📖 Yûnus Suresi 56. Ayette “Dirilten de Öldüren de O’dur ve Sonunda O’na Döndürüleceksiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûnus Suresi 56. Ayette “Dirilten de Öldüren de O’dur ve Sonunda O’na Döndürüleceksiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,087
2,736,258
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 56. Ayette “Dirilten de Öldüren de O’dur ve Sonunda O’na Döndürüleceksiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hayat bize aitmiş gibi görünür; oysa ne dünyaya gelişimizi biz seçtik ne de hayatı kendi gücümüzle yarattık. Yaşatan Allah’tır, ölüm de O’nun koyduğu düzenin dışına çıkmaz. İnsana düşen hayatı küçümsemek değil, kendisine verilen zamanı anlamlı ve sorumlu yaşamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 56. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı şöyledir:

“Dirilten de öldüren de O’dur ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Huve yuhyî ve yumîtu ve ileyhi turceûn.”

Bir önceki ayette:

göklerde ve yerde ne varsa Allah’a ait olduğu ve Allah’ın vaadinin kesinlikle gerçek olduğu

bildirilmişti.

Yûnus 56 şimdi bunun çok temel bir sonucunu açıklar:

Hayatın da ölümün de nihai sahibi Allah’tır.

Ve ölüm:

varlığın tamamen yok olması değil,

Allah’a dönüşün bir aşamasıdır.

2️⃣ “Dirilten O’dur” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Huve yuhyî”

denilir.

Yani:

“O hayat verir / diriltir.”

Bu ifade öncelikle bütün canlı hayatının kaynağının Allah olduğunu bildirir.

İnsan:

kendi varlığını kendisi başlatmadı.

Kendisini yokluktan kendisi çıkarmadı.

Kalbini ilk kez kendisi çalıştırmadı.

Hayatın temel imkânlarını kendisi yaratmadı.

Kur’an açısından canlılığın nihai kaynağı:

Allah’ın yaratmasıdır.

3️⃣ “Diriltmek” Yalnızca Dünyadaki Hayatı mı Anlatır ❓​

Hayır.

“İhyâ” yani:

hayat verme / diriltme

iki büyük anlam alanıyla ilişkilendirilebilir.

Birincisi:

Allah’ın canlıları dünyada yaratması ve yaşatmasıdır.

İkincisi:

ölümden sonra insanların yeniden diriltilmesidir.

Yûnus Suresi’nin bu bölümünün ahiret bağlamı düşünüldüğünde ikinci anlam da son derece önemlidir.

Allah ilk kez hayat vermeye kadirse:

yeniden diriltmeye de kadirdir.

4️⃣ İnsan Hayatının Biyolojik Sebeplerle Açıklanması Allah’ın Hayat Vermesiyle Çelişir mi ❓​

Hayır.

Bir biyolog:

hücre bölünmesini,

DNA’yı,

embriyonun gelişimini,

organların çalışmasını

açıklayabilir.

Bunlar:

hayatın nasıl işlediğine ilişkin mekanizmalardır.

Kur’an’ın:

“Allah hayat verir.”

demesi ise nihai yaratıcı kaynağa işaret eder.

Bu ikisini zorunlu rakipler olarak görmek doğru değildir.

Mekanizmayı açıklamak ≠ Yaratıcıyı inkâr etmek.

Bilim:

“nasıl?”

sorusunun pek çok yönünü araştırabilir.

Din ise bunun yanında:

varlık, anlam ve nihai kaynak

sorularını gündeme getirir.

5️⃣ Laboratuvarda Canlı Hücre Üretilirse “İnsan Hayat Yarattı” mı Denir ❓​

Bilim insanları:

hücreleri değiştirebilir,

genetik yapıya müdahale edebilir,

sentetik biyoloji teknikleri geliştirebilir,

mevcut biyolojik sistemleri kullanarak yeni düzenlemeler oluşturabilir.

Bunlar bilimsel açıdan çok önemli gelişmelerdir.

Fakat teolojik açıdan:

varlığı mutlak anlamda yoktan yaratmak

ile yaratılmış maddeleri ve kanunları kullanarak yeni düzenlemeler yapmak aynı değildir.

