Yûnus Suresi 90. Ayette Firavun’un Boğulurken “İman Ettim; İsrailoğullarının İman Ettiğinden Başka İlah Yoktur, Ben de Müslümanlardanım” Demesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan hakikati yıllarca erteleyebilir; fakat ertelemenin de bir sınırı vardır. Firavun’un problemi geç yaşta iman etmesi değil, özgür tercih alanında hakikati sürekli reddedip hüküm artık kaçınılmaz biçimde karşısına çıktığında ‘inandım’ demesidir. Kur’an bize tövbeyi ertelememeyi öğretirken yaşayan insanlar için rahmet kapısını kendi elimizle kapatma yetkisi de vermez.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 90. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve orduları ise azgınlık ve düşmanlıkla onların peşine düştü. Nihayet boğulma kendisine yetişince Firavun: ‘İsrailoğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim. Ben de Müslümanlardanım.’ dedi.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve câveznâ bi-benî İsrâîle’l-bahra fe etbeahum Fir‘avnu ve cunûduhû bağyen ve advâ. Hattâ izâ edrekehû’l-garaku kâle âmentu ennehû lâ ilâhe ille’llezî âmenet bihî benû İsrâîle ve ene mine’l-muslimîn.”
Yûnus 89’da Allah:
“İkinizin duası kabul edildi; dosdoğru olun.”
buyurmuştu.
Şimdi uzun süredir beklenen gelişme gerçekleşmeye başlıyor:
İsrailoğulları kurtuluş yoluna giriyor, Firavun ise zulmünü bırakmak yerine onların peşine düşüyor.
“İsrailoğullarını Denizden Geçirdik” Ne Anlama Gelir
Ayette:“câveznâ bi-benî İsrâîle’l-bahr”
denilir.
Yani Allah:
İsrailoğullarının denizi aşmasını,
karşı tarafa geçmesini
sağlamıştır.
Bu olay:
Musa kıssasının en önemli dönüm noktalarından biridir.
Uzun süre:
Firavun’un egemenliği altında yaşayan topluluk,
artık:
zulüm düzeninden fiilen çıkmaktadır.
Daha önce dua etmişlerdi:
“Rahmetinle bizi kurtar.”
Şimdi bu kurtuluş:
somut hâle gelmektedir.
Bu Kurtuluş İnsanların Hiçbir Şey Yapmadan Gerçekleşmesi midir
Hayır.Kur’an’ın genel anlatısında:
Musa ve İsrailoğulları:
hareket ediyor,
yola çıkıyor,
emre uyuyor,
tehlikeden uzaklaşıyor.
Allah:
onlara kurtuluş yolunu açıyor.
Bu nedenle:
ilahî yardım ≠ insanın tamamen hareketsiz kalması.
Önceki ayetlerde gördüğümüz:
tevekkül,
dua,
evlerin düzenlenmesi,
namaz,
istikamet
şimdi:
hareket ve kurtuluşla
devam ediyor.
Bu, dua ile eylemin tekrar birleştiği noktadır.
Firavun Neden İsrailoğullarının Peşine Düştü
Ayet:Firavun ve ordusunun onların peşine:
“bağyen ve advâ”
düştüğünü söyler.
Bu ifadeler:
azgınlık,
haksız saldırganlık,
zulüm,
düşmanlık,
sınırı aşma
anlamları taşır.
Yani Firavun:
onları yalnız:
merak ettiği için
takip etmiyor.
Amaç:
yeniden kontrol altına almak ve baskıyı sürdürmektir.
İsrailoğullarının özgürleşmesi:
Firavun’un tahakküm düzeninin
kırılması demektir.
Firavun bunu kabul etmek istemiyor.
“Bağy” Ne Demektir
“Bağy” Kur’an’da bağlama göre:haddi aşmak,
haksızlık etmek,
zorbalık,
başkasının hakkına saldırmak
anlamları taşıyabilir.
Firavun’un tavrında:
yalnız fikir ayrılığı yoktur.
Fiilî saldırganlık
vardır.
Bu nedenle Musa ile Firavun arasındaki mücadeleyi:
“İki farklı görüş arasında tartışma”
seviyesine indirgemek doğru değildir.
Firavun:
insanların özgürlüğünü:
zorla kontrol etmeye
çalışmaktadır.
Fikir ayrılığı ≠ zulüm.
Ama fikir ayrılığını:
zorbalığa dönüştürmek
zulüm olabilir.
Firavun’un Ordusunun Olması Bize Ne Gösterir
Firavun’un gücü:yalnız kişisel değildir.
Arkasında:
“cunûduhû”
yani:
orduları/askerleri
vardır.
Bu bize daha önce gördüğümüz:
kurumsallaşmış güç
meselesini hatırlatır.
Bir zalim:
tek başına çok sınırlıdır.
Ama:
emirlerini yerine getiren,
sistemini sürdüren,
baskısını uygulayan
insanlar olduğunda:
zulüm çok daha büyük hâle gelebilir.
Ancak yine:
her askerin,
her görevlinin,
her kurum çalışanının
bireysel sorumluluğu aynı olmayabilir.
Allah:
kim ne biliyordu,
ne kadar özgürdü,
ne yaptı
eksiksiz bilir.
Firavun Ne Zaman “İman Ettim” Dedi
Ayet bunu çok açık biçimde belirtir:“Hattâ izâ edrekehû’l-garak...”
Yani:
“Nihayet boğulma kendisine yetişince...”
İşte tam o anda Firavun:
“İman ettim.”
diyor.
Bu ayrıntı:
ayetin anlaşılması açısından
belirleyicidir.
Firavun:
Musa ilk geldiğinde
inanmıyor.
Ayetleri gördüğünde
inanmıyor.
Sihirbazların gerçeği fark ettiği süreçte
inanmıyor.
Uyarılar sürerken
inanmıyor.
İsrailoğullarını serbest bırakmış gibi olduktan sonra bile:
onların peşine düşüyor.
Ancak:
boğulmanın kaçınılmaz biçimde kendisine ulaştığı anda
iman ettiğini söylüyor.
Firavun’un Söylediği İman Cümlesi Nedir
Firavun şöyle diyor:“İsrailoğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim.”
Ardından:
“Ben de Müslümanlardanım.”
diyor.
Bu son derece çarpıcıdır.
Yıllarca:
Musa’nın mesajına karşı çıkan,
kendisini büyük gören,
insanlara hükmeden
Firavun,
sonunda:
tevhidi sözlü olarak kabul ediyor.
Ama problem:
yalnız söylediği cümlenin içeriğinde değildir.
Problem:
ne zaman ve hangi şartta söylediğidir.
Firavun’un Sözü Tevhid Açısından Doğru muydu
Cümlenin özü:Allah’tan başka ilah olmadığı
inancıdır.
Bu:
tevhidin temelidir.
Ancak doğru bir cümleyi söylemek:
her zaman onu:
özgürce,
samimiyetle,
imtihan alanında
kabul etmekle aynı değildir.
İnsan bazen:
doğru sözü:
sonuç artık kaçınılmaz olduğunda
söyleyebilir.
Yûnus 90’ın ana meselesi tam burada belirginleşir:
Doğru söz + geri dönülmez anda zorunlu kabulleniş
ile:
özgür iradeyle iman
aynı durum değildir.
“Ben de Müslümanlardanım” Demesi Ne Anlama Gelir
Buradaki:“ve ene mine’l-muslimîn”
ifadesi:
“Ben de Allah’a teslim olanlardanım.”
anlamındadır.
“Müslim”:
Allah’a teslim olan kişi
demektir.
Firavun böylece:
daha önce reddettiği teslimiyeti
ilan etmektedir.
Fakat bunu:
kendisine ölümcül hüküm ulaşmışken
söylüyor.
Kur’an’ın dikkat çektiği temel nokta:
teslimiyetin yalnız dilde ilan edilmesi değil, tercih imkânı varken yaşanmasıdır.

Firavun’un İmanı Neden Problemli Görülüyor
Çünkü iman artık:görünmeyene güven,
peygamberin mesajını kabul,
ahlaki tercih
aşamasından çıkmıştır.
Firavun:
kendisine gelen hükmü:
gözleriyle yaşamaktadır.
Boğulmaktadır.
Artık:
“Musa doğru mu söylüyor?”
sorusu teorik değildir.
Kaçınılmaz gerçek:
karşısındadır.
Bu nedenle sonraki ayet:
Firavun’un bu son andaki sözünü:
çok sert biçimde karşılayacaktır.
Burada önemli ayrım şudur:
Hakikati araştırarak kabul etmek başka, kaçınılmaz hüküm geldikten sonra zorunlu olarak teslim olmak başkadır.

Bu Ayet “Ölmeden Önce Son Dakika Tövbesi Asla Kabul Edilmez” mi Diyor
Bunu bu kadar genelleştirmek doğru değildir.Bu çok önemli bir noktadır.
Bir insan:
yaşlı olabilir.
Ağır hasta olabilir.
Ölüm ihtimalinin farkında olabilir.
Hayatının son döneminde:
gerçekten pişman olabilir.
Samimiyetle:
Allah’a dönebilir.
Yaşlılık veya hastalık tek başına tövbeyi geçersiz yapmaz.
Firavun’un durumu farklıdır.
Ayette:
boğulmanın onu yakaladığı, ilahî hükmün artık kaçınılmaz biçimde gerçekleştiği an
özellikle vurgulanmaktadır.
Bu nedenle:
Firavun örneği = ölüm döşeğindeki her insanın tövbesi reddedilir
demek değildir.

Peki Tövbe Ne Zaman Ertelenmiş Sayılır
İnsan tövbeyi:bilerek sürekli erteleyebilir.
“Şimdilik günaha devam edeyim.”
“Yaşlanınca tövbe ederim.”
“Ölmeden beş dakika önce hallederim.”
gibi bir düşünce:
çok risklidir.
Çünkü insan:
ne zaman öleceğini
bilmiyor.
Ayrıca sürekli yanlış yapmak:
kalbi ve alışkanlıkları
sertleştirebilir.
Bu yüzden Kur’an’ın verdiği ders:
tövbeyi planlı biçimde son ana bırakma.
Doğruyu bugün gördüysen:
bugün dön.
Ama:
başkasının dönüş kapısını da sen kapatma.

İnsan Korkudan Tövbe Ederse Tövbesi Sahte midir
Hayır.Bu ayrımı da korumak gerekir.
Bir insan:
hastalanınca,
tehlike görünce,
ölümü düşününce
kendine gelebilir.
Korku:
onu:
samimi tövbeye
uyandırabilir.
Bu tövbe otomatik olarak:
“Korktuğu için sahte.”
denilerek reddedilemez.
İnsan bazen:
hayatın kırılganlığını fark edince
gerçekten değişir.
Firavun’un özel durumu:
yalnız korkması değildir.
Hükmün fiilen ve geri dönülmez biçimde onu yakaladığı anda iman ilan etmesidir.
Korku:
samimi dönüşe vesile olabilir.

İnsanlar Firavun Gibi Birinin Tövbesinin Kabul Edilip Edilmeyeceğine Kendileri Karar Verebilir mi
Firavun hakkında:Kur’an bize özel bilgi verir.
Ama başka yaşayan insanlar hakkında:
biz aynı bilgiye sahip değiliz.
Bu nedenle:
bir insan ne kadar kötü geçmişe sahip olursa olsun:
“Allah seni kesin affetmez.”
deme yetkimiz yoktur.
Bir katil,
bir zalim,
bir dolandırıcı,
bir günahkâr
gerçekten tövbe edebilir.
Elbette tövbe:
dünyevî sorumluluğu otomatik kaldırmaz.
Örneğin bir suç işlediyse:
hukuki sonuçları olabilir.
Birinin parasını çaldıysa:
hakkı iade etmesi gerekir.
Allah’a tövbe ≠ insanların haklarının otomatik silinmesi.

Firavun’un Son Anda İman Etmesi Dünyevî Suçlarını Silmiş Olur muydu
Bu ayette Firavun’un özel durumunun sonucu sonraki ayetlerde açıklanacaktır.Fakat genel ilke açısından:
bir insanın Allah’a tövbe etmesi:
başka insanların haklarının:
otomatik olarak yok olması
anlamına gelmez.
Bir insan yıllarca:
işkence,
gasp,
cinayet,
zulüm
yapmışsa:
“Tövbe ettim.”
demesi:
dünyevî hukuk ve mağdur haklarını
kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Tövbe:
Allah ile kul arasındaki boyut açısından önemlidir.
Ama:
kul hakkı ve toplumsal sorumluluk
ayrı bir boyut taşır.

Firavun’un Boğulması Her Zalim Dünyada Böyle Cezalandırılır Demek midir
Hayır.Kur’an burada:
belirli bir tarihsel olay hakkında:
vahiy yoluyla
bize bilgi verir.
Buradan:
“Her zalim dünyada mutlaka dramatik biçimde ölür.”
sonucu çıkarılamaz.
Bazı zalimler:
dünyada ağır ceza görebilir.
Bazıları:
görmeden ölebilir.
Bazıları:
servet içinde yaşayabilir.
Bu yüzden:
dünyevî son ≠ her zaman eksiksiz ilahî hesabın tamamı.
Kur’an’ın ahiret öğretisi:
nihai adaletin:
dünya ile sınırlı olmadığını
hatırlatır.

Yûnus 88–90 Arasında Nasıl Bir Süreç Görüyoruz
Yûnus 88’de Musa:Firavun ve çevresinin:
servetlerini zulüm için kullanması hakkında
dua etti.
Yûnus 89’da Allah:
“Duanız kabul edildi; dosdoğru olun.”
buyurdu.
Yûnus 90’da:
İsrailoğulları denizi geçiyor.
Firavun ve ordusu:
zulüm ve saldırganlıkla
peşlerine düşüyor.
Sonunda:
boğulma Firavun’u yakalıyor.
Ve o zaman:
“İman ettim.”
diyor.
Bu sıralama bize şunu gösterir:
Allah’ın:
“Duanız kabul edildi.”
buyurmasından sonra bile:
bir süreç
yaşanmıştır.
Bu da önceki ayetin:
sabır ve istikamet
mesajını güçlendirir.

Sonuç: Yûnus Suresi 90. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 90. ayet Musa ile Firavun kıssasının en çarpıcı dönüm noktalarından biridir.Yıllardır:
Musa konuşuyor.
Firavun:
reddediyor.
Ayetler geliyor.
Firavun:
kibirleniyor.
Sihirbazlar:
hakikati fark ediyor.
Firavun:
baskısını sürdürüyor.
İman edenler:
korkuyor.
Dua ediyorlar.
Allah’a:
tevekkül ediyorlar.
Musa ve Hârûn:
istikamet üzere kalıyor.
Ve sonunda:
İsrailoğulları:
denizi geçiyor.
Fakat Firavun:
son bir kez daha:
tercih yapıyor.
Durmuyor.
Peşlerinden gidiyor.
Bu son derece önemlidir.
Firavun’un sonu:
sadece geçmişte yaptığı kötülüklerin sonucu olarak anlatılmıyor.
O:
son ana kadar:
zulmün peşinden
gitmeye devam ediyor.
Bu bize:
karakterin tek bir büyük karardan değil,
tekrarlanan tercihlerden
oluştuğunu düşündürür.
İnsan:
bir defa kibirlenir.
Sonra:
yeniden kibirlenir.
Bir kez yalan söyler.
Sonra:
yalanı korumak için başka yalanlar söyler.
Bir kez haksızlık yapar.
Sonra:
haksızlığını kabul etmek yerine daha fazla güç kullanır.
Böylece:
geri dönüş psikolojik olarak
zorlaşabilir.
Bu yüzden:
küçük yanlışları:
“Önemli değil.”
diye sürekli biriktirmemek gerekir.
Çünkü bazı büyük yıkımlar:
bir günde doğmaz.
Tekrarlanan küçük tercihler büyük karakterlere dönüşebilir.
Firavun’un kıssası bunun:
çok ağır bir örneğidir.
Ayetin en çarpıcı anı:
boğulmanın ona yetiştiği andır.
O zaman Firavun:
“İman ettim.”
diyor.
Bu bize:
insanın hakikati neden ertelememesi gerektiğini
gösterir.
Bazen insan:
doğru olduğunu bildiği şeyi:
sonraya bırakır.
“Bir gün namaza başlarım.”
“Bir gün özür dilerim.”
“Bir gün borcumu öderim.”
“Bir gün o haramdan vazgeçerim.”
“Bir gün ailemle barışırım.”
“Bir gün Allah’a dönerim.”
Ama o:
“bir gün”
garanti değildir.
Yûnus 90’ın bize yönelttiği büyük uyarılardan biri:
Doğruyu sonsuza kadar erteleyebileceğini sanma.
Bu:
insanı korkuyla din yönetimine hapsetmek
anlamına gelmemelidir.
Ama hayatın:
gerçekten sınırlı olduğunu
hatırlatır.
İnsan:
ölümlüdür.
Bu yüzden:
iyi bir şeyi yapmak için:
her zaman:
“daha sonra”
olmayabilir.
Birisine:
özür borcun varsa:
belki bugün konuşabilirsin.
Birinin hakkını aldıysan:
bugün iade edebilirsin.
Kötü alışkanlığın varsa:
bugün ilk adımı atabilirsin.
Allah’a dönmek istiyorsan:
bugün başlayabilirsin.
Tövbenin en güzel zamanı:
insanın:
hâlâ özgürce:
“Dönmek istiyorum.”
diyebildiği zamandır.
Ama burada çok önemli bir merhamet dengesi vardır.
Yûnus 90’ı okuyup:
ölmek üzere olan her insana:
“Artık çok geç.”
diyemeyiz.
Bir insan:
kanser olabilir.
Yaşlı olabilir.
Yoğun bakımda olabilir.
Ölüm ihtimalini biliyor olabilir.
Ve:
gerçekten:
pişman olup Allah’a
dönebilir.
Biz:
kalbini bilmiyoruz.
Bu nedenle:
Firavun’un özel vahiy bağlamını bütün hastalara ve yaşlılara genellemek doğru değildir.
Firavun’un sorunu:
hasta olması veya ölüm ihtimalini düşünmesi
değildir.
Boğulma hükmü fiilen onu yakalamışken, artık kaçışın kalmadığı anda iman ilan etmesidir.
Bu ayrım:
çok önemlidir.
Aynı şekilde korkuyla tövbe eden bir insanı da:
küçümsememeliyiz.
İnsan:
bir kaza yaşar.
Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu
anlar.
Sonra:
“Ben hayatımı değiştirmek istiyorum.”
der.
Bu:
sahte olmak zorunda değildir.
Belki o korku:
hayatındaki en gerçek uyanışın
başlangıcıdır.
Bir insan:
ölüm haberinden etkilenir.
Bir yakınının kaybı:
onu düşündürür.
Hastalık:
ona hayatın geçici olduğunu
hatırlatır.
Ve:
samimiyetle değişir.
Korku bazen tövbenin düşmanı değil, uyanışın sebebi olabilir.
Bu yüzden insanların:
Allah’a dönüş motivasyonlarını:
kolayca aşağılamamak gerekir.
Ayetin bir başka güçlü mesajı:
gücü ilahlaştırmamak
konusundadır.
Firavun yıllarca:
orduya,
servete,
makama,
otoriteye
sahiptir.
İnsanların peşinden:
ordusuyla gidebilir.
Ama denizin ortasında:
bütün bu güç:
onu kurtaramıyor.
Bu:
dünyevî sebeplerin değersiz olduğu
anlamına gelmez.
Ordu:
gerçek güçtür.
Para:
gerçek imkândır.
Teknoloji:
gerçek etkidir.
Devlet:
gerçek otoritedir.
Ama:
hiçbiri mutlak değildir.
Firavun'un yanılgısı:
güce sahip olması değil,
gücünü:
sınırı olmayan bir gerçeklik
sanmasıdır.
İnsan bugün de aynı hatayı yapabilir.
Çok parası olduğunda:
“Her şeyi çözerim.”
sanabilir.
Çok güçlü çevresi olduğunda:
“Bana hiçbir şey olmaz.”
diyebilir.
Yüksek makamda:
“Kimse beni sorgulayamaz.”
diyebilir.
Ama insan:
ne kadar güçlü olursa olsun:
ölümlüdür.
Bu, herkesi eşitleyen:
çok büyük hakikattir.
Milyarder de:
ölümlü.
Yönetici de:
ölümlü.
Fakir de:
ölümlü.
Doktor da:
ölümlü.
Alim de:
ölümlü.
Ölüm, insanın tanrı olmadığını hatırlatan en kesin sınırlardan biridir.
Firavun’un son anda:
“İsrailoğullarının iman ettiği Allah’tan başka ilah yok.”
demesi bu açıdan:
trajik bir itiraftır.
Yıllarca:
kendisini üstün gören insan,
sonunda:
kendisinin de:
bir kul
olduğunu kabul ediyor.
Ama o kabul:
özgür seçimin zamanı içindeyken
gelmemiştir.
Bu, bize:
tevhidi yalnız ölüm anında söylenen cümleye
indirgememeyi öğretir.
Tevhid:
hayatta:
kime kul olduğumuzla
ilgilidir.
Allah’tan başka ilah yok demek:
yalnız dilin:
“Lâ ilâhe illallah”
demesi değildir.
Aynı zamanda:
parayı ilahlaştırmamak,
makamı ilahlaştırmamak,
lideri ilahlaştırmamak,
nefsini mutlaklaştırmamak
demektir.
Firavun'un diline:
tevhid son anda geliyor.
Ama hayatı:
uzun süre:
kendi gücünü mutlaklaştırmakla
geçiyor.
İşte kıssanın en büyük ironilerinden biri budur.
Bu ayet ayrıca:
özgür iradenin ahlaki değerini
düşündürür.
İyi olmak:
yalnız mecbur kalınca iyi davranmak
değildir.
Dürüstlük:
yakalanınca:
“Tamam, söyleyeyim.”
demekten daha fazlasıdır.
Bir hırsız:
kamerayı görünce çalmaktan vazgeçebilir.
Bu:
hiç kamera yokken:
çalma fırsatı bulunduğu hâlde:
“Bu yanlış.”
diyen insanın ahlaki tercihiyle
aynı değildir.
İman da:
sadece:
kaçınılmaz sonuç ortaya çıktığında:
“Tamam, kabul ettim.”
demekten daha derin bir teslimiyettir.
Gerçek imtihan:
seçim yapabildiğimiz yerde
ortaya çıkar.
Bu yüzden:
ahlakın değeri:
özgürlükle bağlantılıdır.
Ama yine burada:
başkalarının iç dünyasına hükmetmekten
kaçınmalıyız.
Birisi:
sonradan değiştiğinde:
“Sen zaten korktuğun için değiştin.”
diyerek:
samimiyetini kesin olarak
yargılayamayız.
Belki:
gerçekten değişmiştir.
Kalbin bilgisinin tamamı:
Allah’a aittir.
Biz:
insanın dış davranışlarını
değerlendirebiliriz.
Zarar varsa:
hukuk uygulayabilir.
Ama:
Allah katındaki nihai samimiyet hükmünü
kendimize alamayız.
Yûnus 90’ın bize verdiği bir başka büyük ders:
tövbe ile dünyevî sorumluluğun ayrılmasıdır.
Bir insan:
gerçekten:
Allah’a dönebilir.
Ama geçmişte:
başka insanlara zarar vermişse,
mümkünse:
o zararı:
gidermeye çalışmalıdır.
“Allah beni affettiğine inanıyorum.”
demek:
çalınan parayı:
geri vermemek için
bahane değildir.
Birisine iftira attıysan:
düzeltmelisin.
Borç aldıysan:
ödemeye çalışmalısın.
Bir hakkı gasp ettiysen:
iade etmelisin.
Bir suçun varsa:
hukukî sorumluluğun:
devam edebilir.
Tövbe insanı ahlaki sorumluluktan kaçırmaz; tam tersine sorumlulukla yüzleştirebilir.
Firavun'un hikâyesi bu anlamda:
yalnız ölüm hakkındaki bir hikâye değildir.
Ertelenmiş hakikat hakkındaki hikâyedir.
Hakikati:
bugün bildiğin hâlde:
yarına bırakmak.
Yanlışını:
bugün düzeltebileceğin hâlde:
gurur yüzünden sürdürmek.
Ve zaman geçtikçe:
geri dönmenin daha da zorlaşması.
Bu yüzden ayetin asıl çağrısı:
başkasının sonunu konuşmaktan önce:
kendi bugünümüzü düzeltmektir.
Firavun:
son anda:
“Ben de Müslümanlardanım.”
dedi.
Bizim önümüzde ise:
şu an:
hâlâ tercih alanı
var.
Asıl soru:
Bunu ne yapacağız?
Ve belki Yûnus Suresi 90. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Doğru olduğunu bildiğimiz şeyleri “Nasıl olsa bir gün düzeltirim” diyerek sürekli erteliyor muyuz; yoksa hâlâ özgürce seçim yapabiliyorken hatamızı kabul edip Allah’a ve doğruya dönebiliyor muyuz? Ve başka biri hayatının geç bir döneminde tövbe ettiğinde, Firavun kıssasını ona karşı silah yapmak yerine kalbin nihai hükmünün Allah’a ait olduğunu hatırlayabiliyor muyuz?
“Tövbeyi yarına bırakma; fakat başkasına da ‘Senin için artık çok geç’ deme. Firavun’un trajedisi yaşlı olması değil, hakikati özgürce seçebileceği zamanı sürekli tüketip hüküm kaçınılmaz biçimde geldiğinde teslim olduğunu söylemesidir. Bugün hâlâ seçim yapabiliyorsan, doğruya dönmek için en değerli zaman bugündür.”
Ersan Karavelioğlu