Bakara Suresi 166. Ayette “Kendilerine Uyulanlar, Kendilerine Uyanlardan Uzaklaşacak; Azabı Görecekler ve Aralarındaki Bütün Bağlar Kopacaktır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen hayatını bir başkasının sözüne emanet eder; fakat hesabın geldiği yerde herkes kendi kararının sahibi olarak kalır. Kör bağlılığın en acı sonucu, uğruna hakikatten vazgeçtiğin kişinin sonunda senin sorumluluğunu taşımayacağını anlamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 166. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 166. ayeti, 165. ayette anlatılan:
Allah’tan başkalarını O’na denk tutma ve onları Allah’ı sever gibi sevme
meselesinin sonucunu gösterir.
Ayetin anlamı özetle şöyledir:
“Kendilerine uyulanlar, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar; azabı görecekler ve aralarındaki bütün bağlar kopacaktır.”
Dünyada:
lider ile takipçi,
önder ile taraftar,
otorite ile bağlı kişi
arasında güçlü ilişkiler kurulabilir.
Fakat ahirette:
bu ilişkilerden bazıları:
sorumluluktan kurtaran bağlar olmayacaktır.
İnsan:
başkasını izlediğini söyleyebilir.
Ama yaptığı tercihin hesabından:
tamamen kaçamayacaktır.
“Kendilerine Uyulanlar” Kimlerdir
Ayette:
“ellezîne’t-tubiû”
ifadesi vardır.
Yani:
kendilerine uyulanlar.
Bunlar bağlama göre:
putlaştırılan kişiler,
dini veya siyasi önderler,
yanlış yola çağıran liderler,
otorite kabul edilen şahıslar
olarak düşünülebilir.
Ancak ayetin ilkesi bundan daha geniştir.
İnsan birini:
öylesine takip edebilir ki:
artık kendi ahlaki muhakemesini bırakır.
O kişi:
ne derse doğru,
ne yaparsa haklı,
kimi severse iyi,
kimi düşman görürse kötü
olmaya başlar.
İşte burada:
takip etmek ile teslim olmak arasındaki sınır
tehlikeli biçimde kaybolur.
“Kendilerine Uyanlar” Kimlerdir
Bunlar:
başkalarının peşinden giden,
onların görüşünü benimseyen,
onların yönlendirmesiyle hareket eden
kişilerdir.
Fakat Kur’an burada:
“Onlar sadece kandırılmış masumlardı, hiçbir sorumlulukları yoktu.”
demiyor.
Çünkü insanın:
aklı,
vicdanı,
seçim kapasitesi
vardır.
Bir başkasının etkisi:
sorumluluğu azaltabilecek bir unsur olabilir.
Ama her durumda:
sorumluluğu tamamen yok etmeyebilir.
İşte ayetin ciddi taraflarından biri budur.
Bir Liderin Peşinden Gitmek Neden Tek Başına Yanlış Değildir
Çünkü insan sosyal bir varlıktır.
Öğretmenlere uyarız.
Uzmanlardan bilgi alırız.
Yöneticilere tabi oluruz.
Bilim insanlarının çalışmalarına güveniriz.
Din âlimlerinden öğreniriz.
Her konuda:
sıfırdan uzman olmak mümkün değildir.
Dolayısıyla:
otoriteye başvurmak
normaldir.
Sorun:
otoriteyi:
yanılmaz ve sorgulanamaz hale getirmektir.
Takip etmek başka şeydir.
Kendini düşünmekten tamamen vazgeçmek başka.
Körü Körüne İtaat Neden Tehlikelidir
Çünkü insan:
sorumluluğunu başkasına devrettiğini sanabilir.
“Lider söyledi.”
“Hocam böyle dedi.”
“Herkes böyle yapıyordu.”
“Ben sadece emir uyguladım.”
Fakat ahlaki sorumluluğun temelinde:
insanın:
kendi eylemine belli ölçüde sahip çıkması
vardır.
Açık bir zulmü sırf bir otorite istedi diye yapmak:
ahlaken masum hale gelmez.
Ayet:
insana şu soruyu yöneltir:
Birini takip ederken kendi vicdanını da yanında taşıyor musun?
“Kendilerine Uyulanlar Uyanlardan Uzaklaşacak” Ne Demektir
Dünyada lider:
takipçisine şöyle diyebilir:
“Benim yanımda ol.”
“Bana güven.”
“Beni takip et.”
Ama hesap geldiğinde:
aynı kişi:
takipçisinin sorumluluğunu üstlenemeyebilir.
Ayetin:
“teberre’e”
ifadesi:
uzaklaşmak,
ilişkiyi reddetmek,
sorumluluktan sıyrılmak
anlamını taşır.
Yani dünyada:
çok güçlü görünen bağlılık,
ahirette:
“Ben senden sorumlu değilim.”
noktasına gelebilir.
Bu, kör sadakatin büyük trajedisidir.
İnsan Neden Bir Lideri Aşırı Derecede Yüceltir
Çünkü insan:
güvenlik ister.
Kesin cevap ister.
Karmaşık dünyada:
birinin:
“Ben ne yapacağını biliyorum.”
demesi rahatlatıcı olabilir.
Bir lider:
insanın belirsizlik korkusunu azaltabilir.
Fakat bu kolaylık:
bir bedel doğurabilir.
İnsan kendi düşünme sorumluluğunu:
yavaş yavaş bırakabilir.
Sonra:
liderin düşüncesi:
kendi düşüncesinin yerine geçer.
Ve en sonunda:
eleştirmek:
ihanet gibi hissedilmeye başlayabilir.
Bir İnsanı Eleştirememek Onu Putlaştırmanın İşareti Olabilir mi
Her durumda böyle demek doğru olmaz.
Ama güçlü bir işaret olabilir.
Bir insan hakkında:
“O asla yanlış yapmaz.”
diyorsan,
dikkat etmek gerekir.
Çünkü insanlar:
yanılabilir.
Peygamber olmayan hiçbir dinî lider:
mutlak yanılmaz değildir.
Hiçbir siyasetçi:
hatasız değildir.
Hiçbir düşünür:
bütün konularda mutlak otorite değildir.
Sağlıklı bağlılık:
şöyle diyebilir:
“Onu seviyorum ama yanlışına yanlış diyebilirim.”
Kör bağlılık ise:
“O yaptıysa mutlaka doğrudur.”
der.
Aradaki fark:
çok büyüktür.
Ayette Geçen “Bağların Kopması” Ne Anlama Gelir
Ayet:
“ve tekatta‘at bihimu’l-esbâb”
der.
Buradaki “esbâb”:
bağlar,
ilişkiler,
vasıtalar,
dayanaklar
gibi anlamlara gelebilir.
Dünyada insanın kendisini güvende hissettiği:
ittifaklar,
dostluklar,
liderlik ilişkileri,
çıkar bağları
ahirette artık:
aynı işlevi görmeyebilir.
İnsanın:
“O beni kurtarır.”
diye düşündüğü bağ:
kopabilir.
Çünkü nihai hesap:
kişisel sorumluluğu gündeme getirir.
Dünya Hayatındaki Bütün İlişkiler Ahirette Değersiz mi Olacaktır
Hayır.
Ayet:
bütün sevgi,
dostluk,
aile
ve bağlılık ilişkilerinin anlamsız olduğunu söylemez.
Kur’an’da iman ve iyilik temelindeki ilişkilerin:
başka biçimde devamına dair olumlu anlatımlar da vardır.
Buradaki eleştiri:
hakikate karşı kurulmuş yanlış bağlılıklaradır.
Yani insanları:
Allah’tan uzaklaştıran,
zulümde birleştiren,
yanlışı savunmaya yönelten
bağlar:
hesap anında:
kurtarıcı olmayacaktır.

