Yûnus Suresi 105. Ayette “Yüzünü Hanîf Olarak Dine Çevir ve Sakın Müşriklerden Olma” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Tevhid yalnız dilde ‘Allah birdir’ demek değil, hayatın yönünü Allah’a çevirmektir. Yûnus 105 insanın aklını, vicdanını, ibadetini ve değerlerini tek bir kulluk merkezinde toplamaya çağırır; fakat bu çağrı dünyadan kaçmayı, insanlardan yardım istememeyi veya herkesi kolayca ‘müşrik’ ilan etmeyi öğretmez.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 105. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Yüzünü hanîf olarak dine çevir ve sakın müşriklerden olma.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve en ekım vecheke li’d-dîni hanîfen ve lâ tekûnenne mine’l-muşrikîn.”
Bir önceki ayette Hz. Peygamber:
“Ben Allah’tan başka sizin taptıklarınıza tapmam; sizi vefat ettiren Allah’a kulluk ederim ve müminlerden olmakla emrolundum.”
demişti.
Yûnus 105 ise bu tevhid ilanını daha da yoğunlaştırıyor:
Yönünü bütünüyle Allah’ın dinine çevir.
Tevhidde dosdoğru kal.
Şirke yönelme.
“Yüzünü Dine Çevir” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ekım vecheke li’d-dîn”
ifadesi kullanılır.
Kelime kelime:
“Yüzünü dine doğrult / dine yönelt.”
anlamına gelir.
Ancak burada yalnız fiziksel yüzün:
bir yöne çevrilmesinden
söz edilmez.
“Yüz” insanın:
yönelişini,
kişiliğini,
niyetini,
bütün varlığını
temsil eden güçlü bir anlatımdır.
Bu yüzden anlam:
“Bütün benliğinle Allah’ın dinine yönel.”
şeklinde anlaşılabilir.
Bu Ayet Sadece Kıbleye Dönmeyi mi Anlatıyor
Hayır.Namazda kıbleye yönelme:
İslam’da önemli bir ibadet unsurudur.
Fakat Yûnus 105’in bağlamı:
bundan daha geniştir.
Burada:
inanç yönü
ve:
kulluk istikameti
anlatılmaktadır.
İnsan:
bedeniyle Kâbe’ye dönebilir,
ama:
kalbiyle başka şeyleri:
Allah’ın önüne
koyabilir.
Dolayısıyla ayetin asıl mesajı:
sadece:
“Doğru yöne bak.”
değil,
“Doğru yöne yaşa.”
dır.
“Hanîf” Kelimesi Ne Anlama Gelir
“Hanîf”:Kur’an’ın önemli kavramlarından biridir.
Genel olarak:
şirkten uzaklaşıp tevhid üzere Allah’a yönelen
kişi anlamında kullanılır.
Kelimenin anlam alanında:
eğrilikten uzaklaşıp:
doğruya yönelmek,
başka ilahlara kulluktan:
Allah’a yönelmek
vardır.
Hz. İbrahim de:
Kur’an’da:
hanîf
olarak tanımlanır.
Bu nedenle:
hanîflik:
tevhidin:
kararlı ve temiz yönelişini
ifade eder.
Hanîf Olmak Ayrı Bir Din Kurmak mıdır
Hayır.Buradaki:
“hanîfen”
ifadesi:
İslam’dan ayrı,
bağımsız yeni bir dinin adı
olarak kullanılmıyor.
Ayet:
“Dine hanîf olarak yönel.”
diyor.
Yani:
Allah’a:
ortak koşmadan,
tevhid üzere,
eğrilikten uzak biçimde
yönel.
Hz. İbrahim’in hanîfliği de:
aynı tevhid geleneğinin:
önemli örneklerinden biridir.
Hanîflik = Allah’a samimi tevhid yönelişi.
“Yüzünü Dine Çevir” Demek Dünyadan Uzaklaşmak mıdır
Hayır.İslam:
insanı:
dünyadan kaçmaya
çağırmaz.
Bir Müslüman:
çalışabilir.
Ticaret yapabilir.
Aile kurabilir.
Bilimle uğraşabilir.
Sanat yapabilir.
Seyahat edebilir.
Mal sahibi olabilir.
Dünyaya yönelmek ile:
dünyayı ilahlaştırmak
aynı şey değildir.
Yûnus 105:
dünyayı terk etmeyi değil,
hayatın nihai yönünü Allah’a bağlamayı
öğretir.
Dine Yönelmek Akıl ve Bilimi Terk Etmek midir
Hayır.Yûnus 100:
insanı:
akletmeye
çağırmıştı.
Yûnus 101:
“Göklerde ve yerde ne var, bakın.”
demişti.
Dolayısıyla birkaç ayet sonra:
“Yüzünü dine çevir.”
ifadesini:
“Artık düşünmeyi bırak.”
şeklinde okumak mümkün değildir.
Kur’an’ın akışı tam tersine:
iman + akıl + gözlem + tevhid
birliği kuruyor.
Dine yönelmek:
hakikatten kaçmak değil,
hakikati Allah merkezli bir anlam içinde yaşamak
tır.
Ayet Neden Hz. Peygamber’e “Müşriklerden Olma” Diyor
Burada çok önemli bir yanlış anlamayı önlemek gerekir.Bu emir:
“Hz. Peygamber müşrik olmaya yaklaşmıştı.”
demek değildir.
Kur’an’da peygamberlere:
istikametlerini koruyan,
ümmete de örnek olan:
güçlü emirler
yöneltilir.
“Müşriklerden olma.”
emri:
tevhidde:
kararlılığı pekiştirir.
Tıpkı:
“Dosdoğru ol.”
emrinin:
kişinin o anda mutlaka eğri olduğu
anlamına gelmemesi gibi.
Uyarı ≠ suçun gerçekleştiğine dair kanıt.
“Müşrik” Kimdir
“Müşrik”:şirk koşan kişi
anlamına gelir.
Şirk:
Allah’a:
ilahî ortaklar tanımak,
Allah’a özgü kulluğu:
başka ilahlara yöneltmek
veya:
yaratılmışa:
Allah’a ait bağımsız ilahlık nitelikleri
vermektir.
Kur’an’ın ilk muhatapları bağlamında:
putlara ve çeşitli ilahlara:
ibadet eden müşrik toplum
özellikle öne çıkar.
Ancak “müşrik” kelimesi:
çok ağır:
teolojik bir kavramdır.
Bu yüzden:
her yanlış yapan insana:
kolayca yapıştırılacak bir etiket
değildir.
Bir Günah İşlemek İnsanı Otomatik Müşrik Yapar mı
Hayır.Günah ile:
şirk
aynı şey değildir.
Bir Müslüman:
yalan söyleyebilir.
Haksızlık yapabilir.
Faiz konusunda yanlış davranabilir.
Kibirlenebilir.
Büyük günah işleyebilir.
Bunların her biri:
ciddi biçimde değerlendirilmelidir.
Ama:
her günah = şirk
denklemi:
doğru değildir.
Aksi hâlde:
şirk kavramının:
kendine özgü anlamı
ortadan kalkar.
Günahkâr Müslüman ≠ otomatik müşrik.

İnsanlardan Yardım İstemek Şirk midir
Normal şartlarda:hayır.
Bir hastanın:
doktora gitmesi,
bir kişinin:
avukattan yardım istemesi,
yangında:
itfaiyeyi çağırması,
bir öğrencinin:
öğretmenine soru sorması,
arkadaşından:
bir eşya istemesi
şirk değildir.
Çünkü:
insanlardan:
yaratılmış imkânları içindeki normal yardımı istemek
ibadet anlamına gelmez.
Şirk meselesi:
yaratılmışa:
Allah’a ait:
mutlak,
bağımsız,
ilahî güç
atfetme noktasında
başka bir boyut kazanır.
İnsan yardımı ≠ Allah’a ortak koşmak.

Doktordan Şifa İstemek Allah’tan Başkasına Güvenmek midir
Doktor:tedavi eder.
İlaç:
biyolojik süreçler üzerinde
etkide bulunur.
Cerrah:
ameliyat yapar.
Bunları:
kullanmak:
tevhide aykırı değildir.
Mümin:
sebeplere:
başvurur.
Ama:
sebeplerin:
bağımsız ve mutlak ilahî güç
olduğunu düşünmez.
Şöyle denebilir:
“Allah şifayı yarattı; doktor ve ilaç bu dünyadaki sebeplerdendir.”
Bu:
tevhid ile:
nedenselliği
birlikte korur.
Tevekkül ≠ doktoru reddetmek.

Bir Âlime Çok Saygı Duymak Şirk midir
Saygı:tek başına şirk değildir.
Bir âlimi:
sevebilirsin.
Bilgisine:
değer verebilirsin.
Kitaplarını:
okuyabilirsin.
Ondan:
din öğrenebilirsin.
Ama:
onu:
yanılmaz
görmeye başlarsan,
her sözünü:
vahiy seviyesine çıkarırsan,
Allah’ın dinini:
onun kişisel görüşüyle
özdeşleştirirsen:
ciddi bir yanlış oluşabilir.
Bunun teolojik olarak:
her durumda doğrudan şirk
diye isimlendirilmesi ise:
ayrı ve dikkat gerektiren
bir meseledir.
Aşırı bağlılık tehlikelidir; fakat her aşırılığa gelişigüzel “şirk” etiketi koymak da doğru değildir.

“Para Senin İlahın Olmuş” Demek Gerçekten Şirk Anlamına mı Gelir
İnsanlar bazen mecazen:“Parayı ilah edinmiş.”
“Makamına tapıyor.”
gibi ifadeler
kullanırlar.
Bunlar:
ahlaki eleştiri olarak:
insanın:
parayı,
makamı,
şöhreti
hayatının en büyük değeri hâline getirmesini
anlatabilir.
Ama:
bu mecazı:
hemen:
fıkhî veya itikadî:
“Bu kişi kesin müşriktir.”
hükmüne dönüştürmek
doğru değildir.
Bir insan:
paraya aşırı düşkün olabilir.
Bu:
ahlaken:
çok problemli olabilir.
Ama:
aşırı para sevgisi ≠ otomatik teolojik şirk hükmü.
Kavramları:
yerli yerinde
kullanmak gerekir.

Her Gelenek veya Halk İnancı Şirk midir
Hayır.Bir gelenek:
İslam’a aykırı olabilir.
Bid‘at tartışmasına:
konu olabilir.
Sadece kültürel:
bir alışkanlık olabilir.
Tamamen:
masum bir adet
olabilir.
Veya:
gerçekten tevhidle:
çelişen unsurlar
içerebilir.
Bunların hepsini:
tek kelimeyle:
“şirk”
diye etiketlemek:
sağlıklı değildir.
Önce:
kişinin neye inandığı,
ne yaptığı,
hangi anlamı yüklediği
anlaşılmalıdır.
Etiket önce değil, bilgi önce gelmelidir.

Bu Ayet Tekfir İçin Kullanılabilir mi
Bu ayet:tevhidi koruma
emridir.
İnsanları:
rastgele:
dinden çıkmış ilan etme
yetkisi değildir.
Bir kişinin:
belirli bir davranışının:
yanlış olduğunu söylemek
başka;
o insanın:
bütün iman durumuna:
nihai hüküm vermek
başka şeydir.
Özellikle:
şirk ve küfür gibi ağır kavramlarda:
acelecilik:
çok tehlikelidir.
Bir söz:
yanlış anlaşılmış olabilir.
Kişi:
bilgisiz olabilir.
Mecaz:
kullanmış olabilir.
Ne kastettiği:
belirsiz olabilir.
Bu nedenle:
dinî kavramlar kavga silahına dönüştürülmemelidir.

Hanîf Olmak Ahlaki Hayata Nasıl Yansır
Tevhid:yalnız:
ibadet teorisi değildir.
Allah’ın:
tek ilah olduğuna inanmak:
insanın:
ahlakını da:
şekillendirmelidir.
Eğer:
Allah nihai otoriteyse,
insan:
menfaati uğruna:
adaleti:
satmamalıdır.
Bir grubun:
baskısı nedeniyle:
haksızlığı:
doğru göstermemelidir.
Makam sahibini:
mutlaklaştırmamalıdır.
Paranın:
ahlakını satın almasına:
izin vermemelidir.
Bu nedenle:
hanîflik:
Allah’a dönük bir hayat istikameti
olarak:
adalet,
dürüstlük,
tevazu
ve sorumluluk
üretmelidir.

Yûnus 104 ve 105 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 104’te Hz. Peygamber:“Ben sizin Allah’tan başka taptıklarınıza tapmam; sizi vefat ettiren Allah’a kulluk ederim.”
dedi.
Yûnus 105 ise:
“Yüzünü dine hanîf olarak çevir ve müşriklerden olma.”
diyor.
İki ayet birlikte:
tevhidin:
iki boyutunu gösteriyor:
104: Neye kulluk etmeyeceğini bil.
105: Bütün yönünü kime çevireceğini bil.
Yani tevhid:
sadece:
“Bunu reddediyorum.”
değildir.
Aynı zamanda:
“Ben Allah’a yöneliyorum.”
demektir.
Olumsuz tarafı:
şirkten uzaklaşmak;
olumlu tarafı:
Allah’a kullukta istikamet
tir.

Sonuç: Yûnus Suresi 105. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 105. ayet:çok kısa olmasına rağmen:
İslam’ın:
en temel kavramlarından birini:
tevhidi
hayat yönü olarak:
önümüze koyar.
Allah:
Hz. Peygamber’e:
“Yüzünü dine hanîf olarak çevir.”
buyuruyor.
Bu ifade:
yalnız:
bir inanç cümlesini:
dil ile tekrar etmek
değildir.
İnsanın:
bütün yönünü:
Allah’a çevirmesidir.
İnsan:
hayatta:
birçok yöne:
çekilir.
Para:
bir yöne çeker.
Makam:
başka yöne.
Toplum baskısı:
başka yöne.
Aile:
başka yöne.
Korkular:
başka yöne.
Arzular:
başka yöne.
İdeolojiler:
başka yöne.
İnsan bazen:
kime göre yaşayacağını:
şaşırabilir.
Yûnus 105:
merkezi:
yeniden belirler:
Allah.
Bu:
insanın:
hayatındaki bütün diğer değerleri:
yok etmek
anlamına gelmez.
Aile:
önemlidir.
İş:
önemlidir.
Para:
gereklidir.
Toplum:
önemlidir.
Bilgi:
önemlidir.
Ama:
hiçbiri:
ilah
değildir.
Hiçbiri:
Allah’ın yerine:
mutlak itaat ve kulluk merkezi
hâline gelmemelidir.
Tevhidin:
özgürleştirici yönü
tam burada ortaya çıkar.
Yalnız Allah’a kul olan insan:
başka insanların:
mutlak kulu olmamalıdır.
Bir patron:
senden:
ahlaksız bir şey
istediğinde:
“Maaşımı o veriyor, ne derse yaparım.”
diyemezsin.
Maaş:
önemlidir.
Ama:
ahlakından:
daha üstün
değildir.
Bir siyasi lider:
haksızlık yaptığında:
“Bizim liderimiz, mutlaka doğrudur.”
diyemezsin.
Bir âlim:
yanlış yaptığında:
“O büyük âlim, asla yanılmaz.”
diyemezsin.
Bir aile büyüğü:
zulmettiğinde:
“Büyüğümüzdür, yaptığı her şey helaldir.”
diyemezsin.
Tevhid:
insanların:
insan olduğunu
hatırlatır.
Mutlak olan yalnız Allah’tır.
Bu yüzden Yûnus 105:
yalnız:
putlara karşı bir ayet
olarak değil,
insanın:
her tür mutlaklaştırma eğilimine karşı:
güçlü bir:
kulluk bilinci
olarak da düşünülebilir.
Ama burada:
çok önemli bir sınır vardır.
Bu ahlaki benzetmeleri:
hemen:
“Şu kişi müşriktir.”
hükmüne çevirmemeliyiz.
Bir insan:
parasını:
çok seviyor olabilir.
Bu:
maddiyatçılık
olabilir.
Kötü olabilir.
Ama:
teolojik olarak:
onu otomatik:
müşrik
yapmaz.
Bir insan:
liderine:
aşırı bağlı olabilir.
Bu:
sorgusuz itaat:
sorunu yaratabilir.
Ama:
her aşırı sadakat = şirk
demek:
kavramı:
gereksiz yere genişletir.
Kur’an’daki:
şirk kavramı:
çok ciddi ve:
özgün bir inanç kategorisidir.
Bunu:
günlük tartışmada:
hakaret sözcüğüne
dönüştürmemek gerekir.
Ayetin:
“Hanîf ol.”
mesajı ayrıca:
insanın:
kalabalıktan bağımsız:
hakikate yönelmesini
düşündürür.
Hanîflik:
Hz. İbrahim’i de:
hatırlatır.
Hz. İbrahim:
toplumunun:
yaygın inançlarının:
doğru olduğuna:
sadece yaygın oldukları için:
teslim olmadı.
Düşündü.
Sorguladı.
Tevhidi:
benimsedi.
Bu bize:
çoğunluk = hakikat
olmadığını:
hatırlatır.
Bir düşünceyi:
milyonlarca insan
savunabilir
ve yine:
yanlış olabilir.
Bir düşünce:
azınlıkta olabilir
ve doğru olabilir.
Ama bunun tersi de:
mümkündür.
Azınlıkta olmak da otomatik doğruluk kanıtı değildir.
Önemli olan:
delil,
hakikat
ve ahlaki doğruluktur.
Bu nedenle:
hanîf olmak:
“Herkesin tersini yap.”
demek değildir.
Hanîf olmak:
“Kalabalık ne derse desin, hakikati Allah merkezinde ara.”
demektir.
Yûnus 105:
din ile dünya arasındaki:
yanlış çatışmayı da:
düzeltir.
“Yüzünü dine çevir.”
ifadesini:
“Dünyayla bütün bağını kes.”
şeklinde okursak:
Kur’an’ın birçok öğretisiyle:
çelişiriz.
İnsan:
ticaret yapar.
Evlenir.
Çocuk yetiştirir.
Bilgi üretir.
Toprağı işler.
Şehir kurar.
Sanat yapar.
İnsanlara:
yardım eder.
Allah’a kulluk:
bunların dışında:
küçücük bir köşe
değildir.
Tam tersine:
bütün bu işlerin:
ahlaki yönünü:
belirleyen temel olabilir.
Bir tüccar:
hanîfçe yöneliyorsa:
aldatmaz.
Bir yönetici:
Allah’a kulluk bilincindeyse:
kendini:
kanunun üzerinde
görmez.
Bir doktor:
Allah’a karşı sorumluluk hissediyorsa:
hastasını:
sömürmez.
Bir gazeteci:
Allah’a karşı:
hesap vereceğini biliyorsa:
bilerek yalan haber
üretmemelidir.
Bir âlim:
Allah’a kulluk bilincindeyse:
“Bilmiyorum.”
demekten:
utanmamalıdır.
İşte:
yüzünü dine çevirmek
hayattan kaçış değil,
hayatı:
daha ahlaklı bir merkez etrafında:
yaşama çabasıdır.
Ayet:
özellikle:
“müşriklerden olma”
dediği için:
tevhid anlayışındaki:
başka bir hatayı da:
düzeltmek gerekir.
Bazı insanlar:
şirke düşmekten korkarken:
insan ilişkilerini:
neredeyse imkânsız
hâle getirebilir.
Doktora gitmekten:
çekinebilir.
“Şifayı doktordan istemek şirk olur mu?”
diye düşünebilir.
Birinden:
yardım istemeye:
korkabilir.
“Yalnız Allah’tan yardım istenir.”
cümlesini:
normal insani yardımı:
reddedecek şekilde
yorumlayabilir.
Oysa:
Kur’an’ın tevhid anlayışı:
sebepler dünyasını:
yok etmez.
İnsan:
insandan:
yapabileceği şeyi
ister.
Doktor:
tedavi eder.
Usta:
tamir eder.
Öğretmen:
öğretir.
Arkadaş:
yardım eder.
Bunların hiçbiri:
bağımsız ilahlık iddiası
değildir.
Tevhid:
“İnsanlardan hiçbir şey isteme.”
değil,
“Hiçbir insanı Allah’ın yerine koyma.”
der.
Aradaki fark:
çok büyüktür.
Bu ayrım:
dinî vesvese yaşayan insanlar için de:
çok önemlidir.
Bir insan:
aklına istemsiz bir düşünce
geldi diye:
müşrik olmaz.
Bir kelimeyi:
yanlış söyledi diye:
hemen din dışına çıkmış
sayılmaz.
Bir vesvese:
kişinin:
seçtiği inançla
aynı şey değildir.
İnsanın:
istemeden zihnine gelen:
düşünceler
ahlaki iradesiyle:
benimsediği inançlar
değildir.
Bu nedenle:
şirk korkusunu:
kişiyi sürekli:
“Acaba dinden çıktım mı?”
endişesine sürükleyen:
bir psikolojik işkenceye
dönüştürmemek gerekir.
İstemsiz düşünce ≠ bilinçli inanç.
Tevhid:
insanı:
Allah’a bağlayan:
güven kaynağı
olmalıdır.
Sürekli:
panik üreten:
bir tuzak
değil.
Ayetin:
Hz. Peygamber’e:
“Müşriklerden olma.”
diye hitap etmesi de:
ümmete:
istikametin sürekli korunması gerektiğini
hatırlatır.
İman:
bir kez söylenen:
cümleden ibaret
değildir.
İnsan:
hayatı boyunca:
neyi:
mutlaklaştırdığını
kontrol etmelidir.
Bugün:
Allah’a kulluk ettiğini:
söyleyebilirsin.
Ama:
yarın:
çıkarın uğruna:
adaleti:
satıyor musun?
Makam uğruna:
doğruyu:
gizliyor musun?
İnsanların:
alkışı uğruna:
vicdanını:
susturuyor musun?
Tevhid:
yalnız:
“Kaç ilaha inanıyorsun?”
sorusuna:
cevap değildir.
Aynı zamanda:
“Hayatında nihai söz kime ait?”
sorusudur.
Bu:
Yûnus 105’in:
çok derin bir:
ahlaki boyutudur.
Ancak:
bir insanın:
günah işlemesi
onu:
otomatik:
şirk kategorisine:
sokmaz.
Bunu tekrar:
vurgulamak gerekir.
Çünkü:
ahlaki benzetme ile:
itikadî hüküm
aynı şey değildir.
Bir Müslüman:
Allah’ın emrini:
çiğneyebilir.
Bu:
günahtır.
Ama:
her günah:
Allah’a:
yeni bir ilah ortak koşmak
değildir.
Kavramları:
doğru yerde kullanmak:
dini doğru anlamanın:
bir parçasıdır.
Yûnus 105’in:
özgürleştirici tarafı:
belki en güzel şekilde:
şöyle özetlenebilir:
Yalnız Allah’a kul ol ki, hiçbir insanın mutlak kulu olmayasın.
Bu:
başına buyruk olmak
değildir.
İnsan:
hukuka uyar.
İş yerinde:
kurallara uyar.
Aile sorumluluklarını:
yerine getirir.
Toplum düzenine:
saygı gösterir.
Ama:
hiçbir yaratılmışa:
ilahî mutlaklık
tanımaz.
Eğer:
insan otoritesi:
Allah’ın açık adalet ilkeleriyle:
çatışan bir zulüm
istiyorsa,
Müslüman:
ahlaki sorumluluğunu:
unutmamalıdır.
Tevhid:
bu nedenle:
insanın:
vicdanını:
başka insanların:
özel mülkü
olmaktan
kurtarabilir.
Ve ayet:
bizi bir sonraki adıma da:
hazırlar.
Yûnus 105:
“Müşriklerden olma.”
dedi.
Hemen ardından gelecek ayette:
Allah’tan başka:
fayda ve zarar vermeye bağımsız biçimde güç yetiremeyen varlıklara yönelmemek
vurgulanacaktır.
Böylece:
tevhid:
yalnız teorik bir:
“Allah birdir.”
cümlesi olarak değil,
dua, güven, kulluk ve yönelişin pratik merkezi
olarak açıklanmaya devam edecektir.
Ve belki Yûnus Suresi 105. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Gerçekten yüzümüzü Allah’a mı çevirdik, yoksa dilimiz Allah derken hayatımızın nihai kararlarını para, makam, insanların alkışı veya korkularımız mı yönetiyor? Ve tevhidi korumaya çalışırken, insanlardan normal yardım istemeyi, bir âlime saygı duymayı veya bir günah işlemeyi gelişigüzel “şirk” ilan etmeden, Allah’a ait olanla yaratılmışlara ait olanın sınırını doğru kurabiliyor muyuz?
“Hanîf olmak dünyadan kaçmak değil, dünyanın içinde yönünü kaybetmemektir. Allah’ı tek ilah bil; ama her hatayı şirk, her insan yardımını ibadet ve her farklı yorumu inkâr sanma. Tevhid insanı korku içinde kavram avcılığına değil, Allah’a bağlı, insanlara karşı adil ve hiçbir yaratılmışı mutlaklaştırmayan bir hayata çağırır.”
Ersan Karavelioğlu