Yûnus Suresi 59. Ayette “Allah’ın Size Verdiği Rızkın Bir Kısmını Haram, Bir Kısmını Helâl Kıldığınızı Gördünüz mü? Allah mı Size İzin Verdi, Yoksa Allah’a İftira mı Ediyorsunuz?” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Bir şeyi sevmemek başka, Allah’ın onu haram kıldığını söylemek başkadır. Din adına hüküm verirken insan kendi alışkanlığını, kültürünü veya kişisel kanaatini Allah’ın kesin emri gibi sunmamalıdır; çünkü helâl ve haram hakkında Allah adına konuşmak büyük bir sorumluluktur.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 59. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“De ki: Allah’ın sizin için indirdiği rızka baktınız mı? Siz onun bir kısmını haram, bir kısmını helâl yaptınız. De ki: Allah mı size böyle izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Kul eraeytum mâ enzelallâhu lekum min rızkin fe-cealtum minhu harâmen ve halâlâ. Kul âllâhu ezine lekum em alallâhi tefterûn.”
Bir önceki ayette:
Allah’ın lütfu ve rahmetinin insanların biriktirdiği dünyalıktan daha hayırlı olduğu
bildirilmişti.
Yûnus 59 şimdi Allah’ın verdiği nimetler üzerinde insanların kendi başlarına dinî yasaklar üretmesini sorgular.
Temel soru çok serttir:
Bunu gerçekten Allah mı yasakladı, yoksa siz mi Allah adına konuşuyorsunuz?
“Allah’ın Sizin İçin İndirdiği Rızık” Ne Anlama Gelir
Ayette:“mâ enzelallâhu lekum min rızk”
denilir.
Yani:
“Allah’ın sizin için indirdiği rızık...”
“Rızık”:
yiyecek,
içecek,
mal,
nimet,
geçim imkânları
gibi geniş bir anlam taşır.
“İndirmek” ifadesini ise her şeyin gökten fiziksel olarak paketler hâlinde düştüğü şeklinde anlamak gerekmez.
Kur’an dilinde nimetlerin Allah tarafından verilmesini anlatan geniş bir ifade biçimi olabilir.
Yağmurun inmesiyle:
bitkiler,
meyveler,
hayvanların beslenmesi
gibi birçok rızık ortaya çıkar.
Nihai nimet kaynağı Allah’tır.
Ayetin İlk Muhatapları Neyi Haram ve Helâl Yapıyordu
Müşrik Arap toplumunda bazı:hayvanlar,
ürünler,
yiyecekler
hakkında dinî nitelikte keyfî yasaklamalar bulunuyordu.
Bazı hayvanları:
belirli kişilere yasaklıyor,
bazılarını kutsal kabul ediyor,
bazı ürünler hakkında Allah’ın bildirmediği hükümler oluşturuyorlardı.
Kur’an bu uygulamaların dayanağını sorgular:
“Allah mı size izin verdi?”
Yani mesele yalnızca yemek tercihi değildir.
Sorun:
insan üretimi bir yasağı Allah’ın hükmü olarak sunmaktır.
Helâl ve Haram Ne Demektir
“Helâl”:din açısından izin verilmiş,
yasaklanmamış
olanı ifade eder.
“Haram” ise:
Allah tarafından yasaklanan
şeyleri ifade eder.
Bu iki kavram sıradan:
“Seviyorum / sevmiyorum.”
kategorileri değildir.
Bir insan:
bir yiyeceği sevmeyebilir.
Ama bundan:
“Bu haramdır.”
sonucu çıkmaz.
Bir davranıştan hoşlanmayabilir.
Ama kişisel hoşnutsuzluğunu ilahî yasak seviyesine yükseltemez.
Helâl ve Haram Belirleme Yetkisi Kime Aittir
Nihai anlamda:Allah’a aittir.
Çünkü dinî hükmün kaynağı Allah’tır.
Hz. Muhammed de:
vahyin elçisi olarak
Allah’ın bildirdiği hükümleri açıklar ve uygular.
Bu nedenle İslam’da:
Allah’ın helâl dediğine haram, haram dediğine helâl demek
son derece ciddi bir meseledir.
Fakat burada bir ayrım yapılmalıdır:
İslam âlimlerinin:
Kur’an,
Sünnet,
fıkıh usulü
üzerinden hüküm çıkarması ile kişinin kafasına göre:
“Allah bunu yasakladı.”
demesi aynı değildir.
Âlimlerin Fıkhî Hüküm Vermesi Allah’ın Yerine Geçmek midir
Hayır.Bir fakih:
Allah’ın yerine yeni din kurduğunu
iddia etmez.
Görevi:
Kur’an ve Sünnet’teki delillerden hareket ederek hükmü anlamaya çalışmaktır.
Bu nedenle fıkıhta:
farz,
vacip,
haram,
mekruh,
mubah
gibi kategoriler geliştirilmiştir.
Fakat âlim de insan olduğu için:
yanılabilir.
Bu yüzden:
fıkıh yorumu ≠ vahyin kendisi.
Bir âlimin içtihadı saygıdeğer olabilir ama Allah’ın sözüyle ontolojik olarak aynı değildir.
Farklı Mezheplerin Farklı Hükümleri Olması Allah’ın Hükmünü Değiştirir mi
Hayır.Farklı mezhepler:
aynı delilleri farklı değerlendirebilir.
Bir meseleye:
biri mekruh,
biri haram,
biri caiz
diyebilir.
Bu durumda:
“Biri mutlaka Allah’a iftira ediyor.”
demek gerekmez.
Çünkü içtihat:
delilleri yorumlama faaliyetidir.
Bir âlim:
samimiyetle yanlış sonuca ulaşabilir.
Bu, bilinçli biçimde Allah adına yalan uydurmakla aynı değildir.
İçtihat hatası ≠ kasıtlı iftira.
Kişisel Tercihimizi “Haram” İlan Edebilir miyiz
Hayır.Bu ayetin günümüz için en önemli derslerinden biri budur.
Bir insan:
“Ben bunu sevmiyorum.”
diyebilir.
“Ben evimde bunu istemiyorum.”
diyebilir.
“Bence uygun değil.”
diyebilir.
Ama:
“Allah bunu haram kılmıştır.”
demek için dinî delil gerekir.
Örneğin:
bir kıyafet tarzını,
bir yemeği,
bir mesleği,
bir sosyal alışkanlığı
yalnızca kişisel kültürüne uymadığı için haram ilan etmek doğru değildir.
Kültürel tercih ≠ ilahî hüküm.
Aile Geleneği veya Toplum Adeti Haram ve Helâli Belirleyebilir mi
Tek başına belirleyemez.Bir toplum:
yüzyıllardır bir şeyi yapıyor olabilir.
Bu, onun otomatik olarak:
helâl,
haram,
farz
olduğu anlamına gelmez.
Gelenek değerli olabilir.
Toplumsal düzen için önemli işlevler taşıyabilir.
Ama:
“Atalarımız böyle yapıyordu.”
cümlesi tek başına Allah adına hüküm vermek için yeterli değildir.
Dinî hüküm ile kültürel geleneği birbirinden ayırmak gerekir.
Helâl Olan Her Şeyi Yapmak Her Zaman Akıllıca mıdır
Hayır.Bu çok önemli bir ayrımdır.
Bir şey:
helâl olabilir
ama her şartta:
sağlıklı,
uygun,
hikmetli
olmayabilir.
Örneğin helâl bir yiyeceği aşırı miktarda tüketmek sağlığa zarar verebilir.
Helâl olan bir harcamayı:
aşırıya kaçırmak
israfa dönüştürebilir.
Dolayısıyla:
helâl ≠ her durumda sınırsız tavsiye.
Dinî izin ile:
sağlık,
ölçülülük,
kişisel şartlar
ayrı değerlendirilmelidir.

Doktor Bir Yiyeceği Yasaklarsa Onu “Haram” mı Yapmış Olur
Hayır.Örneğin doktor:
şeker hastasına:
“Bu yiyeceği tüketme.”
diyebilir.
Bu:
o yiyeceğin bütün insanlara dinen haram hâle geldiği
anlamına gelmez.
Doktor:
sağlık açısından kişiye özel bir sınırlama
getirmektedir.
Aynı şekilde bir insanın:
alerjisi,
hastalığı,
ilaç etkileşimi
nedeniyle bazı helâl yiyeceklerden uzak durması gerekebilir.
Tıbbî yasak ≠ dinî haram.
Ama sağlık açısından ciddi zararı bile bile yapmak ayrıca ahlaki sorumluluk doğurabilir.

Devlet Bir Şeyi Yasaklarsa Dinî Olarak Haram mı Olur
Otomatik olarak hayır.Hukukî yasak ile:
ilahî haram hükmü
aynı kavram değildir.
Bir devlet:
trafik düzeni,
gıda güvenliği,
çevre koruması,
kamu sağlığı
gibi nedenlerle bazı faaliyetleri sınırlandırabilir.
Bunların hukuken bağlayıcı olması ayrı bir meseledir.
Ama:
“Devlet yasakladı, demek Allah haram kıldı.”
şeklinde doğrudan eşitlik kurulamaz.
Aynı şekilde hukuken serbest olan her şey de otomatik olarak dinen doğru değildir.
Hukukî statü ≠ dinî statü.

Bir Şeyi “Haram” Demek Neden Bu Kadar Ciddi Bir Sorumluluktur
Çünkü:“Bu haramdır.”
dediğinde yalnızca kişisel görüşünü belirtmiyor olabilirsin.
Aslında:
“Allah bunu yasakladı.”
anlamına gelen bir iddia ortaya koyuyorsun.
İşte Yûnus 59 tam olarak bu noktada insanı durdurur:
“Allah mı size izin verdi?”
Bu soru din adına konuşan herkes için çok güçlüdür.
Bir hüküm verirken:
kaynağı ne?
Ayet var mı?
Güvenilir Sünnet var mı?
Fıkhî çıkarım mı?
Âlimler arasında ihtilaf mı var?
Yoksa:
ben kendi kanaatimi mi Allah’a nispet ediyorum?
Bu ayrımı dürüstçe yapmak gerekir.

“Allah’a İftira Etmek” Ne Demektir
Ayette:“em alallâhi tefterûn”
denilir.
Yani:
“Yoksa Allah’a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?”
Allah’ın söylemediği bir şeyi:
“Allah söyledi.”
diye sunmak son derece ciddi bir iddiadır.
Örneğin:
kişisel görüşünü ayet gibi göstermek,
uydurma bir sözü Allah’ın hükmü diye aktarmak,
insanları kontrol etmek için dinî yasaklar üretmek
bu tehlikeye yaklaşabilir.
Fakat yine dikkat edilmelidir:
her yanlış dinî yorum otomatik olarak bilinçli iftira değildir.
İftira kasıt unsurunu da içerir.

Yanlış Bir Fetva Veren Kişi Allah’a İftira Etmiş mi Olur
Her durumda böyle denilemez.Bir kişi:
bilgi eksikliğiyle,
yanlış delil değerlendirmesiyle,
içtihat hatasıyla
yanlış hüküm verebilir.
Bu durumda hata vardır.
Belki ciddi sorumluluk da vardır.
Ama kasıtlı biçimde:
“Bunun Allah’tan olmadığını biliyorum ama Allah adına söyleyeceğim.”
demek çok daha farklıdır.
Bu yüzden insanların niyetlerini bilmeden:
“Allah’a iftira atıyorsun.”
demekte de dikkatli olmak gerekir.
İnsan yanlış görüşü eleştirebilir fakat kalpler hakkındaki kesin hükümde ölçülü olmalıdır.

Din Adına Gereksiz Yasaklar Koymak Neden Zararlı Olabilir
Çünkü din:Allah’ın koyduğundan daha ağır
hâle getirilebilir.
İnsanlara:
Allah’ın yüklemediği yükler
yüklenebilir.
Sonra insanlar:
dini yaşanması imkânsız bir yasaklar bütünü
gibi görmeye başlayabilir.
Daha kötüsü:
kişisel kültür,
kişisel korku,
toplumsal baskı
“Allah’ın emri”
olarak sunulabilir.
Bu durumda kişi farkında olmadan:
Allah’ın dininin önüne kendi din anlayışını
koyabilir.
Yûnus 59’un uyarısı tam burada çok değerlidir:
Helâl ve haramda kaynağını bil.

Bunun Tersi de Problemli midir: Haramı Helâl İlan Etmek
Evet.Ayet:
“Bir kısmını haram, bir kısmını helâl yaptınız.”
diyor.
Yani sorun iki yönlüdür.
Allah’ın helâl kıldığını:
keyfî biçimde haramlaştırmak yanlış olabilir.
Allah’ın açıkça haram kıldığını:
“Artık bunda sorun yok.”
diyerek helâlleştirmek de doğru değildir.
Dolayısıyla ölçü:
kişinin:
arzusu,
toplumun modası,
kişisel hoşlanması
değil;
sağlam delildir.
Dinde keyfî katılaştırma da keyfî gevşetme de sorun olabilir.

Yûnus 57, 58 ve 59 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 57:Kur’an’ın:
öğüt, şifa, hidayet ve rahmet
olduğunu anlattı.
Yûnus 58:
“Allah’ın lütfu ve rahmetiyle sevinsinler; bu topladıklarından daha hayırlıdır.”
dedi.
Yûnus 59 ise Allah’ın verdiği nimetler konusunda insanın kendi kafasından:
helâl ve haram sınırları üretmesini
sorguluyor.
Böylece güçlü bir çizgi oluşuyor:
Allah:
rızık verdi.
Allah:
rehberlik verdi.
Allah:
rahmet sundu.
İnsana düşen:
Allah’ın nimetini şükürle kullanmak ve Allah adına Allah’ın söylemediği yasaklar üretmemektir.

Sonuç: Yûnus Suresi 59. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 59. ayet din adına konuşmanın ne kadar ciddi bir sorumluluk olduğunu gösteren son derece güçlü bir ayettir.Ayet önce Allah’ın verdiği:
rızka
dikkat çeker.
Sonra insanlara sorar:
“Siz bunun bir kısmını nasıl haram, bir kısmını nasıl helâl yaptınız?”
Ve asıl belirleyici soruyu yöneltir:
“Allah mı size izin verdi?”
Bu soru bugün de din hakkında konuşan herkesin zihninde bulunmalıdır.
Bir şey için:
“Haram.”
demeden önce:
Bunu gerçekten Allah mı yasakladı?
Kur’an’da açık bir hüküm var mı?
Sahih Sünnet’te dayanağı var mı?
Yoksa bir fakihin içtihadı mı?
Âlimler arasında ihtilaf var mı?
Ben kendi kültürümü mü din zannediyorum?
Ailemin geleneğini mi Allah’ın emrine dönüştürüyorum?
Kendi hoşlanmadığım şeyi mi:
“Allah sevmez.”
diye sunuyorum?
Bu sorular dinî samimiyetin göstergesidir.
Çünkü insan bazen dinini koruduğunu düşünürken kendi kanaatini dinleştirebilir.
Örneğin bir bölgede belirli bir davranış:
ayıp
kabul edilebilir.
Başka yerde normal olabilir.
Bu durumda kültür:
“Bizde yapılmaz.”
diyebilir.
Bu anlaşılabilir.
Fakat:
“Allah kesin bunu haram kıldı.”
demek başka bir iddiadır.
İşte Yûnus 59 bu sınırı son derece belirgin hâle getirir.
Ayıp ≠ otomatik haram.
Gelenek ≠ otomatik din.
Kişisel tercih ≠ Allah’ın hükmü.
Toplumsal alışkanlık ≠ vahiy.
Bu ayrımlar özellikle dinin kültürle iç içe yaşandığı toplumlarda çok önemlidir.
İnsan bazen çocukluğundan beri duyduğu bir sözü:
ayet
zannedebilir.
Bir atasözünü:
hadis
zannedebilir.
Aile geleneğini:
farz
zannedebilir.
Bu yüzden dinî bilgi konusunda:
kaynağa dönmek
önemlidir.
Bir söz gerçekten hadis mi?
Ayet ne diyor?
Hangi bağlamda?
Âlimler nasıl anlamış?
İhtilaf var mı?
Bunları araştırmak insanın imanını zayıflatmaz.
Tam tersine:
Allah adına yanlış konuşmaktan korur.
Ayetin:
“Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”
şeklindeki son sorusu çok ağırdır.
Çünkü bir insan başka bir insan hakkında yalan söylediğinde büyük bir yanlış yapar.
Ama Allah hakkında:
“Allah bunu söyledi.”
deyip Allah’ın söylemediği bir şeyi O’na nispet etmek daha da ciddi bir meseledir.
Bu nedenle din anlatan:
imam,
hoca,
yazar,
anne-baba,
öğretmen,
sosyal medya kullanıcısı
herkesin bu konuda dikkatli olması gerekir.
“Bilmiyorum.”
demek bazen:
yanlış bir fetva vermekten
çok daha dindarca olabilir.
İnsan her konuda kesin hüküm vermek zorunda değildir.
Bir mesele hakkında:
“Bu konuda ihtilaf var.”
demek mümkündür.
“Bu benim tercihim ama haram diyemem.”
demek mümkündür.
“Bu görüşü daha güçlü buluyorum.”
demek mümkündür.
Bu dil:
dinin zayıflığı değil,
bilginin sınırını kabul eden ilmî dürüstlüktür.
Ayetin günümüz açısından bir başka önemli yönü de sağlık ve güvenlik meseleleridir.
Bir doktor:
“Şunu tüketmeyin.”
diyebilir.
Bu yiyecek dinen helâl olabilir fakat senin sağlık durumun açısından zararlı olabilir.
Burada insan:
“Helâlmiş, istediğim kadar yerim.”
diyemez.
Çünkü helâl olması:
her miktarının her insana faydalı olduğu
anlamına gelmez.
Aynı şekilde doktorun yasaklaması da o yiyeceği:
bütün insanlık için dinen haram
hâle getirmez.
Bu ayrım çok değerlidir:
dinî hüküm başka, tıbbî tavsiye başka.
Benzer şekilde devlet:
trafik güvenliği için:
hız sınırı
koyabilir.
Allah’ın:
“Saatte 120 kilometreden fazlası dinen haramdır.”
şeklinde özel bir ayeti yoktur.
Ama hukuka uymak,
başkalarının canını tehlikeye atmamak,
kamusal düzeni gözetmek
ayrı ahlaki ilkeler üzerinden önem taşıyabilir.
Yani insan hayatında farklı normlar vardır:
dinî hüküm,
hukuk,
sağlık,
ahlak,
kişisel tercih.
Bunların hepsini aynı kelime olan:
“haram”
ile ifade etmek kavramları karıştırabilir.
Yûnus 59 bize kelimelerimizi de disipline etmeyi öğretir.
Bu ayet bir başka aşırılığı da engeller.
Bazı insanlar:
“Allah adına yasak koymayalım.”
ilkesini kullanarak bu kez açık dinî yasakları önemsizleştirebilir.
Oysa ayet:
hem keyfî haram üretmeyi
hem keyfî helâl üretmeyi
sorgular.
Allah’ın açıkça haram kıldığı bir şey için:
“Ben artık bunu haram görmüyorum.”
demek de kişisel arzuya göre din üretmek olabilir.
Dolayısıyla gerçek özgürlük:
hiçbir ölçünün olmaması
değildir.
Gerçek dinî dürüstlük:
Allah’ın koyduğu sınırı kabul etmek,
Allah’ın koymadığı sınırı da Allah’a mal etmemektir.
Bu denge kolay değildir.
Bir tarafta:
dini gereksiz yere ağırlaştırmak
vardır.
Diğer tarafta:
dini tamamen kişisel tercihe göre eritmek
vardır.
Yûnus 59 ikisinin arasına çok net bir ölçü koyar:
“Allah mı size izin verdi?”
Kaynak nerede?
İşte mesele budur.
Bu soru aynı zamanda dinî otoriteye de sınır çizer.
Hiçbir:
hoca,
şeyh,
mezhep âlimi,
kanaat önderi
Allah değildir.
Onların görüşleri:
delille değerlendirilir.
Bir âlime saygı göstermek:
onu yanılmaz kabul etmek
anlamına gelmemelidir.
Dinî otorite ≠ ilahî yanılmazlık.
Aynı zamanda sıradan insanın:
hiçbir bilgi sahibi olmadan uzmanlığı küçümsemesi de doğru değildir.
Denge:
âlimlerden öğrenmek,
delili önemsemek,
ama insan yorumunu vahyin kendisiyle özdeşleştirmemektir.
Yûnus 59’un bugünkü insan için belki de en büyük mesajı şu cümlede toplanabilir:
Allah adına konuşurken yavaşla.
Kendi fikrini söylerken:
“Bence...”
de.
Bir mezhebin görüşünü aktarırken:
“Bu mezhebe göre...”
de.
İhtilaf varsa:
“Âlimler arasında farklı görüşler var.”
de.
Ama Allah’ın kesin hükmü olduğunu söylüyorsan:
dayanağını bil.
Çünkü dinî hassasiyet sadece haramdan kaçmak değildir.
Aynı zamanda:
Allah’ın haram demediğine haram demekten de kaçınmaktır.
Belki Yûnus Suresi 59. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Din adına konuşurken gerçekten Allah’ın söylediğiyle kendi kültürümüzü, kişisel zevkimizi ve insan yorumlarını birbirinden ayırabiliyor muyuz; yoksa bazen kendi kanaatimizi daha güçlü göstermek için farkında olmadan “Allah böyle istiyor” diyerek Allah adına konuşmanın ağır sorumluluğunu mu üstleniyoruz?
“Helâli ve haramı kendi zevkine göre çoğaltma veya azaltma. Allah adına konuşuyorsan kaynağını bil; bilmiyorsan ‘bilmiyorum’ demekten utanma. Kendi tercihini din, geleneğini vahiy, yorumunu Allah’ın kesin hükmü hâline getirme; çünkü dinî dürüstlük, Allah’ın söylediğine bir şey eklememek kadar O’nun söylediğinden bir şey eksiltmemeyi de gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu