Abese Suresi 1. Ayette “Yüzünü Ekşitti Ve Döndü” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Hz. Muhammed Bu Ayetle Neden Uyarılmıştır
“Abese Suresi’nin ilk ayeti, vahyin yalnızca insanları değil, Peygamber’i de gerektiğinde uyardığını gösteren son derece dikkat çekici bir başlangıçtır. Burada mesele ağır bir günah değil; hakikati samimiyetle arayan bir insanın, toplumsal konumu güçlü kişiler karşısında geri planda kalmaması gerektiğine dair ince fakat evrensel bir ahlâk dersidir.”
Ersan Karavelioğlu
Abese Suresi 1. Ayet Ne Söyler
Abese Suresi’nin ilk ayetinde:
“Abese ve tevellâ.”
buyrulur.
Bu ifade genel olarak:
“Yüzünü ekşitti ve döndü.”
şeklinde tercüme edilir.
Ayet son derece kısa olmasına rağmen güçlü bir sahne açar.
Bir insanın yüz ifadesi değişmiş ve dikkati başka tarafa yönelmiştir.
Sonraki ayetler, bunun neden gerçekleştiğini açıklar.
“Abese” Kelimesi Ne Anlama Gelir
“Abese” kelimesi:
kaşlarını çatmak, yüzünü ekşitmek, yüz ifadesinde hoşnutsuzluk göstermek
anlamlarını taşır.
Burada mutlaka:
öfkeyle bağırmak, hakaret etmek veya ağır biçimde aşağılamak
gibi bir davranış anlatılmaz.
Daha ince bir durum vardır:
yüz ifadesindeki değişiklik.
Bu ayrıntı bile Kur’an’ın ahlâkî hassasiyetini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
“Tevellâ” Ne Anlama Gelir
“Tevellâ”:
yüz çevirmek, başka tarafa dönmek, ilgiyi başka yöne yöneltmek
anlamına gelir.
Dolayısıyla ayette iki hareket art arda verilir:
Yüzünü ekşitti.
Sonra:
döndü.
Bir sonraki ayet bunun sebebinin:
görme engelli bir kişinin gelmesi
olduğunu açıklayacaktır.
Bu Ayette Kimin Yüzünü Ekşittiği Açıkça Söyleniyor Mu
İlk ayette isim verilmez.
Ayet:
“O yüzünü ekşitti ve döndü.”
şeklinde üçüncü şahıs diliyle başlar.
Ancak surenin devamındaki hitap ve klasik İslâmî tefsir geleneği, olayın Hz. Muhammed ile ilişkilendirildiğini kabul eder.
Yani genel yorumda uyarının muhatabı:
Hz. Muhammed’dir.
Olayın Arka Planında Ne Yaşanmıştır
Klasik rivayetlere göre Hz. Muhammed Mekke’nin ileri gelenlerinden bazılarıyla konuşmakta ve onların İslâm’ı kabul etmelerini umut etmektedir.
Bu sırada görme engelli sahabi:
Abdullah b. Ümmü Mektûm
gelerek din konusunda bilgi ve öğüt istemiştir.
Hz. Muhammed’in dikkati o sırada etkili kişilerin üzerindedir.
Ümmü Mektûm’un araya girmesi üzerine yüzünde hoşnutsuzluk belirtisi oluştuğu ve ona hemen yönelmediği aktarılır.
Sure bu olay üzerine uyarıda bulunur.
Hz. Muhammed Neden Mekke’nin İleri Gelenleriyle Konuşuyordu
Çünkü onların İslâm’ı kabul etmelerinin toplum üzerinde büyük etkisi olabileceğini düşünmüş olması anlaşılabilir.
Toplumun önde gelen kişilerinden biri yeni mesajı kabul ederse:
başkalarının da İslâm’a yaklaşması kolaylaşabilir.
Bu açıdan Peygamber’in niyeti kişisel çıkar değil:
davetin daha geniş insanlara ulaşması
olarak anlaşılır.
Fakat ayet daha ince bir ölçü getirir:
Toplumsal etkisi büyük olan kişi, hakikati samimiyetle arayan kişiden otomatik olarak daha değerli değildir.
Abdullah b. Ümmü Mektûm Kimdir
Klasik kaynaklarda Abdullah b. Ümmü Mektûm:
görme engelli bir Müslüman
olarak tanınır.
Hz. Peygamber’den dini öğrenmek ve kendisine öğüt verilmesini istemiştir.
Burada onun en önemli özelliği sosyal statüsü değil:
öğrenmeye açık olmasıdır.
Sure tam da bu noktada insanın değer ölçüsünü değiştirir.
Görme Engelli Olması Ayetin Mesajında Neden Önemlidir
Çünkü toplumlar fiziksel engeli bulunan kişileri bazen görünmez hâle getirebilir.
Güçlü,
zengin,
nüfuzlu
kişilere daha fazla önem verilirken, engelli veya sosyal açıdan daha güçsüz insanlar geri plana itilebilir.
Abese Suresi’nin başlangıcı bu alışkanlığı tersine çevirir.
Hakikati isteyen kişi:
toplumsal konumu ne olursa olsun dikkate değerdir.
Hz. Muhammed Ağır Bir Günah Mı İşlemiştir
Ayetin bağlamını ağır bir günah anlatısı gibi okumak gerekli değildir.
Ortada:
hakaret,
zulüm,
saldırı
veya dinî mesajı bilinçli biçimde gizlemek gibi bir eylem yoktur.
Daha çok:
önceliklendirmeye ilişkin ince bir davranışın düzeltilmesi
söz konusudur.
Bu nedenle klasik yorumlarda olay çoğu zaman Peygamber’in daha üstün ahlâkî seviyeye yöneltilmesi şeklinde ele alınır.
Kur’an Peygamber’i Neden Açıkça Uyarıyor
Bu, ayetin en dikkat çekici yönlerinden biridir.
Eğer Kur’an yalnızca Peygamber’i sürekli öven bir metin olsaydı, böyle bir olayın metinde korunması beklenmeyebilirdi.
Fakat burada vahiy:
Peygamber’in davranışını bile eleştirebilir.
Bu durum İslâmî anlayışta önemli bir ilke gösterir:
Ölçünün üzerinde hiçbir insan yoktur.
Peygamber bile vahyin ahlâkî ölçüsüne tabidir.

Bu Ayet Peygamber’in İnsan Olduğunu Mu Gösterir
Evet.
Hz. Muhammed İslâm inancında peygamberdir fakat aynı zamanda:
insandır.
Karar verir.
Öncelikler belirler.
Belirli durumlarda bir tercihin daha uygun olduğu kendisine vahiy yoluyla bildirilebilir.
Bu ayet peygamberliğin:
insanlığı ortadan kaldırmadığını
gösteren örneklerden biri olarak okunabilir.

Ayette Neden Peygamber’in İsmi Doğrudan Söylenmemiş Olabilir
Bu konuda farklı edebî yorumlar yapılabilir.
İlk ayette üçüncü şahısla:
“Yüzünü ekşitti ve döndü.”
denilmesi, eleştiriyi doğrudan isimle başlatmayan daha dolaylı bir üslup olarak görülebilir.
Ardından sonraki ayetlerde hitap daha doğrudan hâle gelir.
Bu, hem:
uyarının ciddiyetini
hem de:
hitabın inceliğini
bir arada taşıyan bir anlatım olarak yorumlanabilir.

Ayetin En Büyük Sosyal Mesajı Nedir
İnsanın değeri:
serveti, makamı veya toplumsal nüfuzuyla ölçülmemelidir.
Bir toplumun ileri geleni:
hakikate kapalı olabilir.
Sosyal olarak güçsüz görülen biri ise:
samimiyetle öğrenmek isteyebilir.
Kur’an’ın ölçüsü burada statüden:
niyete ve ahlâkî açıklığa
doğru kayar.

Bu Ayet Fakir Ve Güçsüz İnsanların Değerini Nasıl Gösterir
Ayet, toplumun sıradan gördüğü insanın Allah katında önemsiz olmayabileceğini gösterir.
İnsanlar:
kıyafete,
paraya,
ünvana,
şöhrete
bakarak değer biçebilir.
Vahiy ise:
“Kim gerçekten arıyor?”
sorusunu öne çıkarır.
Bu büyük bir değer devrimidir.
Çünkü görünürde küçük olan kişi, manevî açıdan çok daha büyük olabilir.

Günümüzde Bu Ayetin Karşılığı Nedir
Bugün de benzer davranışlar görülebilir.
Bir mekâna ünlü veya zengin biri geldiğinde herkes onunla ilgilenebilir.
Aynı anda sıradan biri yardım istediğinde görmezden gelinebilir.
Bir yöneticiye saatler ayrılırken:
ihtiyacı olan bir insana birkaç dakika bile ayrılmayabilir.
Abese 1 şu soruyu sordurur:
İlgimizi insanın değerine göre mi, bize sağlayacağı faydaya göre mi dağıtıyoruz?

Ayet Engelli Bireylere Yaklaşım Hakkında Ne Öğretir
Engelli birey:
acıma nesnesi
değildir.
Bilgi isteyen,
soru soran,
öğrenen,
sorumluluk taşıyan
tam bir insandır.
Ümmü Mektûm kıssası özellikle bu açıdan dikkat çekicidir.
Onun görme engeli, değerini azaltmaz.
Hatta ayetin akışında onun samimiyeti, toplumun güçlü insanlarından daha önemli hâle gelir.

Ayetin Psikolojik Mesajı Nedir
İnsan çoğu zaman bilinçsiz biçimde:
kendisine fayda sağlayabilecek kişilere daha fazla dikkat gösterir.
Bu sosyal psikolojide oldukça tanıdık bir davranıştır.
Güçlü kişinin sözü daha önemli görülür.
Zenginin hatası daha kolay affedilir.
Sıradan kişinin ihtiyacı ise görmezden gelinebilir.
Abese Suresi insanın bu otomatik değer ölçüsünü sorgular:
İnsanlara gerçekten kim oldukları için mi değer veriyoruz, bize ne kazandırabilecekleri için mi?

Ayetin Felsefi Mesajı Nedir
Abese 1 şu çok temel soruyu ortaya çıkarır:
Bir insanın değeri neyle ölçülür?
Toplum şöyle cevap verebilir:
Parasıyla.
Gücüyle.
Etkisiyle.
Şöhretiyle.
Kur’an’ın bu kıssadaki yönü ise başka bir ölçü gösterir:
Hakikate açıklığı ve samimiyetiyle.
Bu yaklaşım insan onurunu sosyal sınıfların üzerine çıkarır.

Sonuç: Hz. Muhammed Bu Ayetle Neden Uyarılmıştır
Abese Suresi’nin ilk ayetinde:
“Abese ve tevellâ.”
buyrulur:
“Yüzünü ekşitti ve döndü.”
Klasik İslâmî yorumlara göre Hz. Muhammed, Mekke’nin güçlü kişilerini İslâm’a kazandırmaya çalışırken kendisinden dinî bilgi isteyen görme engelli Abdullah b. Ümmü Mektûm’a o anda yeterli ilgiyi göstermemiştir.
Niyeti:
İslâm’ın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak
olsa da vahiy çok daha ince bir ilke öğretir:
Hakikati gerçekten isteyen tek bir insan, nüfuzlu ama ilgisiz bir kalabalıktan daha değerli olabilir.
Bu yüzden ayet sadece Peygamber’e yönelik tarihsel bir uyarı değildir.
Her dönemde:
öğretmene,
yöneticiye,
din görevlisine,
işverene,
anne babaya
ve aslında herkese şu soruyu yöneltir:
Karşımızdaki insanın değerini onun makamına göre mi, insan oluşuna göre mi belirliyoruz?
Daha da önemlisi:
Bize hiçbir çıkar sağlamayacak bir insan yardım istediğinde ona nasıl davranıyoruz?
Çünkü bir toplumun gerçek ahlâkı çoğu zaman güçlü insanlara nasıl davrandığında değil:
kendisine hiçbir karşılık veremeyecek insanlara nasıl davrandığında
ortaya çıkar.
“İnsan güçlü birinin ilgisini kazanmayı önemli, sıradan birinin ihtiyacını küçük görebilir. Abese Suresi’nin daha ilk cümlesi bu ölçüyü değiştirir. Çünkü insanın değeri bize ne kadar fayda sağlayabileceğiyle değil, insan oluşuyla ve hakikate ne kadar samimiyetle yöneldiğiyle ölçülmelidir.”
Ersan Karavelioğlu