A‘râf Suresi 164. Ayette “İçlerinden Bir Topluluk ‘Allah’ın Helak Edeceği veya Şiddetli Bir Azaba Uğratacağı Bir Kavme Niçin Öğüt Veriyorsunuz?’ Dedi. Onlar da ‘Rabbinize Karşı Mazeretimiz Olsun ve Belki Sakınırlar Diye’ Cevap Verdiler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İyiliği söylemenin değeri yalnız karşındaki insanın hemen değişmesinde değildir. Bazen insan sonucu kontrol edemez; fakat hakikate karşı kendi sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini kontrol edebilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 163. ayetinde:
deniz kıyısındaki bir topluluğun:
Cumartesi yasağıyla:
imtihan edildiği,
balıkların:
özellikle yasak gününde:
akın akın geldiği
ve onların:
ilahî sınırı:
aşmaya başladıkları:
anlatılmıştı.
- ayette ise:
günah işleyenlerle:
ilgili olmadığı görülür.
Toplumun içinde:
yanlışa karşı:
farklı tavırlar:
ortaya çıkar.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“İçlerinden bir topluluk, ‘Allah’ın helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir topluluğa niçin öğüt veriyorsunuz?’ dedi. Öğüt verenler ise, ‘Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun ve belki onlar sakınırlar diye’ dediler.”
Bu ayet:
çok önemli bir:
ahlaki soruyu:
gündeme getirir:
Yanlış yapan insanın değişmeyeceğini düşünüyorsak yine de ona doğruyu söylemeli miyiz?
Bir grup:
adeta:
“Boşuna konuşuyorsunuz.”
der.
Diğer grup ise:
iki gerekçe:
sunmaktadır:
“Allah’ın huzurunda sorumluluğumuzu yerine getirmiş olalım.”
ve:
“Belki yine de değişirler.”
İşte:
A‘râf 164:
sonuçtan bağımsız sorumluluk, nasihat, ümit, toplumsal duyarlılık ve kötülük karşısında sessizlik
üzerine:
çok derin bir:
ahlak dersi:
verir.
Bu Ayette Kaç Farklı Topluluktan Söz Ediliyor
Ayetin anlatımından:en azından:
farklı tavırlara sahip:
gruplar olduğu:
açıkça anlaşılır.
Bir grup:
Cumartesi sınırını:
çiğnemektedir.
Bir grup:
onlara:
öğüt vermektedir.
Bir başka grup ise:
öğüt verenlere:
“Neden hâlâ konuşuyorsunuz?”
diye:
sormaktadır.
Bu sebeple:
klasik tefsirlerde:
olay çoğunlukla:
üç farklı tavır
üzerinden:
açıklanmıştır.
Ancak:
ayet:
bütün bireylerin:
ayrıntılı listesini:
vermez.
Asıl vurgu:
insanların yanlışa karşı farklı tutumlar göstermesidir.
“Allah’ın Helak Edeceği Bir Kavme Neden Öğüt Veriyorsunuz?” Sözü Ne Anlama Gelir
Bu sözü söyleyenler:günah işleyenlerin:
çok ileri gittiklerini:
düşünmektedir.
Onlara göre:
artık:
uyarı:
sonuç vermeyecektir.
Adeta:
şunu söylerler:
“Bunlar zaten dinlemiyor.”
“Neden kendinizi yoruyorsunuz?”
“Değişmeyecek insanlara neden hâlâ anlatıyorsunuz?”
Bu:
bugün bile:
çok tanıdık:
bir düşüncedir.
Bu Soruyu Soranlar Günahı Onaylıyorlar mıydı
Ayet:onların:
günahı açıkça:
onayladığını:
söylemez.
Tam tersine:
sorularından:
yanlış yapanların:
azabı hak edecek kadar:
ileri gittiğini:
düşündükleri:
anlaşılabilir.
Sorunları:
yanlışın yanlış olup olmadığı:
değildir.
Soruları:
“Nasihat artık işe yarar mı?”
sorusudur.
Bu ayrım:
önemlidir.
Bir Yanlışa Karşı Çıkmak ile Yanlış Yapanı Değiştirebilmek Aynı Şey midir
Hayır.İnsan:
doğruyu:
söyleyebilir.
Ama:
karşı tarafı:
zorla:
değiştiremez.
Bir öğretmen:
anlatabilir.
Ama:
öğrencinin:
yerine öğrenemez.
Bir anne-baba:
uyarabilir.
Ama:
yetişkin çocuğunun:
iradesini:
yönetemez.
Bir dost:
doğruyu:
söyleyebilir.
Ama:
karşısındakinin:
kararını:
kontrol edemez.
Bu yüzden:
sorumluluk ile sonuç birbirinden ayrılmalıdır.
“Rabbinize Karşı Mazeretimiz Olsun Diye” Ne Demektir
Ayetin Arapçasında:“ma‘ziraten ilâ rabbikum”
ifadesi vardır.
Bu:
yaklaşık olarak:
“Rabbimizin huzurunda sorumluluğumuzu yerine getirmiş olalım.”
anlamındadır.
Yani:
öğüt verenler:
şunu söylemektedir:
“Yanlışı gördük ve sessiz kalmadık.”
Bu:
bahane üretmek:
değildir.
Tam tersine:
ahlaki sorumluluğu yerine getirmek
anlamındadır.
Allah’a Karşı “Mazeret” Ne Demektir
Buradaki:mazeret:
“Bir bahane bulalım.”
anlamında:
düşünülmemelidir.
Asıl anlam:
kişinin:
kendisine düşen:
uyarı görevini:
yerine getirmiş olmasıdır.
Adeta:
“Rabbimiz, biz yanlışı gördük ve elimizden gelen uyarıyı yaptık.”
diyebilecek:
bir vicdan:
oluşturmak:
söz konusudur.
İnsan Her Gördüğü Yanlışta Konuşmak Zorunda mıdır
Her durum:aynı değildir.
Nasihat:
bilgi,
hikmet,
doğru zaman,
doğru yöntem
ve:
zarar-fayda dengesi:
gerektirir.
İnsan:
bilmediği konuda:
hüküm vermemelidir.
Sözü:
daha büyük:
bir zarara:
neden olacaksa:
yöntemini:
düşünmelidir.
Ayet:
rastgele herkesi azarlamayı
değil,
hakikate karşı:
duyarsızlaşmamayı:
öğretir.
Nasihat ile İnsanları Sürekli Yargılamak Arasında Ne Fark Vardır
Çok büyük:bir fark vardır.
Nasihat:
karşıdakinin:
iyiliğini:
ister.
Yargılayıcı tavır ise:
bazen:
insanın:
kendisini:
üstün hissetmesine:
hizmet eder.
Nasihat:
“Bu davranış sana zarar verebilir.”
der.
Kibirli yargı:
“Ben senden daha iyiyim.”
diyebilir.
Gerçek nasihatin:
merkezinde:
üstünlük değil, iyilik isteği
olmalıdır.
“Belki Sakınırlar” İfadesi Neden Çok Önemlidir
Çünkü:öğüt verenler:
insanlardan:
ümidi:
tamamen kesmemiştir.
Yanlış yapanlar:
uzun süredir:
aynı davranışı:
sürdürüyor olabilir.
Ama:
onlar yine de:
“Belki sakınırlar.”
der.
Bu:
insan hakkında:
çok önemli bir:
umut:
taşır.
Bugünkü hâlin, yarınki hâlin olmak zorunda değildir.
İnsan Gerçekten Değişebilir mi
Evet.Kur’an kıssalarında:
bunu:
defalarca:
gördük.
Firavun’un:
sihirbazları:
sabah:
Firavun’un yanında:
yarışmaya gelmişti.
Kısa süre sonra:
Allah’a:
iman etmişlerdi.
Buzağıya:
yönelenlerden bazıları:
sonra:
pişman olmuştu.
Demek ki:
insanı:
yalnız:
bugünkü yanlışına:
hapsedip:
“Bundan hiçbir şey olmaz.”
demek:
her zaman:
doğru değildir.

“Nasıl Olsa Değişmez” Demek Neden Tehlikeli Olabilir
Çünkü:insan:
başkasının:
geleceğini:
bilemez.
Bir söz:
bugün:
etki etmeyebilir.
Ama:
yıllar sonra:
hatırlanabilir.
Bir uyarı:
ilk anda:
reddedilebilir.
Ama:
daha sonra:
vicdanda:
karşılık bulabilir.
Bu yüzden:
sonucu hemen görmemek, sözün tamamen değersiz olduğu anlamına gelmez.

Nasihatin Sonucundan Kim Sorumludur
İnsan:kendi:
sözünün,
üslubunun,
niyetinin
ve:
davranışının:
sorumluluğunu:
taşır.
Ama:
karşısındaki kişinin:
özgür iradesini:
tam olarak:
kontrol edemez.
Bu:
çok önemli bir:
denge:
kurar:
Sen elinden geleni yaparsın; sonucu zorla üretemezsin.

Sürekli Sonuca Odaklanmak İnsanı Neden Yorabilir
Çünkü:insan:
kontrol edemediği:
şeylerin:
yükünü de:
taşımaya:
başlar.
“Ben anlattım ama değişmedi.”
“Demek ki başarısız oldum.”
diye:
düşünebilir.
Oysa:
doğruyu:
güzel biçimde:
söylemek:
senin:
sorumluluğun olabilir.
Değişmek:
ise:
karşı tarafın:
sorumluluğudur.

Sessizlik Her Zaman Tarafsızlık mıdır
Hayır.Bazen:
sessizlik:
hikmet olabilir.
Gereksiz tartışmayı:
önlemek:
gerekebilir.
Ama:
bazı durumlarda:
sürekli sessizlik:
yanlışın:
normalleşmesine:
katkı sağlayabilir.
Özellikle:
zulüm,
haksızlık
ve:
başkasına zarar:
söz konusuysa:
“Beni ilgilendirmez.”
tavrı:
ahlaki açıdan:
sorgulanabilir.

Bir Toplumda Yanlışın Normalleşmesi Nasıl Başlar
Çoğu zaman:bir anda:
başlamaz.
Önce:
birkaç kişi:
yapar.
İnsanlar:
rahatsız olur.
Sonra:
tekrar edilir.
Bir süre sonra:
herkes:
alışmaya:
başlar.
Sonra:
“Zaten herkes böyle yapıyor.”
denir.
Ve:
bir zamanlar:
ayıplanan şey:
normal:
görünmeye başlayabilir.
İşte:
uyarı:
bazen:
toplumun ahlaki hafızasını canlı tutar.

Nasihat Ederken Üslup Neden Önemlidir
Çünkü:doğru söz:
yanlış biçimde:
söylenebilir.
Bir insana:
hakaret ederek:
doğru anlatmak:
onu:
daha fazla:
uzaklaştırabilir.
Aşağılamak,
küçümsemek,
kalabalık içinde:
rezil etmek:
her zaman:
etkili nasihat:
değildir.
Amaç:
kazanmaksa, üslup da amaca uygun olmalıdır.

Öğüt Veren Kişinin Kendisi de Öğüde Muhtaç mıdır
Elbette.Başkalarına:
doğruyu anlatmak:
insanı:
otomatik olarak:
kusursuz:
yapmaz.
Nasihat eden kişi:
kendi hayatını:
da:
sorgulamalıdır.
“Ben söylediğimi ne kadar yaşıyorum?”
sorusu:
çok önemlidir.
Çünkü:
en etkili nasihatlerden biri:
davranışla verilen nasihattir.

A‘râf Suresi 163. ve 164. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
çiğneyen:
bir topluluk:
anlatılmıştı.
- ayette:
bu yanlışa:
nasıl tepki verdiği:
gündeme gelir.
Birileri:
uyarır.
Birileri:
“Artık uyarmanın ne faydası var?”
der.
Uyarıda bulunanlar ise:
iki şeyi:
söyler:
“Rabbimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek için.”
ve:
“Belki sakınırlar diye.”
Yani:
bir ayet:
yanlışı,
sonraki ayet:
yanlış karşısındaki toplumsal tavrı
anlatır.

Sonuç: A‘râf Suresi 164. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 164. ayet:insanın:
sonucu kontrol edemediği:
durumlarda bile:
ahlaki sorumluluğunu:
koruması gerektiğini:
çok güçlü biçimde:
gösterir.
Bir topluluk:
Cumartesi yasağını:
çiğniyor.
Başka insanlar:
onları:
uyarıyor.
Bir grup ise:
uyaranlara:
şöyle soruyor:
“Allah’ın helak edeceği veya ağır biçimde cezalandıracağı insanlara neden hâlâ nasihat ediyorsunuz?”
Bu:
aslında:
çok insani:
bir sorudur.
Çünkü:
insan:
sonuç alamadığı:
şeylerden:
yorulur.
Birine:
defalarca:
aynı şeyi:
söylersin.
Dinlemez.
Bir yakının:
kendisine zarar veren:
bir davranışı:
sürdürür.
Uyarırsın.
Yine yapar.
Bir çalışan:
aynı hatayı:
tekrarlar.
Anlatırsın.
Değişmez.
Bir arkadaşın:
yanlış bir:
ilişkinin,
alışkanlığın
veya:
kararın:
içinde:
ısrar eder.
Bir noktada:
insanın içinden:
şu gelir:
“Artık ne söylesem boş.”
A‘râf 164:
tam bu noktada:
iki cevap:
verir.
Birincisi:
“Rabbimize karşı mazeretimiz olsun diye.”
Yani:
ben:
her şeyi:
değiştiremeyebilirim.
Ama:
yanlış karşısında:
kendi tavrımı:
seçebilirim.
Sonucu:
kontrol edemeyebilirim.
Ama:
sorumluluğumu:
yerine getirip getirmediğimi:
kontrol edebilirim.
Bu:
hayatta:
çok rahatlatıcı:
ama aynı zamanda:
çok ciddi:
bir ilkedir.
Çünkü:
insan bazen:
kendisine ait olmayan:
yükleri:
taşır.
Çocuğunun:
bütün kararlarını:
kontrol etmeye:
çalışır.
Eşinin:
bütün davranışlarını:
değiştirmek ister.
Arkadaşını:
zorla:
kurtarmak ister.
Toplumun:
tamamını:
kendi eliyle:
düzeltmek ister.
Ama:
insanın:
gücü:
sınırlıdır.
Sen:
doğruyu:
söylersin.
İyiliği:
önerirsin.
Kötülükten:
sakındırırsın.
Örnek:
olursun.
Ama:
insanın:
kalbini:
zorla:
değiştiremezsin.
Bu nedenle:
ahlaki başarı:
her zaman:
“Karşı taraf değişti mi?”
sorusuyla:
ölçülmez.
Bazen:
şu soruyla:
ölçülür:
“Ben doğru olanı, doğru biçimde yapmaya çalıştım mı?”
Ayetin:
ikinci cevabı ise:
çok daha:
umut vericidir:
“Belki sakınırlar.”
Bu:
çok güzel:
bir cümledir.
Çünkü:
öğüt verenler:
insanı:
tamamen:
silmez.
“Bunlardan artık hiçbir şey olmaz.”
demezler.
Kapıyı:
tamamen:
kapatmazlar.
Belki…
Bu kelime:
insanın:
değişme ihtimaline:
açık:
bir kapıdır.
Belki:
bugün:
dinlemez.
Belki:
yarın:
hatırlar.
Belki:
senin söylediğin:
bir cümle:
on yıl sonra:
aklına gelir.
Belki:
başına gelen:
bir olay:
o sözün:
anlamını:
yeniden:
düşündürür.
Belki:
bir gün:
“Bana o zaman söylemişti.”
der.
İnsan:
bilemez.
İşte:
bu yüzden:
umut:
nasihatin:
önemli bir:
parçasıdır.
Ama:
burada:
başka bir:
denge daha:
gereklidir.
Nasihat:
ısrarcı:
baskıya:
dönüşmemelidir.
İnsan:
karşısındakini:
sürekli:
ezerek,
küçümseyerek,
hayatına:
zorla müdahale ederek:
“Ben sana iyilik yapıyorum.”
diyemez.
Bazen:
bir kez:
söylemek:
yeterlidir.
Bazen:
susmak:
daha:
hikmetlidir.
Bazen:
davranışla:
örnek olmak:
sözden:
daha etkilidir.
Bazen:
uzman yardımı:
gereklidir.
Yani:
nasihat etmek, kontrol etmek değildir.
Bu ayetin:
toplumsal:
bir yönü de:
çok önemlidir.
Yanlış:
hiç kimse tarafından:
sorgulanmazsa:
zamanla:
normalleşebilir.
Bir toplum:
haksızlığa:
alışabilir.
Yalana:
alışabilir.
Rüşvete:
alışabilir.
İsrafa:
alışabilir.
Hakarete:
alışabilir.
Merhametsizliğe:
alışabilir.
Ve:
en tehlikeli:
nokta:
şudur:
Bir gün:
kimse:
bunların:
yanlış olduğunu:
hatırlamayabilir.
İşte:
doğruyu söyleyen:
bir insanın:
varlığı:
bazen:
hemen:
toplumu:
değiştirmese bile:
şunu sağlar:
Yanlışın yanlış olduğu unutulmaz.
Bu:
çok büyük:
bir şeydir.
Ayet:
bize:
bir başka:
çok ince:
ahlak dersi:
de verir:
İnsanları:
değişmez:
varlıklar:
gibi:
görmemek.
Bugün:
yanlış yapan:
yarın:
tövbe edebilir.
Bugün:
seni:
dinlemeyen:
yarın:
anlayabilir.
Bugün:
hakikate:
kapalı görünen:
yarın:
bambaşka:
bir insan:
olabilir.
Kur’an kıssaları:
bunun:
örnekleriyle:
doludur.
Bu yüzden:
yanlışı:
yanlış:
olarak:
söyle.
Ama:
insanı:
sonsuza kadar:
yanlışının içine:
hapsetme.
Belki de A‘râf 164’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir iyiliği yalnız hemen sonuç verdiğinde mi yapıyoruz, yoksa sonucu göremesek bile doğru olduğu için yapabilecek bir sorumluluk bilincimiz var mı?
Çünkü:
insan:
sonucu:
her zaman:
kontrol edemez.
Ama:
niyetini,
sözünü,
tavrını
ve:
kendi sorumluluğunu:
kontrol etmeye:
çalışabilir.
Ve:
bazen:
bir doğru sözü:
değerli yapan:
hemen:
karşılık bulması:
değildir.
O sözün:
doğru zamanda, doğru niyetle ve umudu kaybetmeden söylenmiş olmasıdır.
“Her doğru söz hemen bir insanı değiştirmez; fakat bu, doğru sözün değersiz olduğu anlamına gelmez. Sonucu Allah’a bırakırken kendi sorumluluğunu yerine getir ve insandan ümidini kolayca kesme; çünkü bugün duymayan bir kalp, yarın aynı sözü hatırlayabilir.”
Ersan Karavelioğlu