“Ben Sadece Emirleri Uyguladım” Savunması Neden Yeterli Olmayabilir
Çünkü insan:
tamamen iradesiz bir makine değildir.
Elbette:
zorlama,
tehdit,
bilgi eksikliği,
psikolojik baskı
gibi durumlar sorumluluğun derecesini etkileyebilir.
Allah’ın adaleti:
bunların tamamını bilir.
Ama genel ahlaki ilke şudur:
Açıkça kötü olduğunu bildiğin bir şeyi:
sırf üstündeki kişi söyledi diye yapmak:
eylemi otomatik olarak doğru hale getirmez.
İtaatin de:
ahlaki sınırı vardır.

Bu Ayet Tarikat, Siyaset veya Grup Bağlılıklarına Nasıl Uygulanabilir
Ayet doğrudan modern kurum isimlerini hedeflemez.
Ama ahlaki ilkesi:
her türlü grup ilişkisine uygulanabilir.
Bir cemaat.
Bir siyasi parti.
Bir ideoloji.
Bir şirket.
Bir sosyal hareket.
Bir taraftar grubu.
Hepsinde şu tehlike oluşabilir:
“Bizim grup yapıyorsa doğrudur.”
İşte bu:
ahlaki muhakemenin grup kimliğine teslim edilmesidir.
Kur’an’ın bakışında:
hakikat gruptan büyüktür.
Kendi tarafının yanlışını da görebilmek:
ahlaki olgunluktur.

İnsan Neden Kendi Grubunun Hatasını Görmekte Zorlanır
Çünkü grup:
kimlik sağlar.
“Biz.”
duygusu:
insana güven verir.
Grup eleştirildiğinde:
kişi bunu kendi şahsına saldırı gibi algılayabilir.
Sonra:
gerçeği değerlendirmek yerine:
grubunu savunmaya başlar.
Buna modern psikolojide:
grup yanlılığı,
kimlik koruyucu düşünme
gibi kavramlarla yaklaşılır.
Kur’an’ın uyarısı ise çok daha eski ve yalındır:
Başkalarının peşinden giderken hakikati kaybetme.

Sevdiğimiz Bir İnsan Yanlış Yaptığında Onun Yanında Olmak Ne Demektir
Gerçek sadakat:
her yanlışını savunmak değildir.
Bazen bir insanın yanında olmanın en doğru yolu:
ona:
“Burada yanılıyorsun.”
diyebilmektir.
Çünkü yanlışını desteklemek:
onu korumak değil,
yanlışın içinde daha da derine götürmek olabilir.
Sevgi:
gerçeğin düşmanı olmamalıdır.
Bir arkadaşın suç işlemişse:
onu gizlemek:
sadakat değildir.
Bazen gerçek dostluk:
insanı yanlışından döndürmeye çalışmaktır.

Bir Liderin Sorumluluğu Takipçiden Daha mı Büyüktür
Birçok durumda:
evet, daha büyük olabilir.
Çünkü lider:
yalnız kendi seçiminden değil,
etkilediği insanlar üzerinde oluşturduğu sonuçlardan da:
ayrıca sorumlu olabilir.
Bilgisi arttıkça:
sorumluluğu artar.
Gücü arttıkça:
etkisi büyür.
Bu yüzden:
yanlış yola çağıran kişi ile:
ona uyan kişinin hesabı:
aynı biçimde olmak zorunda değildir.
Allah:
her kişinin:
bilgisini, niyetini, etkisini ve irade alanını
eksiksiz bilir.

Takipçi Olmamak Her Şeyi Kendimiz Bilmek Anlamına mı Gelir
Hayır.
Böyle bir sonuç da hatalı olur.
İnsan:
uzmanlığa ihtiyaç duyar.
Bir hastalıkta:
doktora gider.
Hukukta:
avukata danışır.
Dinî konuda:
ilim sahibinden öğrenir.
Sorun uzmanı dinlemek değil:
uzmanı mutlaklaştırmaktır.
Sağlıklı yaklaşım:
güven ile:
sorgulama kapasitesini
birlikte taşıyabilmektir.
“Benden daha iyi biliyor.”
demek başka.
“O yanılmaz.”
demek bambaşkadır.

Bakara 165 ve 166 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
Allah’tan başkalarını:
Allah’ı sever gibi sevenlerden
söz edilmişti.
- ayet:
bu aşırı bağlılığın:
sonunu
gösterir.
Dünyada:
“Senin için her şeyi yaparım.”
denilen kişi:
ahirette:
“Ben senden uzağım.”
diyebilir.
Dünyada:
kopmaz görünen bağlar:
kopabilir.
Bu nedenle 165:
kalbin yanlış bağlanışını
anlatırken,
166:
o bağlanışın çöküşünü
gösterir.
Mesaj çok nettir:
Mutlak bağlılığı geçici varlıklara verme.

Bakara 166’dan Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Kararlarını bir başkasına tamamen teslim etme; çünkü sonunda yaptığın tercihlerle yüzleşecek olan sensin.
Danış.
Öğren.
Sev.
Takip et.
Ama:
aklını,
vicdanını,
ahlaki sorumluluğunu
başkasına bırakma.
Bir insanın:
“O söyledi.”
demesi,
her zaman:
“Ben sorumlu değilim.”
anlamına gelmez.
Çünkü nihai hesapta:
sen de:
neden uyduğunu
açıklamak zorunda kalabilirsin.

Son Söz
Bakara 166 Bize “Uğruna Hakikatten Vazgeçtiğimiz İnsanlar, Hesap Günü Bizim Yaptıklarımızın Sorumluluğunu Üstlenecek mi?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 166. ayet:
insan ilişkilerinin en tehlikeli yanlarından birine dokunur:
sorumluluğu başkasına devretme arzusu.
İnsan bazen düşünmek istemez.
Çünkü düşünmek:
yorucudur.
Karar vermek:
risklidir.
Yanlış çıkarsan:
sorumlusun.
Bu yüzden:
birinin sana kesin cevap vermesi:
rahatlatıcıdır.
“Bunu yap.”
der.
Yaparsın.
“Şuna inan.”
der.
İnanırsın.
“Şu kişi düşman.”
der.
Düşman olursun.
“Bunu sorgulama.”
der.
Sorgulamazsın.
Ve zamanla:
kendi vicdanın yerine:
başkasının sesi
konuşmaya başlar.
İşte Bakara 166:
bu ilişkinin son perdesini gösterir.
Dünyada peşinden gittiğin kişi:
ahirette:
senin sorumluluğunu taşımayacaktır.
Bu çok ağır bir gerçektir.
Çünkü insan dünyada:
başkasına güvenerek:
kendi kararının ağırlığını azaltmak ister.
“Ben bilmiyordum.”
“Bana böyle öğretildi.”
“Herkes öyle yapıyordu.”
“Liderimiz söyledi.”
“Büyüklerimiz böyle dedi.”
Bazı durumlarda bunlar:
gerçekten sorumluluğun derecesini etkileyebilir.
Allah:
insanın bilgi ve imkan düzeyini bilir.
Ama ayetin temel uyarısı şudur:
Başkasının iradesine sahip olmak, senin iradeni tamamen yok etmez.
Bir noktada:
sen de seçtin.
Sen de destekledin.
Sen de sustun.
Sen de yürüdün.
Bu nedenle insan:
otorite ilişkilerinde:
çok dikkatli olmalıdır.
Çünkü otorite:
gerekli olabilir.
Ama:
kutsallaştığında tehlikeli olur.
Bir öğretmen:
sana yol gösterebilir.
Ama düşünme yeteneğini:
senin yerine yaşayamaz.
Bir din âlimi:
bilgi verebilir.
Ama senin adına:
iman edemez.
Bir siyasi lider:
ülkeyi yönetebilir.
Ama:
senin vicdanının sahibi değildir.
Bir arkadaş:
tavsiye verebilir.
Ama:
senin ahlaki hesabını üstlenemez.
İşte bu ayrımlar:
insanın iç özgürlüğünü korur.
Ayetin:
“aralarındaki bağlar kopacaktır”
ifadesi ise çok derindir.
İnsan dünyada:
bağlara güvenerek yaşar.
Aile.
Arkadaşlık.
Para.
Statü.
İttifaklar.
Çevre.
Güçlü tanıdıklar.
Bunlar:
dünya hayatında gerçekten etkili olabilir.
Bir telefon açarsın:
iş çözülür.
Bir tanıdığın vardır:
kapı açılır.
Bir grubun içindesindir:
korunursun.
Ama ahiretin:
bambaşka bir düzen olduğunu
ayet hatırlatır.
Orada:
kartvizitler çalışmayabilir.
Makam işe yaramayabilir.
Parti üyeliği işe yaramayabilir.
Grup kimliği kurtarmayabilir.
Dünyadaki:
“Ben onu tanıyorum.”
cümlesi:
hesap karşısında:
hiçbir anlam taşımayabilir.
Çünkü ahiret:
bağlantıların değil,
hakikatin alanıdır.
Bu bize çok güçlü bir dünya ahlakı da verir.
Eğer sonunda:
hiçbir insanın arkasına saklanamayacaksak,
bugün:
neden körü körüne birinin arkasında duralım?
Bir insanı sevebiliriz.
Ama:
yanlışına yanlış diyebilmeliyiz.
Bir gruba ait olabiliriz.
Ama:
adaleti grubun çıkarına feda etmemeliyiz.
Bir görüşü savunabiliriz.
Ama:
delil karşısında fikrimizi değiştirebilmeliyiz.
Çünkü gerçek sadakat:
kişiye değil:
hakikate
olmalıdır.
Belki bu ayetin en büyük modern karşılıklarından biri:
lider kültüdür.
İnsanlar zaman zaman:
liderlerini:
normal insan olmaktan çıkarırlar.
Fotoğrafı:
sembole dönüşür.
Sözü:
eleştirilemez hale gelir.
Her hareketine:
hikmet bulunur.
Bir hata yaptığında:
“Mutlaka bizim bilmediğimiz bir sebebi vardır.”
denir.
Sonra:
liderin doğruluğunu sorgulamak:
hakikati sorgulamaktan daha büyük suç
haline gelir.
İşte burada:
insan çok tehlikeli bir eşiğe yaklaşır.
Çünkü kişi:
hakikati lider üzerinden değil,
lideri:
hakikatin ölçüsü
haline getirmiştir.
Oysa tevhid:
ölçünün Allah ve hakikat olduğunu
hatırlatır.
İnsanlar:
gelir ve gider.
Liderler:
doğar ve ölür.
Devletler:
kurulur ve yıkılır.
Fikir akımları:
yükselir ve düşer.
Ama insan:
geçici bir varlığa:
kalıcı bir teslimiyet
vermemelidir.
Ayetin psikolojik boyutu da son derece güçlüdür.
İnsan bir gruba çok bağlandığında:
bazen yalnız kalmaktan korkar.
Gruba karşı çıkarsa:
arkadaşlarını kaybedebilir.
Statüsünü kaybedebilir.
Kimliğini kaybetmiş gibi hissedebilir.
Bu nedenle:
yanlış olduğunu gördüğü halde:
susar.
İşte burada Bakara 166:
büyük bir soru sorar:
Bu bağlar sonsuza kadar seninle kalacak mı?
Belki bugün:
yalnız kalmamak için:
doğruyu terk ediyorsun.
Ama yarın:
uğruna doğruyu terk ettiğin kişiler:
senden uzaklaşabilir.
O zaman:
geriye ne kalacak?
Bu yüzden insanın:
yalnız kalmayı göze alabilecek kadar:
bir iç merkezi olmalıdır.
Bu kolay değildir.
İnsan:
aidiyete ihtiyaç duyar.
Ama:
aidiyet uğruna:
kendini kaybetmemelidir.
Ve belki burada 165. ayetteki:
“İman edenlerin Allah’a sevgileri daha güçlüdür.”
cümlesinin anlamı daha da netleşir.
Çünkü Allah sevgisi:
insana:
gerektiğinde:
kalabalığa karşı tek başına durabilecek
bir merkez verebilir.
Bu:
herkesle kavga etmek değildir.
Her otoriteyi reddetmek değildir.
Tam tersine:
şunu söyleyebilmektir:
“Ben seni dinlerim.”
“Değer veririm.”
“Severim.”
“Ama yanlışın karşısında:
vicdanımı sana teslim etmem.”
İşte sağlıklı bağlılığın sınırı budur.
Ayet bize ayrıca:
bir lider olmanın sorumluluğunu da hatırlatır.
Eğer insanlar seni takip ediyorsa:
bu bir ayrıcalık değil,
yük
olmalıdır.
Çünkü senin yanlışın:
yalnız seni etkilemeyebilir.
Bin kişiyi etkileyebilirsin.
Bir milyon kişiyi.
Bir cümlen:
insanların davranışını değiştirebilir.
Bu yüzden gerçek lider:
takipçilerinin kendisine:
körleşmesini istememelidir.
Onlara:
düşünmeyi,
sorgulamayı,
hakikati kendisinden daha üstün görmeyi
öğretmelidir.
Çünkü seni:
eleştiremeyen insan:
seni gerçekten sevmiyor olabilir.
Belki:
seni putlaştırıyordur.
Ve bir insan için bundan daha tehlikeli hediyelerden biri yoktur.
Çünkü alkış:
insanın kendi hatasını görmesini engelleyebilir.
Bir liderin çevresinde herkes:
“Evet.”
diyorsa,
o lider:
bir süre sonra:
kendi yanılmazlığına inanabilir.
Sonra:
takipçi ile lider:
birbirini yanlışın içinde büyütür.
Takipçi:
lideri kutsallaştırır.
Lider:
takipçinin kör sadakatinden güç alır.
Ve sonunda:
iki taraf da:
gerçekten uzaklaşabilir.
Bakara 166:
o sahnenin sonunu:
çok sert biçimde gösterir:
Bağlar kopar.
İnsan yalnız kalır.
Kendi tercihiyle.
Kendi hesabıyla.
Kendi gerçeğiyle.
Belki bu nedenle ayetin en derin mesajı şudur:
Hayatını, sonunda senin hesabını taşımayacak hiç kimseye teslim etme.
Sev.
Ama düşün.
Güven.
Ama kontrol et.
Dinle.
Ama tart.
Takip et.
Ama:
vicdanını ve aklını kapının dışında bırakma.
Çünkü bir gün:
“Bana o söyledi.”
cümlesinin:
yeterli olmayacağı
bir hesapla karşılaşabilirsin.
Ve belki Bakara 166’nın bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Bugün uğruna doğruyu görmezden geldiğimiz, hatasını savunduğumuz veya vicdanımızı susturduğumuz insanlar, yarın sonuçlarla karşılaştığımızda gerçekten yanımızda duracaklar mı; yoksa başkasına teslim ettiğimizi sandığımız sorumluluğun başından beri bize ait olduğunu o zaman mı anlayacağız?
“Birini takip etmek aklını bırakmak değildir; gerçek sadakat, sevdiğin kişinin yanlışına da yanlış diyebilecek kadar hakikate bağlı kalabilmektir. Çünkü sonunda liderler, gruplar ve kalabalıklar dağılabilir; insanın geriye kalan en ağır emaneti ise kendi seçimi ve kendi vicdanıdır.”
Ersan Karavelioğlu