Yûnus Suresi 107. Ayette “Allah Sana Bir Zarar Dokundurursa Onu O’ndan Başka Giderecek Yoktur; Sana Bir Hayır Dilerse O’nun Lütfunu Engelleyecek de Yoktur” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Tevhid, hayatın sebeplerini yok saymak değil; hiçbir sebebi Allah’tan bağımsız mutlak güç sahibi görmemektir. Hastalıkta doktora gitmek, tehlikeden korunmak ve yardım istemek kulluğa aykırı değildir. Mümin sebeplere sarılır; fakat nihai hükmün, hayrın ve rahmetin Allah’a ait olduğunu bilir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 107. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Allah sana bir zarar dokundurursa onu O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse O’nun lütfunu geri çevirecek de yoktur. O, lütfunu kullarından dilediğine ulaştırır. O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve in yemseske’llâhu bi-durrin fe lâ kâşife lehu illâ hû. Ve in yuridke bi-hayrin fe lâ râdde li-fadlih. Yusîbu bihî men yeşâu min ibâdih. Ve huve’l-gafûru’r-rahîm.”
Bir önceki ayette:
Allah’tan başka mutlak fayda ve zarar sahibi kabul edilen varlıklara yönelmemek
emredilmişti.
Yûnus 107 şimdi bunun temel gerekçesini açıklıyor:
Nihai hüküm Allah’a aittir.
“Allah Sana Bir Zarar Dokundurursa” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve in yemseske’llâhu bi-durr”
denilir.
“Durr”:
zarar,
sıkıntı,
zorluk,
acı,
darlık
gibi anlamlar taşıyabilir.
Buradaki:
“dokunmak”
ifadesi ise:
Arapçada sık kullanılan:
bir anlatım biçimidir.
Allah’ın:
fiziksel bir organla:
insana dokunması
anlamında düşünülmemelidir.
Allah:
yaratılmışlara benzemez.
İfade:
insanın bir sıkıntıyla karşılaşmasını
anlatır.
Her Hastalık Allah’ın Cezası mıdır
Hayır.Bu ayetten:
“Bir insan hastalandıysa Allah onu cezalandırıyor.”
sonucu çıkarılamaz.
Hastalık:
biyolojik nedenlerle
ortaya çıkabilir.
Genetik olabilir.
Enfeksiyon olabilir.
Yaşlanmayla:
ilişkili olabilir.
Kazadan:
kaynaklanabilir.
İnsanın:
ihmali etkili olabilir.
Bazen:
kimsenin kusuru olmadan
meydana gelebilir.
Kur’an’ın:
Allah’ın nihai egemenliğinden söz etmesi:
her bireysel hastalığı özel bir ilahî ceza olarak yorumlama yetkisi
vermez.
Hastalık ≠ otomatik günah cezası.
Bir Müminin Başına Zarar Gelmesi Allah’ın Onu Sevmediğini mi Gösterir
Hayır.Peygamberler bile:
çok ağır sıkıntılar
yaşamışlardır.
Dolayısıyla:
acı çekmek,
hastalanmak,
mal kaybetmek,
yakınını kaybetmek
Allah’ın:
kişiyi sevmediğinin:
otomatik göstergesi değildir.
Aynı şekilde:
rahat,
zengin,
sağlıklı bir hayat
Allah’ın kişiden:
mutlaka razı olduğunun
kanıtı değildir.
Sıkıntı ≠ ilahî ret.
Refah ≠ ilahî onay.
Dünya hayatındaki şartlar:
tek başına:
kişinin Allah katındaki değerini
ölçmez.
“Onu Allah’tan Başka Giderecek Yoktur” Doktora Gitmemek mi Demektir
Kesinlikle hayır.Bu ayetin en sık yanlış anlaşılabileceği noktalardan biri:
budur.
Allah:
nihai şifa ve hükmün
sahibidir.
Ama:
doktor,
ilaç,
ameliyat,
rehabilitasyon,
dinlenme
gibi sebepler:
Allah’ın yarattığı dünya düzeninin
parçasıdır.
Bir insan:
hastalandığında:
doktora gidebilir.
Hatta:
gerektiğinde gitmesi:
sorumluluğunun parçası olabilir.
Allah şifa verir ≠ doktor gereksizdir.
Allah korur ≠ güvenlik önlemleri gereksizdir.
Doktor Zararı Gideriyorsa Ayette Neden “Allah’tan Başka Giderecek Yoktur” Deniyor
Çünkü:doktorun gücü:
bağımsız ve mutlak değildir.
Doktor:
bilgisiyle:
tedavi uygular.
İlaç:
belirli biyolojik mekanizmalar üzerinde:
etki eder.
Ama:
doktor:
her hastayı:
mutlaka iyileştiremez.
Aynı ilaç:
herkeste:
aynı sonucu
vermeyebilir.
Cerrahi:
başarılı olabilir
veya komplikasyon:
gelişebilir.
Mümin açısından:
bütün sebepler:
Allah’ın yaratma düzeni içinde
işler.
Bu nedenle:
doktor sebep olabilir; nihai hüküm Allah’a aittir.
İki ifade:
birbirine:
rakip değildir.
İnsanların Birbirine Zarar Vermesi Gerçek Değil midir
Elbette gerçektir.Bir insan:
başkasını:
yaralayabilir.
Dolandırabilir.
İftira atabilir.
Malına zarar verebilir.
Haksız yere:
işten çıkarabilir.
Bunların gerçek sonuçları
vardır.
Yûnus 107:
“İnsanlar hiçbir etkide bulunamaz.”
demiyor.
Söylediği:
hiçbir insanın:
Allah’tan bağımsız, mutlak ve sınırsız bir zarar gücüne sahip olmadığıdır.
Bu ayrım:
ahlaki sorumluluğu da:
korur.
Bir suçlu:
“Zararı Allah verdi, ben sorumlu değilim.”
diyemez.
İlahî egemenlik ≠ insan suçunun silinmesi.
“Allah Sana Bir Hayır Dilerse” Ne Anlama Gelir
Ayetin ikinci bölümünde:“ve in yuridke bi-hayrin”
denilir.
Yani:
“Allah senin için bir hayır dilerse...”
“Hayır”:
sadece:
para,
servet,
makam
anlamına gelmez.
Sağlık:
hayır olabilir.
İman:
hayır olabilir.
Bilgi:
hayır olabilir.
Huzur:
hayır olabilir.
Doğru insanlarla karşılaşmak:
hayır olabilir.
Bir tehlikeden:
korunmak
hayır olabilir.
Bağışlanma:
çok büyük bir hayırdır.
Dolayısıyla:
hayır = yalnız maddi kazanç
şeklinde sınırlandırılmamalıdır.
Zenginlik Allah’ın Özel Lütfunun Kanıtı mıdır
Zenginlik:bir nimet olabilir.
Ama:
tek başına:
Allah’ın bir kişiyi:
diğerlerinden daha çok sevdiğinin
kanıtı değildir.
Firavun da:
servet ve ihtişam
sahibiydi.
Karun kıssasında da:
büyük servet
görürüz.
Bu nedenle:
para = Allah’ın özel sevgisi
denklemi kurulamaz.
Maddi nimet:
bir:
imtihan da olabilir.
Asıl soru:
insanın:
o nimeti:
nasıl kullandığıdır.
Nimet sahip olmak değil, nimetin hakkını vermek de sorumluluktur.
“O’nun Lütfunu Geri Çevirecek Yoktur” Ne Anlama Gelir
Ayette:“fe lâ râdde li-fadlih”
denilir.
Yani:
“O’nun lütfunu geri çevirecek yoktur.”
Buradaki mesaj:
Allah’ın:
bir kuluna vermeyi dilediği:
gerçek lütfun önünde:
Allah’a üstün gelecek:
başka bağımsız bir güç
olmadığıdır.
İnsanlar:
engeller çıkarabilir.
Bir patron:
seni işten çıkarabilir.
Bir kişi:
planını bozabilir.
Bir kapı:
kapanabilir.
Ama:
bu durum:
Allah’ın bütün hayır yollarını:
kapattığı anlamına gelmez.
İnsan:
bir kapının kapanmasını:
“Hayatım bitti.”
diye:
mutlaklaştırmamalıdır.

Bir Kapı Kapanırsa “Kesin Allah Daha İyisini Verecek” Diyebilir miyiz
Kesin biçimde:böyle bir vaat veremeyiz.
İnsanlar bazen:
iyi niyetle:
“Üzülme, kesin çok daha iyisi gelecek.”
der.
Ama:
biz Allah adına:
geleceğin ayrıntısını:
bilemeyiz.
Bir kayıp:
gerçekten kayıp
olabilir.
Bir acı:
gerçekten acı
olabilir.
Mümin:
Allah’ın hikmet ve rahmetinden:
ümit kesmez.
Fakat:
“Şu olayın ardından kesin şu dünyevî kazanç gelecek.”
diye vahiy olmadan:
garanti vermez.
Ümit ≠ geleceği kesin biliyormuş gibi konuşmak.

“Dilediğine Ulaştırır” Allah’ın Keyfî Davrandığı Anlamına mı Gelir
Hayır.Ayette:
“yusîbu bihî men yeşâu min ibâdih”
denilir.
Yani:
“Lütfunu kullarından dilediğine ulaştırır.”
Allah’ın dilemesi:
insanların:
keyfî,
bilgisiz,
anlık tercihleri
gibi düşünülmemelidir.
Allah:
bilgi,
hikmet,
adalet
sahibidir.
Biz:
bir olayın bütün nedenlerini:
ve sonuçlarını:
göremeyebiliriz.
Ama:
Allah’ın iradesini:
rastgelelik
olarak tasvir etmek:
Kur’an’ın Allah anlayışıyla
uyumlu değildir.

Allah Kime Ne Vereceğini Diliyorsa Çalışmanın Ne Anlamı Var
Çünkü:çalışmak da:
Allah’ın yarattığı sebepler düzeninin:
bir parçasıdır.
Çiftçi:
ekim yapar.
Öğrenci:
çalışır.
İş insanı:
plan yapar.
Hasta:
tedavi olur.
İnsan:
emek verir.
Sonuç:
tamamen:
insanın kontrolünde
olmasa da,
çaba:
sorumluluğunun:
bir parçasıdır.
Kader ≠ tembellik.
Allah’ın dilemesi ≠ insanın hiçbir şey yapmaması.
Mümin:
çalışır
ve sonucu:
ilahlaştırmaz.

Dua Allah’ın Kararını Zorla Değiştiren Bir Mekanizma mıdır
Hayır.Dua:
Allah’ı:
zorlayan bir araç
değildir.
Kul:
dua eder.
İster.
Yalvarır.
Ümidini:
Allah’a yöneltir.
Ama:
“Ben şu duayı şu kadar kez okudum; Allah bunu yapmak zorunda.”
diyemez.
Dua:
ibadettir.
Kulluktur.
Talepte bulunmaktır.
Allah:
duaya:
kendi hikmetiyle
karşılık verir.
Bu nedenle:
dua ≠ Allah üzerinde mekanik kontrol sistemi.
Bir formül:
Allah’ın iradesini:
insanın emrine
vermez.

Bu Ayet Nazar, Sihir ve Benzeri Korkular Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
Yûnus 107’nin temel mesajı:insanın:
hiçbir yaratılmış gücü:
Allah’tan bağımsız:
mutlak zarar sahibi
olarak görmemesidir.
Bir kişi:
her başına gelen olayı:
“Biri bana kesin büyü yaptı.”
diye:
yorumlamamalıdır.
Hastalığın:
tıbbi nedeni
araştırılmalıdır.
Psikolojik sıkıntının:
psikolojik veya psikiyatrik boyutu:
değerlendirilmelidir.
Ekonomik sorunun:
maddi sebepleri:
incelenmelidir.
Aile problemlerinin:
iletişim ve davranış boyutu:
gözden geçirilmelidir.
Her açıklanamayan zorluk ≠ sihir.
Ve:
tedavi aramak ≠ tevekkülsüzlük.

“Allah Zarar Verirse” İfadesi Kötülük Problemiyle Nasıl İlişkilidir
Bu ayet:Allah’ın:
mutlak egemenliğini
ortaya koyar.
Ama:
dünyadaki bütün acıların:
aynı amaçla
ve aynı biçimde
meydana geldiğini
söylemez.
Bazı acılar:
insan zulmünden
kaynaklanır.
Bazıları:
doğal süreçlerden.
Bazıları:
kendi hatalarımızdan.
Bazılarının nedenini:
tam olarak bilemeyiz.
Kur’an:
dünyayı:
imtihan alanı
olarak görür.
Fakat:
“Allah izin verdiğine göre kötülük iyidir.”
sonucu çıkarılamaz.
Allah’ın:
bir şeyin dünyada gerçekleşmesine:
izin vermesi,
o fiili işleyen insanın:
ahlaken haklı olduğu
anlamına gelmez.

Ayetin “Gafûr ve Rahîm” İsimleriyle Bitmesi Neden Önemlidir
Ayet:Allah’ın:
kudretinden söz ediyor.
Zararın kaldırılması:
O’na ait.
Hayrın lütfedilmesi:
O’na ait.
Fakat ayetin sonunda:
sadece:
güç vurgusu
gelmiyor.
Allah:
“el-Gafûr”
ve:
“er-Rahîm”
olarak tanıtılıyor.
Yani:
çok bağışlayan
ve:
çok merhamet eden.
Bu:
son derece önemlidir.
Allah’ın egemenliği:
soğuk,
acımasız,
keyfî bir güç
olarak sunulmuyor.
Kudret + bağışlama + merhamet
birlikte anlatılıyor.

Yûnus 106 ve 107 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 106:“Allah’tan başka sana fayda ve zarar veremeyecek şeylere yönelme.”
dedi.
Yûnus 107 ise:
nedenini açıklıyor:
“Allah sana zarar dokundurursa O’ndan başka kaldıracak yoktur; hayır dilerse O’nun lütfunu engelleyecek yoktur.”
İki ayet birlikte:
tevhidin:
çok güçlü bir:
güven sistemi
olduğunu gösteriyor.
Ama bu sistem:
sebepleri reddetmez.
Şöyle der:
Sebebe sarıl.
Ama sebebi mutlaklaştırma.
İnsandan yardım al.
Ama insanı ilahlaştırma.
Plan yap.
Ama bütün kaderi kontrol ettiğini sanma.
Dua et.
Ama Allah’ı kendi isteğine mecbur gören bir anlayışa girme.

Sonuç: Yûnus Suresi 107. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 107. ayet:insanın:
hayır,
zarar,
korku,
umut,
güven
ve tevekkül anlayışını:
tevhid merkezinde:
yeniden kurar.
Ayetin ilk cümlesi:
çok güçlüdür:
“Allah sana bir zarar dokundurursa onu O’ndan başka giderecek yoktur.”
Bu cümleyi:
yanlış anlarsak:
insanı:
pasifliğe
götürebiliriz.
“O zaman doktora niye gideyim?”
“Niye tedbir alayım?”
“Niye yardım isteyeyim?”
diye düşünülebilir.
Fakat:
Kur’an’ın genel öğretisi:
böyle değildir.
Allah’ın:
nihai güç sahibi olması:
sebeplerin:
gerçek olmadığı
anlamına gelmez.
Yağmur:
bulut süreçleriyle
oluşur.
İlaç:
kimyasal ve biyolojik mekanizmalarla
etki eder.
Bir cerrah:
ameliyat gerçekleştirir.
Bir itfaiyeci:
yangından insan
kurtarır.
Bir polis:
suçu önleyebilir.
Bir avukat:
hakkının korunmasına:
vesile olabilir.
Bunların hepsi:
gerçek etkidir.
Ama:
hiçbiri:
mutlak değildir.
İşte ayetin:
tevhid öğretisi:
bu noktadadır.
Gerçek sebep vardır; mutlak ilahî bağımsızlık yoktur.
Doktor:
çok başarılı olabilir.
Ama:
her şeyi:
kontrol edemez.
Para:
çok kapıyı:
açabilir.
Ama:
ölümü:
satın alamaz.
Devlet:
çok güçlü olabilir.
Ama:
sonsuz değildir.
İnsan:
çok zeki olabilir.
Ama:
bütün geleceği:
göremez.
Teknoloji:
çok gelişmiş olabilir.
Ama:
insanı:
mutlak hâkim
yapmaz.
Yûnus 107:
bize:
sınır
öğretir.
İnsanın:
gücü vardır.
Ama:
sınırlıdır.
Allah’ın kudreti ise:
yaratılmışların kudreti gibi:
sınırlı değildir.
Bu anlayış:
insanı:
hem:
kibirden
hem de:
aşırı korkudan
koruyabilir.
Kibirden korur çünkü:
“Her şeyi ben yaptım.”
diyemezsin.
Hayatındaki:
bütün değişkenleri:
sen oluşturmadın.
Doğduğun:
aileyi,
ülkeyi,
genlerini,
zamanı,
karşılaştığın insanları
sen seçmedin.
Sen:
çalışmış olabilirsin.
Ama:
çalışabilecek sağlığı:
kendin yaratmadın.
Başarılı olmuş olabilirsin.
Ama:
başarının bütün şartlarını:
kendin üretmedin.
Bu yüzden:
başarı:
yalnız:
“Benim eserim.”
diye:
kibre dönüştürülmemelidir.
Ayet:
insanı:
aşırı korkudan da
koruyabilir.
Bir insan:
bir başka insandan:
çok korkabilir.
“Bu kişi isterse hayatımı tamamen mahveder.”
diyebilir.
Yûnus 107:
şunu hatırlatır:
Hiçbir yaratılmış:
mutlak güç
sahibi değildir.
Bu:
tehlikeyi:
küçümse
demek değildir.
Eğer:
bir insan:
sana zarar verebilecek durumdaysa:
tedbir al.
Hukuka:
başvur.
Güvenli yere:
git.
Yardım iste.
Delil topla.
Ama:
o insanı:
zihninde:
Allah gibi sınırsız güç sahibi
hâle getirme.
Çünkü:
yaratılmış:
yaratılmıştır.
Güçlü olabilir; mutlak değildir.
Bu fark:
insana:
çok önemli bir:
ahlaki cesaret
verebilir.
Yûnus 107’nin:
ikinci yarısı ise:
umudu:
çok güçlü biçimde:
kurar:
“Allah sana bir hayır dilerse O’nun lütfunu geri çevirecek yoktur.”
İnsan:
bazen:
bir kapı kapandığında:
bütün geleceğini:
o kapıya
bağlamış olabilir.
Bir iş:
olmaz.
“Artık bittim.”
der.
Bir ilişki:
biter.
“Ben bir daha mutlu olamam.”
der.
Bir plan:
bozulur.
“Hayatım mahvoldu.”
der.
Ayet:
insanın umudunu:
tek bir insana,
kuruma,
kapıya
veya fırsata:
bağlamamasını
öğretir.
Bir kapı:
kapandı diye:
Allah’ın lütuf kapıları:
bitmez.
Ama burada:
şunu da söylemek gerekir:
Bu ayet:
“Kaybettiğin her şeyin dünyada mutlaka daha iyisini alacaksın.”
diye bir:
ticari garanti
vermez.
Bazen:
kaybettiğin şeyi:
bir daha:
dünyada geri alamazsın.
Yakınını:
kaybedebilirsin.
Bu:
başka bir insanla:
telafi edilemez.
Sağlığında:
kalıcı bir kayıp
olabilir.
“Kesin daha iyisi gelecek.”
demek:
acıyı küçümseyebilir.
Kur’an’ın ümidi:
sahte pozitiflik
değildir.
Daha derin bir:
ümit sunar:
Allah’ın lütfu yalnız benim bugün görebildiğim seçeneklerden ibaret değildir.
Bazen:
lütuf:
dünyevî bir iyileşme
olabilir.
Bazen:
sabır.
Bazen:
bağışlanma.
Bazen:
kalbin:
olgunlaşması.
Bazen:
ahirette:
karşılık.
Biz:
bütün hikmeti:
hemen göremeyebiliriz.
Bu:
her acıyı:
“Aslında güzelmiş.”
diye:
romantikleştirmek değildir.
Acı:
acı olabilir.
Zarar:
zarar olabilir.
Haksızlık:
haksızlıktır.
Ama:
acı Allah’ın rahmetini ortadan kaldırmaz.
Ayetin:
“O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”
diye bitmesi:
tam burada:
son derece güçlüdür.
Allah:
sadece:
“Gücümden kaçamazsınız.”
demiyor.
Aynı zamanda:
kendisini:
Gafûr ve Rahîm
olarak tanıtıyor.
Yani:
kul:
yanlış yaptıysa:
dönebilir.
Şirkten:
dönebilir.
Günahtan:
dönebilir.
Yanlış güvenlerinden:
dönebilir.
Allah’ın rahmeti:
insanın geçmişiyle:
tamamen kilitlenmiş
değildir.
Bu:
Yûnus Suresi’nin son bölümlerinde:
çok önemli bir denge oluşturur.
Bir tarafta:
tevhid:
çok kesin.
Allah’tan başkasını:
ilahlaştırma.
Diğer tarafta:
rahmet:
çok açık.
Yanlış yaptıysan:
dönüş kapısını kapatma.
Bu nedenle:
bir insan geçmişte:
batıl inançlara:
yönelmiş olabilir.
Yanlış dua anlayışları:
taşımış olabilir.
Bir yaratılmışa:
gereğinden fazla güç:
atfetmiş olabilir.
Sonra:
hatasını:
anlamış olabilir.
Bu insana:
“Artık bittin.”
denilmez.
Allah:
Gafûr’dur.
Allah:
Rahîm’dir.
Tövbe:
gerçek bir:
dönüş imkânıdır.
Ayetin:
günlük hayatımıza en güçlü derslerinden biri:
belki şudur:
Ne korkunu ne umudunu yaratılmış bir varlığa mutlak biçimde bağla.
Bir insandan:
umut edebilirsin.
Ama:
bütün hayatının:
kurtuluşunu ona:
bağlama.
Bir patronun:
iş vermesini:
isteyebilirsin.
Ama:
rızkının bütün evrenini:
o patron sanma.
Bir doktorun:
tedavisine:
güvenebilirsin.
Ama:
onu:
mutlak şifa sahibi
görme.
Bir devletten:
koruma
bekleyebilirsin.
Ama:
devleti:
yanılmaz ve sınırsız
sanma.
Bir eşten:
sevgi
bekleyebilirsin.
Ama:
bir insanın:
Allah’ın dolduracağı bütün varoluş boşluğunu:
tek başına:
doldurmasını
bekleme.
Yaratılmışları:
yaratılmış oldukları yerde sevmek
çok önemlidir.
Onları:
Allah’ın yerine:
koymaya çalıştığımızda:
hem tevhid:
bozulur
hem de:
yaratılmışın taşıyamayacağı:
bir yükü:
ona bindiririz.
İnsan:
sınırlıdır.
Seni:
her zaman:
mutlu edemez.
Her sorunu:
çözemez.
Her an:
yanında olamaz.
Her şeyi:
bilemez.
Bu yüzden:
insandan:
insan olmanın ötesinde:
mutlaklık beklemek:
ilişkileri de:
bozabilir.
Tevhid:
bu açıdan:
sadece:
Allah hakkında:
doğru inanç
değildir.
Aynı zamanda:
insanlardan gerçekçi beklentiler kurmanın da temelidir.
İnsan:
insandır.
Allah:
Allah’tır.
Aradaki sınır:
korunduğunda:
hem kulluk
hem insan ilişkileri
daha sağlıklı olabilir.
Yûnus 107:
tevekkülü de:
şöyle yeniden tanımlar:
Tevekkül:
“Hiçbir şey yapma, Allah yapar.”
değildir.
Tevekkül:
“Yapabileceğim her meşru şeyi yaparım; fakat sonucu tanrılaştırıp kontrolümde sanmam.”
demektir.
Hasta mısın?
Tedavi ol.
Dua et.
Soru sor.
Gerekirse:
uzman görüşü al.
Borçlu musun?
Bütçe yap.
Çalış.
Danışmanlık al.
Görüş.
Plan oluştur.
Tehlikede misin?
Güvenli yere çık.
Polisi ara.
Yakınlarına haber ver.
Sonra:
Allah’a güven.
Tedbir ile tevekkül birbirinin düşmanı değildir.
Tam tersine:
olgun iman:
ikisini:
birleştirir.
Yûnus 107:
insanın:
dua anlayışını da:
düzeltir.
Dua ederken:
Allah’a:
samimiyetle:
isteğini söylersin.
Ama:
dua:
sipariş formu
değildir.
“Ben bunu istedim, Allah tam bunu vermek zorunda.”
denilemez.
Bazen:
istediğin şey:
gerçekleşir.
Bazen:
gerçekleşmez.
Bazen:
zamanı farklı olur.
Bazen:
senin göremediğin:
başka bir sonuç
oluşur.
Bu:
duanın anlamsız olduğu
anlamına gelmez.
Dua:
kul ile Allah arasındaki:
ilişkinin:
kendisi de:
çok büyük bir değerdir.
İnsana:
kendi sınırlılığını:
hatırlatır.
Umut verir.
Kibri kırar.
İnsanı:
Allah’a:
yöneltir.
Fakat:
Allah’ı:
insanın iradesine bağlı bir makineye
dönüştürmez.
Yûnus 107’nin:
sonundaki:
“Gafûr, Rahîm”
isimleri:
bu yüzden:
yalnız güzel bir kapanış
değildir.
Ayetin bütün mesajını:
merhametle:
çevreler.
İnsan:
zarar karşısında:
korkabilir.
Hayır için:
umut edebilir.
Yanlış yapabilir.
Sonra:
tövbe edebilir.
Ve:
bütün bunların üstünde:
Allah:
bağışlayan ve merhamet eden
Rab olarak:
tanıtılır.
Bu:
müminin Allah’la ilişkisini:
yalnız:
korku
üzerine kurmaması gerektiğini:
gösterir.
Korku:
olabilir.
Ama:
umut da vardır.
Sorumluluk:
vardır.
Ama:
rahmet de vardır.
Tevhid:
vardır.
Ama:
tövbe kapısı da:
açıktır.
Ve belki Yûnus Suresi 107. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızdaki zararlardan korunmak ve hayra ulaşmak için sebeplere gerçekten sarılırken, o sebepleri Allah’tan bağımsız mutlak güç sahipleri hâline mi getiriyoruz? Bir kapı kapandığında bütün ümidimizi kaybediyor, bir insan güçlendiğinde bütün geleceğimizi onun elinde sanıyor muyuz; yoksa tedbirimizi alıp, çalışıp, yardım isteyip nihai hüküm ve rahmetin Allah’a ait olduğunu hatırlayabiliyor muyuz?
“Zarar geldiğinde sebebini araştır, tedbirini al ve yardım iste; hayır geldiğinde de onu kendi gücünün mutlak eseri sanma. Sebepler gerçektir fakat mutlak değildir; nihai hüküm Allah’a aittir. Bir kapı kapanınca Allah’ın bütün lütfunun kapandığını düşünme, bir insan güçlenince de kaderinin tek sahibinin o olduğunu sanma. Çünkü Allah hem kudret sahibidir hem de Gafûr ve Rahîm’dir.”
Ersan Karavelioğlu