Yûnus Suresi 80. Ayette “Sihirbazlar Gelince Musa Onlara ‘Atacağınız Şeyi Atın’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hz. Musa’nın ‘Atacağınızı atın’ sözü, sihri onaylayan bir çağrı değil; hak ile aldatmanın aynı meydanda açıkça ortaya çıkmasına izin veren peygamberî bir güven ifadesidir. Hakikat, rakibinin gösterisinden korkmaz; fakat insanın kendisini Musa yerine koyup tehlikeyi küçümsemesi de bu ayetten çıkarılamaz.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 80. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Sihirbazlar gelince Musa onlara: ‘Atacağınız şeyi atın.’ dedi.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Fe lemmâ câe’s-seharatu kâle lehum Mûsâ elkû mâ entum mulkûn.”
Bir önceki ayette Firavun:
“Bana bütün bilgili ve usta sihirbazları getirin.”
demişti.
Şimdi o sihirbazlar gerçekten geliyor.
Hz. Musa da onlara:
“Ortaya koyacağınız şeyi ortaya koyun.”
diyor.
Böylece Firavun’un:
Musa’nın mucizesini sıradan bir sihir gösterisi gibi sunma girişimi
fiilî bir karşılaşmaya dönüşüyor.
“Sihirbazlar Gelince” İfadesi Neden Önemlidir
Ayette:“Fe lemmâ câe’s-seharatu”
denilir.
Yani:
“Sihirbazlar gelince...”
Firavun'un verdiği emir artık uygulanmıştır.
Bu kişiler:
rastgele seyirciler değildir.
Kendi alanlarında:
bilgili,
deneyimli,
usta
kişiler olarak toplanmışlardır.
Bir önceki ayette:
“sâhirin alîm”
yani bilgili/usta sihirbazlardan söz edilmişti.
Dolayısıyla Musa’nın karşısına:
Firavun’un bulabildiği en güçlü karşılık
çıkarılmaya çalışılmaktadır.
Hz. Musa Neden “Atacağınızı Atın” Diyor
Çünkü karşılaşmanın:ne olduğunun açıkça görülmesi
gerekmektedir.
Firavun çevresi:
Musa’ya:
“Bu sihir.”
demiştir.
Şimdi gerçek sihirbazlar:
kendi sanatlarını ortaya koyacaktır.
Hz. Musa onların:
ne yapacağını görmeden kaçmıyor.
“Ortaya koyun.”
diyor.
Bu ifade:
Musa’nın Allah’a duyduğu güveni
yansıtır.
Çünkü Musa:
kendi kişisel hünerine değil,
Allah’ın verdiği ayete
dayanmaktadır.
Bu Söz Sihri Onaylamak Anlamına mı Gelir
Hayır.Hz. Musa:
“Sihir güzel bir şeydir, yapmaya devam edin.”
demiyor.
Onların hazırladığı gösterinin:
karşılaşma bağlamında ortaya konulmasına
izin veriyor.
Bir şeyi:
ortaya çıkarmasına izin vermek
ile:
ahlaken onaylamak
aynı değildir.
Örneğin bir mahkemede:
yanlış olduğu düşünülen bir iddianın açıklanmasına izin verilebilir.
Bu:
hâkimin o iddiayı doğru kabul ettiği
anlamına gelmez.
Aynı şekilde Musa’nın:
“Atın.”
demesi de:
sihre onay
değildir.
“Atmak” Burada Neyi İfade Ediyor
Ayette:“elkû”
yani:
“atın”
ifadesi kullanılır.
Kur’an’ın Musa kıssasının başka bölümlerinden:
sihirbazların:
iplerini,
değneklerini
ortaya attıkları
anlaşılır.
Bunların insanların gözüne:
hareket ediyormuş gibi
gösterildiği anlatılır.
Buradaki “atmak”:
karşılaşmada kullandıkları araçları:
meydana bırakmaları
anlamındadır.
Dolayısıyla bu:
rastgele bir nesne atma
değil,
sihir gösterisinin başlamasıdır.
Hz. Musa Sihirbazların Ne Yapacağını Biliyor muydu
Hz. Musa onların:sihirbazlık gösterisi yapacağını
elbette biliyordu.
Ancak Kur’an:
Musa’nın onların bütün teknik ayrıntılarını önceden bildiğini
söylemez.
Peygamber:
gaybı bağımsız olarak bilen bir varlık
değildir.
Allah:
kendisine bildirdiği kadarını
bilir.
Bu yüzden:
peygamberlik ≠ bağımsız sınırsız gayb bilgisi.
Musa’nın güveninin kaynağı:
her tekniği önceden çözmüş olması değil,
Allah’ın kendisini desteklemesidir.
Hz. Musa’nın Tavrı Cesaret midir
Evet.Fakat bu:
düşüncesiz cesaret
değildir.
Musa:
Firavun’un en güçlü uzmanlarıyla
karşı karşıyadır.
Buna rağmen:
“Atacağınızı atın.”
diyebiliyor.
Çünkü kendi görevinin:
Allah tarafından verildiğini
biliyor.
Burada:
iman kaynaklı kararlılık
vardır.
Ama sıradan bir insan:
“Musa da meydan okudu, ben de herkese meydan okuyayım.”
sonucunu çıkaramaz.
Hz. Musa:
vahiy alan bir peygamberdir.
Biz ise:
yanılabilir insanlarız.
Bu Ayet Tehlikeyi Küçümsemeyi Öğretir mi
Hayır.Kur’an’ın peygamber kıssalarında:
tedbir,
plan,
hicret,
korunma
örnekleri de vardır.
Bu yüzden:
“Gerçek mümin tehlikeden hiç çekinmez.”
şeklindeki bir anlayış doğru değildir.
İnsan:
risk değerlendirebilir.
Polisten yardım isteyebilir.
Tehditten uzaklaşabilir.
Doktora gidebilir.
Güvenlik önlemi alabilir.
Bunlar:
iman eksikliği değildir.
Musa’nın bu özel karşılaşmadaki tavrı:
her durumda bilinçsiz risk almaya yönelik genel bir emir değildir.
Hakikat Rakibinin Ortaya Çıkmasından Korkar mı
Hakikat:delil bakımından güçlü ise
karşı görüşün varlığından korkmak zorunda değildir.
Hz. Musa:
sihirbazlara:
“Hiçbir şey göstermeyin.”
demiyor.
Tam tersine:
“Ortaya koyun.”
diyor.
Bu bize düşünsel düzeyde güzel bir ilke düşündürebilir:
Bir görüş gerçekten doğruysa:
eleştiriden,
sorudan,
karşı delilden
kaçmak zorunda değildir.
Hakikat sorgudan korkmaz.
Fakat bu:
her platformda her manipülasyona sınırsız alan açmak gerektiği
anlamına da gelmez.
Karşı Tarafın Görüşünü Dinlemek Onu Doğru Kabul Etmek midir
Hayır.Bir görüşü dinlemek:
ona katılmak
demek değildir.
Bir insan:
karşıt görüşün argümanını
tam olarak öğrenebilir.
Sonra:
eleştirebilir.
Hatta:
yanlış olduğunu gösterebilir.
Bu yaklaşım:
karşı görüşü karikatürleştirip:
“Onlar zaten saçma düşünüyor.”
demekten daha sağlıklıdır.
Musa’nın:
“Atacağınızı atın.”
sözü de karşı tarafın iddiasının:
açıkça ortaya çıkmasına
izin verir.
Sonraki değerlendirme:
ondan sonra gelir.

Bir Tartışmada Önce Karşı Tarafın Gerçek İddiasını Görmek Neden Önemlidir
Çünkü insan bazen:karşı tarafın hiç söylemediği bir şeyi
ona isnat eder.
Sonra:
kendi uydurduğu görüşü
çürütür.
Bu yöntem:
gerçek tartışma değildir.
Sağlıklı yöntem:
önce:
“Sen gerçekten ne diyorsun?”
sorusunu sormaktır.
Sonra:
iddia mümkün olduğunca doğru biçimde
ortaya konulur.
Daha sonra:
deliller değerlendirilir.
Bugün buna:
karşı görüşü en güçlü biçimiyle anlamaya çalışma
ilkesi diyebiliriz.
Yanlış görüş bile doğru biçimde temsil edilmelidir.

Sihirbazların Uzman Olması Neden Kıssada Önemli Bir Ayrıntıdır
Çünkü biraz sonra karşılarında gördükleri şeyin:kendi yaptıkları sanatla aynı olmadığını
anlayabilecek kişiler:
tam da bu uzmanlardır.
Sıradan seyirci:
iki gösteriyi birbirine benzetebilir.
Ama işin uzmanı:
farkı daha iyi anlayabilir.
Bu nedenle Firavun’un:
Musa’yı yenmek için topladığı uzmanlar,
ironik biçimde:
hakikati en hızlı fark edebilecek insanlar
hâline gelebilir.
Bu bize çok önemli bir bilgi ahlakı öğretir:
Gerçek uzmanlık yalnız yapabilmek değil, neyin kendi uzmanlık alanına ait olmadığını da anlayabilmektir.

Bir Uzmanın “Bu Benim Bildiğim Şey Değil” Demesi Zayıflık mıdır
Hayır.Tam tersine:
çok güçlü bir bilimsel ve mesleki dürüstlük olabilir.
Gerçek uzman:
her şeyi açıklıyormuş gibi davranmaz.
Bir doktor:
“Bu benim uzmanlık alanım değil.”
diyebilir.
Bir mühendis:
“Bu hesap için başka uzman gerekir.”
diyebilir.
Bir âlim:
“Bu konuda kesin bilgim yok.”
diyebilir.
Bir bilim insanı:
“Mevcut veriler yetmiyor.”
diyebilir.
“Bilmiyorum.”
demek bilgi eksikliğinin itirafı olabilir;
ama sahte kesinlikten çok daha değerlidir.

Bu Ayet “Meydan Okuma” Kültürünü Destekler mi
Her durumda hayır.Sosyal medyada:
“Hadi karşıma çık!”
“Cesaretin varsa gel!”
gibi sözler bazen:
hakikat arayışından çok:
ego gösterisine
dönüşebilir.
Hz. Musa’nın durumu:
bir peygamberlik karşılaşmasıdır.
O:
kendisini ispatlamak için popülerlik yarışına
girmiyor.
Allah’ın verdiği ayetin:
açığa çıkacağı
bir karşılaşmanın içindedir.
Bu yüzden:
peygamberî meydan okuma ≠ internet tartışma gösterisi.
Hakikati savunmak:
bağırmak,
hakaret etmek,
rakibi aşağılamak
gerektirmez.

Musa’nın Sözü Özgüven ile Kibir Arasındaki Farkı Gösterir mi
Evet.Musa:
“Ben sizden daha zekiyim.”
demiyor.
“Ben yenilmezim.”
demiyor.
“Benden üstün kimse yok.”
demiyor.
Sadece:
“Atacağınızı atın.”
diyor.
Onun güveni:
kendi egosuna değil,
Allah’a dayalıdır.
Bu nedenle:
özgüven ≠ kibir.
Özgüven:
elindeki delile dayanarak sakin kalabilmektir.
Kibir ise:
kendisini başkalarından üstün görüp hakikati bile küçümseyebilmektir.
Firavun’da:
kibir vardır.
Musa’da:
kararlılık ve tevekkül.

Bu Ayetten “Rakibinin Bütün Hilelerini Önce Göster, Sonra Cevap Ver” İlkesi Çıkarılabilir mi
Belirli ölçüde ahlaki bir benzetme kurulabilir.Bir iddiayı çürüteceksen:
önce onun gerçekten ne olduğunu
anlamak gerekir.
Bir dolandırıcılık iddiası varsa:
mekanizmasını ortaya çıkarırsın.
Bir bilimsel iddia varsa:
verisini incelersin.
Bir hukuki iddia varsa:
delilleri toplarsın.
Sonra:
cevap verirsin.
Ancak Yûnus 80 doğrudan:
modern tartışma yöntemi kitabı
değildir.
Bu nedenle ayetin özel bağlamını korumalıyız:
Musa ile Firavun’un sihirbazları arasındaki peygamberlik karşılaşmasıdır.

Sihirbazların Gösterisini İzleyen Halkın Durumu Neden Önemlidir
Bu karşılaşma yalnız Musa ile sihirbazlar arasında değildir.Arka planda:
halkın algısı
da vardır.
Firavun:
Musa’nın mesajını:
sihir
olarak göstermek istiyor.
Sihirbazların gösterisi:
halkı ikna etmek için de kullanılacaktır.
Bu yüzden olay:
bilgi ile:
algı yönetimi
arasındaki farkı düşündürür.
İnsanlar bazen:
en doğru olana değil,
en etkileyici sunulana
inanabilir.
Bugün de:
görüntü,
sahne,
kurgu,
müzik,
montaj,
tekrar
insan algısını güçlü biçimde etkileyebilir.
Bu nedenle:
etkileyici olmak ≠ doğru olmak.

Yûnus 79 ve 80 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 79’da Firavun:“Bana bütün bilgili sihirbazları getirin.”
dedi.
Yani:
uzmanları topladı.
Yûnus 80’de:
o uzmanlar geldiler.
Hz. Musa ise:
“Atacağınızı atın.”
dedi.
Böylece:
Firavun’un kurduğu plan
uygulanmaya başladı.
Bir tarafta:
iktidarın topladığı profesyonel güç.
Diğer tarafta:
Allah’ın elçisi.
Fakat bu karşılaşmanın sonucunu belirleyecek olan:
kalabalık,
sahne,
uzman sayısı
değildir.
Hak ile batıl arasındaki gerçek fark
bir sonraki aşamada ortaya çıkacaktır.

Sonuç: Yûnus Suresi 80. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 80. ayet kısa bir cümleden oluşur:“Sihirbazlar gelince Musa onlara: ‘Atacağınızı atın.’ dedi.”
Fakat bu kısa cümle:
çok büyük bir karşılaşmanın
kapısını açar.
Firavun:
elindeki gücü kullanmıştır.
Ülkenin:
usta sihirbazlarını
toplamıştır.
Musa’nın getirdiği mucizeyi:
“sihir”
olarak göstermeyi planlamaktadır.
Bu planın mantığı açıktır:
Eğer Firavun’un sihirbazları da:
Musa’nın yaptığını andıran bir gösteri
yaparsa,
halk şöyle düşünebilir:
“Demek Musa da sadece bunlardan biri.”
Yani Firavun yalnız Musa’yı:
yenmeye
çalışmıyor.
Musa’nın sunduğu hakikatin:
kategorisini değiştirmeye
çalışıyor.
Mucizeyi:
sihir,
peygamberi:
sihirbaz,
vahyi:
gösteri
olarak sunmak istiyor.
Bu, hakikati reddetmenin çok güçlü yollarından biridir:
Bir şeyi doğrudan çürütemiyorsan:
başka bir isim ver.
Musa ise bu oyundan kaçmıyor.
“Atacağınızı atın.”
diyor.
Burada dikkat çekici olan:
Musa’nın sakinliğidir.
Firavun:
devlet gücüne sahiptir.
Sihirbazlar:
mesleklerinde uzmandır.
Kalabalık:
onları izlemektedir.
Musa ise:
onların gösterisini yapmalarına
izin verir.
Bu, Musa’nın:
kendi kişisel gücüne güvenmesi
değildir.
Çünkü Musa:
mucizenin sahibi değildir.
Mucizenin sahibi Allah’tır.
Musa:
elçidir.
Bu nedenle onun özgüveni:
ego değil,
tevekkül
üzerindedir.
Bu ayrım bugün de çok önemlidir.
İnsan:
bilgisine güvenebilir.
Ama:
“Ben yanılmam.”
dememelidir.
Bir doktor:
mesleğine güvenebilir
ama:
yanılabileceğini bilir.
Bir mühendis:
hesabına güvenebilir
ama:
kontrol ettirir.
Bir âlim:
bilgisine güvenebilir
ama:
“Benim yorumum vahiydir.”
demez.
Gerçek özgüven:
yanılabilir olduğunu bilerek sağlam delile dayanabilmektir.
Kibir ise:
delil olmasa bile kendisini haklı saymaktır.
Bu açıdan Musa ile Firavun arasındaki fark:
yalnız iki kişinin arasındaki fark değildir.
İki farklı zihniyet vardır.
Firavun:
gücünden dolayı haklı olduğunu düşünür.
Musa:
hakikatin kaynağının Allah olduğunu bilir.
Firavun:
kendi sisteminin devamını
korumaya çalışır.
Musa:
sonucu kişisel çıkarına göre
belirlemeye çalışmaz.
Bu nedenle:
güçlü görünmek ile haklı olmak
ayrılır.
Yûnus 80’in günümüz için düşündürdüğü başka bir büyük mesele:
hakikatin karşı görüşten korkmamasıdır.
Eğer bir düşünce:
gerçekten sağlam ise,
karşı görüşün:
sorusundan,
eleştirisinden,
delilinden
kaçmak zorunda değildir.
Bir Müslüman:
inancıyla ilgili zor sorular duyduğunda:
“Bunu sormak yasak.”
demek yerine:
araştırabilir.
Bir âlim:
eleştirildiğinde:
eleştirinin deliline bakabilir.
Bir bilim insanı:
karşı sonuç çıkan araştırmayı
inceleyebilir.
Çünkü:
soru hakikatin düşmanı değildir.
Bazen hatalı olduğumuzu:
soru sayesinde
fark ederiz.
Ancak burada çok önemli başka bir denge vardır.
Hakikatin eleştiriden korkmaması:
her tartışma ortamının sağlıklı olduğu
anlamına gelmez.
Bazı platformlar:
hakikati araştırmak için değil,
insanları:
bağırtmak,
küçük düşürmek,
tıklanma üretmek
için kurulabilir.
Dolayısıyla insan:
her meydan okumayı
kabul etmek zorunda değildir.
Musa’nın:
“Atacağınızı atın.”
sözünü alıp:
“Gerçek inanan her provokasyona cevap verir.”
diyemeyiz.
Bazen en doğru cevap:
tartışmaya girmemektir.
Bazen:
uzaklaşmaktır.
Bazen:
uzmana bırakmaktır.
Bazen:
hukuk yolunu kullanmaktır.
Peygamberî özel durum ile:
bizim günlük hayatımızı
birbirine karıştırmamak gerekir.
Ayetin sihirbazlarla ilgili başka bir çok güçlü yönü vardır.
Bu insanlar:
Firavun’un seçtiği uzmanlardır.
Musa’yı yenmek için
gelmişlerdir.
Yani karşılaşmanın başında:
Musa’nın tarafında değillerdir.
Fakat gerçek uzmanlığın çok önemli bir özelliği vardır:
kendi alanını tanır.
Bir sihirbaz:
sihirbazın ne yaptığını
sıradan insandan daha iyi bilir.
Bir yazılımcı:
sahte bir yazılım gösterisini
daha kolay fark edebilir.
Bir doktor:
tıbbî sahtekârlığı
daha kolay anlayabilir.
Bir mühendis:
sahte teknik iddiayı
daha kolay görebilir.
Bu yüzden uzmanlık:
eğer dürüstlükle birleşirse,
insanı hakikate yaklaştırabilir.
Ama dürüstlük yoksa:
aynı uzmanlık:
aldatmayı daha profesyonel hâle de getirebilir.
İşte ayetin bize düşündürdüğü büyük soru:
Bilgi kimin hizmetinde?
Bilgi:
hakikatin hizmetindeyse
aydınlatır.
Çıkarın hizmetindeyse:
manipülasyona dönüşebilir.
Bu yalnız sihirbazlar için değildir.
Günümüzde:
yapay zekâ uzmanı,
doktor,
avukat,
mühendis,
ekonomist,
gazeteci,
din âlimi
aynı ahlaki sınavla karşılaşabilir.
Bir şirket sana:
“Bizim istediğimiz sonucu çıkar.”
diyebilir.
Bir siyasi yapı:
“Bizi haklı gösterecek rapor hazırla.”
diyebilir.
Bir dinî grup:
“Liderimizin kararına uygun fetva bul.”
diyebilir.
Bir müşteri:
“Gerçeği değil, beni kurtaracak şeyi söyle.”
diyebilir.
O anda insanın uzmanlığı kadar:
karakteri
sınanır.
Hakikate sadık kalacak mı?
Yoksa:
bilgisini:
gücün istediği sonucu üretmek için
mi kullanacak?
Firavun’un sihirbazlarının kıssası bu yüzden:
yalnız büyücülük hikâyesi değildir.
Uzman ile iktidar arasındaki ilişkinin de güçlü bir ahlaki örneğidir.
Yûnus 80’in başka bir önemli mesajı:
karşı görüşü gerçekten ortaya çıkarmaktır.
Bugün tartışmalarda sıkça:
karşımızdaki kişinin görüşünü:
bilerek veya bilmeyerek
çarpıtırız.
Sonra:
daha kolay çürütürüz.
Oysa daha adil yöntem şudur:
Karşındaki kişinin görüşünü öyle doğru anlat ki:
o kişi:
“Evet, benim söylediğim tam olarak bu.”
desin.
Sonra eleştir.
Bu:
hakikate güvenmenin
bir göstergesidir.
Çünkü yanlış görüşü çürütmek için:
onu çarpıtmaya
ihtiyacın yoktur.
Musa’nın:
“Atacağınızı atın.”
sözü bu açıdan:
“İddianızı açıkça ortaya koyun.”
gibi düşünülebilir.
Ortaya koyulsun.
Sonra:
hak ile batıl arasındaki fark
görülsün.
Bu ilke özellikle sosyal medyada değerlidir.
Bir paylaşım görürüz.
Hemen:
öfke duyarız.
Karşı tarafın söylediğinin:
yalnızca bir cümlesini
alıp paylaşırız.
Belki öncesinde ve sonrasında:
başka bir anlam vardır.
Sonra:
o insanı suçlarız.
Daha sağlıklı yöntem:
tam bağlama bakmaktır.
Çünkü:
hakikate sadakat yalnız kendi görüşümüzü savunurken değil, karşı görüşü aktarırken de gerekir.
Bir insanla aynı fikirde olmayabilirsin.
Ama onun:
söylemediği şeyi
ona söyletemezsin.
Bu da:
adaletin bir parçasıdır.
Ayet aynı zamanda gösterinin gücü konusunda bizi uyarır.
Firavun:
ustaları çağırıyor.
Meydanda:
etkileyici görüntüler oluşacak.
İnsan gözü:
gördüğünden etkilenir.
Bugün bu etki:
çok daha büyük ölçektedir.
Bir görüntü:
milyonlarca kez paylaşılabilir.
Bir video:
profesyonel kurgu,
müzik,
grafik
ile çok ikna edici hâle getirilebilir.
Ama:
görsel etki ≠ delil.
Yapay zekâyla:
gerçekte hiç yaşanmamış bir olayın
videosu bile oluşturulabilir.
Bu nedenle modern insan:
yalnız:
“Gördüm.”
demekle yetinmemelidir.
Şunu da sormalıdır:
Kaynağı ne?
Ne zaman çekilmiş?
Bağlamı ne?
Montaj var mı?
Bağımsız doğrulama var mı?
Bu tavır:
şüphecilik hastalığı değildir.
Bilgi sorumluluğudur.
Fakat diğer uçta da:
“Artık her şey sahte olabilir, hiçbir şeye inanmayacağım.”
demek doğru değildir.
Delil değerlendirilir.
Güvenilir kaynaklar karşılaştırılır.
Kesinlik derecesi belirlenir.
İşte hakikate açık ama saf olmayan zihin:
böyle çalışır.
Hz. Musa'nın tavrı da:
korkakça kaçış ile düşüncesiz saldırganlık arasında
başka bir yol gösterir:
Sakin güven.
Ne panik var.
Ne kibir.
Ne hakaret.
Ne de:
“Sizin hiçbir şey yapmanıza izin vermiyorum.”
tavrı.
“Atacağınızı atın.”
Sonuç:
hakikatin ortaya çıkmasına
bırakılıyor.
Belki Yûnus Suresi 80. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir görüşün yanlış olduğunu düşünüyorsak onu gerçekten olduğu şekliyle ortaya koyup delille cevaplayacak kadar hakikate güveniyor muyuz, yoksa onu çarpıtarak mı yenmeye çalışıyoruz; ayrıca sahip olduğumuz bilgi ve uzmanlık, güç sahiplerinin istediği gösteriyi üretmek için mi kullanılıyor, yoksa sonucumuz kendi çıkarımıza ters düşse bile gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet edecek kadar dürüst olabiliyor muyuz?
“Haklıysan karşı tarafın sözünü çarpıtmaya ihtiyacın yoktur. İddia ortaya konsun, delil konuşsun ve hakikat kendisini göstersin. Fakat Musa’nın peygamberî güvenini düşüncesiz risk alma bahanesine dönüştürme; cesaret, tedbiri terk etmek değil, korku ve çıkar yüzünden gerçeği değiştirmemektir.”
Ersan Karavelioğlu