📖 Yûnus Suresi 69. Ayette “Allah’a Karşı Yalan Uyduranlar Asla Kurtuluşa Eremezler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,105
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 69. Ayette “Allah’a Karşı Yalan Uyduranlar Asla Kurtuluşa Eremezler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen kendi sözünü güçlendirmek için Allah’ın adını kullanabilir; fakat Allah adına söylenen her söz, sahibine ağır bir sorumluluk yükler. Dinî otorite kazanmak için hakikati çarpıtmak kısa vadede etkili görünse bile, Kur’an bunun gerçek bir başarı olmadığını bildirir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 69. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“De ki: Allah’a karşı yalan uyduranlar kesinlikle kurtuluşa eremezler.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Kul innellezîne yefterûne alallâhi’l-kezibe lâ yuflihûn.”

Bir önceki ayette:

“Allah çocuk edindi.”

iddiası reddedilmiş,

Allah’ın:

hiçbir şeye muhtaç olmadığı,

göklerde ve yerde ne varsa O’na ait olduğu

ve Allah hakkında bilgisizce konuşulmaması gerektiği

bildirilmişti.

Yûnus 69 şimdi bu çizgiyi çok net bir hükümle tamamlar:

Allah’a yalan isnat etmek gerçek kurtuluşa götürmez.

2️⃣ “Allah’a Karşı Yalan Uydurmak” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“yefterûne alallâhi’l-kezib”

ifadesi kullanılır.

Bu:

Allah’ın söylemediği bir şeyi:

“Allah söyledi.”

diye sunmak,

Allah’ın izin vermediği bir inancı:

ilahî gerçekmiş gibi göstermek,

Allah’a:

çocuk,

ortak,

hüküm,

söz

nispet etmek

gibi durumları kapsayabilir.

Burada sorun yalnızca yanlış düşünmek değil;

yanlışı Allah’a nispet etmektir.

3️⃣ Bir İnsan Allah Hakkında Yanlış Düşünürse Otomatik Olarak İftiracı mı Olur ❓​

Hayır.

Bu ayrımı korumak gerekir.

Bir insan:

yanlış bilgi öğrenmiş olabilir.

Bir ayeti yanlış anlamış olabilir.

Bir teolojik konuda hata yapmış olabilir.

Bir âlim içtihadında yanılmış olabilir.

Bunların hepsini:

bilinçli olarak Allah’a yalan uydurmakla

aynı görmek doğru değildir.

İftira:

kasıtlı uydurma boyutu taşıyabilir.

Dolayısıyla:

yorum hatası ≠ otomatik kasıtlı iftira.

4️⃣ Neden Allah Adına Yalan Söylemek Bu Kadar Ağır Bir Konudur ❓​

Çünkü insan:

kendi görüşünü söylediğinde:

“Ben böyle düşünüyorum.”

demiş olur.

Ama:

“Allah böyle buyurdu.”

dediğinde çok daha büyük bir otorite kullanır.

Bu söz:

insanların:

vicdanını,

ibadetini,

ailesini,

ticaretini,

hayat tercihlerini

etkileyebilir.

Bu nedenle Allah adına konuşmak:

kişisel fikir belirtmekten çok daha ağır bir sorumluluktur.

5️⃣ “Lâ Yuflihûn” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“lâ yuflihûn”

denilir.

“Felâh”:

kurtuluş,

başarı,

esenlik,

istenilen hayırlı sonuca ulaşma

anlamlarını taşır.

Dolayısıyla ayet:

“Onların hiçbir dünyevî başarısı olmaz.”

demek zorunda değildir.

Bir insan Allah adına yalan söyleyip:

para kazanabilir.

Şöhret sahibi olabilir.

İnsanları etkileyebilir.

Büyük bir topluluk kurabilir.

Ama Kur’an’ın ölçüsünde:

bu gerçek felâh değildir.

6️⃣ Bir İnsan Din Üzerinden Çok Para Kazanıyorsa Başarılı mı Sayılır ❓​

Dünyevî ölçüyle:

zengin,

tanınmış,

etkili

görünebilir.

Ama Yûnus 69 bize:

görünür başarı ile gerçek kurtuluşun aynı şey olmadığını

hatırlatır.

Bir insan:

milyonlarca takipçi toplayabilir.

Fakat insanlara:

yanlış dinî bilgiler,

uydurma hükümler,

Allah’a isnat edilen yalanlar

anlatıyorsa bu başarı:

ahlaki ve uhrevî başarı değildir.

Şöhret:

doğruluğun kanıtı olmaz.

7️⃣ Çok Takipçi Bir Dinî Görüşün Doğru Olduğunu Gösterir mi ❓​

Hayır.

Bir söz:

milyonlarca kez paylaşılmış olabilir.

Bir kişi:

çok seviliyor olabilir.

Bir video:

milyonlarca izlenmiş olabilir.

Bunlar:

o görüşün Allah katında doğru olduğunu

kanıtlamaz.

Popülerlik ≠ vahiy.

Hakikat:

takipçi sayısıyla

ölçülmez.

Bir görüşün doğruluğu:

kaynak,

delil,

bağlam

üzerinden değerlendirilmelidir.

8️⃣ “Allah Dedi ki...” Sözü Neden Dikkatli Kullanılmalıdır ❓​

Çünkü bu cümle:

çok güçlüdür.

Bir ayeti doğru biçimde aktarıyorsan:

elbette:

“Allah şöyle buyuruyor.”

diyebilirsin.

Ama kaynak bilinmiyorsa:

bir sözün Kur’an’dan olup olmadığı kesin değilse

daha dikkatli olmak gerekir.

Örneğin:

“Allah kesin bunu istemiyor.”

veya:

“Allah senden nefret ediyor.”

gibi cümleler,

vahiyde açık dayanak olmadan söylendiğinde

çok problemli olabilir.

İnsan Allah’ın adına:

kendi duygusunu konuşturmamalıdır.

9️⃣ Allah’ın Sevdiği ve Sevmediği Şeyler Hakkında Hiç Konuşamayacak mıyız ❓​

Konuşabiliriz.

Kur’an ve güvenilir Sünnet:

Allah’ın:

adaleti sevdiğini,

zulmü sevmediğini,

tövbeyi kabul ettiğini,

belirli davranışları yasakladığını

bildirebilir.

Burada mesele:

kaynaklı bilgi ile kişisel tahmini ayırmaktır.

Bir ayette açık hüküm varsa:

onu aktarabiliriz.

Ama:

“Ben bu kişiyi sevmiyorum; demek Allah da sevmiyor.”

şeklinde kişisel duyguyu ilahî hükme çeviremeyiz.

🔟 Haram ve Helâl Konusunda Bu Ayet Nasıl Bir Ölçü Verir ❓​

Yûnus 59’dan beri bu çizgi devam etmektedir.

İnsan:

Allah’ın helâl kıldığı şeye:

keyfî biçimde haram,

Allah’ın haram kıldığı şeye:

keyfî biçimde helâl

diyemez.

Fakat fıkhî meselelerde:

yorum,

içtihat,

mezhep farklılığı

olabilir.

Bu nedenle:

“Bu benim mezhebimin görüşüdür.”

demek başka,

“Allah kesin bunu böyle emretti ve başka görüş mümkün değildir.”

demek başkadır.

İhtilaf olan yerde kesinlik dili dikkatli kullanılmalıdır.

1️⃣1️⃣ Uydurma Hadisler Bu Ayetin Mesajıyla İlişkili midir ❓​

Dolaylı olarak evet.

Hz. Muhammed’e:

söylemediği bir sözü nispet etmek

de ciddi bir dinî sorumluluk doğurur.

Çünkü Peygamber’in sözü:

dinî hüküm ve ahlak anlayışını etkiler.

Bu yüzden:

“Peygamberimiz şöyle buyurdu...”

demeden önce kaynağı kontrol etmek önemlidir.

Sosyal medyada dolaşan her güzel söz:

hadis değildir.

Güzel cümle ≠ sahih hadis.

İyi niyetle paylaşmak bile doğrulama ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

1️⃣2️⃣ Bir Sözü Yanlışlıkla Hadis Diye Paylaşırsak Ne Yapmalıyız ❓​

Fark ettiğimizde:

düzeltmek

en güzel davranışlardan biridir.

Örneğin:

“Daha önce bunu hadis olarak paylaşmıştım; kontrol ettiğimde güvenilir bir kaynağa ulaşamadım.”

denilebilir.

Bu:

insanı küçültmez.

Tam tersine:

ilmî dürüstlük gösterir.

Hata yapmak başka,

hatayı öğrendikten sonra:

ısrarla sürdürmek

başkadır.

Yanlış bilgi yaydıysan mümkünse:

düzeltmeyi de aynı alana ulaştırmak

sorumlu bir davranıştır.

1️⃣3️⃣ Allah Adına Yalan Söylemek Sadece Din Adamlarının Sorunu mudur ❓​

Hayır.

Herkes bu konuda dikkatli olmalıdır.

Anne-baba:

çocuğuna:

“Allah bunu yaparsan kesin seni çarpar.”

diyebilir.

Bir arkadaş:

“Allah sana şu yüzden bunu yaşattı.”

diyebilir.

Sosyal medyada biri:

“Bu felaket kesin şu günahın cezasıdır.”

diye paylaşabilir.

Bunların hepsinde aynı soru sorulmalıdır:

Bunu Allah’ın özel hükmü olarak nereden biliyoruz?

Bilmediğimiz şeyi:

Allah’ın kesin kararı gibi

söylememeliyiz.

1️⃣4️⃣ Bir Depremin veya Felaketin Kesin İlâhî Ceza Olduğunu Söylemek Doğru mudur ❓​

Vahiy olmadan belirli bir felaket hakkında:

“Allah bu insanları şu günahları yüzünden cezalandırdı.”

diye kesin hüküm vermek doğru değildir.

Depremlerin:

jeolojik,

fiziksel

mekanizmaları vardır.

Sellerin:

meteorolojik,

coğrafi,

altyapısal

nedenleri olabilir.

İnsan ihmali zararı büyütebilir.

Bütün bunları incelemek:

Allah’ın yaratmasını inkâr etmek değildir.

Ama doğal olayı:

belirli insanların günahına karşı kesin ilahî ceza

diye ilan etmek başka bir iddiadır ve özel delil gerektirir.

1️⃣5️⃣ “Allah Bana Şunu Söyledi” Gibi Kişisel İddialar Nasıl Değerlendirilmelidir ❓​

Peygamberlik sona erdikten sonra kişisel:

rüya,

ilham,

sezgi

vahiy seviyesine çıkarılamaz.

Bir insan:

“İçime böyle doğdu.”

diyebilir.

Bu onun kişisel tecrübesidir.

Ama:

“Allah bana kesin bunu emretti, artık herkes buna uymak zorunda.”

şeklinde dinî bağlayıcılık üretmek doğru değildir.

İlham ≠ vahiy.

Rüya ≠ yeni şeriat.


Kişisel manevî tecrübe:

başkaları için zorunlu dinî delil hâline gelmez.

1️⃣6️⃣ “Kurtuluşa Eremezler” Demek Tövbe Kapısının Kapalı Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu ayet:

Allah’a karşı yalan uydurmayı sürdürüp bunun üzerinde ısrar eden tavrın felâha götürmeyeceğini bildirir.

Fakat kişi hayattayken:

yanlışını fark edebilir,

tövbe edebilir,

uydurduğu şeyi düzeltebilir,

insanlardan özür dileyebilir,

yaygınlaştırdığı yanlış bilgiyi geri çekmeye çalışabilir.

Dolayısıyla:

“Bir kere Allah adına yanlış söyledin, artık dönüşün yok.”

demek doğru değildir.

Kur’an’ın genel öğretisinde tövbe kapısı büyüktür.

1️⃣7️⃣ Tövbe Etmek Yanlış Bilginin Sonuçlarını Otomatik Olarak Ortadan Kaldırır mı ❓​

Her zaman değil.

Allah katında tövbe ayrı meseledir.

Fakat yanlış bilgi yüzünden:

insanlar zarar gördüyse,

haklar ihlal edildiyse,

bir kişi iftiraya uğradıysa

mümkün olduğunca sonuçların da düzeltilmesi gerekir.

Örneğin:

binlerce kişiye yanlış bir dinî hüküm anlattıysan,

sadece gizlice:

“Tövbe ettim.”

demekle yetinmeyip mümkün olduğunca:

yanlış bilgiyi düzeltmek

gerekebilir.

Tövbe ≠ dünyevî sorumlulukların otomatik silinmesi.

1️⃣8️⃣ Yûnus 68 ve 69 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 68:

Allah’a:

çocuk isnadını reddetti.

Ardından:

“Bu konuda elinizde hiçbir delil yoktur.”

ve:

“Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?”

diye sordu.

Yûnus 69 ise bunun sonucunu açıklar:

“Allah’a yalan uyduranlar felâha eremezler.”

Yani sıralama şöyledir:

Büyük bir dinî iddia ortaya atılıyor.

Delil soruluyor.

Bilgisizce Allah hakkında konuşma eleştiriliyor.


Ve sonra:

bu yolun gerçek kurtuluşa götürmeyeceği

bildiriliyor.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 69. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 69. ayet son derece kısa bir cümleyle dinî hayatın en büyük sorumluluklarından birini ortaya koyar:

Allah hakkında doğru konuşmak.

İnsan:

bir konuda yanılabilir.

Bunu Kur’an inkâr etmiyor.

Ama insanın:

kendi sözünü Allah’ın sözü gibi sunması,

kendi çıkarını Allah’ın emri gibi göstermesi,

kendi korkusunu Allah’ın yasağına dönüştürmesi

çok daha ciddi bir meseledir.

Çünkü:

Allah adı, insanın kişisel otoritesini büyütme aracı değildir.

Bir insan:

“Ben böyle düşünüyorum.”

derse tartışılabilir.

Ama:

“Allah böyle istiyor.”

dediğinde karşısındaki kişiye:

çok daha ağır bir otoriteyle

seslenmektedir.

Bu nedenle dinî dil:

daha dikkatli,

daha kaynaklı,

daha mütevazı

olmalıdır.

Yûnus 69’un:

“Kurtuluşa eremezler.”

ifadesi ilk bakışta yalnızca ahiret cezası gibi görülebilir.

Fakat burada çok daha geniş bir mesaj vardır:

Yalan üzerine kurulan dinî otorite gerçek başarı değildir.

Bir insan:

binlerce kişi tarafından takip edilebilir.

İnsanlar onun her sözünü dinleyebilir.

Çok para kazanabilir.

Dünyada:

başarılı

görünebilir.

Ama eğer bunun temeli:

Allah’a yalan nispet etmekse

Kur’an:

“Bu felâh değildir.”

der.

Bu, başarı kavramını kökten değiştirir.

Çünkü gerçek başarı:

insanları kendine inandırmak

değil,

Allah’ın huzurunda doğru kalabilmektir.

Bir insan herkesi kandırabilir.

Ama Allah’ı kandıramaz.

Bir insan:

çok güzel konuşabilir.

Dinleyicileri ağlatabilir.

Kalabalıkları etkileyebilir.

Ama Allah:

sözün:

doğrusunu,

yanlışını,

niyetini

bilir.

Bu yüzden din anlatan insan için en büyük sorulardan biri şudur:

“Ben gerçekten hakikati mi anlatıyorum, yoksa insanların beni dinlemesini mi istiyorum?”

Bu ikisi bazen birbirinden ayrılabilir.

İnsan dinî otorite kazandıkça:

kendisini düzeltmek daha zor hâle gelebilir.

Çünkü yıllardır söylediği bir şeyin yanlış olduğunu kabul etmek:

itibar kaybı gibi

görülebilir.

Oysa Yûnus 69’un ölçüsüne göre gerçek kurtuluş:

itibarı korumakta değil, hakikati korumaktadır.

Bir insan:

“Ben yıllarca bunu yanlış anlatmışım.”

diyebiliyorsa

bu bir çöküş değildir.

Tam tersine:

büyük bir ahlaki cesaret

olabilir.

Çünkü insan kendi egosundan daha çok:

hakikate

değer vermiştir.

Bu ayet günümüzde özellikle sosyal medya çağında çok önemlidir.

Bugün dinî içerik:

çok hızlı yayılıyor.

Bir video:

15 saniye.

Bir söz:

bir görsel.

Altında:

“Kur’an’da böyle yazıyor.”

deniliyor.

Kimse:

sureyi,

ayeti,

bağlamı

kontrol etmiyor.

Sonra binlerce kişi paylaşıyor.

Bir yanlış:

birkaç saat içinde

milyonlarca kişiye ulaşabiliyor.

İşte bu çağda dinî sorumluluğun önemli bir parçası:

paylaşmadan önce doğrulamaktır.

Ayet mi?

Kaynağı nerede?

Hadis mi?

Sahih mi?

Tercüme doğru mu?

Bağlamından koparılmış mı?

Bu sorular:

dine şüpheyle yaklaşmak değil,

dine saygı göstermek

anlamına gelir.

Çünkü Allah hakkında:

yanlış söz söylememek

istiyorsun.

Bu ayet aynı zamanda dinî korku üretme meselesinde çok önemli bir sınır koyar.

Bazı insanlar çocuklara veya yetişkinlere:

“Şunu yaparsan Allah seni kesin çarpar.”

“Şunu yaşadıysan Allah seni cezalandırıyor.”


gibi cümleler söyleyebilir.

Bu dil:

Allah’ın adına kesin hüküm vermektedir.

Oysa belirli bir insanın:

hastalığının,

kazanın,

maddi kaybının

Allah tarafından:

“Şu günahın için gönderilmiş özel ceza”

olduğunu nereden biliyoruz?

Bilmediğimiz yerde:

Allah adına kesinlik üretmemek

gerekir.

Bu, Allah’ın insanı imtihan etmeyeceğini

veya ceza vermeyeceğini

söylemek değildir.

Kur’an bunları açıkça bildirir.

Ama genel ilke ile:

belirli olay hakkında özel ilahî hüküm

aynı şey değildir.

Bir deprem olduğunda:

“Bu kesin onların günahı yüzünden.”

demek,

ayetlerde adı açıkça belirtilmiş geçmiş topluluklar hakkındaki vahiy ile bugünkü doğal afetleri aynılaştırabilir.

Bunun için vahiy yoksa:

kesin hüküm vermemek daha güvenlidir.

Yûnus 69’un mesajı yalnız başkalarına yönelik değildir.

Her insan kendi diline bakmalıdır.

Bazen hepimiz:

“Allah kesin bunu ister.”

diye kişisel beklentilerimizi dine karıştırabiliriz.

Anne-baba:

çocuğunun belirli mesleği seçmesini ister

ve:

“Allah da bunu ister.”

diyebilir.

Bir eş:

kendi kıskançlığını dinî kural gibi sunabilir.

Bir toplum:

kültürel âdetini:

Allah’ın kesin emri

hâline getirebilir.

İşte burada Yûnus 69 bizi tekrar kaynağa götürür:

Gerçekten Allah mı böyle dedi?

Bu soru çok değerlidir.

Ama bunun tersi de önemlidir.

İnsan:

“Allah adına yanlış konuşmayalım.”

diyerek açık ilahî hükümleri de reddedemez.

Kur’an'ın açıkça bildirdiği şey:

kişisel yorum değildir.

Dolayısıyla dengeli yaklaşım şudur:

Allah’ın söylediğini söyle.

Söylemediğini O’na nispet etme.


Bu kadar basit ama bu kadar zor.

Ayetin:

“felâha ermezler”

ifadesi bize bir başka şeyi de öğretir:

Dinin amacı:

insanların üzerinde güç kurmak

değildir.

Gerçek dinî rehberlik:

insanı:

Allah’a,

hakikate,

adalete

yaklaştırmalıdır.

Eğer bir kişi Allah’ın adını kullanarak:

insanları korkutuyor,

kendisini sorgulanamaz hâle getiriyor,

parasal veya kişisel çıkar sağlıyor,

Allah’ın açıkça söylemediği şeyleri kesin hüküm gibi yayıyorsa

orada çok ciddi bir problem vardır.

Dinî otorite ≠ dokunulmazlık.

Allah’ın adı:

kimsenin kişisel mülkü değildir.

Bu ayet aynı zamanda:

“Bilmiyorum.”

kelimesinin ne kadar değerli olduğunu tekrar gösterir.

Bir soru soruldu.

Bilmiyorsun.

Şunu demek mümkündür:

“Bu konuda bilgim yok.”

“Kontrol etmem gerekir.”

“Âlimler arasında ihtilaf var.”

“Bu benim yorumum.”


Bu ifadeler insanı küçültmez.

Aksine:

doğruluk sınırını bildiğini

gösterir.

Dinî konuşmada belki de en tehlikeli insan:

hiçbir konuda:

“Bilmiyorum.”

demeyen insandır.

Çünkü insanın bilgisi sınırlıdır.

Yalnız Allah’ın bilgisi eksiksizdir.

Yûnus 69’un bir başka önemli boyutu:

yanlış yaptıktan sonra dönüş imkânıdır.

Ayet ağır bir uyarıdır.

Ama hayatta olan insan için:

“Artık hiç şansın yok.”

demek değildir.

Eğer:

Allah adına yanlış konuştun,

bir sözü ayet sandın,

uydurma hadisi paylaştın,

yanlış bir hüküm anlattın

ve sonra doğrusunu öğrendiysen:

düzeltebilirsin.

Tövbe edebilirsin.

İnsanlara:

“Bunu yanlış söylemişim.”

diyebilirsin.

Bu, zayıflık değil:

hakikate sadakattir.

Eğer yanlış bilgi birinin hakkını etkilediyse:

mümkün olduğunca onu da düzeltmeye çalışmalısın.

Çünkü tövbe:

sadece içsel pişmanlık değil,

mümkün olduğunda zararı telafi etme çabasıdır.

Bu nedenle Yûnus 69 bizi:

hem:

konuşmadan önce dikkat etmeye

hem de:

yanlış konuştuğumuzda dönmeye

çağırır.

Ve belki Yûnus Suresi 69. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Allah’ın adını kullanarak söylediğimiz her sözün bir gün karşımıza çıkacağını gerçekten düşünsek, aynı rahatlıkla “Allah böyle istiyor” demeye devam eder miydik; yoksa bildiğimiz yerde konuşan, bilmediğimiz yerde susan, yanıldığımızda düzelten ve insanların onayından önce Allah’ın huzurunda doğru kalmayı gerçek başarı sayan daha dürüst bir din dili mi kullanırdık?

“Allah’ın adını kendi sözünü büyütmek için kullanma. Bildiğini doğru aktar, bilmediğinde ‘bilmiyorum’ de, yanıldığında düzelt ve hakikati egonun önüne koy. Çünkü kalabalıkların alkışı geçebilir; Allah’a karşı uydurulan söz ise gerçek kurtuluşa dönüşmez.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt