Âl-i İmrân Suresi 26. Ayette “Mülkün Gerçek Sahibi Allah’tır; O Mülkü Dilediğine Verir, Dilediğinden Çeker Alır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan iktidara sahip olduğunu düşündüğünde çoğu zaman onun kalıcı olduğunu sanır. Âl-i İmrân 26 ise bütün siyasi, ekonomik ve toplumsal gücün üzerinde daha büyük bir hakikati hatırlatır: Mülkün gerçek sahibi insan değil, Allah’tır.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 26. ayetinde şöyle buyrulur:
“De ki: Ey mülkün gerçek sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın. Dilediğini aziz eder, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin.”
Bu ayet Kur’an’ın güç, iktidar, servet ve egemenlik anlayışını son derece güçlü bir dille ortaya koyar.
İnsan dünyada:
devlet kurabilir,
servet biriktirebilir,
ülke yönetebilir,
ordulara hükmedebilir,
toplumları etkileyebilir.
Fakat Kur’an’ın bakışına göre bütün bunlar mutlak sahiplik değildir.
İnsan elindekini sonsuza kadar koruyamaz.
Tahtlar el değiştirir.
Servetler kaybolur.
Hanedanlar sona erer.
Devletler yıkılır.
Bu nedenle ayetin merkezindeki fikir şudur:
İnsanın sahip olduğu güç emanet ve geçicidir; mutlak mülk yalnız Allah’a aittir.
“Allahümme Mâlike’l-Mülk” Ne Anlama Gelir
Ayet:
“Allahümme mâlike’l-mülk”
ifadesiyle başlar.
Anlamı:
“Ey mülkün sahibi Allah’ım!”
şeklindedir.
Buradaki mülk kelimesi yalnızca ev, arsa veya para anlamına gelmez.
Daha geniş anlamda:
egemenlik,
iktidar,
otorite,
hükümranlık,
sahiplik
anlamlarını taşır.
Dolayısıyla Allah:
bütün egemenliğin nihai sahibi
olarak tanımlanır.
İnsanlar da Mülk Sahibi Değil midir
Gündelik anlamda elbette insanlar mülk sahibi olabilir.
Bir insanın:
evi,
arabası,
şirketi,
toprağı
olabilir.
Fakat Kur’an iki sahiplik düzeyi arasında ayrım yapar.
İnsanın sahipliği:
sınırlı ve geçicidir.
Allah’ın sahipliği ise:
mutlak ve nihai olarak düşünülür.
İnsan öldüğünde sahip olduğu her şeyi dünyada bırakır.
Bu bile insan sahipliğinin ne kadar sınırlı olduğunu gösterir.
“Mülkü Dilediğine Verirsin” Ne Demektir
Bu ifade Allah’ın egemenlik üzerindeki nihai kudretini anlatır.
Bir insanın veya toplumun:
güç kazanması,
devlet kurması,
iktidar sahibi olması
Kur’an perspektifinde Allah’ın bilgisi ve iradesinin dışında gerçekleşmez.
Ancak burada çok önemli bir ayrım vardır:
Bir kişiye güç verilmiş olması, Allah’ın o kişinin bütün davranışlarından razı olduğu anlamına gelmez.
Güç aynı zamanda bir imtihan olabilir.
Bir Zalim İktidara Geldiyse Allah Ondan Razı mı Demektir
Hayır.
Bu ayetten böyle bir sonuç çıkarılamaz.
Kur’an’da Firavun da büyük bir iktidara sahipti.
Fakat aynı Kur’an Firavun’u zulmün sembolü olarak anlatır.
Dolayısıyla:
iktidar sahibi olmak = Allah’ın sevgilisi olmak
şeklinde bir denklem yoktur.
Allah bir insana veya topluma güç imkânı verebilir.
Asıl soru şudur:
O güç nasıl kullanılacaktır?
Adalet için mi?
Zulüm için mi?
“Dilediğinden Mülkü Çekip Alırsın” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet iktidarın ikinci yüzünü de gösterir.
Güç yalnızca verilebilir değildir.
Geri de alınabilir.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Bir dönem:
ülkelere hükmeden krallar,
dev imparatorluklar,
çok güçlü hanedanlar
sonunda iktidarlarını kaybetmiştir.
Kur’an bu tarihsel gerçeği metafizik bir çerçeveye yerleştirir:
Hiçbir insanın mülkü sonsuz değildir.
İktidar Neden İnsana Kalıcıymış Gibi Gelir
Çünkü insan bulunduğu ânı çok güçlü yaşar.
Bir hükümdar yıllarca iktidarda kalırsa:
“Bu düzen hep böyle devam edecek.”
diye düşünebilir.
Aynı şey zenginlik için de geçerlidir.
İnsan yıllarca servet sahibiyse:
“Bu hep benim olacak.”
hissine kapılabilir.
Fakat tarih ve ölüm bu yanılgıyı sürekli bozar.
Âl-i İmrân 26 tam olarak bu kalıcılık yanılsamasını hedef alır.
“Dilediğini Aziz Edersin” Ne Demektir
Ayetin devamında:
“Dilediğini aziz edersin.”
denir.
“Aziz etmek”:
değer kazandırmak,
itibar vermek,
güçlendirmek,
üstün konuma getirmek
anlamlarını taşıyabilir.
Ancak gerçek izzet yalnızca toplumun verdiği şöhret değildir.
Kur’an’ın genel anlam dünyasında:
asıl izzet Allah’a aittir.
Dolayısıyla insanın itibarı yalnızca insanlar arasındaki ünle ölçülmez.
“Dilediğini Zelil Edersin” Ne Anlama Gelir
“Zillete düşürmek”:
gücün kaybolması,
itibarın düşmesi,
üstünlük iddiasının sona ermesi
anlamlarını taşıyabilir.
Tarih boyunca insanın bir gün:
önünde insanların eğildiği,
ertesi dönem ise adının bile korku veya utançla anıldığı
çok sayıda örnek vardır.
Bu nedenle ayet güç sahiplerine şu mesajı verir:
Bugünkü konumun sonsuz değildir.
Allah Bir İnsanı Sebepsiz Yere Zelil Eder mi
Kur’an’ın genel adalet anlayışına göre Allah keyfî bir varlık olarak sunulmaz.
Allah:
Hakîm
ve
Adl
olarak düşünülür.
Dolayısıyla “dilediğini zelil eder” ifadesi:
Allah rastgele insanlarla oynar
anlamında anlaşılmamalıdır.
İlahî irade:
bilgi,
hikmet,
adalet
ile birlikte düşünülür.
İnsan her olayın hikmetini bilmeyebilir; fakat Kur’an’ın Tanrı tasavvurunda Allah’ın iradesi kör bir keyfîlik değildir.
Bu Ayet Kaderciliğe Götürür mü
Yanlış anlaşılırsa götürebilir.
İnsan:
“Allah mülkü istediğine veriyor, o hâlde bizim hiçbir şey yapmamıza gerek yok.”
diyebilir.
Fakat Kur’an’ın genel yaklaşımı böyle değildir.
İnsan:
çalışmak,
adil olmak,
tedbir almak,
çaba göstermek,
sorumluluk taşımak
zorundadır.
İlahî iradeye inanmak insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Kur’an’da insanın seçimleri ve eylemleri sürekli vurgulanır.

Devletlerin Yükselişi ve Çöküşü Bu Ayetle Nasıl Düşünülebilir
Devletler:
ekonomi,
askerî güç,
kurumlar,
liderlik,
coğrafya,
teknoloji,
toplumsal birlik
gibi birçok faktör nedeniyle yükselir veya çöker.
Bunları bilimsel ve tarihsel olarak araştırmak gerekir.
Ayet bunların yerine geçmez.
Fakat daha büyük bir perspektif sunar:
Hiçbir siyasi güç mutlak değildir.
İnsanlar bütün sebepleri kullanır.
Fakat tarih üzerinde sonsuz kontrol sahibi değildir.

“Hayır Senin Elindedir” Ne Anlama Gelir
Ayetin çok önemli ifadelerinden biri:
“bi-yedike’l-hayr”
yani:
“Hayır senin elindedir.”
şeklindedir.
Buradaki “el” fiziksel anlamda düşünülmek zorunda değildir.
Kur’an dilinde:
kudret, tasarruf, hâkimiyet
anlamında anlaşılır.
Yani bütün gerçek iyilik ve nimetlerin nihai kaynağı Allah’tır.

Neden Yalnızca “Hayır” Deniyor, Şer Denmiyor
Bu konu klasik tefsirde üzerinde durulan önemli meselelerden biridir.
Ayet:
“Hayır senin elindedir.”
der.
Fakat dünyada kötü olarak gördüğümüz şeyler de vardır.
İslam düşüncesinde genellikle:
Allah’ın mutlak yaratıcı olduğu,
fakat kötülüğün Allah’a övgü veya amaç olarak nispet edilmemesi
arasındaki ayrım vurgulanır.
Bir olay insan açısından acı veya kötü olabilir; fakat bütün varlık düzeninin nihai hikmetini insan her zaman göremeyebilir.

İktidar Bir Ödül müdür, Yoksa İmtihan mı
Çoğu zaman ikisini ayırmak gerekir.
Bir insanın iktidara gelmesi onun:
daha değerli,
daha ahlaklı,
Allah’a daha yakın
olduğunu kanıtlamaz.
Güç çoğu zaman büyük bir imtihandır.
Çünkü güç arttıkça insanın:
adaletsiz davranma,
kibirlenme,
başkalarını ezme
imkânı da artabilir.
Bu nedenle asıl soru:
“Ne kadar güç sahibisin?”
değil,
“Gücün varken ne yaptın?”
olmalıdır.

Güç İnsanın Karakterini Değiştirir mi
Güç bazen insanın içinde olan özellikleri görünür hâle getirir.
Yetkisi olmayan biri adaletsiz olma fırsatı bulamayabilir.
Fakat güç kazandığında:
insanları küçümsemeye,
eleştiriyi susturmaya,
kuralları kendisi için esnetmeye
başlayabilir.
Bu nedenle iktidar insan karakterinin en büyük sınavlarından biridir.
Âl-i İmrân 26, gücü kişisel mülk gibi gören zihniyeti sarsar.

Bu Ayet Zenginlik İçin de Geçerli midir
Evet.
“Mülk” kavramı yalnızca siyasi iktidarla sınırlı değildir.
Ekonomik sahiplik de bunun içine düşünülebilir.
Bugün çok zengin olan biri yarın:
ekonomik kriz,
yanlış yatırım,
savaş,
hastalık
nedeniyle servetini kaybedebilir.
İnsan serveti yönetebilir ama onun üzerinde mutlak kontrol sahibi değildir.
Bu yüzden Kur’an’da malın:
emanet bilinciyle
kullanılması önemlidir.

25. ve 26. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
- ayette:
Herkesin yaptığıyla yüzleşeceği hesap günü
anlatılmıştı.
- ayette ise:
dünya üzerindeki bütün mülk ve güç Allah’a bağlanır.
Bu sıralama çok anlamlıdır.
Önce:
Nihai hesap Allah’a aittir.
Sonra:
Nihai egemenlik de Allah’a aittir.
Böylece insanın hem ahlaki hem siyasi bağımsızlık yanılsaması kırılır.

“Sen Her Şeye Kadirsin” İfadesi Neden Ayetin Sonundadır
Ayet:
“Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin.”
ifadesiyle sona erer.
Bu, ayette söylenen bütün değişimlerin temelini açıklar.
Allah:
mülkü verir,
mülkü alır,
aziz eder,
zelil eder.
Bunların mümkün olmasının nedeni:
Allah’ın kudretinin sınırsız olmasıdır.
İnsan gücünün ise sınırları vardır.

Gerçekten Sahip Olduğumuz Bir Şey Var mı
Âl-i İmrân 26’nın insanı götürdüğü en derin sorulardan biri budur.
İnsan:
“Benim evim.”
“Benim param.”
“Benim şirketim.”
“Benim makamım.”
“Benim ülkem.”
der.
Bu dil gündelik hayatta doğaldır.
Fakat daha derinden bakıldığında:
İnsan dünyaya geldiğinde hiçbir şeyi yoktu.
Ölürken hiçbir şeyi yanında götüremez.
Aradaki kısa dönemde bazı şeyler onun kullanımına verilmiştir.
Bu durumda belki gerçek sahiplikten çok:
emanet
fikrine yaklaşırız.
Bu düşünce insanın güce bakışını tamamen değiştirebilir.
Eğer mal gerçekten emanet ise:
nasıl kazandığın önemlidir.
Nasıl kullandığın önemlidir.
Kime zarar verdiğin önemlidir.
Eğer iktidar emanet ise:
adaletli olup olmadığın önemlidir.
İnsanları ezip ezmediğin önemlidir.
Kendini dokunulmaz görüp görmediğin önemlidir.
Çünkü günün sonunda ayet insana şunu hatırlatır:
Mülk senden önce de vardı ve senden sonra da var olmaya devam edecek.
Sen onun ebedî sahibi değil, bir süreliğine taşıyıcısısın.
Belki de gücün insana öğretebileceği en büyük tevazu budur:
Bugün elinde olan şeyin yarın elinden çıkabileceğini bilmek.
Bu nedenle Âl-i İmrân 26 yalnızca hükümdarlara yönelik bir ayet değildir.
Bir evin, küçük bir işletmenin, büyük bir şirketin veya bir devletin başında olan herkes için aynı soruyu taşır:
Elindeki gücü kendi malın gibi mi kullanıyorsun, yoksa bir gün hesabını vereceğin bir emanet gibi mi?
“İnsan sahip olduğunu sandığı şeylerle büyür; fakat ölüm bütün sahiplikleri geçici hâle getirir. Âl-i İmrân 26 gücü küçümsemez, onu yerine koyar: Mülk insanın elinde olabilir, fakat nihai sahibi insan değildir.”
Ersan Karavelioğlu