İnsan:

mevcut malzemeyi,

enerjiyi,

biyolojik sistemi

kullanır.

Bu nedenle bilimsel üretimi:

Allah’a rakip bir yaratma

şeklinde yorumlamak gerekmez.

6️⃣ “Öldüren de O’dur” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve yumît”

denilir.

Yani:

“Ve öldürür / ölümü verir.”

Bu, ölümün de Allah’ın yaratmış olduğu varlık düzeninin dışında olmadığını bildirir.

İnsan:

doğar,

yaşar

ve ölür.

Ölüm:

Allah’ın egemenliğinden kaçmış bağımsız bir güç değildir.

Fakat bu ifade:

“İnsanların birbirini öldürmesinde hiçbir insan sorumluluğu yoktur.”

demek değildir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

7️⃣ Bir İnsan Başka Birini Öldürürse “Allah Öldürdü, Katilin Suçu Yok” Denilebilir mi ❓​

Hayır.

Kur’an’ın kader anlayışı:

insanın ahlaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bir insan bilinçli biçimde başka bir insanı öldürürse:

kendi iradesi,

eylemi,

niyeti

nedeniyle sorumluluk taşır.

Allah’ın bütün varlık ve ölüm düzeninin nihai sahibi olması:

katilin suçunu ortadan kaldırmaz.

Bu yüzden:

ilahî kader ≠ insan suçunun mazereti.

“Allah öldürdü” diyerek cinayeti ahlaken nötr hâle getirmek Kur’an’ın adalet anlayışıyla bağdaşmaz.

8️⃣ Hastalıktan Ölmek de Allah’ın Takdiri İçinde midir ❓​

İslam’ın genel kader anlayışında evet.

Fakat hastalıkların:

biyolojik,

genetik,

çevresel,

enfeksiyöz

nedenleri olabilir.

Bunları araştırmak ve tedavi etmek Allah’ın iradesine karşı çıkmak değildir.

Tam tersine insan:

Allah’ın yarattığı sebepler düzeni içinde

tedavi arar.

Hastalık sebebini bilmek ≠ Allah’ı dışlamak.

Tedavi olmak ≠ kadere karşı gelmek.


9️⃣ “Nasıl Olsa Ölüm Allah’tan, Doktora Gitmeye Gerek Yok” Denilebilir mi ❓​

Hayır.

Bu tevekkül değil, tedbirsizlik olabilir.

İnsan:

hastalandığında doktora gidebilir,

ilaç kullanabilir,

ameliyat olabilir,

koruyucu sağlık önlemleri alabilir.

Peygamberî yaklaşım da sebepleri terk etmek üzerine kurulmamıştır.

İnsan:

tedaviyi uygular,

elinden geleni yapar,

sonucun tamamının kendi elinde olmadığını bilir.

İşte doğru denge:

tedbir + tevekkül

dengesidir.

🔟 Tıp Bir İnsanı Ölümden Kurtardığında Allah’ın Hükmünü mü Değiştirmiş Olur ❓​

Hayır.

Doktor:

Allah’ın yarattığı sebepler dünyasında

bir sebep olabilir.

Örneğin bir insan kalp krizi geçirir.

Doktor müdahale eder.

Hayat kurtulur.

Burada:

doktorun müdahalesi gerçektir.

Ama doktor:

hayatın mutlak sahibi

hâline gelmez.

Aynı şekilde ilaç:

işe yarayabilir.

Fakat ilaç da ilah değildir.

Sebep gerçek olabilir; mutlak güç sahibi olmak başka şeydir.

Bu ayrım tevhidin temel dengelerinden biridir.

1️⃣1️⃣ Ölüm Bir Ceza mıdır ❓​

Her ölüm:

ilâhî ceza

değildir.

Ölüm:

bütün insanların karşılaşacağı yaratılmış hayat düzeninin bir parçasıdır.

Peygamberler de ölmüştür.

Salih insanlar da ölür.

Çocuklar da ölebilir.

Yaşlılar da.

Bu nedenle birinin ölümüne bakıp:

“Demek ki Allah onu cezalandırdı.”

demek doğru değildir.

Ölüm ≠ otomatik ceza.

Bir insanın nasıl öldüğü üzerinden Allah katındaki nihai değerini kesin biçimde belirlemek de bize düşmez.

1️⃣2️⃣ Uzun Yaşamak Allah’ın Daha Çok Sevdiğinin İşareti midir ❓​

Hayır.

Uzun ömür:

bir nimet olabilir.

Ama tek başına Allah’ın o kişiden daha çok razı olduğunu göstermez.

Aynı şekilde genç yaşta ölmek de:

Allah’ın kişiyi sevmediğinin

işareti değildir.

İnsanın Allah katındaki değeri:

yalnızca kaç yıl yaşadığıyla

ölçülmez.

Önemli olan:

verilen ömrün nasıl kullanıldığıdır.

Bazen çok uzun yaşayan biri ömrünü zulümle tüketebilir.

Bazen daha kısa yaşayan biri ardında büyük iyilikler bırakabilir.

Ömrün uzunluğu ≠ ahlaki üstünlük.

1️⃣3️⃣ Ölümden Korkmak İmansızlık mıdır ❓​

Hayır.

Ölüm korkusu:

insanî bir duygudur.

İnsan:

hayatını sever.

Ailesinden ayrılmak istemez.

Bilinmeyenden ürkebilir.

Acıdan korkabilir.

Bütün bunlar kişinin otomatik olarak imanının zayıf veya bozuk olduğunu göstermez.

İman:

insanın hiçbir zaman korkmaması

demek değildir.

İman korku içinde bile:

Allah’a güvenmeye ve hayatı sorumlulukla yaşamaya çalışmaktır.

1️⃣4️⃣ İslam Ölümü Hatırlatırken Hayattan Uzaklaşmayı mı İster ❓​

Hayır.

Kur’an’ın ölüm bilinci:

hayattan kaçış

üretmemelidir.

Tam tersine insan:

ölümü bildiği için

zamanın değerini daha iyi anlayabilir.

Ailesine zaman ayırır.

İyilik yapar.

Çalışır.

Üretir.

Öğrenir.

Sever.

Hakkını gözetir.

Tövbeyi ertelemez.

Ölümü hatırlamak:

hayatı değersizleştirmek değil, hayatı ciddiye almaktır.

1️⃣5️⃣ “O’na Döndürüleceksiniz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“ve ileyhi turceûn”

denilir.

Yani:

“Ve O’na döndürüleceksiniz.”

Bu ifade ölümden sonraki:

diriliş,

hesap,

Allah’ın hükmüyle karşılaşma

gerçeğine işaret eder.

Buradaki “Allah’a dönüş”:

Allah’ın belirli bir fiziksel mekânda bulunması ve insanların o adrese gitmesi

anlamında değildir.

Allah:

mekâna muhtaç değildir.

Buradaki dönüş:

nihai hükmün ve hesabın Allah’a ait olmasıdır.

1️⃣6️⃣ Allah’a Dönüş Demek İnsan Allah’ın Bir Parçası mı Olacak Demektir ❓​

Hayır.

İslam’ın tevhid anlayışında:

yaratıcı ile yaratılmış

aynı varlık değildir.

İnsan:

Allah’ın bir parçası olarak dünyaya gelip sonra O’nun içine karışan bir varlık

değildir.

Allah’a dönüş:

varlığın Allah’la ontolojik birleşmesi

değil,

insanın yeniden diriltilip Allah’ın hükmü karşısında bulunmasıdır.

Yaratıcı:

Yaratıcıdır.

İnsan:

yaratılmıştır.

Bu sınır korunmalıdır.

1️⃣7️⃣ Ölüm Her Şeyin Sonu Değilse Bu Dünya Neden Önemlidir ❓​

Çünkü ahiret hesabının konusu bu dünyada yaptıklarımızdır.

Dünya:

geçici

ama önemsiz değildir.

Tam tersine:

kararların verildiği,

imanın yaşandığı,

iyilik ve kötülüğün seçildiği,

tövbenin mümkün olduğu

alandır.

Bu yüzden:

ahirete inanmak ≠ dünyayı değersiz görmek.

Ahiret inancı dünyaya:

daha büyük bir ahlaki anlam verir.

Çünkü yaptığımız şeylerin etkisi ölümle tamamen silinmez.

1️⃣8️⃣ Yûnus 54, 55 ve 56 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 54:

bütün dünya servetinin bile ahirette kurtuluş için fidye olamayacağını

ve Allah’ın adaletle hükmedeceğini anlattı.

Yûnus 55:

göklerde ve yerde ne varsa Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu

bildirdi.

Yûnus 56 ise nedenini daha da derinleştirir:

Hayatı veren de ölümü veren de Allah’tır ve sonunda herkes O’na döndürülecektir.

Böylece üç ayet güçlü bir bütünlük oluşturur:

Mülk Allah’ın.

Hayat Allah’ın.

Ölüm Allah’ın yaratılmış düzeninde.

Nihai dönüş Allah’adır.


Dolayısıyla insan:

ne servetiyle

ne gücüyle

ne de ölümden kaçarak

nihai hesabı ortadan kaldırabilir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 56. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 56. ayet yalnızca birkaç kelimeden oluşmasına rağmen insanın bütün varoluşunu kapsayan bir çerçeve sunar:

Hayat.

Ölüm.

Dönüş.


İnsanın hayat hikâyesi aslında bu üç kavram arasında ilerler.

Önce hayat verilir.

Sonra insan kendisine verilen süre içinde:

seçer,

öğrenir,

sever,

yanılır,

düzelir,

çalışır,

iyilik veya kötülük yapar.

Sonra ölüm gelir.

Fakat Kur’an’a göre hikâye burada bitmez.

Son cümle:

“O’na döndürüleceksiniz.”

der.

İşte bu ifade hayatı tamamen değiştirir.

Eğer insanın varlığı mezarda mutlak yoklukla son bulsaydı:

dünya hayatının ahlaki hesabı da farklı görünürdü.

Bir zalim:

bütün hayatı boyunca insanları ezip

sonra hiçbir hesapla karşılaşmadan ölebilirdi.

Bir mazlum:

hakkını hiç alamadan

sonsuz biçimde kaybolabilirdi.

Bir insan:

kimsenin görmediği büyük iyilikler yapıp

bunların tamamıyla unutulabilirdi.

Kur’an ise:

ölümün son cümle olmadığını

söyler.

Bu yüzden Allah’a dönüş:

yalnızca korku değil,

adalet umududur.

Mazlum için:

hakkın kaybolmadığını

hatırlatır.

İyilik yapan için:

kimsenin görmediği iyiliğin Allah tarafından bilindiğini

hatırlatır.

Zalim için ise:

dünyada kaçmış olsa bile hesabın bitmediğini

bildirir.

Ayetin:

“Dirilten O’dur.”

ifadesi insanın kendi varlığı karşısındaki kibrini de kırar.

İnsan bugün:

teknoloji geliştiriyor.

Organ nakli yapıyor.

Genetik müdahaleler gerçekleştiriyor.

Yapay organlar geliştiriyor.

Hastalıkları tedavi ediyor.

Bunlar küçümsenecek şeyler değildir.

Tam tersine insan aklının çok değerli başarılarıdır.

Fakat bütün bunlar insana:

“Hayatın mutlak sahibi benim.”

deme yetkisi vermez.

Çünkü insan:

kullandığı hücreyi,

maddenin temel varlığını,

evrenin yasalarını,

kendisini

yoktan yaratmış değildir.

Bu nedenle bilimsel ilerleme ile tevhid arasında zorunlu bir savaş yoktur.

Mümin:

bilimi öğrenebilir.

Hastalıkları tedavi edebilir.

Yaşamı korumak için teknoloji geliştirebilir.

Ve aynı zamanda:

hayatın nihai kaynağının Allah olduğuna

inanabilir.

Aynı denge:

ölüm konusunda da geçerlidir.

Bir insan:

“Ölüm Allah’tandır.”

diyerek tedbiri bırakamaz.

Arabaya binerken:

emniyet kemeri takar.

Hastalandığında:

doktora gider.

Tehlikeli bir yapı varsa:

oradan uzaklaşır.

Sağlığı için:

önlem alır.

Çünkü Allah’ın kaderine inanmak:

sebepleri terk etmek

anlamına gelmez.

Kader inancı:

sorumsuzluğun bahanesi değildir.

Bu ayet ayrıca ölümün insan hayatındaki değer ölçülerini nasıl değiştirdiğini de gösterir.

İnsan:

çok mal biriktirebilir.

Çok ün kazanabilir.

Çok güçlü olabilir.

Ama bir gün:

bunların tamamını geride bırakır.

Bu karamsar bir düşünce olmak zorunda değildir.

Tam tersine insana şu soruyu sordurur:

“Gerçekten önemli olan nedir?”

Mal kazan.

Ama aileni kaybetme.

Başarılı ol.

Ama vicdanını kaybetme.

Güçlü ol.

Ama adaletini kaybetme.

Çalış.

Ama hayatının tamamını yalnızca daha fazla sahip olmaya adama.

Çünkü sonunda yanında götürdüğün şey:

evin,

araban,

makamın

değil;

nasıl bir insan olduğun ve ne yaptığındır.

Ölüm bilinci bu nedenle hayatı karartmak için değil:

hayatın önceliklerini düzeltmek için vardır.

Bir insan sevdiği birine:

“Sonra ararım.”

diyebilir.

Bir kırgınlığı:

“Bir gün düzeltirim.”

diye erteleyebilir.

Bir kul hakkını:

“İleride öderim.”

diyebilir.

Bir tövbeyi:

“Yaşlanınca yaparım.”

diye bırakabilir.

Ama ölüm bize:

“Sonra” kelimesinin garanti olmadığını

hatırlatır.

Bu yüzden Yûnus 56’nın:

“Öldüren de O’dur.”

ifadesini yalnızca korku olarak değil,

zamanın kıymetini öğreten bir gerçek

olarak okumak gerekir.

Ayetin sonundaki:

“O’na döndürüleceksiniz.”

ifadesi ise insanı en temel soruyla yüzleştirir:

Bir gün Rabbime döneceksem:

bugün nasıl yaşıyorum?

Allah’ın huzuruna:

hangi haklarla,

hangi iyiliklerle,

hangi pişmanlıklarla,

hangi tövbelerle

gideceğim?

Bu soru:

başkalarını yargılamak için değil,

önce kendi hayatımızı düzeltmek için sorulmalıdır.

Çünkü herkes:

başkasının ölümü hakkında konuşabilir.

Ama ayetin asıl mesajı:

senin de dönecek olmandır.

Bir başkasının ne zaman öleceğini bilmiyorsun.

Kendi zamanını da bilmiyorsun.

Ama bildiğin bir gerçek var:

Hayat sınırlıdır.

Ve Kur’an’a göre:

ölüm son değildir.

Bu nedenle akıllı insan:

ölümü çağırmaz,

hayatı küçümsemez,

tedbiri bırakmaz.

Tam tersine:

hayatı korur,

zamanı değerlendirir,

iyilik yapar,

adaletli olur,

tövbeyi ertelemez

ve kendisine verilen ömrü Allah’a dönüş bilinciyle yaşamaya çalışır.

Belki Yûnus Suresi 56. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Hayatı verenin Allah olduğunu ve bir gün yine O’nun huzuruna döneceğimizi gerçekten biliyorsak, elimizdeki ömrü yalnızca daha çok sahip olmak için mi tüketiyoruz, yoksa bir gün geriye baktığımızda “Bana verilen hayatı gerçekten anlamlı, adil ve güzel yaşadım.” diyebileceğimiz bir hayat mı kuruyoruz?

“Hayatı küçümseme; çünkü onu sen yaratmadın ve sana sonsuza kadar verilmedi. Ölümden korkup yaşamaktan vazgeçme, fakat ölümü unutup hayatı da boşa harcama. Tedbirini al, sev, çalış, iyilik yap ve adaletli yaşa; çünkü hayatı veren Allah’tır ve sonunda dönüş yine O’nadır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt