📖 Âl-i İmrân Suresi 18. Ayette “Allah, Melekler ve İlim Sahipleri O’ndan Başka İlah Olmadığına Şahitlik Etmiştir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Âl-i İmrân Suresi 18. Ayette “Allah, Melekler ve İlim Sahipleri O’ndan Başka İlah Olmadığına Şahitlik Etmiştir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,973
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 18. Ayette “Allah, Melekler ve İlim Sahipleri O’ndan Başka İlah Olmadığına Şahitlik Etmiştir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Tevhid yalnızca inanılması istenen bir cümle olarak değil, varlığın düzeni, vahyin dili ve hakikati araştıran aklın önünde duran temel bir gerçeklik olarak sunulur. Âl-i İmrân 18, inanç ile bilgi arasına duvar örmek yerine ikisini aynı şahitlikte buluşturur.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 18. ayetinde şöyle buyrulur:


“Allah, adaleti ayakta tutarak kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de buna şahitlik ettiler. O’ndan başka ilah yoktur. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”


Bu ayet Kur’an’daki en güçlü tevhid ifadelerinden biridir.


Fakat yalnızca:


“Allah birdir.”


demekle yetinmez.


Bu hakikate kimlerin şahitlik ettiğini de sıralar:


Allah


melekler


ilim sahipleri



Ve bütün bunların merkezine bir başka kavram yerleştirir:


Adalet.


Böylece ayet; tevhid, bilgi ve adalet arasında son derece güçlü bir ilişki kurar.


1️⃣ “Allah Kendisine Şahitlik Eder” Ne Demektir ❓


İlk bakışta oldukça sıra dışı bir ifade vardır:


“Allah şahitlik etti…”


İnsan dünyasında şahitlik genellikle bir gerçeği bilen kişinin o gerçeği açıklaması anlamına gelir.


Burada ise Allah:


kendisinden başka ilah bulunmadığını bildirir.


Bu, Allah’ın kendisi hakkındaki vahyinin en temel beyanlarından biridir.


Yani Allah insanlara:


“Nihai ilahlık yalnızca bana aittir.”


demektedir.


2️⃣ Allah’ın Kendi Hakkındaki Şahitliği Neden Önemlidir ❓


Çünkü Tanrı’nın mahiyeti hakkında insan bilgisi sınırlıdır.


İnsan:


evreni gözlemleyebilir,


felsefi çıkarımlar yapabilir,


Tanrı hakkında düşünebilir.


Fakat vahiy iddiası doğru kabul edildiğinde Tanrı hakkında en doğrudan bilgi:


Tanrı’nın kendisini nasıl tanıttığıdır.


Bu nedenle ayetin ilk şahidi Allah’ın kendisidir.


Tevhidin kaynağı insan spekülasyonu değil:


ilahî bildirim


olarak sunulur.


3️⃣ “O’ndan Başka İlah Yoktur” Ne Anlama Gelir ❓


Ayet iki kez bu temel düşünceyi vurgular:


“Lâ ilâhe illâ Hû.”


Yani:


“O’ndan başka ilah yoktur.”


Bu yalnızca:


“Evrenin tek yaratıcısı vardır.”


demek değildir.


Aynı zamanda:


mutlak ibadet,


mutlak otorite,


nihai hüküm,


nihai bağlılık


yalnızca Allah’a aittir.


Bu nedenle tevhid yalnızca matematiksel bir “birlik” değildir.


Bütün mutlaklık iddialarının yalnız Allah’ta toplanmasıdır.


4️⃣ Melekler Neden Şahit Olarak Anılıyor ❓


İkinci grup:


meleklerdir.


Kur’an’a göre melekler:


Allah’a itaat eden,


ilahî emirleri yerine getiren,


gayb âlemine ait varlıklardır.


Onların şahitliği, tevhidin yalnızca insan dünyasında kabul edilen bir düşünce olmadığını anlatır.


Ayetin perspektifinde:


görünen âlem de görünmeyen âlem de aynı Allah’ın egemenliği altındadır.


5️⃣ İlim Sahiplerinin Meleklerle Birlikte Anılması Neden Çok Dikkat Çekicidir ❓


Ayette üçüncü grup:


“ulû’l-ilm”


yani:


ilim sahipleri


olarak belirtilir.


Bu son derece güçlü bir konumlandırmadır.


İlim sahipleri aynı cümlede:


Allah’ın ve meleklerin şahitliğinin ardından


anılır.


Bu, Kur’an’ın bilgiye verdiği değerin önemli örneklerinden biridir.


Hakikati araştıran bilgi sahibi insan, tevhidin şahitlerinden biri olarak sunulur.


6️⃣ “İlim Sahipleri” Kimlerdir ❓


Bu ifade yalnızca belirli bir meslek grubuna indirgenmemelidir.


Klasik yorumlarda özellikle:


vahyi bilen,


hakikati tanıyan,


delilleri kavrayan,


bilgisini derinleştiren


kimseler düşünülmüştür.


Daha geniş anlamıyla ise ayet:


bilgi ile hakikat arasında samimi bağ kuran kişileri


öne çıkarır.


Burada önemli olan yalnızca bilgi miktarı değildir.


Bilginin insanı hangi hakikate götürdüğü de önemlidir.


7️⃣ Her Bilgili İnsan Otomatik Olarak Allah’a İnanır mı ❓


Hayır.


Tarih boyunca son derece bilgili olup farklı Tanrı anlayışlarına sahip veya inançsız olan insanlar bulunmuştur.


Dolayısıyla ayetin:


“Her bilim insanı mutlaka Müslüman olur.”


şeklinde anlaşılması doğru değildir.


Ayet normatif bir perspektif sunar:


Kur’an’a göre hakikati doğru biçimde kavrayan bilgi, insanı Allah’ın birliğini tanımaya götürür.


Fakat insanın:


yorumları,


önkabulleri,


felsefi tercihleri


aynı delillerden farklı sonuçlara ulaşmasına yol açabilir.


8️⃣ Kur’an Bilgi ile İmanı Karşı Karşıya mı Koyar ❓


Bu ayet tam tersini yapar.


İlim sahiplerini tevhidin şahitleri arasına yerleştirir.


Dolayısıyla Kur’an’ın idealinde:


bilmek ile inanmak düşman değildir.


Bilgi insanı düşünmeye,


düşünme delile,


delil hakikate


götürmelidir.


Fakat aynı zamanda Kur’an insanın bilgisinin sınırlı olduğunu da sürekli hatırlatır.


Dolayısıyla ideal ilişki:


akıl + bilgi + tevazu


şeklindedir.


9️⃣ “Adaleti Ayakta Tutarak” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayetin merkezindeki çok önemli ifade:


“kâimen bi’l-kıst”


şeklindedir.


Yaklaşık anlamıyla:


“adaleti ayakta tutan, adaletle kaim olan.”


Burada Allah’ın birliği doğrudan adaletle ilişkilendirilir.


Bu çok önemlidir.


Çünkü ayet yalnızca:


“Allah vardır ve birdir.”


demez.


Aynı zamanda:


“Bu tek Allah adaletle hükmeder.”


mesajını verir.


🔟 Tevhid ile Adalet Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓


Eğer Allah tek ve nihai otoriteyse:


ahlaki ölçünün nihai kaynağı da O’dur.


Bu nedenle tevhid yalnızca metafizik bir doktrin değildir.


Ahlaki sonuçları vardır.


Allah:


zulmü,


haksızlığı,


keyfîliği


nihai ilke hâline getirmez.


Ayetin Allah’ı “adaleti ayakta tutan” olarak tanıtması, ilahlığın adaletten koparılamayacağını gösterir.


1️⃣1️⃣ Allah’ın Adaleti İnsan Adaletiyle Aynı mıdır ❓


İnsan adaleti sınırlıdır.


Çünkü insan:


eksik bilgiye sahip olabilir,


önyargılı davranabilir,


yanılabilir,


gücün etkisi altında kalabilir.


Kur’an’ın Allah tasavvurunda ise Allah:


her şeyi bilir,


hiçbir şeye muhtaç değildir,


kimsenin baskısı altında değildir.


Bu nedenle ilahî adalet:


eksik bilgi ve çıkar çatışmasıyla bozulmayan adalet


olarak düşünülür.


1️⃣2️⃣ Eğer Allah Adaleti Ayakta Tutuyorsa Dünyada Neden Bu Kadar Adaletsizlik Var ❓


Bu, ayetin doğurduğu en büyük felsefi sorulardan biridir.


Dünyada:


savaş,


zulüm,


yoksulluk,


cinayet,


haksızlık


vardır.


Peki Allah adaletle kaim ise bunlar neden vardır?


İslam düşüncesinde bu mesele:


insanın özgürlüğü,


imtihan,


doğal düzen,


dünya hayatının geçiciliği,


ahirette tamamlanacak hesap


çerçevesinde ele alınır.


Kur’an dünyayı bütün adaletin eksiksiz gerçekleştiği son mahkeme olarak değil:


hesabın öncesindeki hayat alanı


olarak sunar.


1️⃣3️⃣ İnsan Adalet Sağlamakla da Sorumlu mudur ❓


Evet.


Allah’ın adaletle kaim olduğunun söylenmesi insanın da adaletli davranması gerektiği fikrini güçlendirir.


Kur’an başka ayetlerde açık biçimde:


adaleti ayakta tutmayı,


yakınlar aleyhine bile olsa doğru şahitlik etmeyi,


kinin insanı adaletsizliğe sürüklememesini


emreder.


Dolayısıyla Allah’ın adaletine inanmak:


insanın kendi adaletsizliğini meşrulaştırmasına izin vermez.


1️⃣4️⃣ Tevhid İnsan Özgürlüğü Açısından Ne Söyler ❓


Eğer yalnızca Allah mutlak ilah ise hiçbir insan mutlaklaştırılamaz.


Hiçbir:


hükümdar,


lider,


din adamı,


zengin,


ideoloji,


devlet


ilahî konuma çıkarılamaz.


Bu nedenle tevhidin önemli bir sonucu şudur:


İnsanı Allah’ın kulu yapmak, onu başka insanların mutlak kulluğundan kurtarmaktır.


Bu yönüyle tevhid güçlü bir özgürleşme fikri de taşır.


1️⃣5️⃣ Bilgi Sahibi Olmak Neden Ahlaki Sorumluluğu Artırır ❓


İlim sahiplerinin ayette özellikle anılması aynı zamanda sorumluluk getirir.


Çünkü bilen insan:


yanlış yönlendirebilir,


bilgisini çıkar için kullanabilir,


hakikati gizleyebilir.


Bilgi güçtür.


Fakat güç:


ahlaktan koparsa


zarar üretilebilir.


Bu nedenle Kur’an’daki ideal âlim yalnızca çok bilen değil:


bildiği hakikate karşı sorumlu davranan kişidir.


1️⃣6️⃣ Âlim Olmak ile Hakikate Şahitlik Etmek Aynı Şey midir ❓


Hayır.


Bir insan çok şey öğrenmiş olabilir fakat:


korku,


çıkar,


kibir


nedeniyle bildiğini söylemeyebilir.


Ayet “ilim sahiplerini” şahitlik bağlamında anıyor.


Bu nedenle bilgi pasif değildir.


Hakikati bilmenin yanında:


onu dürüst biçimde tanımak ve gerektiğinde dile getirmek


de önemlidir.


Şahitlik, bilginin ahlaki boyutunu ortaya çıkarır.


1️⃣7️⃣ Ayetin Sonunda Neden “Azîz ve Hakîm” İsimleri Gelir ❓


Ayet:


“O Azîz’dir, Hakîm’dir.”


ifadesiyle sona erer.


Azîz:


mutlak güçlü, üstün, yenilmez.


Hakîm:


hikmet sahibi, hükmünde kusursuz.


Bu iki isim birlikte çok önemli bir denge kurar:


Güç + Hikmet


Çünkü sınırsız güç hikmetsiz olsaydı korkunç bir tasavvur ortaya çıkabilirdi.


Kur’an ise Allah’ın kudretini hikmetle birlikte anar.


1️⃣8️⃣ Önceki Ayetlerle Nasıl Bir Bağ Kuruluyor ❓


  1. ayette:

iman eden ve bağışlanma isteyenler


vardı.


  1. ayette:

onların sabır, doğruluk, kulluk, infak ve istiğfar özellikleri


anlatıldı.


  1. ayette ise doğrudan:

tevhidin şahitliği


ortaya konur.


Böylece yapı adeta şöyledir:


İman → Karakter → Bilgi → Şahitlik


Yani insanın inancı yalnızca iç dünyada kalmaz.


Ahlaka dönüşür.


Bilgiyle derinleşir.


Sonunda hakikate bilinçli şahitliğe ulaşır.


1️⃣9️⃣ Bilgi Gerçekten İnsanı Hakikate Götürüyorsa Neden İnsanlar Bu Kadar Farklı Sonuçlara Ulaşıyor ❓


Âl-i İmrân 18’in insan zihnine bıraktığı en güçlü sorulardan biri budur.


Aynı evrene bakan insanlar:


Tanrı’ya inanabilir,


agnostik olabilir,


ateist olabilir,


farklı dinlere mensup olabilir.


Aynı tarihi okuyup farklı sonuçlar çıkarabilir.


Aynı delili farklı yorumlayabilir.


Bu bize önemli bir şey gösterir:


İnsan yalnızca bilgiyle değil, bilgiyi yorumlayan bir zihinle yaşar.


Ön kabullerimiz,


değerlerimiz,


tecrübelerimiz,


arzularımız


yorumumuzu etkileyebilir.


Bu nedenle Kur’an’ın “ilim sahiplerini” tevhidin şahitleri arasına koyması yalnızca bilgi birikimini yüceltmez.


Aynı zamanda şu soruyu ortaya çıkarır:


Bilgimizi gerçekten hakikati bulmak için mi kullanıyoruz, yoksa zaten inanmak istediğimiz şeyi doğrulamak için mi?


Belki de gerçek ilmin en büyük sınavı budur.


Çok şey bilmek değil;


bildiğimiz şey karşısında dürüst kalabilmek.


Âl-i İmrân 18’in kurduğu tablo bu nedenle son derece güçlüdür:


Allah şahitlik eder.


Melekler şahitlik eder.


İlim sahipleri şahitlik eder.


Ve bütün bu şahitliğin merkezinde:


tek Allah ve adalet


vardır.


“Bilgi insanı büyütebilir; fakat gerçek ilim insanın egosunu değil, hakikate karşı sorumluluğunu büyütür. Âl-i İmrân 18’de ilim sahibinin şerefi çok bilmesinde değil, bildiği hakikate dürüstçe şahitlik edebilmesindedir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt