Abese Suresi 12. Ayette “Dileyen Ondan Öğüt Alır” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Hakikati Kabul Etmede İnsan İradesinin Rolü Nedir
“Abese Suresi’nin on ikinci ayeti, vahyin insanın önüne konulduğunu fakat onu kabul etme sorumluluğunun insana bırakıldığını gösterir. Hakikat anlatılabilir, hatırlatılabilir ve açıklanabilir; fakat insanın yerine inanılmaz. ‘Dileyen ondan öğüt alır’ sözü, özgürlük ile sorumluluğun aynı noktada buluştuğu son derece güçlü bir ifadedir.”
Ersan Karavelioğlu
Abese Suresi 12. Ayet Ne Söyler
Abese Suresi’nin 12. ayetinde:“Fe men şâe zekerah.”
buyrulur.
Bu kısa ifade genel olarak:
“Artık dileyen ondan öğüt alır.”
şeklinde anlamlandırılır.
Bir önceki ayette:
“Şüphesiz bu bir öğüttür.”
denilmişti.
- ayette ise bu öğüt karşısındaki insanın konumu açıklanır:
“Fe Men Şâe” Ne Anlama Gelir
“Fe men şâe”:“Artık kim dilerse…”
anlamına gelir.
Buradaki “şâe” kelimesi istemek ve dilemekle ilişkilidir.
Ayet insanı tamamen pasif bir varlık olarak sunmaz.
Önüne bir mesaj gelir.
Fakat ardından:
ona nasıl karşılık vereceği
meselesi ortaya çıkar.
Bu nedenle vahiy ile insan iradesi arasında güçlü bir ilişki vardır.
“Zekerah” Ne Anlama Gelir
“Zekerah”:onu hatırlamak, ondan öğüt almak, onu zihninde tutmak
anlamlarına gelir.
Buradaki mesele sadece:
bir metni okumak
değildir.
İnsan okuduğunu:
düşünür,
hatırlar,
kendi hayatıyla karşılaştırır
ve davranışına dönüştürürse öğüt gerçek anlamda etkili hâle gelir.
Bu nedenle:
okumak ile öğüt almak aynı şey değildir.
İnsan Kur’an’ı Okuyup Yine De Ondan Öğüt Almamış Olabilir Mi
Evet.Bir insan bir ayeti:
ezberleyebilir,
okuyabilir,
hatta başkasına aktarabilir.
Fakat kendi davranışını onun ışığında hiç sorgulamıyorsa:
metni bilmek ile mesajı içselleştirmek arasında mesafe
kalabilir.
Abese 12’nin vurgusu sadece bilmek değil:
hatırlayıp dikkate almaktır.
Bilginin ahlâkî değeri, hayata dokunduğunda daha açık biçimde ortaya çıkar.
Ayet İnsan İradesine Mi İşaret Ediyor
Evet.“Dileyen…”
ifadesi insanın tercihini görünür hâle getirir.
İnsan öğüdü:
kabul edebilir,
üzerinde düşünebilir,
reddedebilir
veya görmezden gelebilir.
Bu nedenle dinî sorumluluğun anlamlı olabilmesi için insanın belirli bir tercih alanının bulunması gerekir.
Eğer insan hiçbir seçim yapamayan tamamen otomatik bir varlık olsaydı:
sorumluluk kavramının anlamı da değişirdi.
Özgür İrade Kur’an’da Sınırsız Bir Özgürlük Müdür
Hayır.İnsan istediği her şeyi gerçekleştiremez.
Doğduğu yeri,
bedeninin bütün özelliklerini,
geçmişini,
ölümlü oluşunu
seçmez.
İnsan sınırlı şartlar içerisinde tercih yapan bir varlıktır.
Dolayısıyla özgür irade:
mutlak kudret
anlamına gelmez.
Daha çok:
verili şartlar içinde bazı seçimlerden sorumlu olmak
anlamında düşünülebilir.
İnsan Dileyebiliyorsa Allah’ın İradesinin Yeri Nedir
Bu konu İslâm düşüncesinin en büyük teolojik tartışmalarından biridir.Farklı kelâm ekolleri:
insan iradesi ile ilahî iradenin ilişkisini
farklı biçimlerde açıklamıştır.
Fakat ortak noktalardan biri şudur:
Kur’an insanı:
sorumlu bir muhatap
olarak ele alır.
İnsan tercihlerinden dolayı övülür veya eleştirilirse, tercih kavramının ahlâkî bir anlam taşıması gerekir.
Ayetin doğrudan vurgusu da burada insanın:
öğüt karşısındaki tutumudur.
Eğer İnsan Özgürse Neden Herkes Hakikati Seçmez
Çünkü özgürlük:herkesin doğruyu seçeceğinin garantisi değildir.
Tam tersine seçim varsa:
yanlış tercih ihtimali de vardır.
İnsan:
çıkarını,
alışkanlığını,
kibrini,
çevresinin baskısını
hakikatin önüne koyabilir.
Bu nedenle özgürlük yalnızca imkân değil:
sorumluluktur.
Hakikat Neden Kendini İnsana Zorla Kabul Ettirmez
Çünkü zorunlu kabul ile bilinçli kabul aynı şey değildir.Bir insanın önünde hiçbir alternatif yoksa:
ahlâkî tercih alanı daralır.
Fakat insan:
düşünüp,
sorgulayıp,
değerlendirip
sonra karar verdiğinde tercihi kendisine ait olur.
Abese 12’nin:
“Dileyen…”
ifadesi bu kişisel sorumluluğu güçlü biçimde hatırlatır.
“Dilediğine İnan” Demek Sonuçların Olmadığı Anlamına Gelir Mi
Hayır.Seçim özgürlüğü:
seçimlerin sonuçsuz olduğu
anlamına gelmez.
İnsan istediği davranışı seçebilir.
Fakat davranışının sonucunu her zaman seçemez.
Örneğin bir insan:
yalan söylemeyi seçebilir.
Ama bu yalan ortaya çıktığında:
güven kaybını istemese bile yaşayabilir.
Özgürlük ile sonuç arasında bu nedenle önemli bir ayrım vardır.

İrade İle Sorumluluk Neden Birbirinden Ayrılamaz
Çünkü kişi seçim yapabiliyorsa:seçiminin sorumluluğunu da taşır.
Sürekli:
“Ben böyle yapmak zorundaydım.”
diyen insan, kendi iradesini tamamen yok sayabilir.
Elbette insanların şartları ve imkânları farklıdır.
Fakat kişinin gerçekten seçebildiği alanda:
sorumluluk da ortaya çıkar.
Bu, ahlâkın temel şartlarından biridir.

Abese Suresi’nin İlk Ayetleri İradeyi Nasıl Gösterir
Surede iki farklı insan tipi karşılaştırılmıştı.Bir tarafta:
kendisini ihtiyaçsız görenler
vardı.
Diğer tarafta Abdullah b. Ümmü Mektûm:
öğrenmek için çabalayarak geliyordu.
Aynı mesaj karşısında iki farklı yöneliş vardır.
Biri:
“İhtiyacım yok.”
der gibidir.
Diğeri:
“Öğrenmek istiyorum.”
der.
Bu farklılık insan tercihini görünür hâle getirir.

Abdullah b. Ümmü Mektûm’un Değeri Burada Daha İyi Anlaşılıyor Mu
Evet.Onun büyüklüğü yalnızca görme engeline rağmen gelmesi değildir.
O:
öğüdü istemektedir.
Yani vahyin:
“Dileyen ondan öğüt alır.”
şeklindeki çağrısına fiilen olumlu cevap veren insan tipini temsil eder.
Toplumdaki statüsü düşük olabilir.
Fakat hakikate karşı iradesi:
açıktır.
Kur’an’ın değer ölçüsünde bu son derece önemlidir.

Hakikati Kabul Etmek İçin Sadece İstemek Yeterli Midir
İstemek önemli bir başlangıçtır fakat çoğu zaman tek başına yeterli değildir.İnsan:
araştırmalı,
düşünmeli,
önyargılarını sorgulamalı,
gerekirse davranışını değiştirmelidir.
Hakikati gerçekten isteyen kişi:
yalnızca hoşuna giden sonuçları değil, rahatsız edici sonuçları da değerlendirmeye hazır olmalıdır.
Çünkü gerçek arayışın ölçüsü:
hakikatin bizim fikrimize uyması değil, bizim hakikate uyabilmemizdir.

İnsan Neden Bazen Doğru Olduğunu Düşündüğü Şeyi Bile Uygulamaz
Çünkü bilmek ile istemek arasında fark vardır.İnsan:
sigaranın zararlı olduğunu bilebilir
ama bırakmayabilir.
Öfkenin ilişkilerine zarar verdiğini bilir
ama yine öfkelenebilir.
Haksızlığın yanlış olduğunu bilir
ama çıkarı söz konusu olduğunda susabilir.
Demek ki insanın ahlâkî dönüşümü yalnızca:
bilgi değil, irade
de gerektirir.

Ayetin Psikolojik Mesajı Nedir
İnsan değişiminin önemli aşamalarından biri:değişmeyi gerçekten istemektir.
Dışarıdan sürekli öğüt verilen fakat kendisi değişmek istemeyen bir insanın dönüşmesi zor olabilir.
Fakat içinden:
“Ben böyle devam etmek istemiyorum.”
diyen kişide değişim ihtimali büyür.
Bu nedenle gerçek dönüşüm çoğu zaman dış baskıdan önce:
içsel kararla
başlar.

Ayetin Felsefi Mesajı Nedir
Abese 12 şu derin soruyu gündeme getirir:İnsan hakikat karşısında seyirci midir, yoksa karar veren bir özne midir?
Ayet:
“Dileyen…”
diyerek insanın karşılık veren bir özne olduğunu gösterir.
Hakikat insanın karşısına çıkar.
Ama insan:
ona yaklaşabilir,
ondan uzaklaşabilir,
üzerinde düşünebilir
veya onu görmezden gelebilir.
Böylece insan yalnızca hayatı yaşayan değil:
hayat karşısında seçim yapan
bir varlık hâline gelir.

11. Ve 12. Ayetler Birlikte Ne Söyler
- ayette:
denilir.
- ayette:
buyrulur.
İki ayet birlikte vahiy ile insan arasındaki ilişkiyi özetler:
Mesaj sunulur.
İnsan muhatap alınır.
Tercih alanı bırakılır.
Böylece peygamberin görevi de netleşir:
Hakikati anlatmak vardır.
Fakat insanın yerine:
karar vermek yoktur.

Sonuç: Hakikati Kabul Etmede İnsan İradesinin Rolü Nedir
Abese Suresi 12. ayette:“Fe men şâe zekerah.”
buyrulur:
“Dileyen ondan öğüt alır.”
Bu son derece kısa ayet insan özgürlüğü ve sorumluluğu hakkında büyük bir düşünce alanı açar.
Vahiy insana ulaşabilir.
Peygamber anlatabilir.
Öğretmen öğretebilir.
Anne baba uyarabilir.
Bir dost doğruyu söyleyebilir.
Ama bütün bunların sonunda insanın içerisinde cevaplanması gereken bir soru kalır:
“Ben ne yapacağım?”
İşte sorumluluk burada başlar.
İnsan hakikatin sadece karşısında duran bir seyirci değildir.
O:
karar verir.
Dinler veya dinlemez.
Düşünür veya kaçınır.
Değişir veya eski hâlinde kalır.
Ve bu nedenle Abese Suresi’nin ilk bölümündeki bütün anlatı şimdi çok daha anlamlı hâle gelir.
Kendisini ihtiyaçsız gören insan da bir tercih yapmaktadır.
Hakikati öğrenmek için koşarak gelen Abdullah b. Ümmü Mektûm da.
Biri kapısını kapatır.
Diğeri:
kapıyı çalar.
Vahiy ise kapının nerede olduğunu gösterir.
Fakat kapıdan geçme kararını:
insanın kendisine bırakır.
Belki ayetin insana yönelttiği en zor soru tam da budur:
Hakikati gerçekten bilmiyor muyuz, yoksa bildiğimiz hâlde hayatımızı değiştirmek istemediğimiz için mi ondan uzak duruyoruz?
“İnsana hakikat gösterilebilir; fakat onun yerine tercih yapılamaz. ‘Dileyen ondan öğüt alır’ sözü, insanı hem özgürleştirir hem de sorumlu hâle getirir. Çünkü seçim hakkımız varsa, seçtiklerimizin arkasına sonsuza kadar başkalarını koyamayız. Bir noktada insan kendisine şu soruyu sormak zorundadır: Bana söylenenlerden sonra ben neyi seçiyorum?”
Ersan Karavelioğlu