A‘râf Suresi 102. Ayette “Onların Çoğunda Ahde Bağlılık Bulmadık; Gerçekten Çoğunu Yoldan Çıkmış Kimseler Olarak Bulduk” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanın karakteri verdiği sözlerde değil, o sözü tutmanın zorlaştığı anda ortaya çıkar. Ahde sadakat, şartlar değiştiğinde bile değerlerinden vazgeçmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 101. ayetinde geçmiş toplumların peygamberlerine:
apaçık deliller geldiği, fakat onların daha önceki yalanlamalarında ısrar ettikleri ve bu ısrarın kalplerini hakikate kapattığı
anlatılmıştı.
- ayette ise bu toplumların ortak özelliklerinden biri daha açıklanır:
Bu kısa ayette iki önemli kavram vardır:
ahd
ve
fısk.
Ahd:
söz,
bağlılık,
sorumluluk,
verilen taahhüt
anlamlarını taşır.
Fısk ise:
sınırın dışına çıkmak,
itaatten uzaklaşmak,
bilinçli biçimde doğru çizgiden sapmak
anlam alanına sahiptir.
Yani ayet yalnız:
“İnanmadılar.”
demiyor.
Daha derin bir karakter problemini gösteriyor:
Verdikleri söze sadık kalmadılar ve sınırları sürekli aştılar.
“Onların Çoğunda Ahde Bağlılık Bulmadık” Ne Demektir
Bu ifade:geçmişte anlatılan toplumların çoğunun:
kendilerine verilen sorumluluğa,
Allah’a karşı yükümlülüklerine,
verdikleri sözlere
sadık kalmadığını
bildirir.
Yani problem:
yalnız bilgi eksikliği değildir.
İnsanlar:
biliyor,
uyarılıyor,
ama sonra:
sözlerinin gereğini yerine getirmiyor.
“Ahd” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ahd:söz,
antlaşma,
taahhüt,
bağlılık
anlamlarına gelir.
Kur’an’da farklı bağlamlarda:
Allah’a verilen söz,
insanlar arasındaki anlaşmalar,
ahlaki yükümlülükler
için kullanılabilir.
Burada temel vurgu:
insanın sorumluluğuna sadık kalmasıdır.
Allah ile İnsan Arasındaki Ahd Nasıl Anlaşılabilir
Kur’an’ın genel anlatımında insan:Allah’ın:
yaratıcılığını,
emirlerini,
ahlaki sınırlarını
tanımakla sorumludur.
Peygamberler:
bu sorumluluğu:
hatırlatır.
Dolayısıyla ahd:
yalnız ağızla söylenmiş bir söz değil,
Allah’a karşı sorumluluğun kabulü
olarak da düşünülebilir.
Bir İnsan Söz Verip Sonra Neden Sözünü Bozar
Çünkü söz verirken:şartlar kolay olabilir.
Ama sonra:
çıkar değişebilir.
Korku ortaya çıkabilir.
Kazanç fırsatı doğabilir.
İnsan:
“Bu kez istisna olsun.”
diyebilir.
Böylece küçük taviz:
sözün bozulmasına
dönüşebilir.
Söz Vermek mi Daha Zordur, Sözü Tutmak mı
Genellikle:sözü tutmak.
Çünkü söz:
bir anda verilebilir.
Ama sadakat:
zaman ister.
Bugün:
“Bunu yapacağım.”
demek kolaydır.
Aylar sonra:
şartlar değiştiğinde aynı sözü:
hatırlamak ve yerine getirmek:
karakter gerektirir.
Ahde Vefa Neden Ahlakın Temel Unsurlarından Biridir
Çünkü insanlar arasındaki güven:sözlere dayanır.
Evlilikte,
ticarette,
dostlukta,
iş hayatında,
borç ilişkilerinde
insanlar:
birbirlerinin sözlerine
güvenir.
Eğer sözün değeri kalmazsa:
güven de çöker.
Sözünü Tutmamak Sadece Dinî Bir Problem midir
Hayır.Aynı zamanda:
toplumsal problemdir.
Bir tüccar:
sözünü tutmazsa:
müşteri güvenmez.
Bir işveren:
sözünü tutmazsa:
çalışan güvenmez.
Bir arkadaş:
sözünü tutmazsa:
dostluk zedelenir.
Yani ahde vefa:
toplumsal hayatın görünmeyen temelidir.
Her Verilen Söz Mutlaka Tutulmalı mıdır
Hayır.İnsan:
yanlış,
haram,
zulüm içeren
bir söz vermiş olabilir.
Böyle bir sözü:
sırf verilmiş diye
yerine getirmek doğru değildir.
Ahde vefa:
doğru ve meşru sözlerde sadakat
anlamına gelir.
İnsan Verdiği Sözün Altından Kalkamayacağını Anlarsa Ne Yapmalıdır
Sessizce kaybolmak yerine:dürüstçe konuşmalıdır.
Durumu açıklamalıdır.
Mümkünse:
telafi etmelidir.
Karşı tarafın:
hakkını gözetmelidir.
Çünkü bazen:
sözün tutulamaması kadar:
haber vermeden bozulması
da zarar verir.
“Gerçekten Çoğunu Yoldan Çıkmış Bulduk” Ne Demektir
Burada kullanılan:fâsık
kavramı:
Allah’ın belirlediği sınırdan:
çıkmak,
itaatten uzaklaşmak,
bilinçli biçimde sınırı aşmak
anlamına gelir.
Yani mesele:
tek bir yanlış yapmak değildir.
Daha çok:
yanlışta ısrar eden bir hayat tarzı
anlatılır.

Fısk ile Günah İşlemek Aynı Şey midir
Tam olarak değil.Her insan:
hata yapabilir.
Günah işleyebilir.
Sonra:
pişman olabilir,
tövbe edebilir,
düzeltebilir.
Fısk ise Kur’an bağlamlarında çoğu zaman:
yanlışın:
ısrarlı,
yerleşik,
sınır tanımayan
bir tavra dönüşmesini
ifade eder.

Bir Hata Nasıl Karaktere Dönüşür
Tekrar yoluyla.Bir kez:
yalan söylenir.
Sonra tekrar.
Sonra:
yalanı savunmak için:
başka yalanlar
gelir.
Bir süre sonra:
kişi yalnız yalan söylemez.
Yalancılık onun davranış biçimine dönüşür.
Ahlaki alışkanlıklar:
böyle oluşabilir.

Ayette Neden “Çoğu” Deniliyor
Bu kelime:önemlidir.
Kur’an:
“Hepsi”
demiyor.
“Çoğu”
diyor.
Yani genelleme yapılırken bile:
istisnalar yok sayılmıyor.
Bu bize:
toplumlar hakkında konuşurken:
herkesi aynı kefeye koymama
konusunda da dikkatli olmayı öğretebilir.

Bir Toplumun Çoğunluğu Yanlışsa Her Birey Aynı Derecede Sorumlu mudur
Hayır.Her insanın:
bilgisi,
niyeti,
eylemi,
imkânı
farklıdır.
Kur’an’ın:
“çoğu”
ifadesi de:
toplum içindeki bireysel farklılıkların
tamamen silinmediğini
gösterir.
Toplumsal eleştiri:
bireysel adaleti yok etmemelidir.

Verilen Sözün Sürekli Bozulması Kalbi Nasıl Etkiler
İnsan:ilk kez sözünü bozduğunda:
rahatsız olabilir.
Sonra:
kendine mazeret üretir.
Tekrar eder.
Bir süre sonra:
söz vermek:
ciddiyetini kaybeder.
Böylece insan:
hem başkalarının güvenini
hem de:
kendi sözünün kendi gözündeki değerini
kaybedebilir.

Kendimize Verdiğimiz Sözler de Ahd Sayılabilir mi
Dinî teknik anlamda her kişisel karar:aynı hükümde değildir.
Fakat ahlaki açıdan:
insanın kendisine verdiği sözler de
önemlidir.
“Bir daha bunu yapmayacağım.”
“Bu alışkanlığı bırakacağım.”
“Daha dürüst yaşayacağım.”
deyip sürekli vazgeçmek:
kişinin:
kendi iradesine olan güvenini de zayıflatabilir.

Sözünde Durmanın İnsan Psikolojisine Faydası Nedir
İnsan:kendi sözüne güvenir hâle gelir.
“Bir şeyi yapacağım dediysem yaparım.”
duygusu oluşur.
Bu:
özsaygıyı,
disiplini,
kararlılığı
güçlendirebilir.
Tam tersine sürekli verilen ve tutulmayan sözler:
kişinin:
kendisini ciddiye almamasına
yol açabilir.

A‘râf Suresi 101. ve 102. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
fakat insanların:
önceki yalanlamalarında
ısrar ettiği
anlatılmıştı.
- ayette ise:
Ahde bağlı kalmadılar ve çoğu sınırdan çıktı.
Yani sorun:
yalnız:
yanlış bir fikir
değildir.
Yanlış:
zamanla:
sadakatsiz bir yaşam biçimine
dönüşmüştür.

Sonuç: A‘râf Suresi 102. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 102. ayet:çok kısa fakat insan karakteri açısından:
çok ağır bir değerlendirme yapar:
“Onların çoğunda ahde bağlılık bulmadık.”
Bu ifade:
insanın sözle davranış arasındaki:
mesafesini
sorgulatır.
Söz vermek:
kolaydır.
“Dürüst olacağım.”
demek kolaydır.
“Bir daha yapmayacağım.”
demek kolaydır.
“Seni bırakmam.”
demek kolaydır.
“Bu borcu ödeyeceğim.”
demek kolaydır.
Ama gerçek karakter:
o sözün:
bedeli ortaya çıktığında
belli olur.
Çünkü sadakat:
çıkarımızla sözümüz:
aynı yöndeyken
kolaydır.
Asıl sınav:
çıkar başka yöne çekerken:
verdiğimiz söze ne kadar sadık kaldığımızdır.
Ayetin ikinci bölümü:
“Çoğunu fâsıklar olarak bulduk.”
der.
Bu da:
bir başka önemli gerçeği gösterir:
İnsan:
bir anda bambaşka biri olmaz.
Karakter:
küçük tekrarlarla
oluşur.
Bugün:
küçük bir söz bozulur.
Yarın:
başka bir söz.
Sonra:
mazeretler gelir.
Bir süre sonra insan:
verdiği sözün:
önemini kaybeder.
Ve en sonunda:
başkalarının ona güvenmemesi kadar:
kendisi de kendi sözüne güvenemez hâle gelir.
Bu yüzden ahde vefa:
yalnız başkasına karşı bir görev değildir.
Aynı zamanda:
insanın kendi karakterini koruma biçimidir.
Ayetin:
“çoğu”
demesi de ayrıca önemlidir.
Kur’an:
bir toplumu eleştirirken bile:
her bireyi aynılaştırmaz.
Bu bize:
genellemeler karşısında:
adaletli olmayı
öğretebilir.
Bir millet,
bir toplum,
bir aile,
bir meslek grubu
hakkında:
“Hepsi böyledir.”
demek:
çoğu zaman gerçeği:
fazla basitleştirir.
Ahlakın kendisi:
yalnız doğru söz söylemek değil,
insanlar hakkında da doğru ölçüyle hüküm vermektir.
Belki de A‘râf 102’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
İnsanların bizim hakkımızda verdiğimiz sözlerden mi, yoksa o sözleri ne kadar tuttuğumuzdan mı hüküm vermesini isterdik?
Çünkü sonunda insanın güvenilirliği:
ne kadar güzel konuştuğuyla değil,
sözünün ne kadar ağırlığı olduğuyla
ölçülür.
“Verdiğin sözün değeri, onu söylerkenki güzel niyetinde değil; şartlar değiştiğinde ona ne kadar sadık kaldığında anlaşılır. Güvenilir insanın sözü çok olmayabilir, ama söylediğinin ağırlığı vardır.”
Ersan Karavelioğlu