📖 Yûnus Suresi 106. Ayette “Allah’tan Başka Sana Fayda da Zarar da Veremeyecek Şeylere Yalvarma; Bunu Yaparsan Zalimlerden Olursun” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,139
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 106. Ayette “Allah’tan Başka Sana Fayda da Zarar da Veremeyecek Şeylere Yalvarma; Bunu Yaparsan Zalimlerden Olursun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Tevhid, sebepleri inkâr etmek değil; sebeplere Allah’tan bağımsız ilahî güç yüklememektir. Doktora gitmek, insandan yardım istemek veya tedbir almak başka; yalnız Allah’a ait olan kulluk, dua ve mutlak güveni yaratılmışlara yöneltmek başkadır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 106. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ne de zarar verebilecek şeylere yalvarma. Eğer bunu yaparsan, o takdirde zalimlerden olursun.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve lâ ted‘u min dûnillâhi mâ lâ yenfeuke ve lâ yadurruk. Fe in fealte fe inneke izen mine’z-zâlimîn.”

Bir önceki ayette:

“Yüzünü hanîf olarak dine çevir ve müşriklerden olma.”

buyrulmuştu.

Yûnus 106 şimdi:

bu tevhid ilkesini:

daha somut hâle getiriyor:

Allah’ın yerine yaratılmışlara ilahî yönelişte bulunma.

2️⃣ “Allah’tan Başkasına Yalvarma” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“lâ ted‘u”

ifadesi geçer.

“Duâ” kökünden gelen bu fiil:

çağırmak,

seslenmek,

dua etmek,

yardım istemek,

ibadet bağlamında yönelmek

gibi anlamlar taşıyabilir.

Buradaki bağlam:

bir önceki ayetteki:

şirkten uzak durma

emriyle doğrudan bağlantılıdır.

Bu nedenle mesele:

sıradan bir insana:

“Bana yardım eder misin?”

demek değildir.

Esas uyarı:

Allah’a ait kulluk ve ilahî yönelişi Allah’tan başkasına vermektir.

3️⃣ Ayet Her Türlü Yardım İstemeyi Yasaklıyor mu ❓​

Hayır.

Bu ayet böyle anlaşılırsa:

günlük hayat neredeyse imkânsız hâle gelir.

İnsan:

doktora:

“Beni tedavi eder misiniz?”

der.

Arkadaşına:

“Bana yardım eder misin?”

der.

İtfaiyeyi:

çağırır.

Polise:

başvurur.

Avukattan:

hukukî yardım alır.

Öğretmene:

soru sorar.

Bunların hiçbiri:

Allah’tan başkasına ibadet etmek

değildir.

Normal insani yardım istemek ≠ şirk.

4️⃣ İnsanlar Gerçekten Fayda veya Zarar Verebiliyorsa Ayet Neden “Veremezler” Diyor ❓​

İnsanlar:

sebep düzeyinde:

birbirlerine fayda veya zarar

verebilir.

Bir doktor:

hastanın iyileşmesine:

vesile olabilir.

Bir saldırgan:

başkasını yaralayabilir.

Bir öğretmen:

öğrenciye bilgi verebilir.

Bir dolandırıcı:

maddi zarar verebilir.

Kur’an bunu inkâr etmez.

Ayetin vurgusu:

mutlak ve bağımsız fayda-zarar yetkisidir.

Yaratılmışların gücü:

sınırlı,

şartlara bağlı

ve Allah’ın yarattığı düzen içindedir.

Sebep olmak ≠ ilahî bağımsız güç sahibi olmak.

5️⃣ Doktor Hastayı İyileştiriyorsa “Şifayı Allah Verir” Nasıl Anlaşılır ❓​

İkisi:

birbiriyle çelişmek zorunda değildir.

Doktor:

bilgisiyle:

tedavi uygular.

İlaç:

biyolojik mekanizmalar üzerinde:

etki gösterir.

Cerrah:

ameliyat yapar.

Bütün bunlar:

gerçek sebeplerdir.

Mümin açısından ise:

bu sebeplerin:

varlığını,

işleyişini

ve sonucunu mümkün kılan:

nihai yaratıcı Allah’tır.

Bu nedenle:

“Doktor tedavi etti.”

demek de:

“Allah şifa verdi.”

demek de:

doğru bağlamda kullanılabilir.

Sorun:

doktoru:

Allah’tan bağımsız, mutlak şifa dağıtan ilahî güç

olarak görmek olurdu.

6️⃣ Bir İnsanın Başkasına Zarar Verebilmesi Allah’ın Kudretiyle Çelişir mi ❓​

Hayır.

İnsanın:

gerçek ahlaki fiilleri vardır.

Bir kişi:

başkasına saldırabilir.

Malını çalabilir.

İftira atabilir.

Zarar verebilir.

Bunların:

ahlaki ve hukukî sorumluluğunu

taşır.

“Allah’tan başka kimse zarar veremez.”

cümlesini:

“O hâlde suçluların yaptığı hiçbir şey gerçek değildir.”

şeklinde anlamak:

yanlıştır.

Allah’ın nihai egemenliği:

insan sorumluluğunu

ortadan kaldırmaz.

Kader ≠ suçun mazereti.

7️⃣ “Allah’tan Başkası” İfadesi Sadece Putları mı Kapsar ❓​

Ayetin ilk tarihsel muhatapları açısından:

putperest ibadet biçimleri

önemli bir bağlamdır.

Ancak tevhid ilkesi:

daha geniştir.

İnsan:

bir heykeli,

ruhu,

kişiyi,

varlığı

veya başka herhangi bir yaratılmışı:

Allah’a ait:

mutlak ve bağımsız ilahî güçlerle

donatırsa:

tevhid çizgisi bozulur.

Fakat burada:

çok dikkatli olmak gerekir.

Her:

saygı,

sevgi,

yardım isteme,

ziyaret

veya geleneksel davranış

otomatik olarak:

ibadet

değildir.

Bir davranışın ne anlama geldiği, inanç ve niyet boyutuyla birlikte değerlendirilmelidir.

8️⃣ Peygamberlerden Yardım İstemek Konusu Bu Ayetle Nasıl Değerlendirilir ❓​

Bu konu:

İslam tarihinde farklı teolojik ve fıkhî tartışmalara

konu olmuştur.

Burada ayetin açık ilkesini:

gereksiz yere tartışmalı ayrıntılara

zorlamamak daha sağlıklıdır.

Kesin olan:

mutlak, bağımsız ve Allah’a ait ilahî güç yalnız Allah’a aittir.

Hz. Muhammed:

Allah’ın kulu ve elçisidir.

Bağımsız:

ilah değildir.

Gaybı:

Allah’ın bildirdiği ölçünün dışında:

kendi başına mutlak biçimde

bilmez.

Bağımsız:

fayda ve zarar sahibi

değildir.

Peygamber sevgisi:

ilahlaştırmaya dönüşmemelidir.

9️⃣ Bir Evliyayı veya Âlimi Çok Sevmek Şirk midir ❓​

Hayır.

Sevgi:

şirk değildir.

Bir insan:

bir âlimi:

çok sevebilir.

Bir veliyi:

saygıyla anabilir.

Bir hocadan:

ders alabilir.

Bir büyüğünün:

duasını isteyebilir.

Bunların her birini:

otomatik biçimde:

“şirk”

ilan etmek doğru değildir.

Sorun:

yaratılmış kişiye:

Allah’ın:

mutlak,

bağımsız,

ilahî özelliklerini

atfetmek noktasında ortaya çıkar.

Sevgi ≠ ibadet.

Saygı ≠ ilahlaştırma.


🔟 Dua Neden Tevhidle Bu Kadar Yakından İlişkilidir ❓​

Dua:

insanın:

kendi sınırlılığını

kabul etmesidir.

İnsan:

Allah’a:

“Ben her şeyi kontrol edemiyorum.”

der.

Yardım ister.

Bağışlanma ister.

Hidayet ister.

Rahmet ister.

Bu nedenle dua:

kulluğun:

çok güçlü ifadelerinden biridir.

Yûnus 106:

insanın:

bu derin kulluk yönelişini:

Allah’tan başkasına:

ilahî anlamda

yöneltmemesini ister.

Duanın merkezi Allah’tır.

1️⃣1️⃣ İnsanların Birbirinden Dua İstemesi Yanlış mıdır ❓​

Bir Müslümanın:

başka yaşayan bir Müslümana:

“Benim için dua eder misin?”

demesi:

onu ilah edinmek

değildir.

Burada insan:

karşısındaki kişiden:

Allah’a dua etmesini

istemektedir.

Yani:

dua edilen Allah’tır.

Kişi:

dua eden kuldur.

Bu ayrım:

çok önemlidir.

İnsan:

başkasının duasını:

Allah’ı zorlayan:

garantili mekanizma

olarak da görmemelidir.

Duanın kabulü:

Allah’a aittir.

1️⃣2️⃣ “Şu Kişi Kesin Benim İşimi Çözer” Demek Tevhid Açısından Sorunlu mudur ❓​

İfade:

hangi anlamda kullanıldığına göre:

değişir.

Günlük dilde:

“Bu avukat işi çözer.”

demek:

onun mesleki yeterliliğine:

güvenmek olabilir.

Bu:

şirk değildir.

Ama:

bir yaratılmışın:

Allah’tan bağımsız biçimde:

her şartta, kesin ve mutlak olarak kaderi değiştirebileceğine

inanmak:

başka bir meseledir.

İnsan:

sebeplere güvenir.

Ama:

sebepleri:

mutlaklaştırmaz.

Bu yüzden daha dengeli bilinç:

“Elinden geleni yapabilir; sonuç Allah’ın takdirindedir.”

şeklindedir.

1️⃣3️⃣ Uğur, Tılsım veya Nesnelerin Bağımsız Gücü Olduğuna İnanmak Bu Ayetle İlişkili midir ❓​

Eğer bir nesneye:

kendi başına:

bağımsız,

görünmez,

kesin fayda veya zarar

veren güç

atfediliyorsa:

tevhid açısından:

ciddi bir problem doğar.

Örneğin:

bir nesnenin:

“Allah’tan bağımsız olarak kesin koruma sağladığı”

inancı:

Yûnus 106’nın temel ilkesiyle

bağdaşmaz.

Ancak burada da:

her sembol,

her hatıra,

her kültürel nesne

otomatik olarak:

şirk değildir.

Bir şeyi:

hatıra olarak taşımak

başka;

ona:

ilahî ve bağımsız güç yüklemek

başkadır.

1️⃣4️⃣ Bir İlacı “Bu Beni İyileştirir” Diye Kullanmak Şirk Olur mu ❓​

Hayır.

İlaç:

sebep olarak:

etkilidir.

Modern tıp:

ilaçların:

hangi mekanizmalarla çalıştığını

araştırır.

Bir antibiyotik:

belirli bakterilere:

etki edebilir.

Bir ağrı kesici:

belirli biyolojik süreçleri:

değiştirebilir.

Bunları kabul etmek:

tevhide aykırı değildir.

Yanlış olan:

sebebi ilahlaştırmaktır.

İlaç etkili olabilir.

Ama:

her hastada,

her durumda,

mutlak sonuç

garanti etmez.

Mümin:

ilacı kullanır ve Allah’a güvenir.

Biri diğerinin:

alternatifi değildir.

1️⃣5️⃣ Ayetteki “Zalimlerden Olursun” İfadesi Neden Kullanılıyor ❓​

Ayetin sonunda:

“fe inneke izen mine’z-zâlimîn”

denilir.

Yani:

“Bunu yaparsan zalimlerden olursun.”

“Zulüm”:

bir şeyi:

olması gereken yerden

başka yere koymak

anlam alanına da sahiptir.

Allah’a ait:

kulluğu,

ilahî yetkiyi

ve mutlak yönelişi:

yaratılmışa vermek:

tevhid açısından:

çok büyük bir yanlış yerleştirmedir.

Bu nedenle:

şirk:

Kur’an’da:

çok ağır bir zulüm

olarak değerlendirilir.

Ancak:

“zalim” kelimesi Kur’an’da her yerde yalnız şirk anlamına gelmez.

Bağlam:

önemlidir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Hz. Peygamber’in Şirke Düşebileceğini mi Söylüyor ❓​

Ayet:

Hz. Peygamber’e:

doğrudan hitap eder.

Ama:

“Eğer yaparsan...”

şeklindeki uyarı:

Hz. Peygamber’in fiilen:

şirk işlediği

anlamına gelmez.

Bu:

çok güçlü bir:

ilkesel ve pedagojik uyarıdır.

Peygambere bile:

tevhid çizgisinin:

ne kadar kesin olduğu

hatırlatılırken,

ümmet:

daha da güçlü biçimde:

aynı ilkeye çağrılır.

Uyarı ≠ suçun işlendiğinin kanıtı.

1️⃣7️⃣ Bu Ayeti İnsanları Kolayca “Müşrik” veya “Zalim” İlan Etmek İçin Kullanabilir miyiz ❓​

Hayır.

Bir davranışın:

teolojik niteliğini tartışmak

başka;

belirli bir insan hakkında:

aceleyle nihai hüküm vermek

başkadır.

Kişinin:

neye inandığını,

hangi anlamı kastettiğini,

bilgisini,

niyetini

bilmeden:

çok ağır etiketler kullanmak:

adaletsiz olabilir.

Özellikle:

şirk, küfür, müşrik

gibi kavramlar:

sosyal medya tartışmalarında:

hakaret kelimesine

dönüştürülmemelidir.

Tevhidi korumak, tekfir kültürü üretmek değildir.

1️⃣8️⃣ Yûnus 105 ve 106 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 105:

“Yüzünü dine hanîf olarak çevir ve müşriklerden olma.”

dedi.

Yûnus 106:

bu ilkenin:

pratik yönünü açıklıyor:

“Allah’tan başka sana fayda veya zarar veremeyecek şeylere ilahî yönelişte bulunma.”

Böylece:

teori ile:

pratik

birleşiyor.

Tevhid yalnız:

“Allah birdir.”

demek değildir.

Aynı zamanda:

kulluğunu kime yönelttiğin, nihai güveni nereye bağladığın ve yaratılmışlara hangi sınırlar içinde güç atfettiğin

meselesidir.

Bir sonraki ayetin akışı da:

bu konuyu:

Allah’ın:

zararı kaldıran

ve hayrı dilediğinde kimsenin engelleyemeyeceği:

nihai kudret sahibi olması üzerinden

daha da açıklayacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 106. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 106. ayet:

tevhidin:

günlük hayata nasıl taşınacağını:

çok açık biçimde

gösterir.

Bir önceki ayet:

“Müşriklerden olma.”

demişti.

Şimdi ise:

“Allah’tan başka sana fayda ve zarar veremeyecek şeylere yalvarma.”

deniyor.

Bu iki ayetin:

yan yana gelmesi:

şirkin yalnız:

teorik bir inanç sorunu

olmadığını gösterir.

Şirk:

insanın:

kulluk yönünü,

dua anlayışını,

güven merkezini

ve Allah ile yaratılmışlar arasındaki sınırı

bozabilir.

Ama:

bu ayeti doğru anlamak için:

çok önemli bir dengeyi:

korumamız gerekir.

Kur’an:

sebepler dünyasını inkâr etmez.

İnsan:

insana:

fayda sağlayabilir.

Doktor:

tedavi eder.

Çiftçi:

ürün yetiştirir.

Mühendis:

köprü yapar.

Polis:

insanı koruyabilir.

Avukat:

hukukî hakkını savunabilir.

Arkadaşın:

zor gününde:

yanında olabilir.

Anne:

çocuğuna bakar.

Öğretmen:

öğrenciye:

bilgi kazandırır.

Bunların hepsi:

gerçek etkiler ve:

sebeplerdir.

Yûnus 106:

“Bunların hiçbirini kullanma.”

demiyor.

Aksine:

Kur’an’ın genel öğretisi:

insanın:

sebeplere sarılmasıyla

uyumludur.

Sorun:

sebebi:

ilahlaştırmaktır.

Doktor:

şifaya:

vesile olabilir.

Ama:

ölümsüzlük dağıtan:

ilah değildir.

Para:

çok problemi:

çözebilir.

Ama:

her şeyi:

çözemez.

Devlet:

insanı koruyabilir.

Ama:

mutlak koruyucu:

değildir.

Bir lider:

önemli kararlar alabilir.

Ama:

kaderin bağımsız sahibi

değildir.

Bir âlim:

çok bilgili olabilir.

Ama:

gaybı mutlak biçimde

bilemez.

Bir anne:

çocuğunu:

çok koruyabilir.

Ama:

her tehlikeyi:

kontrol edemez.

İşte tevhid:

bu sınırları:

yerine koyar.

Yaratılmış değerlidir; ama ilah değildir.

Bu cümle:

Yûnus 106’yı anlamak için:

çok güçlü bir anahtardır.

İnsanların:

yaratılmışlara:

gereğinden fazla güç yükleme eğilimi:

yalnız eski putperestlikte

yoktur.

Bugün de insan:

parayı:

mutlak güvence

sanabilir.

“Param varsa bana hiçbir şey olmaz.”

diyebilir.

Sonra:

çok zengin bir insanın:

tedavi edilemeyen hastalıkla

karşılaşabildiğini

görür.

Başka biri:

makamına:

güvenir.

“Bana kimse dokunamaz.”

der.

Bir gün:

makam biter.

Bir başkası:

ününe:

güvenir.

Milyonlar:

alkışlar.

Sonra:

kalabalık:

başka birine

yönelir.

Yûnus 106’nın:

tevhid bilinci:

insana şunu öğretir:

Hiçbir yaratılmışı mutlak güvenceye dönüştürme.

Bu:

parayı terk et

demek değildir.

Para kazan.

Ama:

parayı:

ilahlaştırma.

İnsanları sev.

Ama:

onları:

Allah’ın yerine

koyma.

Doktora git.

Ama:

doktorun:

her şeyi kontrol ettiğini

sanma.

Çalış.

Ama:

başarını:

yalnız kendi kudretinin

ürünü

sanma.

Plan yap.

Ama:

hayatın:

bütün değişkenlerinin:

senin kontrolünde

olduğunu düşünme.

Tevhid:

insanın:

kontrol yanılsamasını

kırar.

Bu:

pasiflik

değildir.

Tam tersine:

insana:

kendi gerçek sorumluluk alanını

öğretir.

Şunu yapabilirsin:

çalışabilirsin.

Doktora gidebilirsin.

Tasarruf yapabilirsin.

Güvenlik önlemi alabilirsin.

Hukukî hakkını arayabilirsin.

Dua edebilirsin.

Ama:

sonucun bütün parçalarını:

kontrol edemezsin.

Bu farkı anlamak:

hem:

iman

hem psikolojik denge

açısından önemlidir.

İnsan her şeyi:

kontrol edemediğini

kabul ettiğinde:

sorumsuzlaşmak zorunda değildir.

Şöyle diyebilir:

“Ben üzerime düşeni yapacağım; kontrolümün dışındaki sonucu Allah’a bırakacağım.”

Bu:

tevekkülün:

en sağlıklı biçimlerinden biridir.

Yûnus 106’nın:

fayda ve zarar

vurgusu:

insanın:

korkularına da:

dokunur.

İnsan bazen:

başka insanlardan:

öylesine korkar ki:

ahlakını:

onlara teslim eder.

“Patron kızarsa işim biter.”

diye:

haksızlığa ortak olur.

“Çevrem beni dışlar.”

diye:

yalan söyler.

“Bu güçlü kişi bana zarar verir.”

diye:

adaletten:

vazgeçer.

Elbette:

tehlikeyi ciddiye almak:

gereklidir.

İnsan:

tedbir alır.

Gerekirse:

susar,

uzaklaşır,

yardım ister,

hukuka başvurur.

Ama:

hiçbir yaratılmışın:

mutlak güç sahibi olmadığını

bilmek:

insana:

ahlaki cesaret

verebilir.

Korkuyu inkâr etme; korktuğun şeyi ilahlaştırma.

Bu:

çok önemli bir dengedir.

Ayetin:

dua boyutu da:

insanın:

iç dünyasını:

merkeze getirir.

İnsan:

en çaresiz anında:

kime yöneliyor?

Bütün kapılar:

kapandığında:

nihai ümidi:

kimde görüyor?

Yûnus 106’nın cevabı:

açıktır:

Allah.

Bu:

insanlardan:

yardım istemeyi:

yasaklamaz.

Aksine:

bazen Allah’ın yardımı:

başka insanların eliyle

gelebilir.

Bir kazada:

ambulans:

Allah’ın yarattığı:

sebep düzeninin

bir parçasıdır.

Bir hasta:

ameliyatla:

iyileşebilir.

Bir borçlu:

arkadaşının desteğiyle:

ayağa kalkabilir.

Bir mağdur:

iyi bir avukat sayesinde:

hakkını alabilir.

Bütün bunları:

reddedip:

“Ben sadece dua edeceğim.”

demek:

her zaman gerçek tevekkül

değildir.

Dua et.

Ve:

gerekli sebebe de sarıl.

Hz. Nûh:

dua etti

ve gemi yaptı.

Hz. Musa:

Allah’a güvendi

ve kavmiyle:

hareket etti.

Tevhid:

duayı eylemin alternatifi

yapmaz.

Tevhid:

eylemin:

nihai sahibinin:

Allah olmadığını unutmayı

engeller.

Bu ayet ayrıca:

insanın:

dinî otoritelere:

yaklaşımını da:

dengeler.

Bir âlim:

çok büyük bilgi sahibi

olabilir.

Ama:

onun:

her sözü:

Allah’ın sözü

değildir.

Bir şeyh:

çok takvalı

olabilir.

Ama:

Allah değildir.

Bir veli:

çok değerli:

bir kul

olabilir.

Ama:

bağımsız şekilde:

kâinatın kaderini

yönetmez.

Bir peygamber bile:

Allah’ın:

kulu ve elçisidir.

Yûnus 104’te:

Hz. Muhammed:

“Müminlerden olmakla emrolundum.”

demişti.

Bu:

İslam’ın:

insanları:

ilahlaştırmaya karşı:

ne kadar açık bir çizgi

çektiğini gösterir.

Peygamberi sev.

Ama:

ilahlaştırma.

Âlimi dinle.

Ama:

yanılmazlaştırma.

Doktora güven.

Ama:

mutlaklaştırma.

Devlete başvur.

Ama:

ilahî güç atfetme.

Paranı kullan.

Ama:

ona kulluk etme.

İşte:

tevhidin:

hayata yayılan biçimi

budur.

Yûnus 106’nın:

sonundaki:

“Bunu yaparsan zalimlerden olursun.”

ifadesi:

şirkin:

neden bu kadar ağır görüldüğünü:

anlamamıza yardım eder.

Allah:

yaratandır.

Kul ise:

yaratılmıştır.

Yaratılmışı:

yaratanın yerine

koymak:

varlık düzeninin:

temel sınırını:

tersine çevirmektir.

Bu nedenle:

Kur’an şirk için:

zulüm

dilini:

kullanabilir.

Ancak:

buradan:

herkesi:

“zalim müşrik”

diye etiketlemek:

ayetin hedefi değildir.

Tam tersine:

ayet:

önce:

Hz. Peygamber’in şahsında:

mümine:

kendi tevhidini koruma

sorumluluğu verir.

Yani:

önce:

başkasının şirkini aramak

değil;

kendi kulluk yönünü kontrol etmek

gerekir.

Bu:

çok daha sağlıklı bir:

dinî ahlaktır.

Kendine sor:

Allah’a mı:

güveniyorum?

Yoksa:

paramı:

mutlak güvence mi

sanıyorum?

İnsanlara:

saygı mı duyuyorum,

yoksa:

onların karşısında:

vicdanımı mı

teslim ediyorum?

Tedaviye mi:

başvuruyorum,

yoksa:

doktoru:

Allah’tan bağımsız:

mutlak şifa sahibi mi

sanıyorum?

Bir âlimden:

yararlanıyor muyum,

yoksa:

onun:

yanılamayacağına mı

inanıyorum?

Bu sorular:

tevhidin:

günlük hayatta:

nasıl yaşandığını:

anlamamıza yardımcı olur.

Ve ayet:

bir sonraki ayetin:

çok güçlü mesajına da:

zemin hazırlar.

Yûnus 106:

“Allah’tan başka sana fayda ve zarar veremeyecek şeylere yönelme.”

diyor.

Ardından:

Allah’ın bir zarar takdir ettiğinde:

O’ndan başka onu kaldırabilecek:

mutlak güç bulunmadığı;

bir hayır dilediğinde ise:

O’nun lütfunu:

kimsenin engelleyemeyeceği

açıklanacaktır.

Böylece:

tevhid:

yalnız:

“Kimlere dua etmeyeceğiz?”

sorusuyla kalmaz.

Daha büyük bir:

güven ilkesine

dönüşür:

Nihai fayda, zarar, hüküm ve rahmet Allah’ın elindedir.

Ve belki Yûnus Suresi 106. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Hayatımızdaki insanları, parayı, makamı, doktoru, teknolojiyi ve diğer sebepleri Allah’ın yarattığı sınırlı araçlar olarak mı görüyoruz, yoksa farkında olmadan bunlardan birini mutlak güven ve korku merkezine mi dönüştürüyoruz? Ve tevhidi korurken, normal insan yardımını şirk sayacak kadar sebepleri reddetmeden, fakat hiçbir sebebi Allah’tan bağımsız ilahî güç sahibi de görmeden bu dengeyi kurabiliyor muyuz?

“Sebebe sarıl ama sebebi ilah edinme. Doktora git, insandan yardım iste, çalış, tedbir al; fakat hiçbir yaratılmışı mutlak fayda ve zarar sahibi sanma. Tevhid, hayatın araçlarını reddetmek değil, hepsini gerçek yerine koymaktır: Sebepler vardır, insanlar etkide bulunur; fakat mutlak hüküm ve nihai güven yalnız Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt