Bakara Suresi 152. Ayette “Öyleyse Siz Beni Anın ki Ben de Sizi Anayım. Bana Şükredin, Nankörlük Etmeyin” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan neyi sürekli hatırlıyorsa, zamanla hayatının merkezini de onun etrafında kurar. Allah’ı anmak yalnızca dilde tekrar edilen bir isim değil; kararlarımızın, korkularımızın, şükrümüzün ve vicdanımızın merkezini yeniden belirlemektir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 152. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 152. ayeti son derece kısa olmasına rağmen Kur’an’ın insan ile Allah arasındaki ilişkiyi anlatan en güçlü ifadelerinden birini içerir:
“Beni anın ki ben de sizi anayım.”
Ardından:
“Bana şükredin, nankörlük etmeyin.”
buyrulur.
Bir önceki ayette Allah:
peygamber göndermek,
ayetleri öğretmek,
insanları arındırmak,
Kitabı ve hikmeti öğretmek
gibi büyük nimetlerden söz etmişti.
- ayette ise insanın bütün bu nimetlere nasıl cevap vermesi gerektiği gösterilir:
Zikir.
Şükür.
Ve:
nankörlükten kaçınmak.
Yani nimet verilmiştir.
Şimdi soru şudur:
İnsan bu nimeti hatırlayacak mı, yoksa unutacak mı?
“Beni Anın” Ne Demektir
Kur’an’daki “zikir” kavramı:
yalnızca Allah’ın adını dil ile tekrar etmekten daha geniştir.
Zikir:
hatırlamak,
unutmamak,
bilinçte tutmak,
Allah’ı hayatın merkezinde hesaba katmak
anlamlarını taşır.
Elbette:
tesbih,
dua,
Kur’an okumak,
Allah’ın isimlerini anmak
zikrin parçalarıdır.
Ama gerçek zikir sadece dil hareketi değildir.
Bir karar vereceğin anda:
Allah’ın seni gördüğünü hatırlamak
da zikirdir.
Birine haksızlık yapabilecekken:
adaleti hatırlamak
da zikrin ahlaki sonucudur.
Allah’ı Anmak Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü insan:
unutabilen bir varlıktır.
Bugün güçlü bir manevi karar verir.
Yarın hayatın telaşı içinde unutabilir.
Bir sıkıntı anında Allah’a yönelir.
Rahatlayınca unutabilir.
Bir nimet geldiğinde sevinir.
Bir süre sonra onu:
normal ve kendiliğinden verilmiş bir hak
gibi görmeye başlayabilir.
Zikir insanı:
tekrar merkeze döndürür.
Sanki ruhun pusulası yeniden ayarlanır.
Allah’ı Unutmak Ne Anlama Gelebilir
Allah’ı unutmak sadece:
“Allah’ın varlığını zihinsel olarak hatırlamamak”
değildir.
İnsan Allah’a inandığını söyleyip:
hayatını sanki hiçbir hesap yokmuş gibi yaşayabilir.
Dilde iman vardır.
Ama karar anında:
Allah yoktur.
Ticarette:
çıkar belirleyicidir.
Öfkede:
intikam belirleyicidir.
Güç eline geçtiğinde:
ego belirleyicidir.
Bu durumda insanın teorik inancı vardır.
Fakat pratik hayatında:
Allah bilinci geri plana düşmüş olabilir.
“Ben de Sizi Anayım” Ne Anlama Gelir
Bu ifade son derece çarpıcıdır.
Allah’ın insanı “anması”:
insanın Allah’ı hatırlamasıyla aynı türden bir zihinsel hatırlama değildir.
Çünkü Allah:
unutkan değildir.
Klasik İslam yorumlarında bu ifade:
Allah’ın kuluna:
rahmet,
lütuf,
yakınlık,
övgü,
yardım
ile karşılık vermesi
gibi anlamlarla açıklanmıştır.
Yani kul Allah’a yöneldiğinde:
bu yöneliş:
karşılıksız ve değersiz bırakılmaz.
Allah’ın Kulu “Anması” İnsan İçin Ne Kadar Büyük Bir Anlam Taşır
İnsan hayatının büyük kısmında:
hatırlanmak
ister.
Sevilmek.
Değer görmek.
Unutulmamak.
İnsanların onu önemsemesini ister.
Fakat Bakara 152 çok daha büyük bir perspektif açar:
“Beni anın ki ben de sizi anayım.”
Bir insanı:
bütün insanların unutması mümkün olabilir.
Adı tarihten silinebilir.
Kimse onu tanımayabilir.
Ama Kur’an’ın perspektifinde:
Allah’ın bilgisi ve rahmeti açısından:
kaybolmuş değildir.
Bu, insanın değer anlayışını kökten değiştirebilir.
Allah’ı Anmak Yalnızca Tesbih Çekmek midir
Hayır.
Tesbih:
zikrin güzel biçimlerinden biridir.
Ama zikir bundan ibaret değildir.
Bir insan:
bin defa Allah’ın adını söyleyebilir.
Sonra:
bir insanın hakkını yiyebilir.
Bu durumda dilde zikir vardır.
Ama zikrin:
ahlaki etkisi
zayıf kalmış olabilir.
Gerçek zikir:
dil,
kalp
ve davranış
arasında bağ kurmaya çalışır.
Allah’ı anıyorsan:
Allah’ın senden istediği adaleti de hatırlamalısın.
Namaz Neden Zikrin En Büyük Biçimlerinden Biri Olarak Görülebilir
Çünkü namaz:
günün içine yerleştirilmiş tekrar eden bir hatırlama düzenidir.
İnsan sabah:
dünya başlamadan önce yönelir.
Gün ortasında:
işin,
paranın,
sorunların
arasından çıkar ve yeniden yönelir.
Akşam:
tekrar döner.
Sanki her namaz insana şöyle der:
“Merkezini unutma.”
Bu açıdan namaz:
yalnızca bir görev değil,
bilinci yeniden hizalama sistemi
olarak da düşünülebilir.
İnsan Neyi Çok Anarsa Ona mı Dönüşür
Belirli ölçüde evet.
İnsan sürekli neyi düşünüyorsa:
duyguları ve davranışları onun etrafında şekillenebilir.
Sürekli para düşünen insan:
her şeyi maddi değerle ölçmeye başlayabilir.
Sürekli başkalarının onayını düşünen kişi:
hayatını onların beklentilerine göre yaşayabilir.
Sürekli öfkesini besleyen insan:
öfkeyi karakterinin merkezine taşıyabilir.
Zikir ise insanın dikkatini:
daha yüksek bir merkeze
yöneltir.
Bu yüzden:
neye dikkat verdiğimiz,
zamanla kim olduğumuzu etkileyebilir.
“Bana Şükredin” Ne Anlama Gelir
Şükür:
yalnızca:
“Allah’ım şükürler olsun.”
demek değildir.
Şükür:
nimetin farkına varmak,
nimetin kaynağını tanımak,
nimeti doğru kullanmak
anlamlarını da taşır.
Örneğin:
sağlık bir nimetse:
onu bilinçli kullanmak şükrün parçasıdır.
Bilgi nimetse:
onu insanlara zarar vermek için değil,
fayda için kullanmak gerekir.
Servet nimetse:
sadece biriktirmek değil,
sorumluluğunu da taşımak gerekir.
Bu yüzden şükür:
sözden davranışa uzanan bir bilinçtir.

Şükretmek Neden Sadece “Elindekine Razı Olmak” Değildir
Çünkü şükür:
pasiflik değildir.
İnsan mevcut nimete şükrederken:
daha iyi bir hayat için çalışabilir.
Haksızlığa karşı çıkabilir.
Fakirlikten kurtulmak için emek verebilir.
Hastalığı tedavi ettirebilir.
Bilgisini geliştirebilir.
Dolayısıyla şükür:
“Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışma.”
demek değildir.
Şükür:
elindekini küçümsemeden:
daha iyisi için sorumlulukla çalışabilmektir.

İnsan Nimetlere Neden Bu Kadar Çabuk Alışır
Çünkü insan zihni:
yeni durumlara uyum sağlar.
Bir gün çok istediğin bir şeyi elde edersin.
İlk gün:
çok mutlu olursun.
Bir ay sonra:
normalleşir.
Bir yıl sonra:
varlığını fark etmeyebilirsin.
Sağlığın varken:
sağlığı unutursun.
Elektrik kesilene kadar:
elektriğin değerini düşünmezsin.
Bir insanı kaybedene kadar:
onun varlığını sıradanlaştırabilirsin.
Şükür:
alışkanlığın körleştirdiği nimeti yeniden görünür hale getirir.

“Nankörlük Etmeyin” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda:
“ve lâ tekfurûn”
ifadesi bulunur.
“Küfr” kelimesinin kök anlamlarından biri:
örtmek,
gizlemek
ile ilişkilidir.
Bu bağlamda:
nimeti görmezden gelmek,
nimetin kaynağını inkâr etmek,
nimeti yanlış kullanmak
nankörlüğün biçimleri olarak düşünülebilir.
Yani nankörlük yalnızca:
“Teşekkür etmemek”
değildir.
Bir nimeti:
amacının tersine kullanmak
da nankörlüğün derin bir şekli olabilir.

Bir Nimeti Yanlış Kullanmak Nasıl Nankörlük Olabilir
Örneğin:
zeka nimettir.
Ama zekayı:
dolandırıcılık için kullanırsan,
nimeti tersine çevirmiş olursun.
Güç nimettir.
Ama gücü:
zayıfı ezmek için kullanırsan,
nimet zulme dönüşür.
Servet nimettir.
Ama serveti:
kibir ve sömürü aracı yaparsan,
nimetin ahlaki karşılığını kaybedebilirsin.
Dil nimettir.
Ama dili:
iftira için kullanırsan,
nimeti kirletirsin.
Gerçek şükür:
nimetin doğru yönde kullanılmasını
gerektirir.

İnsan Sıkıntı İçindeyken de Şükredebilir mi
Evet.
Ama bu:
acı yokmuş gibi davranmak
demek değildir.
Bir insan:
çok zor bir dönem yaşayabilir.
Üzülebilir.
Ağlayabilir.
Şikâyetini Allah’a anlatabilir.
Ve yine de:
hayatında kalan bazı nimetleri görebilir.
Şükür:
acıya karşı körlük değildir.
Acının bütün gerçekliği kaplamasına izin vermemektir.
İnsan aynı anda:
bir şey için üzülüp,
başka bir şey için şükredebilir.
Bu, duygusal olgunluğun güçlü biçimlerinden biridir.

Allah’ın Şükre İhtiyacı Var mıdır
Hayır.
İslam inancında Allah:
insanların şükrüne muhtaç değildir.
İnsan şükretmediğinde Allah’ın:
eksikliği oluşmaz.
Şükrün faydası:
insana döner.
Şükür insanın:
nimeti fark etmesini,
kibrinin azalmasını,
her şeyi kendinden bilmemesini,
hayatın değerini daha güçlü görmesini
sağlayabilir.
Yani Allah’a şükür:
Allah’ın ihtiyacını değil,
insanın doğru ilişki kurma ihtiyacını
karşılar.

Bakara 151 Ve 152 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
Allah’ın büyük nimetleri sıralanmıştı:
peygamber,
ayetler,
arınma,
Kitap,
hikmet,
bilmediklerinin öğretilmesi.
- ayette ise insanın cevabı gelir:
“Beni anın.”
“Bana şükredin.”
Bu çok güzel bir karşılıklılık oluşturur.
151:
Allah’ın insana verdiğini
anlatır.
152:
insanın bu nimete nasıl cevap vereceğini
anlatır.
Nimetin doğal karşılığı:
unutmak değil,
hatırlamak ve şükretmektir.

Bakara 152’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Hayatında sürekli eksik olanı sayarken, var olanı görünmez hale getirme.
İnsan zihni:
eksikliği büyütmeye eğilimlidir.
Olmayan para.
Olmayan başarı.
Olmayan ilişki.
Olmayan fırsat.
Bunların peşinde koşarken:
zaten sahip olduğu şeyleri:
sıradanlaştırabilir.
Şükür insanı:
hedefsiz yapmaz.
Tam tersine:
elindekinin farkında olarak:
daha sağlam yürütür.

Son Söz
Bakara 152 Bize “Allah’ı Gerçekten Anıyor muyuz, Yoksa Yalnızca İhtiyacımız Olduğunda mı Hatırlıyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 152. ayet çok kısa bir cümleyle insanın bütün manevi hayatını sorgulayabilir:
“Beni anın ki ben de sizi anayım.”
Burada ilk soru şudur:
Biz neyi anıyoruz?
Çünkü insan gün içinde binlerce şeyi hatırlıyor.
Telefonunu.
Parayı.
Borçları.
İşini.
Mesajları.
Başkasının kendisi hakkında ne söylediğini.
Geçmişte yaşadığı bir kırgınlığı.
Gelecekte olabilecek bir korkuyu.
Zihin sürekli çalışıyor.
Fakat bütün bunların arasında:
Allah ne kadar hatırlanıyor?
Bu soru sadece:
“Günde kaç defa tesbih çekiyoruz?”
sorusu değildir.
Daha derindir.
Bir ticari karar verirken:
Allah’ı hatırlıyor muyuz?
Öfkelendiğimizde:
Allah’ın adaletini hatırlıyor muyuz?
Birinin hakkını yiyebileceğimiz anda:
hesabı hatırlıyor muyuz?
Bir nimet geldiğinde:
kaynağını hatırlıyor muyuz?
Bir sıkıntı geldiğinde:
yalnız olmadığımızı hatırlıyor muyuz?
İşte zikir:
hayatın içine girdiğinde gerçek gücünü gösterir.
Çünkü insan çoğu zaman Allah’ı:
kriz anlarında
daha fazla hatırlar.
Bir tehlike gelir.
Dua eder.
Bir hastalık olur.
Yönelir.
Bir sorun çözülmesini ister.
Allah’ı anar.
Sonra sorun geçer.
Hayat normale döner.
Ve bazen:
dua da unutulur.
Bakara 152 belki tam da bu geçici ilişkiyi kırar.
Allah’ı yalnızca ihtiyacın olduğunda aradığın:
bir acil yardım merkezi
gibi görme.
Allah’ı:
hayatın bütünü içinde an.
Nimet varken de.
Sıkıntı varken de.
Kazandığında da.
Kaybettiğinde de.
Çünkü gerçek ilişki:
yalnız kriz zamanlarında kurulmaz.
Ayetin ikinci kısmı ise daha da çarpıcıdır:
“Ben de sizi anayım.”
İnsan düşününce bunun büyüklüğü ortaya çıkar.
Bir insan:
ünlü biri tarafından tanınmayı önemseyebilir.
Bir lider onu hatırlasa sevinir.
Bir milyon insan onun adını bilse:
kendini önemli hissedebilir.
Ama bütün insanların hafızası:
geçicidir.
Bugünün çok ünlü insanı:
yüz yıl sonra unutulabilir.
Büyük şehirlerde milyonlarca insan yaşar ve ölür.
Çoğunun adı:
birkaç nesil sonra bilinmez.
Bakara 152 ise insanın değer duygusunu:
başka bir yere taşır:
Allah tarafından bilinmek ve anılmak.
Eğer insan bunu gerçekten içselleştirirse:
başkalarının onayına olan bağımlılığı azalabilir.
Çünkü artık değeri:
kaç kişinin onu alkışladığıyla
ölçülmek zorunda değildir.
Bu, insanı toplumdan koparmaz.
Ama insanın:
değer merkezini
değiştirir.
Sonra şükür gelir:
“Bana şükredin.”
Şükür belki insanın hayata bakışını değiştiren en güçlü bilinçlerden biridir.
Çünkü insanın zihni:
çok kolay biçimde eksik olana kilitlenir.
Bir evin vardır.
Daha büyüğünü istersin.
Bir araban vardır.
Daha yenisini istersin.
Bir başarı elde edersin.
Daha büyüğünü beklersin.
Bu kötü olmak zorunda değildir.
İnsan gelişmek isteyebilir.
Sorun şurada başlar:
Yeni olanı isterken mevcut olanı göremez hale gelmek.
Çünkü insan çoğu zaman:
bugün şikâyet ettiği hayatın bazı parçaları için:
geçmişte dua etmiş olabilir.
Bir zamanlar:
“Keşke şu işe girsem.”
demiştir.
Girer.
Bir yıl sonra:
işten şikâyet eder.
Bir zamanlar:
“Keşke bu eve sahip olsam.”
der.
Sonra:
daha büyüğünü ister.
Bu insan doğasının anlaşılabilir bir tarafıdır.
Ama şükür:
bu sonsuz alışma döngüsüne:
bilinçli bir ara
verir.
Şöyle der:
“Bir saniye. Şu anda zaten neye sahibim?”
Nefes alıyorum.
Düşünebiliyorum.
Birilerini sevebiliyorum.
Öğrenebiliyorum.
Belki önümde bugün hâlâ değiştirebileceğim şeyler var.
Bu farkındalık:
insanı pasif yapmaz.
Tam tersine:
elindeki kaynakları daha bilinçli kullanmasını sağlayabilir.
Çünkü nimeti gören insan:
onu korumaya çalışır.
Nankörlük ise çoğu zaman:
nimetin görünmez hale gelmesidir.
İnsan sürekli sahip olmadığına baktığında:
elindekinin değerini ancak kaybedince anlayabilir.
Sağlığın değerini:
hastalıkta.
Bir yakının değerini:
kaybında.
Zamanın değerini:
geçtiğinde.
Gençliğin değerini:
yaşlanınca.
Bakara 152 sanki insana şöyle seslenir:
Kaybetmeden fark et.
Çünkü şükür:
sonradan duyulan pişmanlığın önüne geçebilecek bir bilinçtir.
Ama ayetin belki en derin tarafı:
zikir ile şükrün yan yana gelmesidir.
Çünkü gerçekten hatırlayan:
şükretmeye başlar.
İnsan Allah’ı hatırladığında:
hayatını yalnızca:
“Ben yaptım.”
şeklinde okumamaya başlar.
Kendi emeğini küçümsemez.
Çalışır.
Plan yapar.
Başarır.
Ama bütün şartların:
kendisinin kontrolünde olmadığını da bilir.
O zaman insanın içindeki:
mutlak sahiplik duygusu
kırılabilir.
Ve belki insan şu gerçeği fark eder:
Hayatta birçok şey:
bizim emeğimizle oluşur.
Ama hiçbir şey:
yalnızca bizim emeğimizle oluşmaz.
Doğduğun yer.
Bedenin.
Karşılaştığın insanlar.
Fırsatlar.
Zaman.
Tesadüf sandığın karşılaşmalar.
Kontrol edemediğin binlerce şart.
Bütün bunlar insanın başarı hikâyesinin görünmeyen taraflarıdır.
Şükür bu yüzden insanı küçültmez.
Kibrini küçültür.
Ve belki Bakara 152’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Hayatımızda eksik olanları Allah’a anlatmayı çok iyi biliyoruz; peki sahip olduklarımızı fark edip şükretmek ve yalnız ihtiyacımız olduğunda değil, hayatın her anında Allah’ı hatırlamak konusunda ne kadar sadığız?
“Allah’ı yalnız sıkıntıda hatırlamak, ilişkiyi ihtiyaca indirger; şükür ise insanın nimeti henüz kaybetmeden görebilme olgunluğudur. Gerçek zikir, dilde başlayan ama kararlarımızın merkezine kadar ulaşan bir hatırlayıştır.”
Ersan Karavelioğlu