📖 Âl-i İmrân Suresi 35. Ayette “İmrân’ın Eşi, Karnımdakini Yalnız Sana Adadım; Benden Kabul Et” Duası Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,990
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 35. Ayette “İmrân’ın Eşi, Karnımdakini Yalnız Sana Adadım; Benden Kabul Et” Duası Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan bazen henüz sonucunu bilmediği bir şeyi Allah’a emanet eder. Âl-i İmrân 35, kontrol edemediği geleceği teslimiyet, niyet ve dua ile karşılayan bir annenin sözünü bize taşır.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 35. ayetinde şöyle buyrulur:


“Hani İmrân’ın eşi: ‘Rabbim! Karnımdakini tamamen sana adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, bilensin’ demişti.”


Bu ayetle birlikte surede çok önemli bir anlatı başlar.


Bir önceki ayetlerde:


Âdem,


Nûh,


İbrâhim ailesi,


İmrân ailesi


zikredilmişti.


Şimdi anlatı büyük peygamberlik tarihinden tek bir eve, tek bir anneye ve henüz doğmamış bir çocuğa kadar yaklaşır.


O çocuk daha sonra:


Hz. Meryem


olacaktır.


Fakat 35. ayetin en dikkat çekici yanı, Meryem henüz doğmadan önce annesinin yaptığı duadır.


Bir anne geleceğini bilmediği çocuğu için:


“Onu sana adadım.”


demektedir.


1️⃣ İmrân’ın Eşi Kimdir ❓


Kur’an ayette onun kişisel adını vermez.


Sadece:


“İmrân’ın eşi”


ifadesini kullanır.


İslamî rivayetlerde onun adı çoğunlukla Hanne olarak aktarılmıştır.


Ancak bu isim ayetin kendi metninde yer almaz.


Bu nedenle kesin Kur’an bilgisi ile sonraki rivayet geleneğini birbirinden ayırmak gerekir.


Kur’an açısından önemli olan onun adı değil:


duası, niyeti ve teslimiyetidir.


2️⃣ “Hani İmrân’ın Eşi Demişti” İfadesi Neden Kullanılıyor ❓


Kur’an zaman zaman:


“Hani…”


ifadesiyle geçmişteki belirli bir anı okuyucunun önüne getirir.


Bu yöntem anlatıyı yalnızca tarih bilgisi olmaktan çıkarır.


Sanki okuyucu o sahnenin içine alınır.


Bir anne vardır.


Henüz doğmamış bir çocuk vardır.


Ve geleceği tamamen bilinmeyen bir hayat hakkında Allah’a yöneltilen bir dua vardır.


3️⃣ “Rabbim” Diye Başlaması Neden Önemlidir ❓


Kadının duası:


“Rabbi…”


yani:


“Rabbim…”


diye başlar.


“Rab” yalnızca yaratıcı anlamına gelmez.


Aynı zamanda:


yetiştiren,


koruyan,


yöneten,


olgunlaştıran


anlam dünyasına sahiptir.


Bir annenin henüz doğmamış çocuğu hakkında Allah’a:


“Rabbim”


demesi bu nedenle çok anlamlıdır.


Çünkü anne çocuğu taşıyabilir.


Fakat onun bütün hayatını kontrol edemez.


4️⃣ “Karnımdakini Sana Adadım” Ne Demektir ❓


Ayetteki temel ifade:


“nezertü leke mâ fî batnî”


şeklindedir.


Yaklaşık anlamıyla:


“Karnımdakini sana adadım.”


Buradaki nezir, yani adak:


bir şeyi Allah’a özel biçimde tahsis etmek


anlamına gelir.


İmrân’ın eşi çocuğunun hayatının Allah’a hizmete ayrılmasını istemektedir.


Bu yalnızca:


“Çocuğumu seviyorum.”


duası değildir.


Daha ileri bir teslimiyet vardır:


“Onu yalnız kendim için istemiyorum.”


5️⃣ “Muharraran” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayette önemli bir kelime daha vardır:


“muharraran.”


Bu kelime:


serbest bırakılmış,


başka yüklerden arındırılmış,


tamamen bir işe tahsis edilmiş


anlamlarına gelebilir.


Klasik açıklamalarda bunun:


çocuğun mabed hizmetine adanması


anlamıyla ilişkili olduğu belirtilir.


Yani anne:


çocuğunu gündelik aile beklentilerinden ayırıp Allah’a hizmete tahsis etmek


istemektedir.


6️⃣ Bir Anne Henüz Doğmamış Çocuğunu Nasıl Adayabilir ❓


Bu soru modern insan açısından oldukça önemlidir.


Ayet tarihsel bir uygulamayı anlatmaktadır.


Buradan:


“Anne baba çocuğunun geleceğini tamamen belirleme hakkına sahiptir.”


sonucu çıkarılmamalıdır.


Kur’an’ın genel sorumluluk anlayışında insan kendi iradesi olan bir bireydir.


Dolayısıyla ayetin ana mesajı:


çocuğun iradesinin yok sayılması


değil;


annenin onu Allah’a hizmet edecek bir hayat için istemesidir.


7️⃣ Çocuğu Allah’a Adamanın Bugünkü Karşılığı Ne Olabilir ❓


Bugün bunu birebir tarihsel mabed hizmeti şeklinde düşünmek zorunda değiliz.


Daha genel olarak bir anne baba:


“Çocuğum iyi bir insan olsun.”


“Adalete hizmet etsin.”


“Bilgiyi insanlık için kullansın.”


“Allah’a bağlı yaşasın.”



diye dua edebilir.


Bu durumda adanmışlık:


çocuğun mesleğini zorla seçmekten çok,


hayatının anlamlı ve ahlaki olmasını istemek


şeklinde anlaşılabilir.


8️⃣ İmrân’ın Eşi Çocuğun Erkek Olacağını mı Düşünüyordu ❓


Bir sonraki ayet bu konuda çok önemli bir ipucu verir.


Çocuk doğduğunda:


“Rabbim, onu kız doğurdum.”


diyecektir.


Bu ifade, annenin muhtemelen erkek çocuk beklentisi taşıdığını düşündürmüştür.


Çünkü o dönemin mabed hizmeti geleneklerinde erkek çocuk beklentisi bulunmuş olabilir.


Fakat Kur’an’ın anlatısındaki büyük sürpriz tam burada ortaya çıkar:


Anne başka bir şey bekler; Allah’ın planı başka bir şekilde gerçekleşir.


9️⃣ Meryem’in Kız Olarak Doğması Neden Anlatının Merkezindedir ❓


Çünkü tarihsel beklenti açısından erkek çocuk daha uygun görülmüş olabilir.


Fakat doğan çocuk:


Meryem’dir.


Ve Kur’an’da Meryem son derece yüksek bir manevi konuma sahip olur.


Bu anlatı önemli bir mesaj taşır:


İnsanların değer ölçüsü ile Allah’ın değerlendirmesi aynı olmak zorunda değildir.


Toplumun daha az değer verdiği biri, ilahî planda son derece önemli bir rol taşıyabilir.


🔟 Bu Ayet Kadının Manevi Değeri Açısından Ne Söyler ❓


  1. ayet tek başına bu meseleyi tamamlamaz.

Ancak hemen sonraki ayetlerle birlikte okunduğunda çok güçlü bir anlatı ortaya çıkar.


Beklenen erkek çocuk değildir.


Bir kız çocuğu doğar.


Fakat bu kız:


Meryem olur.


Kur’an’da adı açıkça anılan,


seçilmiş,


arınmış,


Hz. Îsâ’nın annesi


olan büyük bir şahsiyete dönüşür.


Bu da biyolojik cinsiyetin Allah katındaki manevi değeri belirlemediğini gösteren önemli bir örnektir.


1️⃣1️⃣ “Benden Kabul Et” Duası Neden Gereklidir ❓


İmrân’ın eşi yalnızca:


“Adadım.”


demekle yetinmez.


Ardından:


“Benden kabul et.”


der.


Bu son derece derin bir kulluk tavrıdır.


İnsan iyi bir şey yapabilir.


Ama yaptığı şeyin Allah katında kabul edilmesini yine Allah’tan ister.


Yani iyilik yapmak insana:


“Artık Allah bana borçlu.”


deme hakkı vermez.


Tam tersine:


kabul edilmesini dilemek


tevazu göstergesidir.


1️⃣2️⃣ Bir İbadetin veya İyiliğin Kabul Edilmemesi Mümkün müdür ❓


Kur’an’ın genel öğretisinde niyet ve samimiyet son derece önemlidir.


İnsan dışarıdan iyi görünen bir davranışı:


gösteriş,


şöhret,


çıkar


için yapabilir.


Bu nedenle:


eylem ile kabul


aynı şey değildir.


İmrân’ın eşinin:


“Kabul et.”


demesi, iyi niyetli insanın bile kendisini garanti altında görmemesi gerektiğini düşündürür.


1️⃣3️⃣ Neden “Sen İşitensin” Deniyor ❓


Ayet:


“İnneke ente’s-semî‘…”


ifadesiyle devam eder.


Yani:


“Şüphesiz sen işitensin.”


Bu, bir önceki ayetin sonuyla da doğrudan bağlantılıdır.


  1. ayette:

“Allah işitendir, bilendir.”


denmişti.


  1. ayette ise hemen bir dua gelir.

Böylece önce ilke açıklanır:


Allah işitir.


Sonra bunun canlı örneği gösterilir:


Bir kadın dua eder.


1️⃣4️⃣ “Sen Bilensin” İfadesi Ne Ekliyor ❓


Allah yalnızca söylenen sözleri işitmez.


Aynı zamanda annenin:


niyetini,


umudunu,


endişesini,


gelecekte ne olacağını


bilir.


İmrân’ın eşi çocuğun geleceğini bilmiyor.


Hatta kız mı erkek mi olacağını dahi kesin bilmiyor.


Fakat dua ettiği Allah’ın bilgisi, onun bilgisinden çok daha geniştir.


Burada insan ile Allah arasındaki bilgi farkı son derece güçlü biçimde görünür.


1️⃣5️⃣ Dua Allah’ın Planını Değiştirir mi ❓


Bu, teolojik açıdan zor sorulardan biridir.


İslam düşüncesinde dua:


Allah’ın bilgisi dışında gerçekleşen yeni bir olay


olarak görülmez.


Duanın kendisi de ilahî düzenin bir parçasıdır.


İnsan dua eder.


Allah dilerse karşılık verir.


Fakat bunun tam metafizik ilişkisi farklı kelâm ekollerinde farklı biçimlerde açıklanmıştır.


Kesin olan şudur:


Kur’an insanı:


“Nasıl olsa her şey belli, dua etmenin anlamı yok.”


diyen pasifliğe çağırmaz.


Tam tersine dua etmeye çağırır.


1️⃣6️⃣ Anne Babanın Çocuk Üzerindeki En Büyük Sorumluluğu Nedir ❓


Çocuğu kendilerinin uzantısı gibi görmek değil:


ona emanet olarak yaklaşmaktır.


Anne baba:


çocuğun bedeninin,


düşüncesinin,


geleceğinin


mutlak sahibi değildir.


Onu yetiştirir.


Korur.


Yol gösterir.


Ama sonunda çocuk kendi hayatını yaşayan ayrı bir insandır.


Âl-i İmrân 35’teki adanmışlık bu açıdan:


sahiplenmekten çok Allah’a emanet etmek


olarak okunabilir.


1️⃣7️⃣ Çocuğumuz İçin Kendi Hayalimizi mi, Onun İyiliğini mi İstiyoruz ❓


Bu ayetin modern aileler açısından en güçlü sorularından biri budur.


Anne baba:


“Ben doktor olamadım, çocuğum olsun.”


“Benim işimi devam ettirsin.”


“Benim istediğim hayatı yaşasın.”



diye düşünebilir.


Fakat böyle bir yaklaşımda çocuk kendi kişiliği olan bir insan olmaktan çıkıp anne babanın tamamlanmamış projesine dönüşebilir.


İmrân’ın eşinin duasındaki merkez ise:


kendi çıkarı değil Allah’a yöneliştir.


1️⃣8️⃣ 34. ve 35. Ayetler Birlikte Okunduğunda Ne Görürüz ❓


  1. ayette:

nesillerin birbirinden geldiği


ve Allah’ın:


işiten, bilen


olduğu söylenmişti.


  1. ayette bu büyük nesil zincirinin içinde tek bir annenin duasına geçilir.

Bu olağanüstü bir anlatı geçişidir.


Önce:


tarih.


Sonra:


aile.


Sonra:


rahimdeki bir çocuk.


Kur’an böylece büyük tarihsel değişimlerin bazen kimsenin görmediği küçük bir duayla başlayabileceğini gösterir.


1️⃣9️⃣ İnsan Geleceğini Bilmeden Allah’a Güvenebilir mi ❓


Âl-i İmrân 35’in en güçlü mesajlarından biri burada ortaya çıkar.


İmrân’ın eşi geleceği bilmiyor.


Çocuğunun:


kız mı erkek mi olacağını,


nasıl yaşayacağını,


tarihte nasıl bir yere sahip olacağını


bilmiyor.


Ama dua ediyor:


“Rabbim, karnımdakini sana adadım. Benden kabul et.”


İnsan hayatının büyük bölümü de böyledir.


Çocuğumuzun geleceğini bilemeyiz.


Yarın başımıza ne geleceğini bilemeyiz.


Verdiğimiz kararların bütün sonuçlarını bilemeyiz.


Buna rağmen yaşamak zorundayız.


İşte burada iki farklı yol ortaya çıkar:


Her şeyi kontrol etmeye çalışmak


veya


kontrol edemediğimiz alanı bilinçli biçimde Allah’a emanet etmek.


Teslimiyet:


hiçbir şey yapmamak


değildir.


İmrân’ın eşi niyet eder.


Dua eder.


Bir yön belirler.


Fakat sonucu kendi mülkiyeti gibi görmez.


Belki gerçek tevekkül de budur:


Elinden geleni yapmak, fakat geleceğin tamamını kendi kontrolünde sanmamak.


Ve ayetin bize bıraktığı soru şudur:


Sevdiğimiz insanları gerçekten Allah’a emanet edebiliyor muyuz, yoksa onların hayatının bizim planladığımız şekilde gerçekleşmesini mi sevgi sanıyoruz?


“Bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras, onun hayatını kendi hayallerimizin devamı hâline getirmek değil; ona iyi bir yön gösterip geleceğini Allah’a emanet edebilmektir. Âl-i İmrân 35, sevginin sahip olmak değil, bazen bırakabilmek olduğunu da öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt