Abese Suresi 8. Ayette “Sana Koşarak Gelene Gelince” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Hakikati Öğrenmek İçin Çaba Gösteren İnsan Neden Özel Bir Değer Taşır
“Abese Suresi’nin sekizinci ayeti, hakikatin insana yalnızca gelmesini bekleyenle hakikatin peşinden koşan arasındaki farkı gösterir. Abdullah b. Ümmü Mektûm görme engeline rağmen öğrenmek için Peygamber’e gelmiştir. Vahiy onun makamına değil, çabasına dikkat çeker. Çünkü insanın değeri bazen sahip olduklarından çok, ulaşmak istediği hakikat uğruna attığı adımlarda görünür.”
Ersan Karavelioğlu
Abese Suresi 8. Ayet Ne Söyler
Abese Suresi’nin 8. ayetinde:
“Ve emmâ men câeke yes‘â.”
buyrulur.
Bu ifade genel olarak:
“Ama sana koşarak gelene gelince…”
veya:
“Sana gayretle gelen kimseye gelince…”
şeklinde anlamlandırılır.
Önceki ayetlerde kendisini ihtiyaçsız gören kişiden söz edilmişti.
Şimdi ise onun tam karşısına başka bir insan konulur:
Hakikati öğrenmek için kendi isteğiyle gelen insan.
“Câeke” Ne Anlama Gelir
“Câeke”:
“Sana geldi.”
anlamına gelir.
Bu kelime basit görünmesine rağmen son derece önemlidir.
Abdullah b. Ümmü Mektûm:
beklememiştir.
Kendisine özel davet gönderilmesini istememiştir.
Bilginin ayağına gelmesini beklemek yerine:
kendisi bilgiye doğru gitmiştir.
İnsan öğrenmek istediğinde bazen ilk adımı kendisinin atması gerekir.
“Yes‘â” Kelimesi Ne Anlama Gelir
“Yes‘â” kelimesi:
çabalamak, gayret göstermek, bir amaç uğruna hareket etmek
anlamlarını taşır.
Kelimeyi yalnızca:
fiziksel olarak koşmak
şeklinde anlamak zorunlu değildir.
Buradaki ana vurgu:
gayretle gelmek
üzerindedir.
Abdullah b. Ümmü Mektûm’un davranışı pasif değildir.
O:
öğrenmek için çaba göstermektedir.
Görme Engelli Bir İnsanın “Koşarak Gelmesi” Neden Daha Da Dikkat Çekicidir
Çünkü görme engelli bir insan için hareket etmek günlük olarak ek zorluklar taşıyabilir.
Yol bulmak,
engelleri aşmak,
başkasından yardım almak
gerekebilir.
Bu nedenle onun Hz. Peygamber’e ulaşması sadece:
bir merakın
değil,
ciddi bir öğrenme isteğinin
göstergesi olarak düşünülebilir.
Vahiy tam da bu çabayı görünür hâle getirir.
Hakikati Aramak Neden Çaba Gerektirir
Çünkü insan doğruyu her zaman hazır hâlde bulmaz.
Bazen:
okuması,
sorması,
araştırması,
dinlemesi,
kendi fikirlerini sorgulaması
gerekir.
Daha da zoru:
yanlış olduğunu fark ettiğinde fikrini değiştirmesi
gerekebilir.
Hakikati gerçekten istemek sadece bilgi toplamak değil:
gerekirse kendini değiştirmeye razı olmak
demektir.
Bilgiye Ulaşmak İsteyen İnsan Neden Özel Bir Değer Taşır
Çünkü öğrenmek isteyen insan:
eksikliğini kabul eder.
Bu büyük bir tevazudur.
“Bana öğret.”
diyebilmek aslında:
“Henüz bilmediğim şeyler var.”
demektir.
Kendisini ihtiyaçsız gören kişi ise:
öğrenmeye ihtiyacı olmadığını
düşünebilir.
Abese Suresi bu iki zihniyeti karşı karşıya getirir.
Önceki Ayetlerdeki Nüfuzlu İnsanlarla Buradaki Kişi Arasında Ne Fark Vardır
Bir tarafta:
kendisini ihtiyaçsız görenler
vardır.
Diğer tarafta:
öğrenmek için çabalayarak gelen kişi.
Birinci grubun:
toplumsal gücü,
parası,
nüfuzu
olabilir.
İkinci kişinin ise bunları aşan başka bir özelliği vardır:
Hakikate açık olması.
Kur’an’ın değer ölçüsü burada son derece açık biçimde değişir.
Hakikate Açık Olmak Ne Demektir
Hakikate açık olmak:
sadece kendi fikrini doğrulayacak şeyleri dinlememek
demektir.
İnsan:
“Ben yanlış olabilirim.”
diyebiliyorsa gerçekten araştırmaya başlamıştır.
Hakikati arayan kişi:
hoşuna gideni değil,
doğru olanı
bulmaya çalışır.
Bu nedenle hakikate açıklığın temelinde:
entelektüel tevazu
bulunur.
Öğrenmek İçin Çaba Gösteren İnsan Her Zaman Sonuca Ulaşır Mı
Her çaba aynı sonucu doğurmayabilir.
İnsan araştırabilir ve yine yanılabilir.
Fakat samimi çaba önemlidir.
Çünkü hiçbir şey araştırmadan:
“Ben zaten doğruyu biliyorum.”
demekle,
araştırıp düşünerek bir kanaate ulaşmak
aynı şey değildir.
Abese 8 özellikle:
arayışın kendisine
değer verir.
İnsan Neden Bazen Bilgiyi Kendisine Getirmelerini Bekler
Çünkü öğrenmek emek ister.
Kitap açmak,
soru sormak,
uzmana gitmek,
araştırmak
zaman ve enerji gerektirir.
İnsan çoğu zaman hazır cevapları tercih eder.
Fakat derin bilgi:
çoğu zaman peşinden gidilmesi gereken bir şeydir.
Abdullah b. Ümmü Mektûm bunun sembolik örneği olur:
Bilgi ona gelmemiştir; o bilgiye gitmiştir.

“Koşmak” Manevî Bir Aceleyi De Anlatabilir Mi
Mecazî olarak evet.
İnsan önemli gördüğü şeye doğru:
ertelemeksizin yönelir.
Bu, hayatın birçok alanında görülebilir.
Bir sağlık problemi ciddiyse doktora hemen gideriz.
Bir yangın varsa hemen müdahale ederiz.
Manevî hayat söz konusu olduğunda ise insan bazen:
“Sonra düşünürüm.”
diyebilir.
“Yes‘â” kelimesi bu ertelemenin karşısına:
gayreti ve hareketi
koyar.

Hakikat Arayışında Merak Neden Önemlidir
Merak öğrenmenin başlangıçlarından biridir.
İnsan:
“Neden?”
diye sormazsa araştırma başlamaz.
Abdullah b. Ümmü Mektûm Hz. Peygamber’e gelmiştir çünkü:
öğrenmek istediği şeyler vardır.
Soru sormak cehaletin göstergesi olmak zorunda değildir.
Tam tersine bazen:
bilginin kapısını açan ilk davranıştır.

Soru Sormaktan Utanmak İnsanı Bilgiden Uzaklaştırabilir Mi
Evet.
İnsan:
“Bunu sorarsam cahil görünürüm.”
diye düşünebilir.
Bu nedenle anlamadığı hâlde anlamış gibi davranabilir.
Fakat gerçek öğrenmenin önündeki en büyük engellerden biri budur.
Bilmediğini kabul edip soru sorabilmek:
zayıflık değil, öğrenme cesaretidir.
Abdullah b. Ümmü Mektûm’un davranışı da bu cesareti yansıtır.

Bu Ayet Eğitimcilere Ne Öğretir
Öğrenmek için çaba gösteren kişiye:
değer verilmesi
gerektiğini öğretir.
Bir öğrenci sürekli soru soruyorsa bazen öğretmen için yorucu olabilir.
Ama bu sorular:
öğrencinin öğrenmeye aç olduğunun
işareti olabilir.
Abese Suresi’nin bağlamında da soru sormak için gelen insanın ihmal edilmesi eleştirilir.
Bu nedenle eğitimcinin görevi sadece konuşmak değil:
öğrenmeye geleni fark etmektir.

Bu Ayet Engelli Bireyler Açısından Ne Söyler
Çok önemli bir mesaj taşır.
Abdullah b. Ümmü Mektûm’un engeli:
onu pasif bir insan hâline getirmemiştir.
Öğrenmeye gider.
Soru sorar.
Dinî ve toplumsal hayatın içinde bulunur.
Bu durum engelli bireylerin yalnızca:
yardım bekleyen kişiler
gibi görülmesinin ne kadar yanlış olduğunu gösterir.
Onlar da:
öğrenir,
üretir,
karar verir,
sorumluluk üstlenir.

Ayetin Psikolojik Mesajı Nedir
İnsan bir şeyi gerçekten istediğinde davranışı değişir.
Sadece:
“Öğrenmek istiyorum.”
demekle kalmaz.
Zaman ayırır.
Araştırır.
Sorular sorar.
Zorluklara rağmen devam eder.
Bu nedenle insanın gerçek öncelikleri çoğu zaman:
sözlerinden değil, uğruna gösterdiği çabadan
anlaşılır.
Abese 8 bunu son derece kısa biçimde gösterir:
O sana çabalayarak geldi.

Ayetin Felsefi Mesajı Nedir
Ayet şu temel soruyu düşündürür:
Bir insanın değeri sahip olduklarıyla mı, yöneldiği şeyle mi ölçülür?
Bir kişinin çok şeyi olabilir:
para,
makam,
güç.
Ama hiçbir büyük ideale doğru yürümüyor olabilir.
Başka birinin çok az şeyi olabilir.
Fakat:
hakikat için çabalıyordur.
Abese Suresi ikinci insanı görünür hâle getirerek insan değerinin başka bir boyutunu ortaya çıkarır:
Yöneliş ve çaba.

5’ten 8. Ayete Kadar Nasıl Bir Karşıtlık Kurulur
- ayette:
kendisini ihtiyaçsız gören kişi
vardır.
- ayette:
Peygamber’in ona yönelmesi
anlatılır.
- ayette:
onun arınmamasından Peygamber’in sorumlu olmadığı
bildirilir.
- ayette ise:
Peygamber’e kendi isteğiyle ve gayretle gelen insan
öne çıkarılır.
Bir tarafta:
kaçılan hakikat.
Diğer tarafta:
peşinden koşulan hakikat.
İki insan arasındaki asıl fark işte budur.

Sonuç: Hakikati Öğrenmek İçin Çaba Gösteren İnsan Neden Özel Bir Değer Taşır
Abese Suresi 8. ayette:
“Ve emmâ men câeke yes‘â.”
buyrulur:
“Sana gayretle gelene gelince…”
Bu ayet insanın hakikatle ilişkisindeki çok önemli bir ölçüyü ortaya koyar.
Hakikat bazı insanların önüne gelir fakat onlar ilgilenmez.
Bazı insanlar ise:
hakikatin peşinden gider.
Abdullah b. Ümmü Mektûm’un toplumdaki makamı büyük değildir.
Üstelik görme engellidir.
Fakat ayetin ölçüsünde başka bir büyüklüğü vardır:
Aramaktadır.
Öğrenmek istemektedir.
Çaba göstermektedir.
Bu nedenle Abese Suresi’nin ilk ayetlerinde olağanüstü bir tersine dönüş yaşanır:
Toplumun büyük gördüğü insanlar küçülür.
Toplumun kolayca görmezden gelebileceği insan ise:
vahyin merkezine yerleşir.
Ve belki ayetin insana bıraktığı en önemli soru şudur:
Biz gerçekten hakikati istiyor muyuz, yoksa hakikatin zahmetsizce bizim istediğimiz biçimde karşımıza çıkmasını mı bekliyoruz?
Çünkü gerçek arayış:
yalnızca merak etmek değil, merak ettiğin şey uğruna adım atabilmektir.
“Hakikat bazen kapımızı çalar; bazen de bizim onun kapısına gitmemiz gerekir. Abdullah b. Ümmü Mektûm’un değeri yalnızca öğrenmek istemesinde değil, öğrenmek için harekete geçmesindedir. Çünkü insanın gerçekten ne istediğini çoğu zaman söyledikleri değil, uğruna attığı adımlar gösterir.”
Ersan Karavelioğlu