Âl-i İmrân Suresi 38. Ayette “Zekeriyyâ Orada Rabbine Dua Ederek Bana Katından Temiz Bir Nesil Bağışla” Demiştir; Bu Dua Ne Anlama Gelir
“Bazen başka bir insanın hayatında gördüğümüz nimet, içimizde sönmüş sandığımız bir duayı yeniden uyandırır. Âl-i İmrân 38, umudun nasıl bir kalpten diğerine geçtiğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 38. ayetinde şöyle buyrulur:
“İşte orada Zekeriyyâ Rabbine dua etti: ‘Rabbim! Bana katından temiz ve güzel bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin.’”
Bir önceki ayette Zekeriyyâ, Meryem’in yanında kaynağını açıklamakta zorlandığı bir rızık görmüş ve:
“Bu sana nereden geliyor?”
diye sormuştu.
Meryem ise:
“Bu Allah katındandır. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.”
demişti.
- ayet tam bu sahnenin ardından gelir.
Zekeriyyâ, Allah’ın Meryem’e beklenmedik biçimde rızık verdiğini görünce kendi hayatında artık gerçekleşmesi çok zor görünen bir şeyi hatırlar:
çocuk sahibi olmayı.
Ve dua eder.
Böylece bir insanın aldığı nimet, başka bir insanın içinde:
yeniden umut
doğurur.
“İşte Orada Zekeriyyâ Rabbine Dua Etti” İfadesi Neden Önemlidir
Ayet:
“Hunâlike deâ Zekeriyyâ rabbehû…”
yani:
“İşte orada Zekeriyyâ Rabbine dua etti.”
der.
“Orada” kelimesi boşuna kullanılmaz.
Zekeriyyâ’nın duası:
Meryem’in yanında gördüğü rızık tecrübesinin hemen ardından gelir.
Bu yüzden dua ile önceki olay arasında güçlü bir bağ vardır.
Zekeriyyâ adeta şöyle düşünmüş olabilir:
Meryem’e beklenmedik biçimde rızık veren Allah, bana da ummadığım bir yerden çocuk verebilir.
Başkasının Nimeti İnsanda Umut Uyandırabilir mi
Evet.
İnsan bazen kendi hayatında:
artık mümkün görmediği,
ertelediği,
ümidini kestiği
bir şeyi başka bir insanın hayatında görünce yeniden düşünür.
Birinin iyileşmesi,
birinin beklenmedik bir kapı bulması,
birinin duasının gerçekleşmesi
başkasında:
“Belki benim için de mümkündür.”
duygusu oluşturabilir.
Âl-i İmrân 38’de tam olarak böyle bir umut geçişi görülür.
Zekeriyyâ Neden Çocuk İstiyordu
Kur’an’ın başka ayetlerinde Hz. Zekeriyyâ’nın:
yaşlandığı,
eşinin çocuk sahibi olmaya elverişli olmadığı
ve kendisinden sonra gelecek nesil konusunda endişe taşıdığı
anlatılır.
Onun çocuk isteğini yalnızca biyolojik babalık arzusu olarak görmek eksik olabilir.
Aynı zamanda:
dini ve ahlaki mirasın devamını
istemektedir.
Bu nedenle duasında yalnızca:
“Bana çocuk ver.”
demez.
“Temiz bir nesil ver.”
der.
“Rabbim” Diye Dua Etmesi Ne Anlama Gelir
Zekeriyyâ duasına:
“Rabbi…”
yani:
“Rabbim…”
diye başlar.
Bu hitap yakınlık içerir.
“Rab”:
yaratan,
yetiştiren,
koruyan,
idare eden
anlamlarını taşır.
Zekeriyyâ kendi yaşlılığını ve sınırlılığını bilmektedir.
Ama Allah’ın kudretini kendi biyolojik şartlarıyla sınırlamaz.
Bu yüzden isteğini doğrudan:
Rabbine
yöneltir.
“Bana Katından” İfadesi Neden Kullanılıyor
Ayet:
“heb lî min ledunke…”
der.
Yani:
“Bana kendi katından bağışla.”
Bu ifade çok güçlü bir teslimiyet taşır.
Zekeriyyâ:
“Ben bunu kendi gücümle elde edeceğim.”
demiyor.
Tam tersine:
“Bu bana senin bağışın olarak gelsin.”
diyor.
Burada çocuk:
hak edilmiş bir ücret değil,
ilahî bir lütuf
olarak görülür.
Çocuk Sahibi Olmak Kur’an’da Bir Hak mı, Bir Bağış mı Olarak Görülür
Kur’an dilinde çocuk çoğu zaman:
nimet,
emanet,
bağış
olarak sunulur.
Bu, çocuk sahibi olamayan bir insanın değersiz olduğu anlamına gelmez.
İnsan:
çocuk sahibi olabilir
veya olmayabilir.
Her iki durumda da insanın Allah katındaki değeri yalnızca biyolojik ebeveynlik üzerinden ölçülmez.
Zekeriyyâ’nın duasındaki önemli nokta:
çocuğun mülkiyet değil, armağan olarak görülmesidir.
“Temiz Bir Nesil” Ne Demektir
Ayet:
“zurriyyeten tayyibeh”
ifadesini kullanır.
“Zürriyet”:
nesil,
evlat,
soy
anlamına gelir.
“Tayyibe” ise:
iyi,
temiz,
güzel,
hayırlı
anlamlarını taşır.
Zekeriyyâ yalnızca:
“Bir çocuğum olsun.”
demiyor.
“Hayırlı bir çocuk olsun.”
diye dua ediyor.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Neden Çocuğun Sayısından Çok Niteliği Önemseniyor
Çünkü ebeveynliğin değeri:
kaç çocuk sahibi olunduğuyla
ölçülmez.
Asıl mesele:
nasıl insanlar yetiştiğidir.
Bir çocuk:
merhametli,
dürüst,
adaletli,
bilgili,
ahlaklı
olursa hem ailesi hem toplum için büyük bir nimet olabilir.
Bu nedenle Kur’an’daki dua:
nicelikten çok nitelik
üzerine kuruludur.
“Temiz Nesil” Günahsız Nesil Demek midir
Hayır.
İnsan olmak hata yapabilmek demektir.
Buradaki temizlik:
ahlaki iyilik,
iman,
dürüstlük,
iyi karakter
gibi anlamlarla düşünülebilir.
Bir insan “hayırlı” olabilir ama yine de hata yapabilir.
Kur’an’ın insan anlayışında mükemmellik insanın değil Allah’ın niteliğidir.
Dolayısıyla dua:
kusursuz robot bir çocuk
istemek değildir.
Ahlaki yönü iyi bir insan
istemektir.
Anne Baba Çocuğunun Ahlakını Dua ile Belirleyebilir mi
Dua önemlidir.
Ama dua çocuğun özgür iradesini ortadan kaldırmaz.
Anne baba:
dua edebilir,
eğitebilir,
örnek olabilir,
güzel çevre hazırlayabilir.
Fakat çocuk büyüdüğünde kendi seçimlerini yapar.
Bu nedenle:
dua + eğitim + örneklik
birlikte düşünülmelidir.
Sadece dua edip bütün sorumluluğu bırakmak doğru değildir.

Zekeriyyâ’nın Duası İmkânsız Görünen Bir Şeyi İstemek midir
İnsan açısından oldukça zor görünmektedir.
Çünkü Zekeriyyâ yaşlıdır.
Eşi de çocuk sahibi olma açısından elverişli görünmemektedir.
Fakat Kur’an’ın anlatısı burada insanın şu sınırını gösterir:
Doğal imkânsızlık ile ilahî imkânsızlığı aynı şey sanmamak.
İnsan:
“Benim şartlarımda mümkün görünmüyor.”
diyebilir.
Fakat Kur’an’ın Allah tasavvurunda Allah’ın kudreti insanın alışılmış sebepleriyle sınırlı değildir.

Bu Ayet Bilimsel Sebepleri Önemsiz mi Kılar
Hayır.
İnsan biyolojik gerçekleri araştırır.
Tıp kullanır.
Tedavi görür.
Sebep-sonuç ilişkilerini öğrenir.
Kur’an’ın burada yaptığı şey bilimsel mekanizmayı reddetmek değil:
Allah’ın kudretini yalnızca insanın bildiği mekanizmalara hapsetmemektir.
İnanç ile bilim farklı sorulara cevap verebilir.
Bilim:
nasıl?
diye sorar.
Ayet ise:
nihai imkân ve kudret kime aittir?
sorusunu gündeme getirir.

İnsan Umudunu Ne Zaman Kaybetmelidir
Kur’an’ın genel yaklaşımı umutsuzluğu teşvik etmez.
Fakat bu:
“Her istediğin kesin gerçekleşir.”
demek de değildir.
İnsan dua eder.
Çaba gösterir.
Ama sonuç Allah’ın takdirindedir.
Sağlıklı umut:
sonucu garanti etmek
değil,
Allah’ın imkânını kendi sınırlı hesabımızla kapatmamak
demektir.
Zekeriyyâ’nın duası bunun güçlü örneklerinden biridir.

“Şüphesiz Sen Duayı İşitensin” Ne Anlama Gelir
Ayet:
“inneke semîu’d-duâ”
ifadesiyle sona erer.
Yani:
“Şüphesiz sen duayı işitensin.”
Zekeriyyâ dua ederken:
Allah’ın onu duyup duymadığından
şüphe etmiyor.
Onun meselesi:
duanın sonucunun nasıl olacağıdır.
Bu çok önemli bir iman ayrımıdır.
Duanın kabul şekli bilinmeyebilir.
Ama Allah’ın işitmesi konusunda güven vardır.

Allah Duayı İşitiyorsa Neden Her Dua Aynı Şekilde Gerçekleşmez
Çünkü:
işitmek ile istenen sonucu aynen vermek
aynı şey değildir.
İnsan bir şey ister.
Ama:
zamanı,
sonucu,
bütün etkileri
bilemez.
Kur’an’ın dua anlayışında Allah:
duayı işitir
ama cevabı kendi hikmeti içinde verir.
Bu cevap:
aynı şeyi vermek,
farklı bir hayır vermek,
geciktirmek
veya dünyada hiç vermemek
şeklinde olabilir.
Dolayısıyla dua, Allah’ı insan iradesine mecbur eden bir formül değildir.

Çocuk İçin Yapılabilecek En Güzel Dua Nedir
Zekeriyyâ’nın duası bu konuda çok güçlü bir örnektir.
O:
zengin,
ünlü,
çok güçlü
bir çocuk istemiyor.
“Tayyibe”
yani:
iyi ve temiz bir nesil
istiyor.
Bu, modern ebeveynler için son derece düşündürücüdür.
Çocuk için:
“Çok para kazansın.”
demekten önce:
“İyi insan olsun.”
diyebilmek belki daha temel bir duadır.

37. ve 38. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
- ayette Meryem:
“Allah dilediğine hesapsız rızık verir.”
demişti.
- ayette Zekeriyyâ:
çocuk için dua eder.
Bu bağlantı çok zariftir.
Önce:
Allah’ın verebildiği görülür.
Sonra:
insan istemeye cesaret eder.
Yani bir nimet:
başka bir duanın başlangıcına dönüşür.
Kur’an burada adeta umudun nasıl yayıldığını gösterir.

Başkasının Nimeti Kıskançlık Yerine Duaya Dönüşebilir mi
İşte ayetin en güzel ahlaki yönlerinden biri budur.
Zekeriyyâ, Meryem’in yanında olağanüstü bir rızık görür.
Şöyle diyebilirdi:
“Neden onda var da bende yok?”
Ama böyle yapmaz.
Başkasının nimeti onda:
kıskançlık
değil,
dua
üretir.
Bu olağanüstü bir ahlaki tavırdır.
İnsan başka birinin mutluluğunu gördüğünde iki yol vardır:
Onu kıskanmak
veya
“Allah ona verdiyse bana da hayırlısını verebilir.”
diyerek umut etmek.

Başkasının Mutluluğu Bizde Kıskançlık mı, Umut mu Üretiyor
Âl-i İmrân 38’in insanı ulaştırdığı en derin sorulardan biri budur.
İnsan çevresine bakar.
Birinin:
çocuğu olur.
Birinin işi açılır.
Birinin duası gerçekleşir.
Birinin hayatında güzel bir gelişme yaşanır.
Ve insanın içinde iki farklı ses doğabilir.
Birincisi:
“Neden onun oldu da benim olmadı?”
İkincisi:
“Demek ki Allah’ın kapıları düşündüğümden daha geniş.”
Zekeriyyâ ikinci yolu seçer.
Meryem’in rızkı onun umudunu azaltmaz.
Tam tersine artırır.
Ve orada:
“Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bağışla.”
der.
Belki insanın manevi olgunluğunun en güçlü göstergelerinden biri de budur:
Başkasına verilen nimet karşısında kalbimizin ne yaptığı.
Kıskançlık:
başkasının nimetinin yok olmasını ister.
Umut ise:
başkasının nimetini Allah’ın cömertliğinin işareti olarak görür.
Ve ayet bize çok sade ama derin bir ders bırakır:
Allah’ın bir başkasına vermesi, sana verecek hiçbir şeyi kalmadığı anlamına gelmez.
İnsanların kaynakları sınırlıdır.
Allah’ın rızkı ise bir önceki ayette ifade edildiği gibi:
hesapsızdır.
Bu yüzden başkasının mutluluğu bizim için tehdit olmak zorunda değildir.
Belki bazen:
duamızın yeniden doğduğu yer
olabilir.
“Başkalarının nimetini kıskanmak kalbi daraltır; onu Allah’ın cömertliğinin işareti olarak görmek ise umudu büyütür. Âl-i İmrân 38, Zekeriyyâ’nın kalbinde kıskançlığın değil duanın doğduğunu gösterir.”
Ersan Karavelioğlu