.


Bir siyasi yapıda:


yanlış görüyorsun.


Ama:


yıllarca savunduğun için:


geri adım atmayı gururuna yediremiyorsun.


Bir düşünceyi:


yıllarca savundun.


Sonra yeni delil gördün.


Ama:


“Yanılmışım.”


demek çok ağır geliyor.


İşte Bakara 167’nin çağrısı:


Geç kalmadan dürüst ol.


Çünkü insanın:


yanıldığını kabul etmesi:


küçülmek değildir.


Bazen:


özgürleşmenin başlangıcıdır.


Bir insan:


“Ben on yıl yanılmışım.”


dediğinde:


on yılını geri alamaz.


Ama:


on birinci yılını kurtarabilir.


Fakat ego şöyle der:


“On yıl boşa gitmiş olamaz.”


Ve insan:


on yılın boşa gitmesini kabul etmemek için:


bir on yıl daha kaybedebilir.


Bu:


çok büyük bir psikolojik tuzaktır.


Geçmiş maliyet:


geleceği yönetmeye başlar.


Oysa bilgelik:


şöyle diyebilir:


“Dün verdiğim karar yanlıştı; ama bugünkü kararımı dünün gururuna kurban etmeyeceğim.”


Bu cümle:


Bakara 167’nin dünyadaki en güçlü karşılıklarından biri olabilir.


Ayet aynı zamanda:


insanın liderlik ve takip ilişkisini de altüst eder.


Dünyada:


takipçi:


lideri büyük görür.


Onun fotoğrafını taşır.


Onun sözlerini tekrar eder.


Onun düşmanını:


kendi düşmanı kabul eder.


Belki onun uğruna:


arkadaşlığını kaybeder.


Ailesiyle kavga eder.


Vicdanını susturur.


Sonra ahirette:


o lider:


“Ben senden uzağım.”


der.


Bu sahne:


insanın kalbine çok sert bir soru bırakır:


Senin için hesap vermeyecek biri için neden kendi hesabını tehlikeye atıyorsun?


Bir lider:


senin günahını üstlenmeyecek.


Bir arkadaş:


senin adına hesap vermeyecek.


Bir fenomen:


senin vicdanını taşıyamayacak.


Bir ideoloji:


senin ruhunun yerine cevap veremeyecek.


O halde:


onları dinle.


Ama:


kendini teslim etme.


Çünkü nihai sorumluluk:


kişiseldir.


Bu ayetin belki en önemli ahlaki derslerinden biri:


pişmanlığın önleyici bir araç olarak kullanılabilmesidir.


İnsan karar verirken kendisine:


şunu sorabilir:


“Bir gün bu kararın bütün sonucunu görürsem, bugünkü kendime ne söylemek isterim?”


Bu güçlü bir düşünce yöntemidir.


Yarınki sen:


bugünkü sana bakacak.


Beş yıl sonraki sen.


On yıl sonraki sen.


Ve nihayet:


hesapla karşılaşan sen.


Şu an yaptığın şey için:


“İyi ki.”


mi diyecek?


Yoksa:


“Keşke.”


mi?


Belki insan hayatını:


tamamen bu iki kelime arasında da düşünebilir.


İyi ki.


Ve:


keşke.


İyi ki:


doğruyu söyledim.


İyi ki:


yanlıştan döndüm.


İyi ki:


o zulmün parçası olmadım.


İyi ki:


özür diledim.


İyi ki:


gösteriş uğruna kendimi satmadım.


İyi ki:


hakikati grubumdan üstün tuttum.


Diğer tarafta:


Keşke:


daha önce ayrılsaydım.


Keşke:


o insana bu kadar körü körüne bağlanmasaydım.


Keşke:


herkes yapıyor diye yapmasaydım.


Keşke:


vicdanımı dinleseydim.


Bakara 167’nin amacı:


insanı:


keşkelerin içinde boğmak değildir.


Tam tersine:


henüz “iyi ki” yazabileceğimiz bir hayatımız olduğunu hatırlatmaktır.


Çünkü ayeti şu anda okuyorsan:


ayetin ahirette anlattığı kişilerden farklı olarak:


hâlâ karar alanındasın.


Hâlâ değiştirebilirsin.


Bu nedenle ayetin korkutucu kısmının içinde:


çok büyük bir umut da saklıdır:


Geç değil.


Henüz.


Yanlış kişiye bağlandıysan:


uzaklaşabilirsin.


Yanlış düşünceyi savunduysan:


değişebilirsin.


Yanlış bilgi yaydıysan:


düzeltebilirsin.


Grubun yanlışsa:


hakikati seçebilirsin.


Ve bunu yapmak:


geçmişteki seni inkâr etmek değildir.


Belki:


gelecekteki seni kurtarmaktır.


Ayetin sonunda:


ateşten çıkamama vurgusu gelir.


Bu son derece ağırdır.


Ama yaşayan insanın bu ifadeden çıkaracağı ilk şey:


başkalarının ahiretteki durumunu tartışmak olmamalıdır.


Asıl soru:


“Ben bugün hangi bağları kuruyorum?”


olmalıdır.


Çünkü insan bazen:


kendisini bağlayan zincirleri:


zincir gibi görmez.


Onlara:


sevgi,


sadakat,


gelenek,


aidiyet,


dostluk


isimlerini verir.


Ama gerçek test şudur:


Bu bağ:


seni hakikate yaklaştırıyor mu?


Yoksa:


hakikatten uzak durmak için sana mazeret mi üretiyor?


Eğer bir ilişki:


sana yalan söyletiyorsa,


eğer bir grup:


sana zulmü savunduruyorsa,


eğer bir lider:


sana adaleti unutturuyorsa,


eğer bir sevgi:


sana Allah’ı ikinci plana attırıyorsa,


o bağın:


adı güzel olsa bile yönü yanlış olabilir.


Ve belki Bakara 167’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:


Bugün sırf yalnız kalmamak, dışlanmamak veya yıllardır verdiğimiz emeğin boşa gittiğini kabul etmemek için sürdürdüğümüz hangi yanlış bağlılıklar, yarın bize “Keşke bir kez daha dönebilseydim” dedirtebilir?


“İnsanın özgürlüğü yalnız bir yere bağlanabilmesinde değil, yanlış yere bağlandığını fark ettiğinde oradan ayrılabilmesindedir. Geçmişe sadakat uğruna geleceği feda etmek sadakat değil, zincirdir. Hakikat değişmeni gerektiriyorsa, değişmek yenilgi değil uyanıştır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt