📖 Âl-i İmrân Suresi 41. Ayette “Rabbim, Bana Bir İşaret Ver” Dedi; Allah da “İşaretin, Üç Gün İnsanlarla Ancak İşaretle Konuşabilmendir” Buyurdu;

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,996
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 41. Ayette “Rabbim, Bana Bir İşaret Ver” Dedi; Allah da “İşaretin, Üç Gün İnsanlarla Ancak İşaretle Konuşabilmendir” Buyurdu; Bu Ne Anlama Gelir ❓


“Bazen insan Allah’ın vaadine inanır ama kalbinin sükûnet bulması için bir işaret ister. Âl-i İmrân 41, işaret istemek ile inanmamak arasındaki farkı ve nimetin ardından zikrin neden geldiğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 41. ayetinde şöyle buyrulur:


“Zekeriyyâ: ‘Rabbim! Bana bir işaret ver’ dedi. Allah buyurdu: ‘Senin işaretin, üç gün insanlarla ancak işaretle konuşabilmendir. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et.’”


Bir önceki ayette Hz. Zekeriyyâ’ya yaşlılığına ve eşinin çocuk sahibi olamamasına rağmen Hz. Yahyâ’nın dünyaya geleceği bildirilmişti.


Zekeriyyâ:


“Bu nasıl olacak?”


diye sormuştu.


Allah ise:


“Allah dilediğini yapar.”


buyurmuştu.


  1. ayette Zekeriyyâ bu kez:

“Rabbim, bana bir işaret ver.”


der.


Bu talep önemli bir noktayı gösterir:


Zekeriyyâ Allah’ın sözünü reddetmemektedir.


Fakat kendisine verilen olağanüstü müjdenin gerçekleşmeye başladığını gösterecek bir alamet istemektedir.


Allah’ın verdiği işaret ise son derece sıra dışıdır:


Zekeriyyâ üç gün boyunca insanlarla normal biçimde konuşamayacak, fakat Allah’ı zikretmeye devam edecektir.


Bu ayrıntı ayeti yalnızca mucizevi bir olay olmaktan çıkarıp çok derin bir manevi mesaja dönüştürür:


İnsanlarla konuşmanın azaldığı yerde Allah’la bağın güçlenmesi.


1️⃣ Zekeriyyâ Neden Bir İşaret İstedi ❓


Zekeriyyâ zaten müjdeyi almıştır.


Yahyâ’nın doğacağı kendisine bildirilmiştir.


Fakat olay insan açısından olağanüstüdür.


Bu nedenle:


“Bunun gerçekleşmeye başladığını nasıl anlayacağım?”


anlamında bir işaret istemiş olabilir.


Burada işaret talebi:


Allah’ın sözünün doğru olup olmadığını sınamak


değil,


müjdenin gerçekleşmesine dair bir alamet istemektir.


Bu ayrım çok önemlidir.


2️⃣ İşaret İstemek İman Eksikliği midir ❓


Her zaman değildir.


Kur’an’da peygamberlerin bazı durumlarda:


kalplerinin tatmin olması,


bir olayın nasıl gerçekleşeceğini anlamaları,


kendilerine verilen vaadin alametini görmeleri


için işaret istedikleri görülür.


Önemli olan talebin arkasındaki niyettir.


Bir insan:


“İnanmam için bana kanıt getir.”


diyebilir.


Başka biri ise:


“İnanıyorum; fakat bunun nasıl gerçekleşeceğini anlamam için bana bir işaret ver.”


diyebilir.


Zekeriyyâ’nın tavrı ikinci duruma daha yakındır.


3️⃣ Allah Neden İşaret Vermeyi Kabul Etti ❓


Çünkü Kur’an’ın anlatısında Zekeriyyâ’nın talebi azarlanmaz.


Allah doğrudan bir işaret bildirir.


Bu da insanın:


şaşırmasının,


anlamaya çalışmasının,


kalbinin güvence istemesinin


tek başına imanla çelişmediğini düşündürür.


Allah, peygamberinin talebine karşılık verir.


Fakat verilen işaret sıradan bir alamet değildir.


Zekeriyyâ’nın kendi bedeni üzerinde gerçekleşecektir.


4️⃣ “Üç Gün İnsanlarla Konuşamayacaksın” Ne Anlama Gelir ❓


Ayet:


Zekeriyyâ’nın üç gün boyunca insanlarla normal sözlü iletişim kuramayacağını bildirir.


Fakat bu durum onun tamamen bilinçsiz veya fiziksel olarak işlevsiz hâle gelmesi anlamına gelmez.


Çünkü ayet:


“Ancak işaretle…”


der.


Yani insanlarla iletişim tamamen kesilmez.


Beden dili veya işaret yoluyla anlaşabilir.


Bu olağanüstü durum müjdenin alameti olacaktır.


5️⃣ Zekeriyyâ Gerçekten Dilsiz mi Oldu ❓


Ayetin anlatımından geçici olarak insanlarla normal biçimde konuşamama hâli anlaşılır.


Ancak bunun tıbbi anlamda klasik bir konuşma bozukluğu olup olmadığı açıklanmaz.


Daha da önemlisi:


Zekeriyyâ Allah’ı zikretmekten aciz değildir.


Bu nedenle geleneksel yorumlarda bunun:


özel ve mucizevi bir konuşma engeli


olduğu vurgulanmıştır.


İnsanlarla konuşamaz.


Fakat Allah’ı anabilir.


Bu ayrım ayetin en dikkat çekici yönlerinden biridir.


6️⃣ Neden Özellikle Üç Gün ❓


Kur’an burada üç günün neden seçildiğini ayrıntılı biçimde açıklamaz.


Bu nedenle kesin bir sembolik anlam yüklemek doğru olmaz.


Üç gün:


işaretin belirli ve sınırlı bir süre olduğunu gösterir.


Yani bu kalıcı bir durum değildir.


Bir müddet sonra konuşma normale dönecektir.


Bu da olayın:


belirli bir ilahî alamet


olduğunu güçlendirir.


7️⃣ Başka Bir Ayette “Üç Gece” Denmesi Çelişki midir ❓


Hayır.


Meryem Suresinde benzer olay anlatılırken:


“üç gece”


ifadesi geçer.


Âl-i İmrân’da ise:


“üç gün”


ifadesi vardır.


Arapça ve eski anlatım biçimlerinde gün ve gece ifadeleri aynı zaman diliminin farklı yönlerini belirtebilir.


Dolayısıyla:


üç gün


ve


üç gece


aynı üç günlük süreyi ifade edebilir.


Bunları zorunlu bir çelişki olarak görmek gerekmez.


8️⃣ “Ancak İşaretle Konuşmak” Ne Demektir ❓


Ayette kullanılan kavram:


“remz”


ile ilişkilidir.


Bu:


işaret,


ima,


beden hareketi


anlamlarına gelir.


Zekeriyyâ sözlü konuşma yerine işaret kullanacaktır.


Bu durum ilginç bir tezat oluşturur:


Kelime azalır.


Ama anlam tamamen kaybolmaz.


İnsan bazen söz olmadan da iletişim kurabilir.


Ayet bu olayın mucizevi yönünü anlatırken aynı zamanda iletişimin yalnızca sesle sınırlı olmadığını da gösterir.


9️⃣ İnsanlarla Konuşamayıp Allah’ı Zikredebilmesi Neden Çok Önemlidir ❓


Çünkü ayetin merkezindeki en çarpıcı ayrım budur.


Zekeriyyâ:


insanlarla normal biçimde konuşamaz.


Fakat Allah ona:


“Rabbini çokça zikret.”


der.


Demek ki konuşma kabiliyetindeki sınırlılık, Allah’la ilişkisini kesmez.


Bu durum sembolik olarak çok güçlüdür:


İnsanlara söyleyecek söz azalabilir; Allah’a yöneliş yine devam edebilir.


🔟 “Rabbini Çokça Zikret” Ne Demektir ❓


Zikir:


Allah’ı anmak,


hatırlamak,


isimlerini söylemek,


O’nun huzurunda olduğunu bilmek


anlamlarına gelir.


Kur’an’da zikir yalnızca dil ile tekrar edilen söz değildir.


Daha geniş anlamıyla:


Allah bilincini canlı tutmak


demektir.


Zekeriyyâ’ya gelen büyük müjdenin ardından:


çokça zikir


emredilir.


Bu da nimetin ardından şükrün gelmesi gerektiğini düşündürür.


1️⃣1️⃣ Neden Büyük Bir Nimetten Sonra Zikir Emrediliyor ❓


Çünkü insan istediği şey gerçekleştiğinde Allah’ı unutabilir.


Zorluk döneminde çok dua eder.


Kapı açıldığında ise:


nimete odaklanıp nimetin kaynağını unutabilir.


Kur’an’ın burada kurduğu sıra dikkat çekicidir:


Dua → Müjde → İşaret → Zikir


Yani duanın kabulü insanı Allah’tan uzaklaştırmamalıdır.


Tam tersine:


Allah’a yönelişi artırmalıdır.


1️⃣2️⃣ “Akşam ve Sabah Tesbih Et” Ne Anlama Gelir ❓


Ayet:


Allah’ın akşam ve sabah tesbih edilmesini emreder.


Tesbih:


Allah’ı eksikliklerden uzak bilmek,


O’nu yüceltmek,


anmak


anlamına gelir.


Sabah ve akşamın zikredilmesi günün iki önemli sınırını oluşturur.


Böylece insanın günü:


Allah’ı hatırlayarak başlaması ve Allah’ı hatırlayarak tamamlaması


fikri ortaya çıkar.


1️⃣3️⃣ Neden Sabah ve Akşam Manevi Hayatta Önemlidir ❓


Çünkü bunlar geçiş zamanlarıdır.


Gece gündüze dönüşür.


Gündüz geceye dönüşür.


İnsan sabah yeni bir güne başlar.


Akşam bir günün hesabını geride bırakır.


Kur’an’da bu zamanların zikirle ilişkilendirilmesi:


gündelik hayatın başlangıç ve bitiş noktalarını Allah bilinciyle çevrelemek


anlamı taşıyabilir.


Bu, 27. ayetteki gece ve gündüz dönüşümünü de hatırlatır.


1️⃣4️⃣ Sessizlik Manevi Bir Değer Taşıyabilir mi ❓


Evet, fakat her sessizlik aynı değildir.


Bazen sessizlik:


korkudan,


kaçıştan,


haksızlığa göz yummaktan


kaynaklanabilir.


Böyle bir sessizlik ahlaken problemli olabilir.


Ama bazen de insanın:


kendine dönmesi,


düşünmesi,


söz kalabalığından uzaklaşması


için sessizliğe ihtiyacı vardır.


Zekeriyyâ’nın üç günlük durumu özel bir ilahî işarettir; fakat modern insan açısından sözün azalmasının düşünceyi artırabileceği fikrini de düşündürür.


1️⃣5️⃣ Çok Konuşmak İnsanın Manevi Dikkatini Azaltabilir mi ❓


Bazen evet.


İnsan sürekli:


konuştuğunda,


tartıştığında,


yorum yaptığında,


başkalarının hayatıyla meşgul olduğunda


kendi iç dünyasını duyamayabilir.


Modern çağda buna:


mesajlar,


bildirimler,


sosyal medya,


kesintisiz bilgi akışı


da eklenmiştir.


Âl-i İmrân 41 doğrudan modern teknoloji hakkında konuşmaz.


Fakat insana şu soruyu sordurabilir:


Sürekli iletişim hâlindeyken kendimizle ve Allah’la ne kadar baş başa kalabiliyoruz?


1️⃣6️⃣ İşaret Aramak ile Her Olayı İlahi Mesaj Sanmak Arasında Fark Var mıdır ❓


Kesinlikle vardır.


Zekeriyyâ’nın işareti:


Allah tarafından açıkça bildirilmiştir.


Bugün insan ise her rastlantıyı:


“Allah bana şunu söylüyor.”


diye yorumlamamalıdır.


Örneğin:


bir sayı gördüm,


bir kuş geçti,


şu şarkı çaldı,


demek ki Allah kesin bunu istiyor


şeklindeki kesin sonuçlar sağlam bir dinî yöntem değildir.


İşaret arayışı insanı batıl inanca sürüklememelidir.


Zekeriyyâ’nın işareti vahiy bağlamında özel bir olaydır.


1️⃣7️⃣ 40. ve 41. Ayetler Birlikte Okunduğunda Ne Görürüz ❓


  1. ayette Zekeriyyâ:

“Bu nasıl olacak?”


diye sormuştu.


Allah:


“Allah dilediğini yapar.”


demişti.


  1. ayette:

“Bana bir işaret ver.”


der.


Ve işaret verilir.


Böylece sıra şöyledir:


Müjde → Şaşkınlık → Açıklama → İşaret → Zikir


Bu, iman yolculuğunun son derece insani bir görünümüdür.


Zekeriyyâ:


inanır,


şaşırır,


sorar,


işaret ister


ve sonra Allah’ı zikretmeye yönlendirilir.


1️⃣8️⃣ Dua Kabul Olduğunda İnsan Ne Yapmalıdır ❓


Âl-i İmrân 41’in cevabı çok açıktır:


Allah’ı daha çok hatırlamak.


İnsan bazen duası kabul olmayınca Allah’a yönelir.


Fakat asıl sınavlardan biri de dua kabul olduğunda başlar.


Çünkü nimet:


şükür de üretebilir,


kibir de.


İnsan:


“Ben başardım.”


deyip Allah’ı unutabilir.


Ya da:


“Bu bana verilen bir nimettir.”


deyip şükrünü artırabilir.


Zekeriyyâ’ya ikinci yol gösterilir.


1️⃣9️⃣ Allah’tan Bir Şey İsterken Asıl Aradığımız Nimet mi, Yoksa Allah’a Yakınlık mı ❓


Âl-i İmrân 41’in insanı ulaştırdığı en derin soru belki de budur.


Zekeriyyâ uzun zamandır çocuk istemektedir.


Duası kabul edilir.


Yahyâ müjdelenir.


İnsan açısından hikâye burada bitebilirdi:


İstediğini aldı.


Fakat Kur’an hikâyeyi burada bitirmez.


Allah ona:


“Rabbini çokça zikret.”


der.


Bu çok önemlidir.


Çünkü duanın amacı yalnızca istenen şeyi elde etmek olsaydı, nimet geldiği anda ilişki sona erebilirdi.


Fakat Kur’an’ın dua anlayışında nimet:


Allah’la ilişkinin sonu değil, yeni bir başlangıcıdır.


İnsan hastayken dua eder.


İyileşince ne olur?


Maddi sıkıntıdayken dua eder.


Para gelince ne olur?


Yalnızken dua eder.


Sevdiği insan hayatına girince ne olur?


Çocuk ister.


Çocuğu olunca ne olur?


Belki gerçek şükür tam burada sınanır.


Allah’a ihtiyacımız yalnızca istediğimiz şey elimizde yokken mi vardır?


Yoksa istediğimiz şeyi aldığımızda da O’na yönelmeye devam ediyor muyuz?


Zekeriyyâ’nın hikâyesi şu cevabı verir:


Nimet Allah’ın yerine geçmemelidir.


Çocuk çok değerlidir.


Ama Allah’tan daha değerli değildir.


Rızık değerlidir.


Ama rızkı veren unutulmamalıdır.


Duanın kabulü güzeldir.


Ama insanın Allah’la ilişkisini bitirmemelidir.


Bu yüzden ayetin son sözü:


müjde değil,


çocuk değil,


işaret bile değildir.


Zikirdir.


Belki de Kur’an burada insana şunu öğretmektedir:


Duanın en güzel cevabı yalnızca istediğin şeyi almak değil; aldığın şeyin seni Allah’a daha çok yaklaştırmasıdır.


“İnsan çoğu zaman duasının kabulünü nimetin gelmesiyle ölçer. Âl-i İmrân 41 ise daha derin bir ölçü verir: O nimet geldikten sonra Allah’ı daha çok mu hatırlıyorsun, yoksa O’nu artık daha az mı arıyorsun?”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt