📖 Yûnus Suresi 76. Ayette “Tarafımızdan Kendilerine Hakikat Gelince ‘Şüphesiz Bu Apaçık Bir Sihirdir’ Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,113
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 76. Ayette “Tarafımızdan Kendilerine Hakikat Gelince ‘Şüphesiz Bu Apaçık Bir Sihirdir’ Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen karşısındaki delili gerçekten incelemek yerine ona küçültücü bir etiket yapıştırarak kendisini rahatlatır. Bir şeye ‘sihir’, ‘uydurma’ veya ‘saçmalık’ demek onu çürütmüş olmak değildir; hakikat, etiketle değil delille değerlendirilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 76. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Katımızdan kendilerine hakikat gelince: ‘Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir.’ dediler.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Fe lemmâ câehumu’l-hakku min indinâ kâlû inne hâzâ le-sihrun mubîn.”

Bir önceki ayette:

Hz. Musa ve Hz. Hârûn’un:

Allah’ın ayetleriyle Firavun’a ve ileri gelenlerine gönderildiği

bildirilmişti.

Ancak Firavun ve çevresi:

büyüklük taslamıştı.

Şimdi Yûnus 76 onların deliller karşısındaki ilk tepkisini aktarıyor:

“Bu apaçık bir sihirdir.”

Yani hakikatle yüzleşmek yerine:

onu başka bir kategoriye sokarak değersizleştirmeye çalışıyorlar.

2️⃣ “Kendilerine Hakikat Gelince” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“câehumu’l-hakku min indinâ”

denilir.

Yani:

“Tarafımızdan kendilerine hakikat gelince...”

Buradaki “hak”:

Hz. Musa’nın getirdiği:

vahiy,

tevhid çağrısı,

ilahî ayetler,

mucizeler

ile ilişkilidir.

Kur’an bu mesajı:

hakikat

olarak tanımlıyor.

Firavun çevresi ise aynı olguyu:

“sihir”

olarak adlandırıyor.

Böylece ayette iki farklı değerlendirme karşı karşıya geliyor:

Allah’ın “hak” dediği şey.

Firavun çevresinin “sihir” dediği şey.


3️⃣ Aynı Olay Neden Farklı İnsanlar Tarafından Farklı Yorumlanabilir ❓​

Çünkü insan yalnızca:

gördüğü verilerle

değil,

ön kabulleri,

çıkarları,

kimliği,

korkuları

ile de düşünür.

Aynı olaya iki kişi bakabilir.

Birisi:

“Bu ciddi bir delil, incelemeliyim.”

der.

Diğeri:

“Bunu kabul edersem bütün dünya görüşüm sarsılır.”

diye düşünebilir.

Firavun’un durumunda mesele daha da büyüktür.

Hz. Musa’yı kabul etmek:

yalnızca yeni bir dinî görüşü kabul etmek

değildir.

Firavun’un:

iktidar anlayışını,

üstünlük iddiasını,

kurduğu düzeni

sorgulaması anlamına gelir.

Bu nedenle delil:

siyasi çıkarıyla da çatışmaktadır.

4️⃣ Firavun ve Çevresi Neden “Sihir” Dedi ❓​

“Sihir” suçlaması birkaç işlev görebilir.

Öncelikle Musa’nın gösterdiği olağanüstü işareti:

ilahî bir mucize

olarak kabul etmeyi reddederler.

Onu:

insanların bildiği başka bir açıklama kategorisine

yerleştirmeye çalışırlar.

Böylece halka da şu mesajı verebilirler:

“Gördüğünüz şey sizi etkilemesin; bu Allah’tan gelen bir delil değil, bir sihir gösterisidir.”

Bu nedenle “sihir” kelimesi yalnız bir açıklama değil, aynı zamanda itibar kırıcı bir etiket işlevi de görmektedir.

5️⃣ “Sihir” Ne Demektir ❓​

Kur’an’da “sihr” kelimesi:

çeşitli bağlamlarda kullanılır.

Tarihsel Arapçada:

gizli yöntemlerle etki oluşturma,

göz aldatma,

insanları etkileme

gibi anlam alanlarıyla ilişkilendirilebilir.

Kur’an sihir kavramından farklı ayetlerde söz eder.

Ancak Yûnus 76’da temel mesele:

sihirin teknik tanımını yapmak değil, Firavun çevresinin Musa’nın mucizesini sihir diye nitelemesidir.

Yani ayetin merkezinde:

suçlamanın doğruluğu değil, suçlamanın kendisi

vardır.

6️⃣ Mucize ile Sihir Aynı Şey midir ❓​

Kur’an’ın perspektifinde hayır.

Mucize:

Allah’ın bir peygamberi doğrulamak için verdiği olağanüstü işarettir.

Sihir ise:

peygamberlik mucizesiyle aynı şey değildir.

Hz. Musa’nın mucizeleri:

onun kendi başına sahip olduğu bağımsız doğaüstü güç

olarak anlatılmaz.

Allah’ın ayetleri

olarak sunulur.

Bu nedenle Musa:

“Ben olağanüstü güç sahibi bir ilahım.”

dememiştir.

O:

Allah’ın elçisidir.

7️⃣ Hz. Musa’nın Mucizesi Onun Kendi Bağımsız Gücü müydü ❓​

Hayır.

Kur’an’ın anlatımında Musa’nın mucizesi:

Allah’ın izni ve yaratmasıyla

gerçekleşir.

Bu çok önemlidir.

Musa:

ilah değildir.

Allah’ın ortağı değildir.

Kendi başına:

evren yasalarını dilediği gibi değiştiren bağımsız bir güç

değildir.

O:

Allah tarafından desteklenen bir peygamberdir.

Dolayısıyla:

mucize ≠ peygamberin ilahlığı.

8️⃣ Firavun’un “Sihir” Demesi Bir Delil midir ❓​

Hayır.

Bir olaya isim vermek:

o ismin doğru olduğunu

kanıtlamaz.

Bir kişi:

“Bu sahtekârlıktır.”

diyebilir.

Ama sonra:

neden?

hangi delille?

nasıl?

soruları gelir.

Aynı şekilde:

“Bu sihir.”

demek,

Musa’nın getirdiği işaretlerin gerçekten sihir olduğunu

ispatlamaz.

Etiket ≠ kanıt.

Bu ayetin günümüzdeki en önemli bilgi ahlakı derslerinden biri budur.

9️⃣ Bir Şeyi “Saçmalık” Diye Adlandırmak Onu Çürütür mü ❓​

Hayır.

Bir insan tartışmada:

“Bu saçmalık.”

diyebilir.

“Komplo.”

diyebilir.

“Hurafe.”

diyebilir.

“Bilim dışı.”

diyebilir.

Bazen bu etiket doğru olabilir.

Ama yine:

neden doğru olduğunu göstermek gerekir.

Aynı şekilde bir kişi:

“Bu bilimsel.”

dediğinde de görüş otomatik doğru hâle gelmez.

Bilimsellik:

etiketle değil:

yöntem,

veri,

kanıt,

test

ile gösterilir.

Yûnus 76 bize:

adlandırmak ile kanıtlamak arasındaki farkı

hatırlatır.

🔟 Şüphe Etmek Firavun’un Tavrıyla Aynı mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan Musa’nın karşısında olsaydı ve:

“Bunun ne olduğunu anlamak istiyorum.”

deseydi,

bu otomatik olarak Firavun’un kibrine eşit olmazdı.

Samimi sorgulama:

hakikati arama sürecinin parçası olabilir.

Problem:

delili incelemeden:

önceden verilmiş bir kararla

reddetmektir.

Firavun’un bağlamında mesele:

yalnız soru sormak değildir.

Ayetler geliyor,

ama onlar:

büyüklük taslıyor

ve ardından:

“Bu sihir.”

diyorlar.

Bu yüzden:

samimi şüphe ≠ kibirli reddediş.

1️⃣1️⃣ Bir Mucizeyi Görmek Herkesi İman Ettirir miydi ❓​

Hayır.

Yûnus 76 bunun çok açık örneklerinden biridir.

İnsan bazen:

“Allah bana çok büyük bir mucize gösterse kesin inanırım.”

diye düşünebilir.

Ama Kur’an kıssaları:

olağanüstü bir olay görmenin bile insanın:

kibrini,

çıkarını,

ön kabulünü

otomatik olarak yok etmediğini gösterir.

İnsan gördüğü mucizeyi bile:

başka bir kategoriye sokabilir.

Gözün görmesi ≠ kalbin kabul etmesi.

Delil önemlidir.

Ama insanın delile karşı dürüstlüğü de önemlidir.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Bilimle Çatışan Her Şeyi “Mucize” Diye Kabul Etmemizi mi Söyler ❓​

Hayır.

Bir insan bugün:

olağanüstü bir iddia ortaya atarsa

onu araştırmak gerekir.

“Mucize dedi, demek kabul etmeliyim.”

diye bir kural yoktur.

Peygamberlik mucizesi:

vahiy bağlamında özel bir konudur.

Bugün:

video manipülasyonu,

illüzyon,

sahne gösterisi,

dijital efekt,

yapay zekâ üretimi

gibi çok sayıda yanıltıcı yöntem olabilir.

Bu nedenle modern bir olağanüstü iddia karşısında:

kanıt istemek son derece makuldür.

Yûnus 76’nın mesajı:

“Her olağanüstü iddiaya inan.”

değil;

“Delili incelemeden etikete sığınıp kaçma.”

şeklinde anlaşılmalıdır.

1️⃣3️⃣ Din Adına Sunulan Olağanüstü İddialar da Sorgulanabilir mi ❓​

Evet.

Bir kişi:

“Ben keramet gösteriyorum.”

diyebilir.

“Geleceği biliyorum.”

diyebilir.

“Allah bana insanların kalplerini okuma gücü verdi.”

diyebilir.

Bu tür büyük iddialar:

sorgulanabilir.

Hatta sorgulanmalıdır.

Çünkü:

olağanüstü iddia ≠ otomatik doğruluk.

Kur’an’ın peygamberlik mucizeleriyle:

bugünün doğrulanmamış internet videolarını

aynı kategoriye koyamayız.

Bir insanın:

dinî kıyafet giymesi,

çok takipçisi olması,

hakkında keramet hikâyeleri anlatılması

onun her olağanüstü iddiasını gerçek yapmaz.

1️⃣4️⃣ “Hakikat Geldi” İfadesi Her Dinî Yorumu Hakikat Yapar mı ❓​

Hayır.

Buradaki hak:

Allah’ın Hz. Musa’ya verdiği peygamberlik mesajıdır.

Bugün bir insan:

kendi tefsirini,

mezhep görüşünü,

kişisel yorumunu

“İşte Allah’tan gelen mutlak hakikat budur.”

diye sunarken dikkatli olmalıdır.

Kur’an:

vahiydir.

Ama:

bizim Kur’an hakkındaki yorumumuz vahyin kendisi değildir.

Bir tefsir:

çok güçlü olabilir.

Bir âlim:

çok bilgili olabilir.

Ama:

yanılabilir.

Bu nedenle:

vahiy ≠ insan yorumu.

Bu ayrım dinî tartışmalarda son derece önemlidir.

1️⃣5️⃣ Güç Sahipleri Neden Rahatsız Edici Hakikati “Tehlikeli” Diye Etiketleyebilir ❓​

Çünkü bazı gerçekler:

güç düzenini

sarsabilir.

Bir çalışan:

şirketteki yolsuzluğu ortaya çıkarabilir.

Sonra:

“Sorun çıkarıyor.”

diye etiketlenebilir.

Bir gazeteci:

haksızlığı araştırabilir.

“Düşman.”

diye damgalanabilir.

Bir aile üyesi:

yıllardır saklanan bir haksızlığı söyleyebilir.

“Aileyi dağıtıyor.”

denilebilir.

Elbette her:

muhalif,

ihbarcı,

eleştirmen

otomatik olarak haklı değildir.

Ama önemli ilke şudur:

Kişiye yapıştırılan etikete değil, ortaya koyduğu delile bakılmalıdır.

Firavun’un:

“Sihir.”

demesi de bu açıdan düşündürücüdür.

1️⃣6️⃣ Hakikat İddiası Olan Kişi Eleştiriye Açık Olmalı mı ❓​

Evet.

Bir insan:

“Ben doğruyu söylüyorum.”

dediğinde eleştiriden muaf olmaz.

Hz. Musa’nın haklılığını biz:

Kur’an’ın vahyi sayesinde biliyoruz.

Bugünün insanı ise:

peygamber değildir.

Bu yüzden herhangi biri:

“Beni eleştiren Firavun gibidir.”

diyemez.

Belki de eleştiri:

haklıdır.

Bu nedenle kendimizi:

Musa rolüne,

karşımızdakini:

Firavun rolüne

kolayca yerleştirmemeliyiz.

Kendini hakikatin temsilcisi ilan etmek ≠ gerçekten haklı olmak.

1️⃣7️⃣ “Apaçık Sihir” Demeleri Neden Dikkat Çekicidir ❓​

Ayette:

“le-sihrun mubîn”

yani:

“apaçık bir sihir”

ifadesi vardır.

İlginç olan şudur:

Onlar kendi yargılarını:

tereddütlü değil,

çok kesin

bir dille ifade ediyorlar.

Bu, insan psikolojisinde sık görülebilir.

Bir insan:

çok az bilgi sahibi olduğu hâlde

çok kesin konuşabilir.

Başka biri:

çok bilgili olduğu için:

sınırları,

belirsizlikleri

daha fazla görür.

Bu nedenle:

kesin konuşmak ≠ doğru olmak.

Bilgi ahlakının önemli parçası:

emin olduğumuz yer ile emin olmadığımız yeri ayırabilmektir.

1️⃣8️⃣ Yûnus 74, 75 ve 76 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 74:

peygamberlerin açık deliller getirdiğini

ama bazı toplumların:

ısrarlı biçimde reddettiğini

anlattı.

Yûnus 75:

Musa ve Hârûn’un:

Allah’ın ayetleriyle

Firavun ve ileri gelenlerine gönderildiğini söyledi.

Onların temel tepkisi:

kibir

oldu.

Yûnus 76 ise bu kibrin söyleme dönüşmüş biçimini gösteriyor:

“Bu apaçık bir sihirdir.”

Yani süreç şöyledir:

Delil geliyor.

Kibir devreye giriyor.

Sonra delil, küçültücü bir etiketle reddediliyor.


Bu, yalnız tarihî değil; insanın hakikatle ilişkisinde tekrar edebilen çok güçlü bir modeldir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 76. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 76. ayet çok kısa olmasına rağmen insanın hakikati nasıl reddedebileceğine dair son derece derin bir örnek verir.

Hz. Musa ve Hz. Hârûn:

boş elle gelmemiştir.

Bir önceki ayet açıkça:

“Ayetlerimizle gönderdik.”

demiştir.

Yani:

delil var.

Mesaj var.

Peygamberlik var.

Ama Firavun ve çevresinin tepkisi:

“Bu sihir.”

oluyor.

Bu bize önemli bir şey gösterir:

Bir insanın delille karşılaşması, onun delili dürüstçe değerlendireceğini garanti etmez.

Bazen insan önce:

kararını verir.

Sonra:

o kararını savunacak açıklamayı bulur.

Firavun için:

Musa’nın haklı çıkması

çok ağır sonuçlar doğuracaktır.

Eğer Musa gerçekten Allah’ın elçisiyse:

Firavun’un kurduğu mutlaklık iddiası çöker.

Kendisi:

Allah’ın kulu olduğunu

kabul etmek zorunda kalır.

Musa’nın taleplerini ciddiye almak zorunda kalır.

İsrailoğullarına yönelik düzenini sorgulamak zorunda kalır.

Yani hakikat:

yalnız zihnini değil,

çıkarını ve iktidarını da

tehdit eder.

İşte insanın hakikat karşısındaki en büyük sınavlarından biri budur:

Hakikat benim çıkarıma ters düştüğünde de hakikat olarak kalıyor mu?

Çok insan:

kendisine fayda sağlayan gerçeği

kolay kabul eder.

Asıl sınav:

gerçek:

para kaybettirecekse,

makamı sarsacaksa,

özür dilemeye zorlayacaksa,

yıllardır savunduğun fikrin yanlış olduğunu gösterecekse

başlar.

O anda insan:

delile mi bakacak,

yoksa:

etiket mi üretecek?

Firavun’un çevresi:

etiket üretiyor:

“Sihir.”

Bugün bunun biçimleri farklı olabilir.

“Saçma.”

“Yalan.”

“Propaganda.”

“Komplo.”

“Cahilce.”

“Bilim dışı.”


Bu kelimelerin bazıları bazı durumlarda doğru olabilir.

Ama doğru olmaları için:

gerekçe gerekir.

Bir şeyi:

“komplo teorisi”

diye adlandırmak,

iddianın yanlış olduğunu tek başına ispatlamaz.

Aynı şekilde bir şeyi:

“bilimsel”

diye pazarlamak da onu otomatik doğru yapmaz.

Bilim:

etiketten değil,

kanıt ve yöntemden

güç alır.

Dinî iddia da aynı şekilde:

“Allah adına söylüyorum.”

etiketiyle otomatik doğru olmaz.

Kaynağa bakılır.

Delile bakılır.

Bağlama bakılır.

İşte Yûnus 76 bizi bu açıdan çok önemli bir düşünce disiplinine çağırır:

İsme değil, delile bak.

Ancak bu ayetin başka bir yönden yanlış kullanılmasını da önlemek gerekir.

Bir insan:

eleştirildiğinde:

“Bana da Musa’ya yaptıkları gibi iftira atıyorlar; demek ben doğruyum.”

diyebilir.

Bu mantık yanlıştır.

Musa:

peygamberdi.

Vahiy alıyordu.

Allah tarafından desteklenmişti.

Biz:

peygamber değiliz.

Bugün bir insan:

gerçekten sahtekâr olabilir

ve insanlar ona:

“Sahtekâr.”

diyebilir.

Bu durumda:

“Musa’ya da sihirbaz demişlerdi.”

diye kendisini temize çıkaramaz.

Bu nedenle:

haksız suçlanmak ≠ otomatik peygamberî haklılık.

Bize düşen yine:

delile bakmaktır.

Birisi sana:

“Yanlış yaptın.”

diyorsa:

hemen:

“Beni karalıyor.”

deme.

Önce:

“Gerçekten yaptım mı?”

diye sor.

Eleştiri doğruysa:

düzelt.

Yanlışsa:

delille reddet.

İşte olgunluk budur.

Yûnus 76’nın insan psikolojisine yönelik başka bir güçlü mesajı da:

bilişsel savunma mekanizmalarıdır.

İnsan uzun süre bir şeye inanmışsa:

karşı delil geldiğinde

hemen fikrini değiştirmeyebilir.

Çünkü yalnız düşüncesi değil:

kimliği

de etkilenir.

“Ben yıllardır bunu savunuyorum.”

“Bütün çevrem böyle düşünüyor.”

“Bu yanlış çıkarsa ben ne olacağım?”


İşte bu durumda insan bazen:

delili incelemek yerine:

delili değersizleştirecek kelime

arar.

Firavun’un:

“Sihir.”

demesi bu tavrın tarihsel ve teolojik bir örneğidir.

Fakat gerçek düşünsel cesaret:

kendi görüşünün yanlış çıkabilme ihtimalini taşıyabilmektir.

Bu kolay değildir.

Ama hakikate sadakat bunu gerektirir.

Ayet ayrıca mucize anlayışımızı da dengeler.

Müslüman:

Hz. Musa’nın mucizelerine

iman eder.

Ama buradan:

bugün gördüğü her olağanüstü videoya

inanmak zorunda değildir.

Tam tersine:

modern teknoloji bize çok daha fazla dikkat gerektirir.

Bir video:

yapay zekâ ürünü olabilir.

Montaj olabilir.

İllüzyon olabilir.

Sahne hilesi olabilir.

Eski görüntü yeni diye sunulabilir.

Bu nedenle:

olağanüstü iddia daha çok doğrulama ister.

Dinî alanda da:

“Şu kişi keramet gösterdi.”

dendiğinde:

hemen:

“Demek Allah’ın kesin velisi.”

sonucu çıkarılamaz.

Kur’an Allah’ın velilerinin temel ölçüsünü birkaç ayet önce vermişti:

iman ve takva.

Olağanüstü hikâyeler:

ahlakın yerine geçmez.

Bir kişi:

olağanüstü işler yaptığını iddia ediyor

ama:

insanları sömürüyor,

para için din kullanıyor,

haksızlık yapıyor

ise,

olağanüstü anlatılar onun ahlaki problemlerini ortadan kaldırmaz.

Yûnus 76’nın bir başka yönü:

hakikat ile iktidar arasındaki gerilimdir.

Firavun’un problemi yalnız:

teolojik fikir ayrılığı

değildir.

Musa’nın mesajı onun:

iktidar düzenine

dokunmaktadır.

Bu nedenle güçlü insanlar:

bazı gerçekleri:

sırf yanlış olduğu için değil,

kendilerine zarar vereceği için

reddedebilir.

Bu tarihte:

çok tekrar eden bir problemdir.

Bir şirket:

ürününün zararlı olduğuna dair verileri

gizleyebilir.

Çünkü para kaybeder.

Bir yönetici:

hatalı kararın sonuçlarını

kabul etmeyebilir.

Çünkü itibarı sarsılır.

Bir aile büyüğü:

çocuğuna haksızlık yaptığını

kabul etmeyebilir.

Çünkü:

“Ben yıllardır otoriteyim.”

der.

Bir dinî lider:

eski sözünün yanlış olduğunu

düzeltemeyebilir.

Çünkü takipçi kaybetmekten korkar.

İşte Firavun kıssası:

hakikat karşısında çıkarı merkeze koymanın

tehlikesini gösterir.

Ama buradan da:

her güçlü insanın hakikate düşman olduğu

sonucu çıkarılmamalıdır.

Bir yönetici:

yanlışını kabul edebilir.

Bir patron:

çalışanından özür dileyebilir.

Bir âlim:

fetvasını düzeltebilir.

Bir anne-baba:

çocuğuna:

“Sana haksızlık ettim.”

diyebilir.

İşte gerçek büyüklük belki de burada başlar:

yanlışını kabul edebilecek kadar güçlü olmak.

Firavun'un yaptığı bunun tersidir:

gücünü:

yanlışını korumak için

kullanır.

Ayetin:

“apaçık sihir”

ifadesindeki kesinlik de bize önemli bir bilgi dersi verir.

İnsan:

bazen ne kadar yanlışsa

o kadar kesin konuşabilir.

Bu her zaman böyle değildir elbette.

Ama:

kesin ton = kesin bilgi

değildir.

Bir insan:

%100 emin görünerek

yanlış konuşabilir.

Başka biri:

“Elimdeki verilere göre...”

diyerek çok daha doğru konuşabilir.

Bilgi:

ses tonuyla

ölçülmez.

Delille ölçülür.

Bu yüzden dinî ve bilimsel konuşmada:

kesinlik derecemizi dürüstçe belirtmek önemlidir.

“Bunu biliyorum.”

“Bunu kuvvetle düşünüyorum.”

“Bu ihtimal.”

“Bu konuda emin değilim.”

“Bilmiyorum.”


Bunların her biri ayrı cümlelerdir.

Hepsini:

“Kesin böyledir.”

seviyesine çıkarmak bilgi ahlakını bozar.

Yûnus 76 ayrıca Müslümanın kendi inancını savunurken:

başka görüşleri karikatürleştirmemesini de düşündürür.

Bir ateist:

soru soruyorsa:

hemen:

“Kibirli.”

demek doğru değildir.

Bir Müslüman:

bir tefsiri sorguluyorsa:

“İmanı zayıf.”

demek doğru değildir.

Bir insan:

mucize hakkında:

“Bunu nasıl anlamalıyız?”

diye soruyorsa:

“Firavun gibi sihir diyorsun.”

diye suçlamak doğru değildir.

Firavun’un tavrını:

her eleştirel soruya

yapıştırırsak,

ayetlerin bağlamını bozarız.

Samimi araştırma:

hakikatin düşmanı değildir.

Dürüst soru bazen imanın yolunu açabilir.

Asıl sorun:

cevabı dinlememeye

baştan karar vermektir.

Yûnus 76’nın en güçlü mesajlarından biri belki de şudur:

Hakikate karşı en büyük engel her zaman bilgisizlik değildir; bazen kibirdir.

Bilgisiz insan:

öğrenebilir.

Ama:

“Ben zaten biliyorum ve yanılmam.”

diyen insan

öğrenmeye kapanabilir.

Bu yüzden bilgi sahibi olmak kadar:

öğrenilebilir kalmak

da değerlidir.

Ve belki Yûnus Suresi 76. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bize ters düşen bir delille karşılaştığımızda gerçekten onu incelemeye mi çalışıyoruz, yoksa onu küçültmek için hemen bir etiket mi buluyoruz; daha da önemlisi, gerçeği kabul etmek bize para, makam, itibar veya gurur kaybettirecek olsa bile hakikati çıkarımızdan üstün tutabilecek kadar dürüst olabiliyor muyuz?

“Bir gerçeği etiketleyerek yok edemezsin. ‘Sihir’, ‘saçmalık’, ‘propaganda’ veya ‘uydurma’ demeden önce delile bak. Şüphe etmekten korkma; fakat hakikat çıkarına ters düştüğünde onu küçültmek için bahane de üretme. Gerçek düşünsel cesaret, gerektiğinde ‘Yanılmışım’ diyebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt