Âl-i İmrân Suresi 5. Ayette “Şüphesiz Yerde ve Gökte Hiçbir Şey Allah’a Gizli Kalmaz” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsandan saklanabilen şeyler vardır; fakat Kur’an’ın Tanrı tasavvurunda Allah’tan saklanabilecek hiçbir gerçeklik yoktur. Görünen de görünmeyen de O’nun bilgisinin dışına çıkamaz.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 5. ayeti oldukça kısa fakat son derece güçlü bir ifade içerir:
“Şüphesiz yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
Bu ayette Allah’ın bilgisi herhangi bir alanla sınırlandırılmaz.
Yeryüzünde olanlar da,
göklerde olanlar da,
görünenler de,
gizlenenler de,
insanın bildikleri de,
insanın hiçbir zaman ulaşamadığı gerçeklikler de
Allah’ın bilgisi içindedir.
Bu nedenle ayet yalnızca “Allah çok şey bilir” dememektedir.
Çok daha büyük bir iddiada bulunmaktadır:
Allah’ın bilgisi mutlak ve kuşatıcıdır.
“Hiçbir Şey Allah’a Gizli Kalmaz” Ne Demektir
Ayetin temel mesajı son derece açıktır:
Allah’ın bilmediği hiçbir şey yoktur.
İnsan bir şeyi:
gizleyebilir,
saklayabilir,
unutabilir,
yanlış anlatabilir,
başkalarından kaçırabilir.
Fakat bunların hiçbiri Allah’ın bilgisini ortadan kaldırmaz.
Kur’an’ın Tanrı anlayışında Allah’ın bilgisi yalnızca gözlemlediği şeylerden oluşmaz.
Allah varlığın tamamını bilir.
Allah Bilgiyi Sonradan mı Öğrenir
İnsan bilgiyi zaman içerisinde edinir.
Doğduğumuzda çok az şey biliriz.
Öğreniriz.
Gözlemleriz.
Deneyim kazanırız.
Yeni bilgi aldığımızda daha önce bilmediğimiz bir şeyi öğrenmiş oluruz.
Kur’an’ın Allah anlayışında ise Allah böyle değildir.
Allah için:
“Daha önce bilmiyordu, sonra öğrendi.”
şeklinde bir süreç düşünülmez.
İlahî bilgi sonradan kazanılmış bir bilgi değildir.
“Yerde ve Gökte” İfadesi Neden Kullanılmıştır
Kur’an’da “gökler ve yer” ifadesi sıklıkla bütün yaratılmış düzeni anlatmak için kullanılır.
Dolayısıyla burada yalnızca:
Dünya gezegeni
ve
gökyüzü
kastediliyor değildir.
İfade daha geniştir:
Var olan hiçbir şey Allah’ın bilgisinin dışında değildir.
O dönemin insanına göre bilinmeyen gökler de,
bugün keşfedilen galaksiler de,
henüz keşfedemediğimiz kozmik yapılar da
bu anlamın içine düşünülebilir.
İnsan Neden Bazı Şeyleri Bilemez
İnsan bilgisinin sınırları vardır.
Çünkü insan:
belirli bir yerde bulunur,
belirli bir zamanda yaşar,
duyuları sınırlıdır,
hafızası sınırlıdır,
bütün olayları aynı anda gözlemleyemez.
Bir odanın içindeyken başka bir kıtada gerçekleşen olayı doğrudan göremez.
Geçmişteki her ayrıntıyı bilemez.
Geleceğin tamamını göremez.
Allah’ın bilgisi ise Kur’an’a göre bu sınırlamalara tabi değildir.
Gizli Düşünceler de Buna Dahil midir
Kur’an’ın genel anlatımına göre evet.
İnsan yalnızca yaptığı şeylerle değil, içinde taşıdığı niyetlerle de değerlendirilir.
Bir davranış dışarıdan aynı görünebilir fakat iki kişinin niyeti tamamen farklı olabilir.
Örneğin bir insan yardım ederken:
gerçekten merhamet ettiği için
veya
başkalarının kendisini övmesini istediği için
yardım edebilir.
İnsanlar dışarıdan farkı göremeyebilir.
Allah’ın bilgisi açısından ise niyet gizli değildir.
Allah’ın Bilmesi ile Allah’ın Görmesi Aynı Şey midir
Birbirine yakın olsa da kavramsal olarak farklıdır.
“Bilmek” daha geniş bir kavramdır.
İnsan görmediği bir şeyi de bilebilir.
Kur’an’da Allah hem:
Alîm — her şeyi bilen
hem de
Basîr — her şeyi gören
olarak tanımlanır.
Bu ifadelerin ortak noktası şudur:
İnsanın gerçekliğin herhangi bir bölümünü Allah’tan saklayabilmesi mümkün değildir.
Allah Geleceği de Biliyor mudur
Klasik İslam anlayışında Allah:
geçmişi,
şimdiyi
ve geleceği
bilir.
Bu noktada insan zihnini zorlayan büyük bir felsefi problem ortaya çıkar:
Allah gelecekte ne yapacağımızı biliyorsa gerçekten özgür müyüz?
Bu soru İslam düşüncesinde kader ve insan özgürlüğü tartışmalarının merkezinde yer almıştır.
Allah Biliyorsa İnsan Neden Sorumlu Tutuluyor
Bir şeyi bilmek ile o şeyi zorla yaptırmak aynı şey değildir.
Klasik açıklamalardan biri budur.
Allah’ın bir insanın neyi seçeceğini bilmesi, insanı o seçimi yapmaya zorladığı anlamına gelmez.
Örneğin mesele basitleştirildiğinde:
Bilgi, sebep olmakla aynı şey değildir.
Ancak Allah’ın ezelî bilgisi ile insan özgürlüğünün nasıl birlikte anlaşılması gerektiği son derece derin bir felsefi tartışmadır.
İslam düşüncesinde farklı ekoller bu problemi farklı şekillerde açıklamıştır.
Allah’ın Bilgisi Değişir mi
Eğer Allah bugün bilmediği bir şeyi yarın öğrenseydi, bilgisinde bir eksiklik bulunmuş olurdu.
Kur’an’ın Allah tasavvurunda böyle bir eksiklik kabul edilmez.
Bu nedenle ilahî bilgi:
tam, kuşatıcı ve eksiksiz
olarak düşünülür.
İnsan bilgisi değişebilir.
Allah’ın bilgisinde ise cehaletten bilgiye geçiş söz konusu değildir.
Bu Ayet Neden Önceki Ayetten Hemen Sonra Gelmiştir
- ayette:
vahiy,
hidayet,
Furkan,
inkâr
ve hesap
anlatılmıştı.
- ayette ise:
“Hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
denir.
Bu sıralama anlamlıdır.
Çünkü hesap verecek bir insan açısından şu soru ortaya çıkar:
İnsanların görmediği kötülükler ne olacak?
Cevap:
Allah’tan gizlenemez.
Böylece ilahî adaletin temel şartlarından biri olan tam bilgi vurgulanmış olur.

Kusursuz Adalet İçin Kusursuz Bilgi Gerekir
Bir hâkimin karar verebilmesi için olay hakkında bilgi sahibi olması gerekir.
Eksik bilgi yanlış hükme yol açabilir.
İnsan mahkemelerinde:
deliller kaybolabilir,
şahitler yalan söyleyebilir,
gerçek fail bulunamayabilir,
suç gizlenebilir.
Bu nedenle insan adaleti kaçınılmaz biçimde sınırlıdır.
Kur’an’ın ilahî adalet anlayışında ise bu problem yoktur.
Çünkü Allah’ın bilgisi eksik değildir.

İnsanlardan Saklanan Bir Suç Allah’tan Saklanabilir mi
Ayetin mantığına göre hayır.
Bir kişi hayatı boyunca bir kötülüğü hiçbir insana anlatmayabilir.
Hiçbir kamera kaydetmemiş olabilir.
Hiçbir şahit görmemiş olabilir.
Hiçbir belge bulunmayabilir.
Fakat Kur’an’ın iddiası şudur:
Gerçeklik yok olmaz.
İnsanlardan saklanmış olabilir; Allah’tan saklanmış değildir.
Bu, hesap fikrinin temelini oluşturur.

Aynı Şey Gizli İyilikler İçin de Geçerli midir
Evet.
Ayet yalnızca suç ve kötülük açısından düşünülmemelidir.
Kimsenin görmediği bir iyilik de Allah’ın bilgisinden kaybolmaz.
Bir insan:
kimse bilmeden yardım edebilir,
gizlice fedakârlık yapabilir,
haksızlığa uğrasa da kötülük yapmamayı seçebilir.
İnsanlar bunu hiçbir zaman öğrenmeyebilir.
Fakat ayetin mantığına göre Allah bilir.
Bu nedenle görünmeyen iyilik de değersiz değildir.

Mahremiyet ile Allah’ın Bilgisi Çelişir mi
İnsan ilişkilerinde mahremiyet çok önemli bir değerdir.
İnsanların birbirlerinin özel hayatlarını gözetlemesi ahlaki olarak problemli olabilir.
Fakat Allah’ın bilgisi insanın gözetlemesine benzemez.
Çünkü Allah dışarıdan bilgi toplamaya çalışan başka bir varlık değildir.
Kur’an açısından insanın varlığı zaten Allah’ın yaratması ve bilgisi içerisindedir.
Bu nedenle “Allah biliyor” ifadesi insan gözetimiyle aynı kategoriye konulmamalıdır.

Allah Atom Altı Dünyayı da Bilir mi
Ayetin “hiçbir şey” ifadesi sınır koymaz.
Dolayısıyla klasik teolojik anlayışta:
en büyük galaksi de,
en küçük parçacık da,
insanın kalbindeki düşünce de
Allah’ın bilgisi içerisindedir.
Kur’an’ın farklı ayetlerinde yere düşen bir yaprağın bile Allah’ın bilgisi dışında olmadığı şeklinde son derece güçlü örnekler verilir.
Buradaki fikir şudur:
Büyüklük ve küçüklük Allah’ın bilgisinin sınırını belirlemez.

Bilim İlerledikçe Allah’ın Bilgisine Yaklaşabilir miyiz
İnsanlık sürekli yeni şeyler öğrenmektedir.
Bir zamanlar bilinmeyen gezegenleri keşfederiz.
DNA’yı çözeriz.
Atomun yapısını araştırırız.
Evrenin erken dönemleri hakkında teoriler geliştiririz.
Fakat ne kadar ilerlersek ilerleyelim insan bilgisi yine sınırlı kalır.
Her cevap yeni sorular doğurur.
Kur’an’ın Allah için ileri sürdüğü bilgi ise bilimsel bilgi birikiminin büyütülmüş hâli değildir.
Nitelik olarak farklı, mutlak bir bilgi
iddiasıdır.

Allah Her Şeyi Biliyorsa Dua Etmeye Neden Gerek Var
Bu da önemli bir sorudur.
Eğer Allah zaten insanın ne istediğini biliyorsa neden dua edilir?
İslam düşüncesinde dua Allah’a bilgi vermek için yapılmaz.
İnsan:
ihtiyacını ifade eder,
Allah’a yönelir,
kendi sınırlılığını kabul eder,
talebini ortaya koyar.
Dolayısıyla dua:
Allah’ın bilmediği bir şeyi O’na anlatmak değil, insanın bilinçli biçimde Allah’a yönelmesidir.

Bu Ayet İnsan Davranışını Nasıl Değiştirebilir
Eğer insan gerçekten hiçbir davranışının Allah’tan gizli olmadığına inanıyorsa ahlak anlayışı yalnızca toplumun gözetimine bağlı kalmaz.
“Kimse görmüyorsa yapabilirim.”
mantığı geçerliliğini kaybeder.
Çünkü ahlak:
kameraya,
polise,
toplum baskısına
veya insanların değerlendirmesine
bağlı olmaktan çıkar.
İnsan yalnız kaldığında da sorumlu olduğunu düşünür.
Bu açıdan ayet güçlü bir iç denetim bilinci oluşturur.

Asıl Gizlilik Kime Karşıdır
Âl-i İmrân 5 insanın çok temel bir yanılgısını sorgular.
İnsan çoğu zaman:
“Kimse bilmiyor.”
dediğinde olayın tamamen gizli kaldığını düşünür.
Fakat ayet bunun doğru olmadığını söyler.
İnsanlardan saklanabilir.
Tarihten saklanabilir.
Belgeler yok edilebilir.
Hatıralar unutulabilir.
Fakat Kur’an’ın Tanrı anlayışında gerçekliğin kendisi Allah’ın bilgisinden silinemez.
Bu düşüncenin hem ürpertici hem de teselli edici bir yönü vardır.
Kötülük yapan açısından:
Hiçbir kötülük sonsuza kadar gizlenemez.
Haksızlığa uğrayan açısından:
Kimse görmese bile yaşadığın şey bilinmektedir.
Gizli iyilik yapan açısından:
Kimse teşekkür etmese bile yaptığın şey kaybolmamıştır.
Belki de ayetin en derin mesajı budur:
İnsanların bilmediği ile hiç bilinmeyen aynı şey değildir.
“İnsan dünyadan izlerini silebilir, tanıkları susturabilir ve gerçeği başkalarından saklayabilir; fakat Kur’an’a göre hakikati Allah’ın bilgisinden silemez. Bu yüzden ilahî adaletin temelinde yalnızca güç değil, hiçbir şeyi kaçırmayan bir bilgi vardır.”
Ersan Karavelioğlu