📖 Yûnus Suresi 96. Ayette “Rabbinin Sözü Kendileri Hakkında Gerçekleşmiş Olanlar İman Etmezler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,137
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 96. Ayette “Rabbinin Sözü Kendileri Hakkında Gerçekleşmiş Olanlar İman Etmezler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Allah’ın bir insanın sonunu bilmesi, o insanı iradesiz bir kuklaya dönüştürmez. Yûnus 96, hakikati tekrar tekrar reddederek kendi yönünü belirleyen insanların sonunda ilahî hükmün muhatabı hâline gelmesini anlatır; keyfî biçimde masum insanların iman kapısının kapatıldığını değil.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 96. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Şüphesiz, Rabbinin sözü kendileri hakkında gerçekleşmiş olanlar iman etmezler.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“İnnellezîne hakkat aleyhim kelimetu rabbike lâ yu’minûn.”

Bir önceki ayette:

Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan olmama

uyarısı yapılmıştı.

Yûnus 96 ise:

ısrarlı reddedişin çok ileri bir aşamasını

anlatıyor.

Artık söz konusu olan:

bir kez tereddüt eden,

bir soru soran,

bir ayeti anlamakta zorlanan

insan değildir.

Bağlam:

hakikate karşı ısrarla kapanan insanların ilahî hükümle karşılaşmasıdır.

2️⃣ “Rabbinin Sözü” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“kelimetu rabbik”

ifadesi vardır.

Yani:

“Rabbinin sözü / hükmü.”

Buradaki “kelime”yi:

yalnız insanın ağzından çıkan sıradan bir kelime

gibi düşünmemek gerekir.

Tefsirlerde bu ifade:

Allah’ın:

hükmü,

vaadi,

azapla ilgili hükmü,

haklarında gerçekleşen ilahî karar

şeklinde açıklanmıştır.

Yani mesele:

Allah’ın haklarında verdiği hükmün gerçekleşmesi

ile ilgilidir.

3️⃣ “Haklarında Gerçekleşmiş” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“hakkat aleyhim”

denilir.

“Hakka”:

gerçekleşmek,

sabit olmak,

kesinleşmek,

hak etmek

anlam alanları taşır.

Burada anlatılan:

Allah’ın hükmünün:

onların ısrarlı tercihleri sonunda:

haklarında gerçekleşmiş olmasıdır.

Bu ifade:

“Allah sebepsiz yere bazı insanları seçip ‘Bunlar iman etmeyecek’ dedi.”

şeklinde anlaşılmamalıdır.

Yûnus Suresi’nin önceki ayetleri:

bize sürekli:

reddediş,

kibir,

zulüm,

ısrar

sürecini göstermişti.

4️⃣ Bu Ayet Kadercilik mi Öğretiyor ❓​

Hayır.

Ayet:

“İnsanların hiçbir seçimi yoktur.”

demiyor.

Kur’an’ın birçok yerinde:

insan:

sorumlu,

tercih yapan,

doğru veya yanlışı seçen

bir varlık olarak anlatılır.

Eğer insan:

hiçbir seçim yapamayan bir kukla

olsaydı,

sorumluluk,

hesap,

ödül,

ceza

anlamını kaybederdi.

Bu nedenle:

ilahî hüküm ≠ insan iradesinin yokluğu.

5️⃣ Allah Birinin İman Etmeyeceğini Biliyorsa O Kişi Nasıl Özgür Olabilir ❓​

Bu çok eski ve önemli bir sorudur.

Allah’ın:

bir insanın ne yapacağını bilmesi

ile:

o insanı o işi yapmaya zorlaması

aynı şey değildir.

Bilmek ≠ zorlamak.

Örneğin bir öğretmen:

öğrencisinin:

hiç çalışmadığını,

sınava hazırlanmadığını

görerek başarısız olacağını güçlü biçimde öngörebilir.

Öğretmenin bilgisi:

öğrenciyi başarısızlığa zorlamaz.

Allah’ın bilgisi elbette:

insan bilgisinden:

sonsuz derecede farklı ve eksiksizdir.

Ama mantıksal ayrım önemlidir:

İlahî bilgi, insan iradesinin sebebi değildir.

Allah bilir;

insan:

kendi tercihini yapar.

6️⃣ Allah’ın Önceden Bilmesi Sonucu Değiştirilemez mi Yapar ❓​

Allah açısından:

bilgi eksikliği,

sonradan öğrenme,

şaşırma

yoktur.

Fakat insan:

kendi hayatını:

yaşarken

gerçek seçimler yapar.

Biz:

yarın ne yapacağımızı:

Allah’ın bildiği şekilde bilmiyoruz.

Bu yüzden:

“Nasıl olsa kaderimde ne varsa olur.”

deyip sorumluluğu terk edemeyiz.

İnsan:

bugün:

tövbe edebilir.

Doğruyu seçebilir.

Yanlıştan dönebilir.

İyilik yapabilir.

Kader bilgisi insanın görevini iptal etmez.

7️⃣ Bu İnsanlar Neden İman Etmiyor ❓​

Ayetin bağlamı:

tek başına okunmamalıdır.

Yûnus Suresi boyunca:

insanların:

ayetleri gördüğü,

uyarı aldığı,

hakikatle karşılaştığı,

ama bazılarının:

kibir ve çıkar nedeniyle

reddedişte ısrar ettiği

anlatıldı.

Dolayısıyla burada:

ısrarlı ve bilinçli bir kapanışın sonucu

vardır.

Bir insan:

gerçeği reddeder.

Sonra:

yeniden reddeder.

Bir süre sonra:

reddediş:

alışkanlığa

dönüşebilir.

Bu:

kalbin:

hakikate karşı sertleşmesine

neden olabilir.

8️⃣ Bir Kez İnanmayan İnsan Artık Asla İnanamaz mı ❓​

Hayır.

Yûnus 96’yı böyle anlamak:

Kur’an’ın genel mesajıyla

uyuşmaz.

Bir insan:

bugün:

inanmayabilir.

Yarın:

fikrini değiştirebilir.

Bir ateist:

Müslüman olabilir.

Bir Müslüman:

yanlışını fark edip tövbe edebilir.

Bir günahkâr:

hayatını değiştirebilir.

İnsanların geçmişi:

geleceklerini otomatik olarak

kilitlemez.

Bu nedenle yaşayan birine:

“Senin hakkında hüküm kesinleşti, artık inanamazsın.”

demek bizim görevimiz değildir.

9️⃣ Kalbin Mühürlenmesiyle Bu Ayet Arasında Bağ Var mı ❓​

Evet.

Yûnus 74’te de:

haddi aşanların kalplerinin mühürlenmesinden

söz edilmişti.

Orada olduğu gibi burada da:

konu:

keyfî ilahî engelleme

değildir.

Süreç:

insanın:

ısrarlı reddedişi,

kibri,

zulmü,

hakikate karşı kapanması

ile bağlantılıdır.

Bu yüzden:

kalp mühürlenmesi ≠ Allah’ın masum insanı sebepsiz yere imandan mahrum bırakması.

Kur’an’ın anlatımında:

insanın tavrı

ve ilahî hüküm

birlikte düşünülür.

🔟 Samimi Şüphe Bu Ayetteki Duruma Girer mi ❓​

Hayır.

Bir insan:

“Ben henüz ikna olmadım.”

diyebilir.

Bu:

“Ben ne olursa olsun asla inanmayacağım.”

demek değildir.

Bir kişi:

araştırabilir.

Soru sorabilir.

Bir ayeti:

anlamayabilir.

Tefsirleri:

karşılaştırabilir.

Bütün bunlar:

otomatik olarak:

ilahî hükmün haklarında gerçekleştiği insanlar

kategorisine sokulamaz.

Samimi soru ≠ kalbin mühürlenmesi.

Tereddüt ≠ bilinçli inat.


1️⃣1️⃣ “İkna Olmadım” Demek Günah veya Küfür müdür ❓​

Bir insanın durumu:

niyetine,

bilgisine,

kendisine ne ulaştığına,

hangi koşullarda düşündüğüne

göre değişebilir.

Bir kişi:

gerçekten:

“Anlamadım.”

diyebilir.

Bununla:

“Bu kesin yalandır.”

demek aynı değildir.

Özellikle:

bir kişiye İslam’ın:

yanlış,

çarpıtılmış,

şiddetle özdeşleştirilmiş

bir versiyonu ulaşmışsa,

onun neyi reddettiği meselesi:

çok daha karmaşık olabilir.

Allah:

kişiye ne ulaştığını

eksiksiz bilir.

Biz:

bilemeyebiliriz.

1️⃣2️⃣ Bir İnsan İslam’ı Duymuşsa Artık Hüküm Kesin midir ❓​

Bu kadar basit bir denklem kurmak doğru değildir.

Bir insanın:

“İslam”

kelimesini bir kez duyması,

ona hakikatin:

tam,

doğru,

anlaşılır,

çarpıtılmamış

biçimde ulaştığı anlamına gelmez.

Bir kişi:

yalnız kötü örnekler

görmüş olabilir.

Yanlış bilgi:

duymuş olabilir.

İslam’ı:

yalnız propaganda üzerinden

tanımış olabilir.

Bu yüzden:

“Adını duydu, artık bütün sorumluluk tamam.”

şeklinde kaba bir formül

kuramayız.

Allah:

kişinin:

bilgisini,

niyetini,

imkânını,

şartlarını

tam bilir.

1️⃣3️⃣ Bu Ayeti Kullanarak Birine “Senin Kalbin Kapanmış” Diyebilir miyiz ❓​

Hayır.

Bu tür hükümler:

çok tehlikelidir.

Bir insan:

sana karşı:

sert davranabilir.

Senin tefsirine:

katılmayabilir.

Dinî bir görüşünü:

eleştirebilir.

Hatta:

İslam’a inanmadığını

söyleyebilir.

Ama sen:

“Allah senin kalbini mühürledi, artık dönüşün yok.”

diye kesin konuşamazsın.

Çünkü:

onun yarın ne yaşayacağını

bilmiyorsun.

Kalplerin nihai bilgisi Allah’a aittir.

1️⃣4️⃣ Bir Âlime veya Tefsire İtiraz Etmek Bu Ayetin Kapsamına Girer mi ❓​

Hayır.

Bir insan:

Kur’an ayetini:

kabul edebilir,

ama:

bir müfessirin yorumuna:

katılmayabilir.

Bir âlimin:

fetvasına

itiraz edebilir.

Bir mezhebin:

görüşünü

benimsemeyebilir.

Bunlar:

otomatik olarak:

Allah’ın ayetini reddetmek

değildir.

Bu ayrımı korumak:

çok önemlidir:

Vahiy ≠ tefsir.

Allah’ın hükmü ≠ her âlimin yorumu.

Dinî otorite ≠ yanılmazlık.


1️⃣5️⃣ Allah İnsanların Kalplerini Zorla Kapatıyorsa Uyarının Anlamı Kalır mı ❓​

Eğer ayet:

“Allah keyfî biçimde istediğini imandan mahrum bırakıyor.”

şeklinde anlaşılsaydı,

Kur’an’daki:

uyarı,

tövbe,

davet,

sorumluluk

dilinin büyük kısmı

anlamsızlaşırdı.

Oysa Kur’an sürekli:

insanı:

düşünmeye,

dönmeye,

tövbe etmeye,

hakikati kabul etmeye

çağırır.

Bu nedenle ilahî mühürleme ve hüküm:

insanın ısrarlı ahlaki yönelişinin ilahî karşılığı

olarak anlaşılmalıdır.

Bu:

insan sorumluluğunu

korur.

1️⃣6️⃣ İnsan Kendisini Bu Durumdan Nasıl Koruyabilir ❓​

Öncelikle:

hakikat karşısında:

tevazu sahibi olarak.

Şöyle diyebilmek:

“Ben yanılabilirim.”

çok değerlidir.

Bir konuda:

delil güçlü biçimde:

senin aleyhineyse,

fikrini değiştirebilmelisin.

Yanlış yaptığında:

özür dilemelisin.

Bilmediğinde:

“Bilmiyorum.”

diyebilmelisin.

Çünkü kalbin sertleşmesinin yollarından biri:

egoyu hakikatten daha önemli hâle getirmektir.

İnsanın kendisini korumasının yollarından biri ise:

hakikati kendi gururundan daha değerli görmesidir.

1️⃣7️⃣ Sürekli Yanlış Yapmak Kalbi Gerçekten Değiştirebilir mi ❓​

İnsan davranışında:

alışkanlıkların etkisi büyüktür.

Bir yanlış:

ilk yapıldığında:

vicdanı rahatsız edebilir.

Tekrarlandıkça:

normalleşebilir.

Bir yalan:

ilk defa:

zor söylenebilir.

Sonra:

daha kolay hâle gelebilir.

Bu psikolojik gerçek:

Kur’an’daki kalbin sertleşmesi kavramını

anlamaya yardımcı olabilir.

Ama dikkat:

ilahî mühürlemeyi tamamen:

sinirbilim veya psikoloji

ile açıklamaya çalışmamalıyız.

Bunlar:

benzetme ve açıklama araçlarıdır.

Ayetin:

ilahî hüküm

boyutu vardır.

1️⃣8️⃣ Yûnus 94–96 Arasında Nasıl Bir Süreç Görüyoruz ❓​

Yûnus 94:

“Şüphedeysen sor; sana Rabbinden hak gelmiştir.”

dedi.

Yûnus 95:

“Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan olma; yoksa hüsrana uğrarsın.”

dedi.

Yûnus 96 ise:

Rabbinin hükmü haklarında gerçekleşmiş olanların iman etmeyeceğini

bildiriyor.

Bu üç ayet birlikte çok güçlü bir süreç gösterir:

Önce:

araştırma alanı vardır.

Sonra:

hakikat karşısında seçim vardır.

Sonra:

ısrarlı reddedişin sonucu vardır.

Yani Kur’an:

insanı doğrudan son aşamaya

yerleştirmiyor.

Bir süreç anlatıyor:

soru → delil → tercih → ısrar → sonuç.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 96. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 96. ayet:

ilk bakışta kader konusunda:

zor bir soru doğurabilir:

“Allah haklarında hüküm vermişse insanlar neden iman etmiyor ve bundan neden sorumlu?”

Bu soruyu çözmenin en önemli yolu:

ayeti:

öncesindeki bütün bağlamla

birlikte okumaktır.

Yûnus Suresi bize:

bir anda:

“Bazıları inanamaz.”

demedi.

Uzun uzun:

insanların:

hakikat karşısındaki davranışlarını

anlattı.

Firavun:

uyarı aldı.

Reddetti.

Musa:

delil getirdi.

Firavun:

direndi.

Sihirbazlar:

gerçeği gördü.

Firavun:

baskıyı sürdürdü.

İsrailoğulları:

korktu.

Allah’a:

tevekkül etti.

Firavun:

zulmünde:

ısrar etti.

Boğulma onu yakalayınca:

“İman ettim.”

dedi.

Sonra:

“Şimdi mi?”

denildi.

Bütün bu süreç bize:

Kur’an’ın insanı:

seçimsiz bir makine

olarak görmediğini

gösterir.

Tam tersine:

tercihler:

birikir.

Tercihler:

karaktere dönüşür.

Karakter:

insanın yönünü

belirginleştirir.

Sonunda:

o yönün:

ilahî hükümle karşılığı

ortaya çıkar.

Bu nedenle Yûnus 96’nın mesajını:

“Allah bazılarını sebepsiz yere seçti ve imandan mahrum etti.”

şeklinde okumak,

önceki bütün anlatıyı

gözden kaçırır.

Ayetin söylediği:

çok daha ciddi bir şeydir:

İnsan hakikate karşı sürekli kapanırsa, bu kapanışın bir sonucu vardır.

Bu bize:

kalbimizin nasıl şekillendiğini

düşündürmelidir.

İnsan:

her gün:

küçük seçimler yapar.

Doğruyu mu söyleyecek?

Yalanı mı?

Hatasını mı kabul edecek?

Egosunu mu koruyacak?

Adil mi davranacak?

Çıkarını mı seçecek?

Başkasının sözünü:

gerçekten dinleyecek mi?

Yoksa:

daha konuşmadan reddedecek mi?

Bu küçük seçimler:

zamanla:

kişiliğimizin yollarını

oluşturabilir.

Bu nedenle:

insan:

“Bir defadan ne olur?”

derken:

yalnız o bir defayı değil,

o defanın:

hangi alışkanlığa dönüşebileceğini

de düşünmelidir.

Ama ayeti:

umutsuzluk üretmek için kullanmak:

çok büyük hata olur.

Bir insan:

bu ayeti okuyup:

“Acaba benim hakkımda da Allah’ın hükmü kesinleşti mi?”

diye korkabilir.

Özellikle:

dinî vesvese yaşayan kişilerde

bu düşünce:

çok yıpratıcı olabilir.

Burada açık söylemek gerekir:

Yaşayan bir insanın kendisini “Artık benim için dönüş yok” diye mahkûm etmesi doğru değildir.

Tövbe etmek istiyorsan:

tövbe et.

Allah’a dönmek istiyorsan:

dön.

Namaza başlamak istiyorsan:

başla.

Bir hatanı düzeltmek istiyorsan:

düzelt.

Bu isteğin kendisi bile:

insanın hâlâ:

ahlaki seçim alanında

olduğunu gösteren önemli bir durumdur.

Yûnus 96:

seni:

“Artık bittin.”

demeye değil,

“Kalbini hakikate sürekli kapatma.”

diye uyarmaya yönelmelidir.

Bu ayrım:

hayati önem taşır.

Ayet aynı zamanda:

Allah’ın bilgisi ile insan özgürlüğü

konusunda büyük bir denge öğretir.

Allah:

geleceği bilir.

Ama sen:

bugün yapacağın tercihi:

yaşıyorsun.

Sen:

“Allah ne yazdıysa o.”

diyerek:

yanlış yapma sorumluluğundan

kaçamazsın.

Bir hırsız:

“Kaderimde çalmak vardı.”

diyemez.

Bir zalim:

“Allah böyle yazmış.”

diyerek:

zulmünü savunamaz.

Bir insan:

çalışmayıp:

“Rızkım yazılmış.”

diyemez.

Çünkü kader:

sorumluluğu iptal etmek için verilmiş bir mazeret değildir.

İslamî düşüncede:

Allah’ın mutlak bilgisi

ve insanın ahlaki sorumluluğu:

birlikte korunur.

Biz:

Allah gibi:

zamanın tamamını

göremeyiz.

Bu nedenle bize düşen:

kendi alanımızdaki:

seçimi doğru yapmak

tır.

Ayetin bir başka önemli tarafı:

insanlar hakkında:

nihai hüküm verme tutkusunu

sınırlandırmasıdır.

Kur’an:

belli insanlar ve toplumlar hakkında:

özel vahiy bilgisi verir.

Firavun hakkında:

ne olduğunu

biliyoruz.

Ama bugün sokakta gördüğümüz:

bir insanın sonunu

bilmiyoruz.

Bir ateisti görüp:

“Sen kesinlikle hiç iman etmeyeceksin.”

diyemezsin.

Belki:

yarın hayatı değişecek.

Bir günahkâra:

“Allah seni kesin mühürledi.”

diyemezsin.

Belki:

bir gece samimiyetle ağlayıp:

hayatını değiştirecek.

Bir din karşıtına:

“Senin sonun belli.”

diyemezsin.

Sen:

gaybı bilmiyorsun.

Bu yüzden:

vahyin özel hükümleri ile bizim insanlara yönelik tahminlerimizi birbirine karıştırmamalıyız.

Bu anlayış:

tebliğ ahlakını da değiştirir.

Eğer bir insana:

“Sen zaten asla inanmayacaksın.”

dersen:

neden onunla:

güzel biçimde konuşasın?

Oysa Kur’an:

davet,

hikmet,

güzel söz

kapısını açık tutar.

Bizim görevimiz:

kalbin sonucunu dağıtmak değil,

hakikati dürüst biçimde anlatmaktır.

Hidayet:

Allah’tandır.

Ama insan:

anlatır,

örnek olur,

soruya cevap verir,

adaletli davranır.

Bu:

tebliğ + tevazu

dengesidir.

Yûnus 96 ayrıca bize:

hakikati sürekli reddetmenin:

yalnız zihinsel bir hata

olmadığını gösterir.

Bazen mesele:

ahlaki olabilir.

Bir insan:

gerçeği kabul ederse:

özür dilemesi

gerekecek.

Bu yüzden:

reddeder.

Bir patron:

çalışanına haksızlık yaptığını

biliyor.

Kabul ederse:

para ödemesi

gerekecek.

Bu yüzden:

kendine:

“Ben haklıyım.”

diye hikâye anlatır.

Bir kişi:

eşine haksızlık yaptığını

biliyor.

Kabul ederse:

gururunu bırakması

gerekecek.

Bu yüzden:

gerçeği:

çarpıtır.

Bir dinî konuşmacı:

yıllardır anlattığı bir bilginin:

yanlış olduğunu

öğrenir.

Düzeltirse:

itibar kaybedeceğini

düşünür.

Bu yüzden:

eski iddiaya:

ısrarla tutunur.

İşte:

hakikati reddetmenin ahlaki boyutu

budur.

İnsan bazen:

gerçeği görmediği için değil,

gerçeğin bedelini ödemek istemediği için

kapanabilir.

Yûnus 96'nın uyarısı:

tam burada çok güçlü hâle gelir:

Kalbini:

çıkarının hizmetine

verme.

Çünkü bir süre sonra:

çıkarını korumak:

hakikati görmekten

daha önemli hâle gelebilir.

İnsan:

kendi yalanına

inanmaya bile başlayabilir.

Bu yüzden:

hakikat sevgisi:

yalnız doğru bilgi bulmak

değildir.

Aynı zamanda:

doğrunun bedelini ödemeye hazır olmak

tır.

Ayetin:

“iman etmezler”

ifadesi de:

bize seçimin ciddiyetini

hatırlatır.

Bazı seçimler:

insanı:

bir yöne

çok ileri götürebilir.

Bu:

“İlk hatada bittin.”

demek değildir.

Ama:

“Yanlışın üzerinde sonsuza kadar güvenle yürüyebilirsin.”

de değildir.

Kur’an:

ne:

umutsuzluk

ne de:

sorumsuz rahatlık

öğretir.

İkisinin arasında:

çok güçlü bir denge vardır:

Allah’ın rahmetinden ümit kesme.

Ama:

tövbeyi de sürekli erteleme.

Hakikat karşısında:

tevazu göster.

Fikrinin:

yanlış olduğu ortaya çıkarsa:

değiş.

Çünkü fikrini değiştirmek:

zayıflık değildir.

Bazen:

kalbin hâlâ canlı olduğunun işaretidir.

Yûnus 96’nın bir diğer önemli mesajı:

Allah’ın adaletine güvenmektir.

Allah:

insanın:

kaç tane delil gördüğünü,

ne kadarını anladığını,

hangi şartlarda yaşadığını,

hangi baskılara maruz kaldığını,

hangi niyetle hareket ettiğini

tam olarak bilir.

Biz:

yalnız dış yüzü

görürüz.

Bu nedenle ilahî hüküm:

insan yargısından:

çok daha kapsamlıdır.

Bir insan:

bize çok kötü

görünebilir.

Ama:

biz onun:

bütün hayatını

bilmeyiz.

Başka biri:

çok iyi

görünebilir.

Ama:

iç dünyasını

bilmeyiz.

Bu nedenle:

nihai hesap Allah’a aittir.

Bu:

dünyada hukuk ve ahlaki değerlendirme yapamayız

demek değildir.

Somut suç varsa:

hukuk işler.

Haksızlık varsa:

“Bu haksızlık.”

denir.

Ama:

ahiret hükmünü dağıtmak

başka bir şeydir.

Bu sınırı korumak:

hem adalet

hem tevazu

gerektirir.

Ve Yûnus 96 bizi:

bir sonraki ayete de hazırlar.

Bir sonraki ayette:

bu ısrarlı kapanışın ne kadar ileri gittiği:

daha çarpıcı biçimde anlatılacaktır:

Bütün ayetler kendilerine gelse bile, acı azabı görünceye kadar iman etmeyenlerden söz edilecektir.

Bu da bize:

problemin delil azlığı değil,

hakikat karşısında kökleşmiş reddediş

olduğunu daha açık gösterecektir.

Belki Yûnus Suresi 96. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir gerçek bizim çıkarımıza, gururumuza veya grubumuza ters düştüğünde onu yine de kabul edecek kadar hakikate açık mıyız, yoksa tekrar tekrar reddederek kendi kalbimizi kapatıyor muyuz? Ve başka insanların sonunu Allah adına ilan etmek yerine, kendi kalbimizin hakikate karşı canlı kalması için tevazu, tövbe ve dürüstlükle mücadele edebiliyor muyuz?

“Allah’ın senin yarınını bilmesi, bugünkü sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kalbini bir defalık hatadan çok, hatayı haklı çıkarmakta ısrar etmek sertleştirir. Yaşarken dönüş kapısını kendine kapatma, başkasına da ‘Senin için artık dönüş yok’ deme. Hakikati gördüğünde yön değiştirebilmek, insanın kaybetmemesi gereken en büyük özgürlüklerden biridir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt