📖 Yûnus Suresi 93. Ayette “İsrailoğullarını Güzel Bir Yurda Yerleştirdik, Onları Temiz Rızıklarla Rızıklandırdık; Kendilerine İlim Gelinceye Kadar | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûnus Suresi 93. Ayette “İsrailoğullarını Güzel Bir Yurda Yerleştirdik, Onları Temiz Rızıklarla Rızıklandırdık; Kendilerine İlim Gelinceye Kadar

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,132
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 93. Ayette “İsrailoğullarını Güzel Bir Yurda Yerleştirdik, Onları Temiz Rızıklarla Rızıklandırdık; Kendilerine İlim Gelinceye Kadar Ayrılığa Düşmediler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Zulümden kurtulmak yolculuğun sonu değildir. İnsan özgürlüğe, güvenli bir yurda ve nimete kavuştuktan sonra da bilgi, çıkar, yorum, kibir ve ayrılık konusunda yeni sınavlarla karşılaşabilir. Yûnus 93, dışarıdaki Firavun’dan kurtulmanın ardından içeride hakikat karşısında nasıl davranacağımızın da önemli olduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 93. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Andolsun, İsrailoğullarını güzel ve güvenilir bir yurda yerleştirdik ve onları temiz nimetlerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri konularda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve lekad bevve’nâ benî İsrâîle mübevvee sıdkın ve razaknâhum mine’t-tayyibât. Femâ’htelefû hattâ câehumu’l-ilm. İnne rabbeke yakdî beynehum yevme’l-kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn.”

Bir önceki ayette Firavun’un bedeninin:

sonrakiler için ibret

olacağı bildirilmişti.

Şimdi Kur’an bakışı Firavun’dan:

İsrailoğullarına

çeviriyor.

Onlar:

zulümden kurtarılmış,

güvenli bir yere yerleştirilmiş,

temiz nimetlerle rızıklandırılmıştır.

Fakat hikâye burada bitmez.

Bu kez:

nimetten sonra ortaya çıkan ayrılıklar

gündeme gelir.

2️⃣ “İsrailoğullarını Güzel Bir Yurda Yerleştirdik” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“bevve’nâ benî İsrâîle mübevvee sıdk”

ifadesi vardır.

“Mübevvee”:

yerleşilecek yer,

yurt,

ikamet edilen uygun mekân

anlamlarına gelir.

“Sıdk” ise:

doğruluk,

sağlamlık,

güzellik,

uygunluk,

güvenilirlik

anlam alanları taşır.

Bu nedenle ifade:

“güzel, iyi, güvenli ve elverişli bir yerleşim yeri”

şeklinde anlaşılabilir.

Allah, Firavun’un baskısı altında yaşayan topluluğa:

yeni bir hayat alanı

vermiştir.

Bu, yalnız fiziksel taşınma değil:

bir zulüm düzeninden çıkıp:

daha güvenli bir toplumsal hayata geçiş

anlamı da taşır.

3️⃣ Bu “Güzel Yurt” Tam Olarak Neresidir ❓​

Bu konuda tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.

Bazı yorumlarda:

Şam ve Filistin bölgesi

öne çıkar.

Bazı açıklamalarda:

Mısır’da veya daha geniş çevrede kendilerine verilen yerleşim imkânlarıyla bağlantı kurulmuştur.

Ayetin kendisi:

modern bir harita koordinatı

vermez.

Bu nedenle:

“Kesin olarak şu şehir ve şu sınırlar kastediliyor.”

diye Kur’an’ın vermediği ayrıntıyı:

kesin vahiy bilgisi gibi

sunmamak gerekir.

Ayetin açık mesajı:

İsrailoğullarının zulümden sonra elverişli bir yurda kavuşturulduğudur.

4️⃣ “Mübevvee Sıdk” İfadesindeki “Sıdk” Neden Dikkat Çekicidir ❓​

“Sıdk” kelimesi normalde:

doğruluk,

sadakat,

gerçeklik

ile ilişkilendirilir.

Fakat Arapçada bazı tamlamalarda:

bir şeyin:

iyi,

sağlam,

güvenilir,

layık

olduğunu güçlendiren bir anlam da taşıyabilir.

Bu nedenle:

“mübevvee sıdk”

yalnız:

“doğru bir yer”

gibi kelimesi kelimesine düşünülmemelidir.

Daha doğal anlam:

“güzel ve uygun bir yerleşim yeri”

şeklindedir.

Kur’an dilinde tek bir kelimenin:

bağlama göre farklı anlam tonları

taşıyabileceğini burada da görüyoruz.

5️⃣ “Onları Temiz Şeylerle Rızıklandırdık” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve razaknâhum mine’t-tayyibât”

denilir.

Yani:

“Onları tayyib şeylerle rızıklandırdık.”

“Tayyib”:

iyi,

temiz,

hoş,

yararlı,

meşru ve güzel

anlam alanına sahiptir.

Burada Allah’ın:

İsrailoğullarına:

hayatlarını sürdürebilecekleri:

iyi nimetler

verdiği anlatılır.

Bu nimetler:

yiyecek,

içecek,

toprak,

güvenlik,

yaşama imkânları

gibi farklı biçimlerde düşünülebilir.

Mesaj açıktır:

Kurtuluşun ardından nimet gelmiştir.

6️⃣ “Temiz Rızık” Yalnız Helal Yiyecek mi Demektir ❓​

Hayır.

“Tayyibât” kelimesini sadece:

belirli gıdaların helal olması

seviyesine indirgemek eksik olur.

Kavram:

temiz,

iyi,

yararlı

nimetleri geniş biçimde kapsayabilir.

Elbette:

gıda ve geçim

bunun içindedir.

Ama ayetin bağlamında:

Allah’ın onlara:

iyi bir hayat imkânı

sağlaması daha geniş bir anlam taşır.

Böylece:

yurt + rızık

birlikte zikredilir.

İnsanın hayatında:

güvenlik ve geçim

iki temel nimettir.

7️⃣ Firavun’dan Kurtulmak İsrailoğullarının Bütün Sınavlarının Bittiği Anlamına mı Geldi ❓​

Hayır.

Ayetin belki de en önemli mesajlarından biri budur.

Önce:

Firavun’dan kurtuldular.

Sonra:

uygun bir yurda

yerleştirildiler.

Sonra:

nimetlerle

rızıklandırıldılar.

Fakat ardından:

ayrılık

gündeme geliyor.

Bu bize gösterir ki:

bir insanın veya toplumun:

bir zulümden kurtulması,

ahlaki sınavlarının sona erdiği

anlamına gelmez.

Bazen:

mazlumken başka türlü, güç ve nimet sahibiyken başka türlü sınanırız.

Zorluk sınavdır.

Ama:

rahatlık da sınavdır.

8️⃣ “Kendilerine İlim Gelinceye Kadar Ayrılığa Düşmediler” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“femâ’htelefû hattâ câehumu’l-ilm”

denilir.

Yani:

“Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler.”

İlk bakışta bu ifade şaşırtıcı gelebilir.

Normalde insan:

“Bilgi gelince ayrılık azalır.”

diye düşünebilir.

Ama ayet:

bilgi geldikten sonra:

ayrılıkların ortaya çıktığını

bildiriyor.

Buradaki “ilim”:

vahiy,

ilahî bilgi,

hakikatin kendilerine açıklanması

olarak anlaşılmıştır.

Yani sorun:

her zaman bilgisizlik değildir.

Bazen insanlar:

bilgi kendilerine ulaştıktan sonra da ayrılabilir.

9️⃣ Bilgi İnsanları Neden Her Zaman Birleştirmez ❓​

Çünkü insan yalnız:

akıldan

ibaret değildir.

İnsanın:

çıkarı,

egosu,

grup aidiyeti,

kıskançlığı,

makam arzusu,

alışkanlıkları

da vardır.

Bir insan gerçeği:

anlayabilir.

Ama:

çıkarına ters düştüğü için

kabul etmeyebilir.

İki kişi aynı bilgiyi:

okuyabilir

ama:

farklı yorumlayabilir.

Birisi:

samimi biçimde başka sonuca ulaşabilir.

Bir başkası ise:

menfaatinden dolayı hakikati çarpıtabilir.

Dolayısıyla:

bilgi sahibi olmak ≠ ahlaki olarak otomatik doğru davranmak.

Bilgi:

sorumluluğu artırabilir.

Ama:

kişiyi otomatik olarak erdemli yapmaz.

🔟 “İlim Geldikten Sonra Ayrılık” Her Görüş Ayrılığının Kötü Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

İnsanlar:

aynı metni,

aynı bilgiyi,

aynı olayı

farklı şekillerde anlayabilir.

Bir meselede:

birden fazla samimi içtihat

oluşabilir.

Bilim insanları:

aynı veriler üzerinde

farklı hipotezler geliştirebilir.

Hukukçular:

aynı metni

farklı yorumlayabilir.

Tefsir âlimleri:

bir ayette farklı anlam ihtimallerini

öne çıkarabilir.

Bunların hepsini:

kötü niyetli ayrılık

olarak görmek doğru değildir.

İhtilaf ≠ otomatik sapkınlık.

Sorulması gereken:

ayrılığın:

neden ve nasıl oluştuğudur.

1️⃣1️⃣ O Hâlde Hangi Ayrılık Tehlikelidir ❓​

Tehlikeli ayrılık:

hakikati aramaktan çok:

çıkar,

kibir,

grupçuluk,

düşmanlık

üzerinden oluşan ayrılık olabilir.

İnsan:

“Delil ne diyor?”

yerine:

“Benim grubum ne diyor?”

diye düşünmeye başlarsa,

bilgi:

hakikat aracı olmaktan çıkabilir.

Aynı şekilde:

bir âlim:

kendi görüşünü:

“Ben söyledim, o hâlde tartışılamaz.”

noktasına taşırsa,

bilgi:

kibre dönüşebilir.

Bilginin ahlakı:

yalnız bilmek değil,

bilgiyi adalet ve tevazu ile taşımaktır.

1️⃣2️⃣ Bir Âlimle Görüş Ayrılığı Yaşamak Allah’a Karşı Gelmek midir ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Bilgi geldi, artık herkes aynı âlimi takip etmek zorunda.”

şeklinde anlamak doğru değildir.

Vahiy:

başkadır.

İnsan yorumu:

başkadır.

Bir âlim:

çok bilgili olabilir.

Ama:

yanılmaz değildir.

Bir müfessir:

çok değerli yorum yapabilir.

Başka bir müfessir:

farklı yorum yapabilir.

Bu nedenle:

âlime saygı ≠ âlimi masum ve yanılmaz kabul etmek.

Ve:

âlimle ihtilaf ≠ Allah’la ihtilaf.

Elbette görüş ayrılığında:

ilim,

delil,

üslup

önemlidir.

1️⃣3️⃣ Bilgi Geldikten Sonra Ayrılmak Daha Büyük Sorumluluk Doğurabilir mi ❓​

Evet.

Bir insan:

hiç bilmediği bir konuda

yanlış yapabilir.

Başka biri:

gerçeği bildiği hâlde

bilerek yanlış yapabilir.

Bu ikisi:

ahlaken aynı olmayabilir.

Bilgi:

insana:

imkân verir.

Ama aynı zamanda:

sorumluluk

da yükleyebilir.

Bu yüzden:

“Biliyordum ama çıkarıma gelmedi.”

ile:

“Gerçekten bilmiyordum.”

aynı şey değildir.

Allah:

insanın:

ne bildiğini,

ne kadar anladığını,

hangi şartlarda karar verdiğini

eksiksiz bilir.

1️⃣4️⃣ “İlim” Sahibi Olmak İnsanları Kibirli Yapabilir mi ❓​

Bilginin kendisi:

kibir değildir.

Ama insan:

bilgisini:

kibir aracına

dönüştürebilir.

Örneğin:

“Ben senden daha çok biliyorum, o hâlde sen değersizsin.”

diyebilir.

Bu:

bilginin ahlaken kötü kullanımıdır.

Gerçek ilim:

çoğu zaman insana:

bilmediği şeylerin çokluğunu

da gösterir.

Bu nedenle büyük bir bilgi ahlakı şudur:

“Bildiklerim var, bilmediklerim de var.”

İnsanın:

“Bilmiyorum.”

diyebilmesi,

çoğu zaman:

cehalet değil,

dürüstlük

işaretidir.

1️⃣5️⃣ Ayet İsrailoğullarını Topluca ve Sonsuza Kadar Suçluyor mu ❓​

Hayır.

Burada Kur’an:

belirli bir tarihsel topluluk ve süreçten

söz etmektedir.

Bir toplumun geçmişte yaşadığı:

ayrılıklar

üzerinden bugün yaşayan bütün:

Yahudileri,

İsraillileri

veya belirli bir etnik grubu:

aynı ahlaki hüküm altında

toplamak doğru değildir.

Kur’an kıssaları:

ırksal suçlama

üretmek için değildir.

Bireysel sorumluluk bireyseldir.

Bir insanın:

atalarının yaptığı şey,

onu otomatik olarak:

suçlu

yapmaz.

Bu ayeti:

antisemitik genellemeler için kullanmak

yanlıştır.

1️⃣6️⃣ “Rabbin Kıyamet Günü Aralarında Hüküm Verecek” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“inne rabbeke yakdî beynehum yevme’l-kıyâmeti”

denilir.

Yani:

“Rabbin kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.”

İnsanların dünyada:

çözemediği,

tam olarak açığa çıkaramadığı

bazı ihtilaflar olabilir.

Kimin:

samimi,

kimin:

çıkarcı,

kimin:

haklı,

kimin:

yanlış

olduğunu Allah:

eksiksiz bilir.

Kıyamet günü:

nihai hüküm Allah’a aittir.

Bu:

insanın bütün ihtilaflarda:

“Hiçbir şey söylemeyelim.”

demesi anlamına gelmez.

Ama:

nihai ve mutlak hükmün:

bizde olmadığını

hatırlatır.

1️⃣7️⃣ “Allah Kıyamette Hükmedecek” Demek Dünyada Doğruyu Aramayı Bırakmak mıdır ❓​

Hayır.

İnsan:

araştırır.

Tartışır.

Delil sunar.

Hukuk uygular.

Bilimsel sorunları:

bilimsel yöntemlerle çözer.

Dinî meseleleri:

kaynak,

usul,

tefsir

ile inceler.

Ama bütün bunları yaparken:

yanılabileceğini

unutmaz.

Dünyada:

hüküm vermek zorunda olduğumuz alanlar vardır.

Mahkeme:

suç konusunda karar verir.

Doktor:

teşhis koyar.

Âlim:

fetva veya görüş bildirir.

Ama bunların hiçbiri:

Allah’ın kıyametteki:

eksiksiz hükmüyle

aynı seviyede değildir.

1️⃣8️⃣ Yûnus 92 ve 93 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 92’de:

Firavun’un bedeni:

sonrakilere ibret

olarak bırakıldı.

Yûnus 93’te:

Firavun’dan kurtarılan İsrailoğullarının:

uygun bir yurda yerleştirildiği,

temiz nimetlerle rızıklandırıldığı

ve daha sonra:

ilim geldikten sonra ihtilafa düştüğü

anlatılıyor.

Bu sıralama çok çarpıcıdır.

Dışarıdaki zalim:

yenildi.

Ama insanın sınavı:

bitmedi.

Şimdi:

nimetle, bilgiyle ve kendi içindeki ayrılıkla

sınanıyor.

Bu bize şu büyük gerçeği öğretir:

Firavun’dan kurtulmak, insanın kendi nefsinden ve kendi toplumsal zaaflarından otomatik olarak kurtulması değildir.

Özgürlük kazanmak:

başlangıç olabilir.

Onu:

adaletle korumak

ise başka bir sınavdır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 93. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 93. ayet Musa ve Firavun kıssasının ardından son derece önemli bir dönüş yapar.

Uzun süre:

Firavun’u konuştuk.

Onun:

kibri,

zulmü,

serveti,

ordusu,

insanları baskı altında tutması,

son anda iman ilan etmesi

ve ibret hâline gelen bedeni

anlatıldı.

İnsan burada:

“Artık iyiler kurtuldu, hikâye bitti.”

diye düşünebilir.

Ama Kur’an:

hikâyeyi bu kadar basit bırakmaz.

Şimdi:

kurtarılan topluluğa

bakmamızı ister.

İsrailoğulları:

kurtuldu.

Güzel bir yurda:

yerleşti.

Temiz nimetlere:

kavuştu.

Ama sonra:

ihtilaf etti.

Bu, Kur’an’ın insan hakkında ne kadar gerçekçi olduğunu gösterir.

Mazlum olmak:

insanı otomatik olarak:

kusursuz

yapmaz.

Bir insan:

bugün zulme uğrayabilir.

Yarın güç kazandığında:

kendisi yanlış yapabilir.

Bir toplum:

bağımsızlığını kazanabilir.

Ama sonra:

kendi içinde:

adaletsizlik,

çıkar çatışması,

grupçuluk

üretebilir.

Bu yüzden:

kurtuluş = ahlaki sınavın bitmesi

değildir.

Bazen:

yeni sınavın başlamasıdır.

Firavun zamanında sınav:

zulme karşı sabır ve iman

olabilir.

Kurtuluştan sonra sınav:

nimeti nasıl kullanacağın

olabilir.

İşte Yûnus 93’ün en büyük derslerinden biri:

Zorlukta kim olduğun kadar, rahatlıkta kim olduğun da önemlidir.

Fakirken:

adaletten söz etmek

kolay olabilir.

Zengin olduğunda:

paylaşabiliyor musun?

Yetkin yokken:

özgürlük istemek

kolay olabilir.

Yetki sana geçtiğinde:

başkasına özgürlük tanıyor musun?

Susturulurken:

ifade özgürlüğünü savunmak

kolay olabilir.

Güç kazandığında:

seni eleştireni susturuyor musun?

İşte ahlakın:

ikinci sınavı

burada başlar.

Bu ayet bize ayrıca:

nimetin insanı değiştirebileceğini

hatırlatır.

Zorluk içinde:

insanlar birbirine:

daha çok bağlanabilir.

Ortak düşman:

topluluğu:

bir arada tutabilir.

Ama:

tehlike kalktığında:

çıkar farklılıkları

ortaya çıkabilir.

Kim:

lider olacak?

Kim:

daha fazla pay alacak?

Hangi yorum:

üstün olacak?

Hangi grup:

hakikati temsil ettiğini iddia edecek?

İşte dış düşman ortadan kalkınca:

iç meseleler

görünür hâle gelebilir.

Bu durum yalnız:

İsrailoğullarına özgü değildir.

Bütün insan topluluklarında:

görülebilir.

Bir siyasi hareket:

muhalefetteyken

birlik olabilir.

İktidara gelince:

bölünebilir.

Bir şirket:

küçükken:

ortak hedefle hareket eder.

Büyüyünce:

ortaklar arasında çıkar çatışması çıkabilir.

Bir aile:

kriz sırasında:

birleşir.

Miras gündeme geldiğinde:

ayrılabilir.

Bu yüzden:

ortak düşman insanları geçici olarak birleştirebilir; gerçek ahlak, düşman ortadan kalktıktan sonra da adaleti koruyabilmektir.

Ayetin:

“Kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilaf etmediler.”

ifadesi daha da sarsıcıdır.

Çünkü burada sorun:

bilginin yokluğu değildir.

Bilgi:

gelmiştir.

Ama:

ihtilaf da gelmiştir.

Bu bize:

çok önemli bir gerçek öğretir:

Bilmek, insanı otomatik olarak iyi yapmaz.

Bir doktor:

tıbbı çok iyi bilir.

Ama:

etik dışı davranabilir.

Bir hukukçu:

hukuku çok iyi bilir.

Ama:

hukuku haksızlık için kullanabilir.

Bir din âlimi:

çok sayıda kitap okuyabilir.

Ama:

kibirli olabilir.

Bir teknoloji uzmanı:

çok bilgili olabilir.

Ama:

insanların mahremiyetini ihlal eden sistemler

kurabilir.

Yani:

bilgi + ahlak

birlikte olmalıdır.

Bilgi tek başına:

insanı kurtarmaya

yetmeyebilir.

Bu yüzden Kur’an’ın ilim anlayışını:

yalnız bilgi depolama

olarak düşünmemek gerekir.

İlim:

insanı:

hakikate,

tevazuya,

sorumluluğa

yaklaştırmalıdır.

Eğer bilgi:

insanı daha kibirli,

daha zalim,

daha kapalı

hâle getiriyorsa:

o bilginin:

ahlaki meyvesi

sorgulanmalıdır.

Ancak burada başka bir aşırılıktan da kaçınmalıyız.

Yûnus 93:

“İhtilaf kötüdür, herkes aynı düşünmelidir.”

demiyor.

Bu çok önemlidir.

İnsanlar:

farklı düşünebilir.

Bir ayetin:

birden fazla yorum ihtimali

olabilir.

Bir hukuk meselesinde:

farklı içtihatlar

bulunabilir.

Bir bilimsel konuda:

farklı teoriler

yarışabilir.

Bunlar:

hakikate ulaşmanın:

doğal bir parçası

olabilir.

Sorun:

ihtilafın kendisi kadar:

ihtilafın ahlakıdır.

Ben:

seninle farklı düşünüyorum.

Peki:

seni düşman mı ilan ediyorum?

Sana:

iftira mı atıyorum?

Senin sözünü:

çarpıtıyor muyum?

Seni:

dinlemeyi reddediyor muyum?

Kendi görüşümü:

Allah’ın sözüyle aynı seviyeye mi çıkarıyorum?

İşte:

ihtilafın ahlakı

burada ölçülür.

Bu özellikle dinî tartışmalarda çok önemlidir.

Bir kişi:

bir tefsiri

benimseyebilir.

Başka biri:

başka tefsiri

daha güçlü bulabilir.

Bu durumda:

“Sen benim yorumumu kabul etmedin, demek ayeti reddettin.”

demek doğru değildir.

Çünkü:

ayet = vahiy.

tefsir = insanın vahyi anlama çabası.


İkisini birbirine karıştırırsak:

kendi yorumumuzu:

kutsallaştırmış oluruz.

Bu da:

bilginin kibirle birleşmesinin

tehlikeli biçimlerinden biridir.

Yûnus 93’ün:

“Rabbin kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.”

sonu bu yüzden çok önemlidir.

İnsan:

görüşünü savunabilir.

Hatta:

bir görüşün yanlış olduğunu:

güçlü delillerle

söyleyebilir.

Ama:

nihai kalp ve ahiret hükmünü

Allah’a bırakmalıdır.

Bir insan:

yanlış düşünüyor olabilir.

Ama:

samimi olabilir.

Başka biri:

doğru cümleyi söyleyebilir.

Ama:

çıkar için söylüyor olabilir.

Biz:

dışarıdan:

bütün niyetleri

göremeyiz.

Allah:

görür.

İşte kıyametteki hükmün:

benzersizliği budur.

Allah:

yalnız:

ne söylediğini

değil,

neden söylediğini

de bilir.

Yalnız:

sonucu değil,

niyeti,

şartı,

bilgiyi,

imkânı

da bilir.

Bu nedenle:

ilahî adalet:

insan mahkemesinden

çok daha kapsamlıdır.

Ancak:

“Allah ahirette çözer.”

diyerek dünyada:

hiçbir gerçeği araştırmamak

da doğru değildir.

Bir suç varsa:

mahkeme karar verir.

Bir bilimsel soru varsa:

araştırılır.

Bir dinî mesele varsa:

kaynaklara bakılır.

Bir tarihsel iddia varsa:

deliller incelenir.

Allah’ın nihai hükmüne inanmak:

insan aklını ve sorumluluğunu kapatmak

değildir.

Aksine:

bize:

tevazu kazandırmalıdır.

Şöyle diyebilmek:

“Elimdeki delile göre bu görüş daha güçlü; ama ben insanım ve yanılabilirim.”

Bu:

zayıflık değil,

entelektüel ahlaktır.

Yûnus 93 aynı zamanda:

nimet karşısındaki şükür meselesini

gündeme getirir.

İsrailoğulları:

güzel yurda

yerleşiyor.

Temiz nimetlerle

rızıklandırılıyor.

Bu nimetin doğal karşılığı:

şükür,

adalet,

birlik,

sorumluluk

olmalıdır.

Ama insan:

nimete alışabilir.

İlk gün:

“Allah bizi kurtardı.”

der.

Yıllar sonra:

nimeti:

kendiliğinden hakkı

sanabilir.

Bu insan psikolojisinde sık görülür.

İlk kez:

büyük bir nimet geldiğinde:

şükrederiz.

Sonra:

ona alışırız.

Sağlığın:

nimet olduğunu

hastalanınca fark ederiz.

Güvenliğin:

nimet olduğunu

tehdit gelince anlarız.

Evimizin:

nimet olduğunu

kaybetme ihtimali doğunca

daha iyi görürüz.

Bu yüzden:

şükür, nimetin sıradanlaşmasına karşı bilinçtir.

İsrailoğullarının kıssasında:

kurtuluştan sonra gelen nimet

bize bunu da düşündürür.

Bir toplum:

özgürlüğe kavuştuğunda:

o özgürlüğü:

korumalıdır.

Çünkü:

özgürlük yalnız kazanılmaz.

Adaletle sürdürülür.

Bir nesil:

özgürlük için bedel ödeyebilir.

Sonraki nesil:

o özgürlüğü:

doğal hak gibi görüp:

değerini unutabilir.

Sonra:

başkasının özgürlüğünü

kısıtlamaya başlayabilir.

İşte tarih:

bu döngülerle

doludur.

Bu nedenle Yûnus 93:

yalnız geçmişteki bir toplumun hikâyesi değildir.

Bütün toplumlara:

şu soruyu yöneltir:

“Kurtulduktan sonra ne yaptınız?”

Zalimden kurtuldunuz.

Peki:

adalet kurdunuz mu?

Yoksulluktan çıktınız.

Peki:

fakiri unuttunuz mu?

Güç kazandınız.

Peki:

güçsüzü ezmeye başladınız mı?

Bilgi kazandınız.

Peki:

daha tevazulu mu oldunuz,

yoksa:

daha kibirli mi?

Bu sorular:

ayeti:

bugüne taşır.

Ayet ayrıca:

bilgi ile birlik arasındaki ilişkiyi

çok ince biçimde sorgulatır.

İnsan bazen:

“Herkes daha çok okusa bütün ihtilaflar biter.”

diyebilir.

Hayır.

Bilgi:

çok önemlidir.

Ama:

tek başına yeterli olmayabilir.

Çünkü aynı kitabı:

iki kişi okuyabilir.

Birisi:

hakikati arar.

Diğeri:

kendi fikrine delil bulmaya

çalışır.

Birisi:

“Yanılmış olabilirim.”

der.

Diğeri:

“Ben yanılmam.”

der.

Aynı bilgi:

iki farklı karakterde:

çok farklı sonuç

üretebilir.

Bu nedenle:

bilgi + tevazu + adalet + samimiyet

birlikte gereklidir.

Bir tartışmanın kalitesi:

yalnız tarafların ne kadar bilgi sahibi olduğuyla

ölçülmez.

Şunlarla da ölçülür:

Karşı tarafı:

doğru aktarabiliyor musun?

Yanıldığında:

fikrini değiştirebiliyor musun?

Bilmediğinde:

“Bilmiyorum.”

diyebiliyor musun?

Rakibinin doğru söylediği noktayı:

kabul edebiliyor musun?

Kendi grubunun yanlışını:

eleştirebiliyor musun?

İşte:

ilim ahlakı

budur.

Yûnus 93’teki ihtilafı yalnız:

“Onlar bölündü.”

diye dışarıdan eleştirmek kolaydır.

Daha zor ve daha faydalı soru:

“Ben bilgi geldikten sonra nasıl davranıyorum?”

olabilir.

Bir konuda:

gerçeği öğrendiğimde:

fikrimi değiştiriyor muyum?

Yoksa:

egomu korumak için:

daha fazla bahane mi

üretiyorum?

Bir hata yaptığım kanıtlandığında:

“Evet, yanılmışım.”

diyebiliyor muyum?

Yoksa:

konuyu mu değiştiriyorum?

Bilgi:

bana hizmet etmek için mi var,

yoksa:

ben hakikate hizmet etmek için mi

bilgi arıyorum?

Ayetin belki en kişisel sorusu:

budur.

Yûnus 93’ün:

İsrailoğullarından söz etmesi de:

başka toplumları küçümsemek için

kullanılmamalıdır.

Kur’an:

geçmiş kavimleri anlatırken:

bizim:

“Ne kötü insanlarmış.”

deyip rahatlamamızı

istemiyor.

Kıssalar:

aynadır.

İsrailoğullarının:

bilgi geldikten sonra ayrılığa düşmesi anlatılıyorsa:

Müslüman da:

kendi ihtilaflarına

bakmalıdır.

Mezhep kavgası,

grupçuluk,

dinî liderleri mutlaklaştırma,

birbirini tekfir etme,

tefsir farklılığını düşmanlığa çevirme

gibi sorunlarda:

“Bu ayet yalnız başkalarını anlatıyor.”

demek kolaycılık olur.

Kur’an’dan ibret almak:

başkasının hatasını kendi hayatında tekrar etmemeye çalışmaktır.

Ve ayetin son cümlesi bize:

büyük bir tevazu öğretir:

“Rabbin kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.”

Bugün biz:

bildiğimiz kadarını:

araştırırız.

Doğruyu:

savunuruz.

Yanlışı:

eleştiririz.

Ama:

nihai hüküm sahibi

olduğumuzu sanmayız.

Çünkü insan:

metni okuyabilir.

Allah:

kalbi de bilir.

İnsan:

davranışı görür.

Allah:

niyeti de bilir.

İnsan:

bir anı görür.

Allah:

bütün hayatı bilir.

Bu nedenle:

hakikati savunmak ile:

Allah’ın yerine geçip insanların nihai kaderini dağıtmak

aynı şey değildir.

Belki Yûnus Suresi 93. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Zulümden, yokluktan veya bilgisizlikten kurtulduktan sonra nimeti ve bilgiyi bizi daha adil ve daha tevazulu insanlar yapan bir emanet olarak mı kullanıyoruz, yoksa rahatlığa kavuşunca yeni ayrılıklar, çıkar kavgaları ve üstünlük iddiaları mı üretiyoruz? Ve bir konuda ihtilafa düştüğümüzde, kendi yorumumuzu Allah’ın hükmü yerine koymadan, delille konuşup nihai hükmün Allah’a ait olduğunu hatırlayabiliyor muyuz?

“Dışarıdaki Firavun’dan kurtulmak büyük bir nimettir; fakat insanın sınavı orada bitmez. Nimetten sonra şükür, bilgiden sonra tevazu, ihtilaftan sonra adalet gerekir. Bilgin seni daha kibirli yapıyorsa yalnız ne bildiğini değil, bilginin seni neye dönüştürdüğünü de sorgula. Çünkü nihai hüküm bizim değil, Allah’ındır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt