Abese Suresi 18. Ayette “Allah Onu Hangi Şeyden Yarattı” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İnsan Kendi Yaratılış Başlangıcını Düşündüğünde Kibrini Neden Sorgulamalıdır
“Abese Suresi’nin on sekizinci ayeti, kendisini büyük gören insana çok sade fakat sarsıcı bir soru yöneltir: ‘Allah onu hangi şeyden yarattı?’ İnsan servetini, makamını, bilgisini ve gücünü öne çıkarabilir; fakat kendi varlığının başlangıcını kendisi seçmemiştir. Yaratılışın başlangıcını hatırlamak, insanı değersizleştirmek için değil; ona büyüklüğünün sınırını göstermek için güçlü bir aynadır.”
Ersan Karavelioğlu
Abese Suresi 18. Ayet Ne Söyler
Abese Suresi’nin 18. ayetinde:
“Min eyyi şey’in halakah.”
buyrulur.
Bu ifade:
“Allah onu hangi şeyden yarattı?”
veya:
“Onu neden yarattı?”
şeklinde tercüme edilir.
Bir önceki ayette:
“Kahrolası insan! Ne kadar da nankördür!”
denilmişti.
Şimdi insanın nankörlüğüne karşı ilk cevap, onun:
kendi başlangıcını düşünmesi
istenerek verilir.
Ayette Neden Bir Soru Soruluyor
Buradaki soru bilgi eksikliğini gidermek için sorulan sıradan bir soru değildir.
Bu:
düşündürmek ve insanı kendisiyle yüzleştirmek
için yöneltilen retorik bir sorudur.
Adeta şöyle denir:
“Bu kadar kibirleniyorsun; peki başlangıcını hiç düşündün mü?”
Bir sonraki ayet cevabı verecektir:
“Bir nutfeden yarattı.”
İnsan Kendi Başlangıcını Neden Düşünmelidir
Çünkü insan hayatının ilerleyen dönemlerinde:
para,
makam,
ünvan,
bilgi,
şöhret
kazanabilir.
Bunlar zamanla insanda:
“Ben diğerlerinden daha üstünüm.”
duygusu oluşturabilir.
Fakat doğum öncesindeki başlangıca dönüldüğünde bütün insanlar arasında çok temel bir ortaklık görülür:
Hiç kimse bugünkü statüsüyle başlamamıştır.
İnsan Kendi Varlığını Kendisi Mi Başlattı
Hayır.
Hiçbir insan:
doğacağı zamanı seçmedi.
Anne babasını seçmedi.
Genetik özelliklerinin büyük kısmını seçmedi.
İlk kalp atışını kendisi başlatmadı.
Anne rahmindeki gelişimini bilinçli biçimde yönetmedi.
Bu nedenle insan daha hayatının başlangıcında:
kendi varlığının mutlak sahibi olmadığını
görür.
Bu Ayet İnsanı Küçültmek İçin Mi Söylenmiştir
Hayır.
İnsanın mütevazı başlangıcını hatırlatmak:
insanı değersiz ilan etmek
demek değildir.
Kur’an başka yerlerde insana:
akıl,
sorumluluk,
ahlâkî tercih
ve önemli bir konum verir.
Buradaki amaç:
değer ile kibri birbirinden ayırmaktır.
İnsan değerli olabilir.
Ama bu:
kendisini sınırsız ve üstün görmesini
gerektirmez.
Tevazu İle Kendini Değersiz Görmek Arasında Ne Fark Vardır
Çok büyük fark vardır.
Kendini değersiz görmek:
“Ben hiçbir işe yaramıyorum.”
demektir.
Tevazu ise:
“Değerliyim ama her şeyin merkezi değilim.”
diyebilmektir.
Tevazu insanın yeteneklerini inkâr etmez.
Sadece onların:
mutlak ve tamamen kendinden kaynaklanan güçler olmadığını
hatırlatır.
İnsan Neden Başlangıcını Unutur
Çünkü insan kendisini çoğunlukla:
bugünkü hâliyle
tanır.
Başarılı bir iş insanı kendisini servetiyle,
profesör bilgisiyle,
yönetici makamıyla,
sporcu gücüyle
özdeşleştirebilir.
Böylece:
bir zamanlar hiçbirine sahip olmadığını
unutabilir.
Abese 18 insanı başlangıç noktasına geri götürür.
Kibir Neden Başlangıcı Unutmakla İlişkilendirilebilir
Çünkü kibir çoğu zaman:
“Ben kendimi tamamen kendim yaptım.”
duygusundan beslenir.
Elbette insanın emeği vardır.
Çalışmak önemlidir.
Disiplin önemlidir.
Fakat insanın çalışabilmesi için bile önce:
var olması
gerekir.
Ve insan kendi varlığını kendisine vermemiştir.
Bu farkındalık:
emeğin değerini azaltmaz, kibrin sınırını çizer.
İnsan Başarısıyla Gurur Duymamalı Mıdır
Sağlıklı bir memnuniyet ile kibir birbirinden ayrılabilir.
İnsan yaptığı güzel bir işten:
mutluluk duyabilir.
Başarısıyla gurur duyabilir.
Sorun bunun:
“Ben herkesten üstünüm.”
veya:
“Her şeyi yalnızca kendime borçluyum.”
noktasına dönüşmesidir.
Başarı insanı geliştirebilir.
Kibir ise:
başarıyı karakter bozukluğuna çevirebilir.
Bu Ayet İnsanlar Arasındaki Eşitliği Nasıl Düşündürür
Bir hükümdar ile yoksul,
bir milyarder ile işçi,
ünlü biri ile hiç tanınmayan biri
çok farklı hayatlar yaşayabilir.
Ama insanın biyolojik başlangıcı bakımından:
aynı insan türüne aittirler.
Hiç kimse dünyaya:
taçla,
servetle,
diplomayla
gelmez.
Bu nedenle toplumsal farklılıkları:
mutlak insan üstünlüğüne
dönüştürmek temelsiz olabilir.

Ayetin Devamında Neden Nutfe Hatırlatılacaktır
Çünkü ayetteki soru bir sonraki ayetle cevaplanır:
“Bir nutfeden yarattı ve ona ölçü verdi.”
Böylece soyut soru:
çok somut bir yaratılış başlangıcına
bağlanır.
İnsanın bugünkü karmaşık bedeninin başlangıcının son derece küçük bir biyolojik süreçle ilişkili olması:
kibrin anlamsızlığını
düşündürür.
Burada amaç modern embriyoloji dersi vermek değil:
insanın başlangıcını hatırlatmaktır.

Bilim İnsanın Başlangıcı Hakkında Ne Gösterir
Modern biyoloji insan gelişiminin:
döllenme sonrasında başlayan son derece karmaşık hücresel süreçlerle
ilerlediğini açıklar.
Tek bir hücreden başlayarak:
dokular,
organlar,
sinir sistemi
ve son derece karmaşık bir insan bedeni gelişir.
Kur’an’ın ayetteki amacı bu mekanizmaların bilimsel ayrıntılarını açıklamak değildir.
Vurgu:
insanın mütevazı başlangıcından bugünkü hâline gelmesi
üzerindedir.

Küçük Bir Başlangıçtan Büyük Bir İnsan Nasıl Ortaya Çıkar
Bu soru hem bilimsel hem felsefî açıdan büyüleyicidir.
İnsan bedeninde trilyonlarca hücre bulunur.
Düşünür.
Sever.
Hatırlar.
Hayal kurar.
Sanat üretir.
Kendisini ve evreni sorgular.
Fakat bütün bu karmaşıklık:
çok küçük bir biyolojik başlangıçtan
gelişir.
Abese’nin sorusu tam da bu şaşırtıcı dönüşümü düşündürür.

İnsan Başlangıcını Hatırladığında Başkalarına Davranışı Değişebilir Mi
Evet.
Kendisini diğerlerinden yaratılıştan üstün görmeyen insanın:
başkalarını küçümsemesi
daha zor olabilir.
Çünkü bilir ki karşısındaki insan da:
aynı kırılganlıktan,
aynı biyolojik dünyadan,
aynı ölümlülükten
gelmektedir.
Bu farkındalık:
merhamet ve eşitlik duygusunu
güçlendirebilir.

Abese Suresi’nin Başındaki Abdullah b. Ümmü Mektûm Olayıyla Bu Ayet Arasında Bağ Var Mıdır
Evet, son derece anlamlı bir bağ kurulabilir.
Surenin başında toplumun nüfuzlu kişileriyle:
görme engelli ve daha az nüfuzlu bir insan
karşılaştırılmıştı.
Şimdi insanın yaratılış başlangıcı hatırlatılır.
Bunun ışığında şu soru daha da güçlü hâle gelir:
Aynı mütevazı başlangıçtan gelen insanlar birbirlerini neye dayanarak mutlak biçimde üstün veya aşağı görüyorlar?
Bu, surenin sosyal mesajını derinleştirir.

Ayetin Psikolojik Mesajı Nedir
İnsan yükseldikçe başlangıç noktasını unutabilir.
Bu yalnızca makam için geçerli değildir.
Bilgi arttıkça:
entelektüel kibir
oluşabilir.
Servet arttıkça:
maddî kibir
oluşabilir.
Güzellik arttıkça:
bedensel üstünlük duygusu
oluşabilir.
Abese 18 bütün bunlara karşı basit bir psikolojik egzersiz önerir:
Başlangıcını hatırla.

Ayetin Felsefi Mesajı Nedir
Ayet insanın kendi varlığı üzerindeki:
mülkiyet iddiasını
sorgulatır.
İnsan:
“Benim bedenim.”
der.
Ama bedenini kendisi üretmemiştir.
“Benim hayatım.”
der.
Ama hayatın başlangıcını kendisi vermemiştir.
Bu durum insanın kendi hayatında hiçbir söz hakkı olmadığı anlamına gelmez.
Fakat insanın:
mutlak değil, sınırlı bir sahiplik
içerisinde bulunduğunu düşündürür.

17. Ve 18. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Kahrolası insan! Ne kadar da nankördür!”
denilir.
- ayette:
“Allah onu hangi şeyden yarattı?”
diye sorulur.
Böylece nankörlüğün karşısına:
kökenini hatırlama
konulur.
Adeta şöyle denmektedir:
“Nankörlük ediyorsun; önce nereden geldiğini düşün.”
Bu yöntem son derece güçlüdür.
Çünkü insanın kibrini tartışmak yerine:
varoluşunun başlangıcını önüne koyar.

Sonuç: İnsan Yaratılış Başlangıcını Düşündüğünde Kibrini Neden Sorgulamalıdır
Abese Suresi 18. ayette:
“Min eyyi şey’in halakah.”
buyrulur:
“Allah onu hangi şeyden yarattı?”
Bu soru insana:
“Sen değersizsin.”
demek için sorulmaz.
Tam tersine insanın büyük bir varlığa dönüşmüş olmasının ne kadar şaşırtıcı olduğunu gösterirken:
kibrinin temelsizliğini
hatırlatır.
Bugün insan:
servet sahibi olabilir.
Dünyaca tanınabilir.
Binlerce kişiyi yönetebilir.
Bilimsel keşifler yapabilir.
Sanat eserleri üretebilir.
Fakat bütün bunlardan önce:
varlığını kendisine vermemiş bir canlıdır.
Bu gerçeği hatırlamak insanın başarısını küçültmez.
Başarının içine:
tevazu
yerleştirir.
İnsan şöyle diyebilir:
“Çalıştım ve başardım.”
Ama aynı zamanda:
“Çalışabilmemi mümkün kılan hayatın kendisini ben yaratmadım.”
diyebilir.
İşte şükür ile kibir arasındaki ince çizgi burada ortaya çıkar.
Abese Suresi insanı aşağı indirmek için başlangıcını göstermiyor olabilir.
Belki tam tersine:
ne kadar olağanüstü bir yolculuk geçirdiğini gösterirken neden başkalarını küçümsememesi gerektiğini öğretiyor.
Çünkü doğumdan önce servet yoktu.
Makam yoktu.
Ünvan yoktu.
Şöhret yoktu.
Ve ölüm geldiğinde bunların büyük bölümü yine geride kalacaktır.
O hâlde insanın kendisine sorması gereken soru şudur:
Geçici olarak sahip olduğum şeylerle neden kalıcı bir üstünlük vehmine kapılayım?
“Başlangıcını hatırlayan insan başarılarını küçümsemek zorunda değildir; yalnızca onları putlaştırmamayı öğrenir. Hiçbirimiz dünyaya makamımızla, paramızla veya ünvanımızla gelmedik. Abese’nin ‘Onu hangi şeyden yarattı?’ sorusu bana şunu düşündürür: İnsanın büyüklüğü nereden başladığını unutmasında değil, nereden geldiğini bildiği hâlde neye dönüşebildiğindedir.”
Ersan Karavelioğlu