Yûnus Suresi 98. Ayette “Yûnus’un Kavmi İman Edince Dünya Hayatındaki Alçaltıcı Azabı Onlardan Kaldırdık” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Firavun, azap kendisini fiilen yakaladığında ‘iman ettim’ dedi; Yûnus’un kavmi ise geri dönüş imkânı henüz varken topluca yönünü değiştirdi. Yûnus 98’in büyük mesajlarından biri budur: Uyarıyı felaket tamamen gerçekleşmeden ciddiye almak ile sonucu artık kaçınılmaz biçimde gördükten sonra teslim olmak aynı şey değildir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 98. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Keşke iman edip de imanı kendisine fayda veren bir şehir olsaydı! Yûnus’un kavmi bunun dışındadır. Onlar iman edince dünya hayatındaki alçaltıcı azabı üzerlerinden kaldırdık ve onları bir süreye kadar faydalandırdık.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Fe lev lâ kânet karyetun âmenet fe nefeahâ îmânuhâ illâ kavme Yûnus. Lemmâ âmenû keşefnâ anhum azâbe’l-hızyi fi’l-hayâti’d-dünyâ ve metta‘nâhum ilâ hîn.”
Bir önceki ayette:
ısrarlı biçimde hakikate kapanan insanların:
acı azabı görünceye kadar iman etmeyecekleri
anlatılmıştı.
Yûnus 98 ise çok dikkat çekici bir:
istisna
sunuyor:
Yûnus’un kavmi.
Onlar:
iman ediyor
ve imanları:
dünyevî azabın kaldırılmasına
vesile oluyor.
“Keşke Bir Şehir İman Etseydi de İmanı Ona Fayda Verseydi” Ne Demektir
Ayetteki:“fe lev lâ kânet karyetun...”
ifadesi farklı şekillerde Türkçeye aktarılabilir.
Anlam genel olarak:
“Neden iman edip de imanından fayda gören bir toplum olmadı; Yûnus’un kavmi bunun istisnasıdır.”
şeklindedir.
Buradaki:
“karye”:
yalnız birkaç binadan oluşan:
köy
anlamına gelmek zorunda değildir.
Kur’an dilinde:
bir yerleşim topluluğu,
şehir halkı,
toplum
anlamında kullanılabilir.
Dolayısıyla mesele:
bir topluluğun topluca yön değiştirmesidir.
Yûnus’un Kavmi Neden İstisna Olarak Gösteriliyor
Çünkü önceki kıssalarda birçok toplum:uyarıya rağmen:
reddetmiş,
azap geldiğinde:
geri dönüş fırsatını
kaybetmiştir.
Yûnus’un kavmi ise:
farklı davranıyor.
Uyarıyı:
zamanında ciddiye alıyor.
İman ediyor.
Bunun üzerine:
kendilerine yaklaşmış olan:
dünyevî azap kaldırılıyor.
Bu nedenle ayet:
ümitsizlik değil,
tam tersine:
zamanında dönüşün mümkün olduğunu
gösteren çok güçlü bir örnektir.
Yûnus’un Kavmi Ne Zaman İman Etti
Ayetin önemli noktası:onların:
azap tamamen gerçekleşip:
kaçınılmaz hüküm altında kaldıktan sonra değil,
henüz geri dönüş imkânı varken
iman etmeleridir.
Bu ayrım:
Firavun ile Yûnus kavmi arasındaki:
en önemli farklardan biridir.
Firavun:
boğulma kendisini yakalayınca:
“İman ettim.”
dedi.
Yûnus’un kavmi ise:
ilahî hüküm tamamen üzerlerine kapanmadan:
dönüş yaptı.
Bu nedenle:
imanları kendilerine:
fayda verdi.
Firavun ile Yûnus’un Kavmi Arasındaki Fark Nedir
Yûnus Suresi bunu yan yana getirerek:çok güçlü bir karşılaştırma sunar.
Firavun:
uyarı aldı.
İnat etti.
Ayetleri gördü.
Direndi.
Zulmü sürdürdü.
Sonunda:
boğulma onu yakaladı.
O zaman:
“İman ettim.”
dedi.
Yûnus’un kavmi ise:
uyarının ciddi olduğunu fark ettiğinde:
azap tamamen gerçekleşmeden önce
yön değiştirdi.
Kısaca:
Firavun sonucu gördükten sonra teslim oldu.
Yûnus’un kavmi sonuç kesinleşmeden önce döndü.
Bu fark:
tövbenin zamanıyla ilgili:
çok önemli bir Kur’an dersidir.
“İmanları Kendilerine Fayda Verdi” Ne Anlama Gelir
Ayet:Yûnus’un kavminin imanının:
somut bir dünyevî sonucu olduğunu
söylüyor.
Allah:
“Onlardan dünya hayatındaki alçaltıcı azabı kaldırdık.”
buyuruyor.
Yani imanları:
sadece:
soyut bir düşünce değişikliği
olarak kalmamıştır.
Toplumun:
Allah’a dönüşü
kendilerine yönelmiş:
dünyevî hükmün kaldırılmasına
vesile olmuştur.
Ancak bundan:
“İman eden hiçbir toplum dünyada felaket yaşamaz.”
sonucu çıkarılamaz.
Bu:
özel olarak vahyin bize anlattığı:
Yûnus kavmi olayıdır.
“Azâbe’l-Hızy” Ne Anlama Gelir
Ayette:“azâbe’l-hızy”
ifadesi geçer.
“Hızy”:
rezillik,
aşağılanma,
utanç verici düşüş
gibi anlamlar taşır.
Bu nedenle ifade:
“alçaltıcı / rezil edici azap”
şeklinde çevrilebilir.
Burada söz konusu azap:
ayet açıkça söylediği üzere:
dünya hayatındaki
bir azaptır.
Allah:
onların iman etmeleri üzerine:
bu azabı:
kaldırmıştır.
Yûnus’un Kavmine Gelecek Azabın Tam Olarak Ne Olduğunu Biliyor muyuz
Bu ayet:azabın teknik ayrıntısını
anlatmaz.
Tefsirlerde:
çeşitli rivayetler ve açıklamalar
bulunabilir.
Ancak ayetin açık söylediği:
şudur:
Onlara dünya hayatında alçaltıcı bir azap yönelmişti ve iman etmeleri üzerine bu azap kaldırıldı.
Bunun:
tam olarak nasıl göründüğü,
hangi aşamada olduğu,
hangi fiziksel belirtilerin yaşandığı
konusunda Kur’an’ın vermediği ayrıntıları:
kesin vahiy bilgisi
gibi anlatmamak gerekir.
Rivayet ≠ ayetin açık ifadesi.
Bu Ayet Bize “Topluca İman Ederseniz Deprem, Sel veya Hastalık Gelmez” mi Diyor
Hayır.Böyle bir genelleme:
çok yanlış olur.
Yûnus kavmi:
vahyin özel olarak:
dünyevî azapla ilişkilendirdiği
bir topluluktur.
Bugün:
bir deprem,
sel,
yangın,
salgın,
ekonomik kriz
olduğunda:
“Bu toplum iman etmediği için Allah cezalandırdı.”
diye kesin hüküm veremeyiz.
Doğal afetlerin:
jeolojik,
meteorolojik,
biyolojik
nedenleri olabilir.
İnsan ihmali:
zararı artırabilir.
Ama:
her afet = özel ilahî ceza
denklemi kurulamaz.
Yûnus kavmi hakkında özel bilgiyi:
vahiy veriyor.
Modern olaylar hakkında:
aynı vahiy bilgisine sahip değiliz.
O Hâlde Yûnus Kavminin Hikâyesini Bugüne Nasıl Taşıyabiliriz
Ahlaki ilke olarak:şöyle:
Uyarıyı geç olmadan ciddiye al.
Bir yanlış:
düzeltilmeden önce:
sonuçlarını tamamen görmek
zorunda değilsin.
Bir doktor:
uyarıyor.
Daha hastalık ağırlaşmadan:
tedbir alabilirsin.
Bir ekonomi:
sürdürülemez gidiyorsa:
batışı beklemeden:
düzeltebilirsin.
Bir ilişkide:
sürekli zarar oluşuyorsa:
tamamen yıkılmadan:
davranışını değiştirebilirsin.
Bir günahın yanlış olduğunu biliyorsan:
sonunu görmeden:
tövbe edebilirsin.
Bunlar ayetin birebir tarihsel tefsiri değil;
“geç kalmadan dönüş”
ilkesinin hayatımıza bakan yönleridir.

Yûnus Kavminin İmanı Zorla mı Gerçekleşti
Ayet:onların:
“âmenû”
yani:
iman ettiklerini
söyler.
İmanın anlamlı olması:
insanın:
tercihiyle bağlantılıdır.
Burada:
bir topluluğun:
uyarı karşısında:
yönünü değiştirmesi
söz konusudur.
Bu olay:
insanları zorla iman ettirmek için örnek
olarak kullanılamaz.
İman ≠ baskıyla ağızdan cümle söyletmek.
Bir insan korkutularak:
“İnandım.”
demeye zorlanabilir.
Ama:
kalbin gerçek yönelişi:
zorbalıkla üretilemez.

Toplumun İman Etmesi Her Bireyin Aynı Derecede İman Ettiğini mi Gösterir
Ayet:toplumu genel olarak:
Yûnus’un kavmi
diye anlatır.
Bu tür toplumsal ifadelerde:
Kur’an:
genel eğilimi:
topluluk üzerinden
ifade edebilir.
Bundan:
her bireyin:
iman derecesinin,
niyetinin,
bilgisinin
tamamen aynı olduğu
sonucunu çıkarmamak gerekir.
Toplumların:
genel dönüşümü olabilir.
Ama Allah:
her bireyi:
kendi bilgisi, niyeti ve sorumluluğu
içinde bilir.

Yûnus’un Kavmi İman Edince Geçmişteki Bütün Hataları Otomatik Olarak Yok mu Oldu
Manevî tövbe:Allah’ın rahmetine yönelmenin:
büyük kapısıdır.
Ancak genel ilke olarak:
başkalarının haklarına verilen zarar varsa:
tövbe dünyevî telafi sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Bir toplum:
yanlışından dönebilir.
Ama:
çalınan haklar varsa:
iade etmek,
zarar varsa:
gidermek,
adaletsizlik varsa:
düzeltmek
gerekebilir.
Tövbe ≠ geçmişteki dünyevî sorumlulukların sihirli biçimde silinmesi.
Gerçek dönüş:
mümkünse:
onarımı da
beraberinde getirir.

Allah Neden Onların Azabını Kaldırdı
Ayet bunun sebebini doğrudan:“lemmâ âmenû”
ifadesiyle bağlar:
“İman ettiklerinde...”
Allah:
azabı onlardan
kaldırdı.
Bu bize:
Allah’ın hükmünün:
kör bir intikam mekanizması
olmadığını gösterir.
Amaç:
insanların mutlaka yok edilmesi
değildir.
Dönüş gerçekleştiğinde:
Yûnus kavminde:
azap:
kaldırılabilmiştir.
Bu:
ilahî rahmetin:
çok güçlü bir görünümüdür.
Uyarının amacı yalnız cezalandırmak değil, insanı dönüşe çağırmaktır.

Bu Ayet Allah’ın Azap Etmek İçin Fırsat Kollamadığını mı Gösteriyor
Yûnus kavmi örneği:bunu güçlü biçimde düşündürür.
Toplum:
dönüyor.
Allah:
“Artık karar verildi, ne yaparsanız yapın sizi yine de yok edeceğim.”
demiyor.
Tam tersine:
azabı:
kaldırıyor.
Bu durum:
tövbe ve rahmet ilişkisinin:
önemini gösterir.
Kur’an’ın uyarıları:
insanı:
ümitsizliğe sürüklemek için
değildir.
İnsana:
dönüş fırsatını
hatırlatır.
Allah’ın adaleti:
keyfî intikam
değildir.

“Onları Bir Süreye Kadar Faydalandırdık” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve metta‘nâhum ilâ hîn”
denilir.
Yani:
“Onları belli bir süreye kadar faydalandırdık / yaşattık.”
Azap kaldırıldı.
Ama:
onlara:
dünyada sonsuz hayat
verilmedi.
Toplum:
hayatını sürdürdü.
Dünya nimetlerinden:
yararlandı.
Ama:
her canlı gibi:
onların da:
bir zamanı vardı.
Bu ifade bize:
rahmet ≠ dünyada ölümsüzlük
olduğunu hatırlatır.
Kurtuluş:
dünya hayatının:
sonsuzlaşması
değildir.

“Bir Süreye Kadar” İfadesi Dünyanın Geçiciliğini mi Hatırlatıyor
Evet.Allah:
Yûnus kavmine:
ek süre,
yaşama,
nimet
veriyor.
Ama:
“ilâ hîn”
yani:
“bir vakte kadar.”
Dünyevî nimet:
sınırlıdır.
Bu:
dünyayı değersizleştirmez.
Tam tersine:
sınırlı olduğu için:
daha sorumlu kullanılmasını
gerektirir.
İnsan:
sağlığının,
zamanının,
parasının,
ailesinin,
imkânlarının
sonsuz olmadığını
bilir.
Bu bilgi:
hayatı bırakmak için değil,
hayatı daha bilinçli yaşamak için
önemlidir.

Yûnus 96–98 Arasında Nasıl Bir Karşılaştırma Kuruluyor
Yûnus 96’da:haklarında ilahî hüküm gerçekleşmiş olanların:
iman etmeyeceği
anlatıldı.
Yûnus 97’de:
bütün ayetler gelse bile:
acı azabı görünceye kadar:
iman etmeyenlerden
söz edildi.
Yûnus 98’de ise:
Yûnus’un kavmi
istisna olarak önümüze geliyor.
Onlar:
azap kaçınılmaz biçimde tamamlanmadan:
iman ediyor.
Ve:
imanları kendilerine fayda veriyor.
Böylece Kur’an:
çok güçlü iki tabloyu:
yan yana koyuyor:
Israrlı erteleme → geri dönüş fırsatının kaybı.
Zamanında dönüş → rahmet ve azabın kaldırılması.

Sonuç: Yûnus Suresi 98. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 98. ayet:önceki ayetlerin ağır uyarılarından sonra:
çok güçlü bir:
rahmet kapısı
açar.
Yûnus 96 ve 97’yi okuyan insan:
şöyle düşünebilirdi:
“Demek bazı toplumlar yanlış yola girince artık hiçbir dönüş yok.”
Yûnus 98:
hemen:
Yûnus’un kavmini
önümüze koyuyor.
Ve diyor ki:
Onlar iman etti.
İmanları kendilerine fayda verdi.
Dünya hayatındaki azap üzerlerinden kaldırıldı.
Bu:
son derece önemli bir Kur’an dengesidir.
Kur’an:
insanı:
ne:
sahte güvene
ne de:
ümitsizliğe
bırakır.
“Nasıl olsa Allah affeder, istediğimi yaparım.”
anlayışı doğru değildir.
Ama:
“Çok yanlış yaptım, artık dönüşüm yok.”
anlayışı da:
doğru değildir.
Yûnus’un kavmi:
ikinci düşünceyi:
çok güçlü biçimde kırar.
Bir toplum bile:
yönünü değiştirebilir.
İnsan neden değiştiremesin?
Bir insan:
yıllarca:
yanlış yaşamış olabilir.
Ama:
bugün:
tövbe edebilir.
Bir kişi:
uzun süredir:
bir bağımlılıkla mücadele ediyor olabilir.
Bugün:
yardım isteyebilir.
Bir aile:
yıllardır:
kavgalı olabilir.
Bugün:
barışmak için:
ilk adımı atabilir.
Bir şirket:
yanlış uygulamalar yapmış olabilir.
Bugün:
daha etik bir sisteme
geçebilir.
Bir toplum:
büyük hatalar yapmış olabilir.
Daha adil kurumlar
kurabilir.
Geçmiş, insanın geleceğini otomatik olarak hapsetmez.
Yûnus 98’in en güçlü mesajlarından biri:
budur.
Ama ayet:
“Son ana kadar bekleyin, nasıl olsa kurtulursunuz.”
da demiyor.
Tam tersine:
Yûnus’un kavminin:
özelliği:
geç olmadan dönmeleridir.
Firavun’un trajedisi:
sonucu:
tamamen görünür olana kadar
beklemekti.
Yûnus kavminin kurtuluşu ise:
uyarıyı:
geri dönüş alanı hâlâ açıkken
ciddiye almaktır.
Bu fark:
günlük hayatımız açısından:
çok değerlidir.
Bir doktor sana:
“Bu değerler tehlikeli.”
diyor.
Hastalık tamamen ilerlemeden:
hayat tarzını değiştirebilirsin.
Bir muhasebeci:
“Bu borçlanma sürdürülemez.”
diyor.
İflası beklemeden:
plan yapabilirsin.
Eşin:
“Bu davranışın beni kırıyor.”
diyor.
İlişkinin tamamen bitmesini
beklemeden:
kendini düzeltebilirsin.
Vicdanın:
“Bu para senin hakkın değil.”
diyor.
Mahkeme kapıya gelmeden:
hakkı iade edebilirsin.
İmanın:
“Allah’a dön.”
diyor.
Son nefesi:
beklemek zorunda değilsin.
Bunlar:
Yûnus kavminin tarihsel olayını:
modern olaylarla eşitlemek değildir.
Ama:
erken uyarıya cevap verme
ahlakını:
hayata taşımaktır.
Ayetin ayrıca:
toplumsal dönüşüm konusunda:
çok umut verici bir yönü vardır.
Bazen insan:
toplum hakkında:
“Bunlardan hiçbir şey olmaz.”
diyebilir.
Bu:
çok kesin bir hükümdür.
Toplumlar:
değişebilir.
Kültürler:
değişebilir.
İnsanların:
ahlaki standartları
değişebilir.
Bir dönem:
normal kabul edilen:
haksızlıklar
daha sonra:
toplumsal olarak reddedilebilir.
İnsanlar:
yanlışlarını:
fark edebilir.
Bu yüzden:
toplumsal umutsuzluk
da dikkat edilmesi gereken bir şeydir.
Yûnus’un kavmi:
Kur’an’da:
topluca dönüşün:
mümkün olduğuna dair
çok güçlü bir örnektir.
Ama:
toplumsal dönüşüm:
zorla:
“Herkes benim gibi inanacak.”
anlamına gelmez.
İman:
baskı yoluyla
üretilmez.
Gerçek değişim:
insanların:
bilinç,
vicdan,
ikna
ile yön değiştirmesidir.
Bir devletin:
insanları zorla:
dindar göstermesi,
kalplerin gerçekten:
iman ettiği
anlamına gelmez.
Bu nedenle:
Yûnus kavmi örneği:
dinî zorbalık
için kullanılamaz.
Ayetin:
azabın kaldırılması
kısmı da:
Allah’ın rahmetini:
çok güçlü biçimde gösterir.
Bazen din anlatılırken:
Allah yalnız:
cezalandırmayı bekleyen
bir otorite gibi
sunulabilir.
Yûnus 98 ise:
bunun çok eksik bir tasvir olduğunu
gösterir.
İnsanlar:
dönüyor.
Allah:
azabı:
kaldırıyor.
Buradaki mesaj:
“Ben sizi ne olursa olsun cezalandıracağım.”
değil.
Tam tersine:
“Dönüşün bir anlamı var.”
mesajıdır.
Tövbenin:
gerçek bir kapı
olmasının anlamı da budur.
Eğer dönüş:
hiçbir şeyi değiştirmeseydi,
tövbenin anlamı:
zayıflardı.
Ama:
Yûnus kavmi örneğinde:
dönüş:
somut olarak:
sonucu değiştiriyor.
Bu,
ilahî rahmetin adaletle birlikte işlemesi
açısından:
çok güçlü bir tablodur.
Ancak:
bu ayeti:
modern afetlere:
mekanik biçimde
uygulamak:
yanlış olur.
Bugün bir şehirde:
deprem oldu.
“Demek günahkârlardı.”
diyemeyiz.
Bir yerde:
sel oldu.
“Yûnus kavmi gibi tövbe etseler sel olmazdı.”
diyemeyiz.
Böyle bir yaklaşım:
hem vahyin sınırını aşar
hem de mağdurları:
suçlayabilir.
Çocuklar,
yaşlılar,
masum insanlar
afetlerde zarar görebilir.
Doğal olayların:
fiziksel nedenleri
vardır.
Binaların kötü yapılması,
altyapının yetersizliği,
ihmal
zararı artırabilir.
Bunları:
araştırmak:
Allah’ı inkâr etmek
değildir.
Tam tersine:
insanın sorumluluğunun
parçasıdır.
Afeti açıklamak ≠ Allah’ı dışlamak.
Afeti otomatik ilahî ceza ilan etmek ≠ iman zorunluluğu.
Yûnus kavmi hakkında:
“Bu azap idi.”
diyoruz çünkü:
vahiy:
bize öyle söylüyor.
Başka olaylarda:
aynı kesinliğe
sahip değiliz.
Bu ayrım:
çok önemlidir.
Ayetin:
“Onları bir süreye kadar faydalandırdık.”
sonu ise:
bize başka bir denge verir.
Yûnus kavmi:
kurtuldu.
Ama:
ölümsüz olmadı.
Onlara:
yeni bir zaman
verildi.
Bu çok düşündürücüdür.
Tövbe:
insanın geçmişini:
değiştiremez.
Ama:
geleceğini değiştirebilir.
Dün yaptığın şey:
oldu.
Onu:
geri alamazsın.
Ama:
bugün:
yeni bir yön seçebilirsin.
İşte insanın:
en büyük umutlarından biri budur.
Bir kişi:
“Keşke bunu yapmasaydım.”
diyebilir.
Geçmiş:
değişmez.
Ama:
“Bir daha yapmayacağım ve mümkün olduğunca zararını telafi edeceğim.”
diyebilir.
Bu:
tövbenin:
ahlaki gücüdür.
Tövbe:
zaman makinesi
değildir.
Ama:
yön değiştirme imkânıdır.
Yûnus kavminin:
kurtuluşu:
bize tam bunu düşündürür.
İnsan:
hatasını fark ettiğinde:
iki şekilde davranabilir.
Birinci yol:
“Artık çok geç.”
deyip:
yanlışta devam etmektir.
İkinci yol:
“Geçmişi değiştiremem ama bundan sonrasını değiştirebilirim.”
demektir.
Kur’an’ın:
Yûnus kavmi örneği:
ikinci yolu:
güçlü biçimde destekler.
Ayet bize:
bir başka önemli şeyi de öğretir:
uyarı başarısızlık işareti değildir.
Bazen:
birine:
yanlışını söylersin.
O anda:
dinlemez.
Sonra:
düşünür.
Ve:
değişir.
Bu yüzden:
hakikati:
hikmetle,
sabırla,
adaletle
anlatmak:
değerlidir.
Ama:
insanları zorlamak
değil.
Yûnus’un kavmi:
sonunda:
iman ettiyse,
bu bize:
insanların:
değişme kapasitesini:
küçümsemememizi
öğretir.
Bugün:
çok uzak görünen kişi:
yarın:
çok farklı olabilir.
Bu nedenle:
insanları geçmişlerinin içine hapsetmek
adaletli değildir.
Bir insan tövbe etmişse:
geçmişini:
sürekli yüzüne vurmak
da:
ayrı bir ahlaki sorun olabilir.
Elbette:
güven:
hemen geri gelmek zorunda değildir.
Zarar varsa:
telafi gerekir.
Tedbir:
alınabilir.
Ama:
gerçek değişim ihtimalini tamamen inkâr etmek
başka bir şeydir.
Yûnus 98:
değişimin mümkün olduğunu
gösterir.
Bu ayetin belki en umut verici tarafı:
şudur:
Allah:
insana:
“Geçmişte ne yaptın?”
sorusunun yanında:
“Şimdi ne yapacaksın?”
sorusunu da yöneltir.
Geçmişin:
önemlidir.
Ama:
son söz olmak zorunda değildir.
Yanlışın:
büyük olabilir.
Ama:
tövbe kapısını:
sen kendi ellerinle
kapatma.
Bir toplum:
bozulmuş olabilir.
Ama:
ıslah ihtimalinden
ümidi kesme.
Ve en önemlisi:
uyarıyı:
felaket tamamen gerçekleşene kadar
ertelememeye çalış.
Çünkü:
Firavun ile Yûnus kavmi arasındaki:
büyük farklardan biri:
tam burada ortaya çıkar:
Biri hüküm kendisini yakalayınca teslimiyet söyledi; diğeri geri dönüş fırsatı hâlâ varken yönünü değiştirdi.
Ve belki Yûnus Suresi 98. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızda yanlış olduğunu fark ettiğimiz şeyleri sonuçları tamamen üzerimize çökene kadar mı erteliyoruz, yoksa hâlâ değiştirme imkânımız varken yönümüzü değiştirebiliyor muyuz? Ve başkalarının geçmişteki hatalarına bakıp “Bunlar asla değişmez” demek yerine, Allah’ın Yûnus kavminde gösterdiği gibi gerçek dönüşün ve rahmetin mümkün olduğunu hatırlayabiliyor muyuz?
“Geçmişin ağır olabilir; fakat yaşadığın sürece bugünkü seçimin hâlâ önemlidir. Yûnus’un kavmi bize, uyarıyı felaketten önce ciddiye alanların yön değiştirebileceğini ve rahmet kapısının gerçek olduğunu gösterir. Tövbe geçmişi silen bir zaman makinesi değil; geleceğin yönünü değiştiren samimi bir dönüş ve mümkün olan yerde telafi iradesidir.”
Ersan Karavelioğlu