📖 Yûnus Suresi 55. Ayette “Dikkat Edin! Göklerde ve Yerde Ne Varsa Allah’ındır; Allah’ın Vaadi Kesinlikle Gerçektir, Fakat İnsanların Çoğu Bilmez”

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,087
2,736,258
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 55. Ayette “Dikkat Edin! Göklerde ve Yerde Ne Varsa Allah’ındır; Allah’ın Vaadi Kesinlikle Gerçektir, Fakat İnsanların Çoğu Bilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bir şeye sahip olduğunu düşünebilir; fakat sahip olduklarıyla birlikte kendisi de yaratılmıştır. Mülkün mutlak sahibi Allah’tır, insanın sahipliği ise sınırlı ve geçicidir. Bu gerçeği anlamak dünyayı terk etmeyi değil, elimizde bulunan her şeyi daha sorumlu kullanmayı gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 55. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Dikkat edin! Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Dikkat edin! Allah’ın vaadi kesinlikle gerçektir; fakat onların çoğu bilmez.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Elâ inne lillâhi mâ fi’s-semâvâti ve’l-ard. Elâ inne va‘dallâhi hakkun ve lâkinne ekserahum lâ ya‘lemûn.”

Bir önceki ayette bütün dünya servetine sahip olan zalim bir insanın, ahirette kurtulabilmek için hepsini fidye vermeye razı olacağı bildirilmişti.

Yûnus 55 bunun neden mümkün olmadığını daha temel bir hakikat üzerinden açıklar:

Zaten göklerde ve yerde bulunan her şeyin gerçek ve mutlak sahibi Allah’tır.

Ardından ikinci büyük hakikat gelir:

Allah’ın vaadi gerçektir.

2️⃣ Ayette Neden İki Defa “Dikkat Edin!” Deniliyor ❓​

Ayet iki kez:

“Elâ...”

ifadesiyle başlar.

Bu kelime:

dikkat çekmek,

önemli bir gerçeğe zihni yöneltmek,

“İyi bilin ki...”

anlamı taşımak için kullanılabilir.

Birinci uyarı:

“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.”

İkinci uyarı:

“Allah’ın vaadi gerçektir.”

Yani ayet iki temel gerçeğin altını özellikle çizer:

Mülkün gerçek sahibi Allah’tır.

Ve:

O’nun bildirdiği nihai hesap mutlaka gerçektir.

3️⃣ “Göklerde ve Yerde Ne Varsa Allah’ındır” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“lillâhi mâ fi’s-semâvâti ve’l-ard”

denilir.

Yani:

“Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’a aittir.”

Bu:

evrenin,

maddenin,

canlıların,

insanın,

doğanın,

bütün imkânların

nihai yaratıcısının ve sahibinin Allah olduğunu ifade eder.

Allah:

varlıkları sonradan satın almış değildir.

Onların:

yaratıcısı,

varlık sebebi

ve nihai sahibidir.

İnsan ise yaratılmışların içinde sınırlı tasarruf sahibi bir varlıktır.

4️⃣ İnsanların Gerçekten Mülkiyet Hakkı Yok mu ❓​

Var.

Kur’an:

insanların mallarından,

mirasından,

ticaretinden,

borcundan,

mülkiyet haklarından

açıkça söz eder.

Bu nedenle:

“Her şey Allah’ın, dolayısıyla senin evini veya paranı ben de alabilirim.”

şeklinde bir düşünce tamamen yanlıştır.

İnsanların dünyevî mülkiyet hakları gerçektir ve korunmalıdır.

Burada ayrım şudur:

İnsanın mülkiyeti sınırlıdır; Allah’ın mülkiyeti mutlaktır.

Bir ev:

hukuken senin olabilir.

Ama:

sen evi yaratmadın,

toprağı yaratmadın,

maddeyi yaratmadın,

kendi hayatını da yaratmadın.

Dolayısıyla insanın sahipliği emanet ve sorumluluk boyutu taşıyan bir sahipliktir.

5️⃣ “Her Şey Allah’ın” Demek Özel Mülkiyeti Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır.

Bu ayet:

özel mülkiyeti kaldıran bir ekonomik slogan değildir.

Tam tersine İslam hukukunda:

malın korunması,

hırsızlığın yasaklanması,

ticaretin düzenlenmesi,

miras hakkı,

borç ilişkileri

gibi hükümler bulunur.

Eğer insanın mülkiyet hakkı hiç olmasaydı:

hırsızlık ve gasp kavramlarının da anlamı kalmazdı.

Dolayısıyla:

Allah’ın mutlak mülkiyeti ≠ insanların hukukî mülkiyetinin yokluğu.

İnsan sahip olur; fakat mutlak sahip olmaz.

6️⃣ İnsan Mülkünün “Emanet” Olması Ne Anlama Gelir ❓​

İnsan sahip olduğu şeyleri:

istediği her şekilde kullanma konusunda sınırsız değildir.

Para senin olabilir.

Ama bununla:

zulüm yapamazsın.

İşletme senin olabilir.

Ama çalışanların hakkını gasp edemezsin.

Toprak senin olabilir.

Ama insanlara zarar verecek biçimde kullanamazsın.

Güç senin elinde olabilir.

Ama onu başkalarını ezmek için kullanamazsın.

İşte Allah’ın mutlak mülkiyetine inanmak insana şunu hatırlatır:

“Sahip olduğun şey üzerinde tasarruf hakkın var; fakat ahlaki sorumluluğun da var.”

7️⃣ Bu Ayet Zenginliğe Karşı mı Çıkıyor ❓​

Hayır.

Kur’an:

zenginliği başlı başına kötü

ilan etmez.

İnsan:

çalışabilir,

ticaret yapabilir,

servet oluşturabilir,

ailesine iyi bir yaşam sağlayabilir.

Mesele:

malın varlığı değil,

malın insanın kalbindeki konumudur.

İnsan malı kullanabilir.

Ama mal insanı yönetmeye başladığında problem ortaya çıkar.

Bu nedenle asıl soru:

“Ne kadar malın var?”

değil,

“Malın seni neye dönüştürüyor?”

sorusudur.

8️⃣ Allah’ın Mülkün Sahibi Olması Çalışmayı Gereksiz mi Kılar ❓​

Hayır.

“Nasıl olsa her şey Allah’ın.”

diyerek çalışmayı terk etmek ayetin mesajı değildir.

İnsan:

üretir,

çalışır,

ticaret yapar,

öğrenir,

planlar.

Bunlar yaratılmış sebepler dünyasının parçalarıdır.

Allah’ın mülk sahibi olması:

insan emeğini anlamsızlaştırmaz.

Tam tersine emeğin:

dürüst,

adaletli,

sorumlu

olmasını gerektirir.

Tevhid ≠ ekonomik pasiflik.

9️⃣ Bu Ayetin Çevre ve Doğa Ahlakıyla Bir İlişkisi Var mı ❓​

Evet, önemli bir ahlaki sonuç çıkarılabilir.

Eğer:

gökler,

yer,

su,

ormanlar,

hayvanlar

Allah’ın yaratılmış mülkünün parçalarıysa, insan bunları:

sınırsızca tahrip edilecek

sahipsiz nesneler

gibi göremez.

İnsan dünyadan yararlanır.

Ama:

israf,

gereksiz tahribat,

başkalarının yaşam hakkını tehlikeye atma

ahlaki sorumluluk doğurabilir.

Dünyadan yararlanmak ≠ dünyayı sorumsuzca tüketmek.

Allah’ın mülkünde yaşadığını bilmek insanda emanet bilinci oluşturmalıdır.

🔟 Bir Önceki Ayetteki “Fidye” ile Bu Ayet Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓​

Yûnus 54’te:

bir zalimin yeryüzündeki her şeye sahip olsa bile kurtulabilmek için bunların tamamını fidye vermek isteyeceği

anlatılmıştı.

Yûnus 55 hemen ardından:

“Dikkat edin, göklerde ve yerde ne varsa zaten Allah’ındır.”

der.

Bu çok güçlü bir bağlantıdır.

İnsan ahirette:

Allah’ın zaten mutlak sahibi olduğu şeyleri

Allah’a vererek:

adaleti satın alamaz.

Para:

Allah’ın değildir de insanın mutlak mülküdür

gibi düşünülemez.

İnsan dünyada yalnızca geçici tasarruf sahibidir.

1️⃣1️⃣ “Allah’ın Vaadi Gerçektir” Hangi Vaadi Anlatıyor ❓​

Ayette:

“inne va‘dallâhi hakk”

denilir.

Yani:

“Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir.”

Bağlama baktığımızda özellikle:

diriliş,

hesap,

adalet,

iyilik ve kötülüğün nihai karşılığı

öne çıkar.

Önceki ayetlerde:

azabın gerçekliği,

Allah’a dönüş,

ahiret hesabı

sürekli anlatılmıştı.

Dolayısıyla burada:

Allah’ın bildirdiği ahiret ve hesap vaadinin kesinliği

özellikle vurgulanmaktadır.

1️⃣2️⃣ “Allah’ın Vaadi Gerçektir” Demek Her İstediğimiz Şey Gerçekleşecek mi Demektir ❓​

Hayır.

Allah’ın vaadi ile:

bizim arzumuz

aynı şey değildir.

Bir insan:

“Ben bunu çok istiyorum, demek Allah bana kesin verecek.”

diyemez.

Allah’ın vaadi:

Allah’ın gerçekten vaat ettiği şeydir.

Bizim:

beklentimiz,

temennimiz,

kişisel yorumumuz

otomatik olarak ilahî vaat hâline gelmez.

Bu nedenle dinî dilde:

“Allah bana kesin şu işi verecek.”

“Kesin şu kişiyle evleneceğim.”

“Kesin zengin olacağım.”

gibi kişisel beklentileri Allah’ın vaadi gibi sunmak doğru değildir.

Kişisel umut ≠ vahyedilmiş ilahî vaat.

1️⃣3️⃣ Allah’ın Vaadinin Gerçek Olması Ne Zaman Gerçekleşeceğini Bildiğimiz Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Önceki ayetlerde tam olarak bu mesele anlatılmıştı.

Muhataplar:

“Bu vaat ne zaman?”

diye soruyordu.

Kur’an ise:

vaadin gerçek olduğunu

ama zamanının insanların kontrolünde olmadığını

bildiriyordu.

Dolayısıyla:

vaadin kesinliği ≠ zamanının bize bildirilmiş olması.

Örneğin kıyametin gerçek olduğuna iman edilir.

Ama:

“Kesin şu tarihte kopacaktır.”

denilemez.

Kıyamet için tarih hesaplamak bu ayetin verdiği bilgi değildir.

1️⃣4️⃣ “Fakat Onların Çoğu Bilmez” Ne Demektir ❓​

Ayet:

“ve lâkinne ekserahum lâ ya‘lemûn”

diye biter.

Yani:

“Fakat onların çoğu bilmez.”

Buradaki “çoğu”, bağlamdaki muhatapların büyük kısmına işaret eder.

Onlar:

Allah’ın vaadinin gerçekliğini

gerektiği şekilde bilmiyor,

kabul etmiyor

veya bunun bilinciyle yaşamıyor olabilirler.

Fakat bu ifadeyi:

“Dünyadaki insanların çoğu her konuda cahildir.”

şeklinde sınırsız bir genellemeye dönüştürmek doğru değildir.

Bağlam önemlidir.

1️⃣5️⃣ “Çoğu Bilmiyor” Demek Çoğunluk Her Zaman Yanlıştır mı ❓​

Hayır.

Kur’an bazı bağlamlarda çoğunluğun:

bilmediğini,

zanna uyduğunu

eleştirebilir.

Fakat bundan:

“Çoğunluk ne diyorsa tersini yap; o mutlaka doğrudur.”

gibi bir kural çıkarılamaz.

Bir görüş:

çok kişi tarafından savunulduğu için otomatik doğru değildir.

Ama az kişi tarafından savunulduğu için de otomatik doğru olmaz.

Çoğunluk ≠ hakikatin tek ölçüsü.

Azınlık ≠ hakikatin garantisi.


Ölçü:

delil,

bilgi,

doğru muhakeme

olmalıdır.

1️⃣6️⃣ Bilmemek Her Zaman Mazeret midir ❓​

Hayır.

Bilgisizliğin türü önemlidir.

Bir insan gerçekten:

bilme imkânına sahip olmayabilir.

Başka biri ise:

öğrenme fırsatı olduğu hâlde

bilerek araştırmamış olabilir.

Bir üçüncüsü:

gerçeğin ortaya çıkmasından korktuğu için bilgiye kapalı kalabilir.

Bunların hepsi aynı değildir.

Allah:

kişinin gerçek bilgisini,

imkânını,

niyetini

eksiksiz bilir.

Bu nedenle:

gerçek bilgisizlik ≠ bilinçli cehalet.

Ama hangi bireyin hangi durumda olduğunu nihai olarak Allah bilir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Bilime veya İnsan Bilgisine Karşı mı ❓​

Hayır.

Tam tersine:

“Bilmiyorlar”

eleştirisi bilginin önemini gösterir.

Kur’an insanı:

gözlemlemeye,

düşünmeye,

öğrenmeye,

akletmeye

çağırır.

Bilimsel bilgi:

yaratılmış evrenin nasıl işlediğini araştırır.

Bu:

Allah’ın mülküne ortak olmak

değildir.

Bir astronomun gökleri incelemesi,

bir fizikçinin maddeyi araştırması,

bir doktorun insan bedenini anlaması

Allah’ın mülkünü inkâr etmek anlamına gelmez.

Mekanizmayı bilmek ≠ Yaratıcıyı dışlamak zorunda olmak.

1️⃣8️⃣ Yûnus 53, 54 ve 55 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 53:

“Bu gerçekten olacak mı?”

sorusuna:

“Evet, Rabbime andolsun ki gerçektir.”

diye cevap verdi.

Yûnus 54:

bütün dünya servetinin bile ahiret hesabını satın alamayacağını

ve Allah’ın adaletle hükmedeceğini anlattı.

Yûnus 55 ise bu düşüncenin temelini koyuyor:

“Zaten göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.”

Sonra yeniden:

“Allah’ın vaadi gerçektir.”

diyor.

Yani:

Hesap gerçek.

Servetle kaçış yok.

Çünkü bütün mülk zaten Allah’ın.

Ve insanın bilmemesi veya reddetmesi bu gerçeği değiştirmiyor.


1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 55. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 55. ayet iki büyük hakikati son derece kısa fakat güçlü biçimde bir araya getirir:

Her şey Allah’ındır.

Ve:

Allah’ın vaadi gerçektir.

Birinci cümle insanın dünyayla ilişkisini değiştirir.

İkinci cümle ise insanın gelecekle ve ahiretle ilişkisini değiştirir.

İnsan dünyada:

“Bu benim.”

der.

Evim benim.

Param benim.

Arsam benim.

Şirketim benim.

Arabam benim.

Bunların hukukî anlamda doğru olması mümkündür.

Fakat Kur’an insana daha derin bir seviyeyi hatırlatır:

Sen de Allah’ın yarattığı bir varlıksın.

Evinin maddesini sen yaratmadın.

Toprağın varlığını sen meydana getirmedin.

Paranın değer kazanmasını sağlayan bütün ekonomik ve toplumsal sistemi tek başına sen kurmadın.

Sağlığını bütünüyle sen yaratmadın.

Zekânı sen üretmedin.

Hayatını kendine sen vermedin.

Dolayısıyla:

“Ben sahibim.”

cümlesinin arkasında daha büyük bir hakikat vardır:

“Allah mutlak sahibidir.”

Bu düşünce insanın elinden malını almak için değil,

malla arasındaki ilişkiyi düzeltmek için vardır.

Çünkü mutlak sahibi olmadığını bilen insan:

daha az kibirli olabilir.

Daha sorumlu olabilir.

Paylaşmayı öğrenebilir.

Hakkı olmayan şeye el uzatmamayı öğrenebilir.

Servetinin kendisine sonsuz güvenlik sağlamayacağını fark edebilir.

Malına:

“Benim tanrım.”

gibi bağlanmaz.

Onu:

araç

olarak görür.

İşte tevhidin ekonomik ve ahlaki boyutlarından biri budur.

İnsan servetin sahibi olduğunu düşünürken bazen servet insanın sahibi hâline gelebilir.

Daha fazla para için:

sağlığını kaybeder.

Ailesine vakit ayırmaz.

Dostluklarını bozar.

Yalan söyler.

Haksız rekabet yapar.

Başkasının hakkını yer.

Sonra bir gün bütün servetin aslında geride kalacağını fark eder.

Yûnus 55 insana bunu çok daha erken hatırlatır:

Elindeki şey kalıcı olarak senin değildir.

Onu nasıl kullandığın ise senin sorumluluğundur.

Bu yüzden bir insanın:

çok mala sahip olması

kötü değildir.

Ama malın:

insanın ahlakından daha değerli hâle gelmesi

büyük bir tehlikedir.

Ayetin ikinci cümlesi:

“Allah’ın vaadi gerçektir.”

bütün bu mülkiyet meselesini ahirete bağlar.

İnsan:

“Nasıl olsa ölünce her şey biter.”

diye düşünüyorsa,

malını kullanma biçiminde farklı davranabilir.

Ama:

hesap var

diyorsa,

şu soruyu sormak zorunda kalır:

Bu serveti nasıl kazandım?

Kimin hakkını yedim?

Kimin emeğinin karşılığını vermedim?

Malımı ne için kullandım?

İhtiyaç sahibini gördüğümde ne yaptım?

Gücüm varken adil davrandım mı?

Bunlar ahiret inancının dünyadaki ahlaki sonuçlarıdır.

Dolayısıyla ahiret yalnızca gelecekte yaşanacak bir olay değildir.

Ahirete iman:

bugünkü davranışı değiştirmesi gereken bir bilinçtir.

Eğer hesap gerçekse:

bugünkü yalanın anlamı değişir.

Bugünkü kul hakkının anlamı değişir.

Bugünkü iyiliğin anlamı değişir.

Kimsenin görmediği bir yardımın bile anlamı değişir.

Çünkü insan:

“Kimse görmedi.”

diyebilir.

Ama:

Allah bilir.

İnsan:

“Kimse bana hesap soramaz.”

diyebilir.

Ama:

Allah’ın vaadi gerçektir.

İşte Yûnus 55’in iki cümlesi burada birleşir:

Mülk Allah’ın.

Hesap da Allah’ın.


Bu, insanı korkudan hareketsiz bırakmamalıdır.

Tam tersine özgürleştirmelidir.

Çünkü insan:

malını kaybetmekten hayatının bütün anlamını kaybedecek kadar korkmamalıdır.

Para gidebilir.

İş değişebilir.

Servet azalabilir.

Ama insanın:

imanı,

ahlakı,

dürüstlüğü,

adaleti

malından daha değerli olabilir.

Yûnus 55 ayrıca insan bilgisinin sınırına da dikkat çeker:

“Fakat çoğu bilmez.”

Bilmemek bazen insanı:

yanlış güvene

sürükler.

Dünyanın sonsuza kadar süreceğini sanır.

Servetin kendisini koruyacağını sanır.

Hesabın gelmeyeceğini sanır.

Gücünün hiç bitmeyeceğini sanır.

Kur’an ise:

“Dikkat edin!”

diyor.

Bu kelime adeta insanı uykusundan uyandırıyor.

Dikkat et.

Sahip olduğunu sandığın şeylerin gerçek sahibini unutma.

Dikkat et.

Bugün güçlü olabilirsin ama güç sonsuz değil.

Dikkat et.

Bugün hesabı göremiyor olabilirsin ama Allah’ın vaadi gerçektir.

Fakat bu ayet insanları cahil diye küçümsemek için kullanılmamalıdır.

“Çoğu bilmiyor.”

ifadesini okuyup:

“Herkes cahil, yalnız ben hakikati biliyorum.”

demek ayetin insanı tevazuya çağıran yönünü kaçırmak olur.

İnsan önce kendisine sormalıdır:

Ben gerçekten biliyor muyum?

Bildiklerim hayatıma yansıyor mu?

Allah’ın mülk sahibi olduğuna inanıyorum ama:

mal için insan eziyor muyum?

Ahiretin gerçek olduğuna inanıyorum ama:

kul hakkını önemsemiyor muyum?

Allah’ın vaadine inanıyorum ama:

hayatımı hiç hesap yokmuş gibi mi yaşıyorum?

Çünkü bilgi yalnızca:

bir cümleyi ezberlemek

değildir.

Gerçek bilgi bazen:

insanın davranışını değiştiren bilgidir.

Bu nedenle Yûnus 55’in en derin sorusu belki de:

“Biliyor musun?”

değil,

“Bildiğin şey seni değiştirdi mi?”

sorusudur.

İnsan:

“Her şey Allah’ın.”

diyebilir.

Ama malının küçük bir kısmını paylaşmaya yanaşmıyorsa bu cümlenin hayatındaki karşılığını yeniden düşünmelidir.

“Ahiret gerçek.”

diyebilir.

Ama sürekli:

zulüm,

hile,

kul hakkı

içinde yaşıyorsa inandığı hesabın davranışına neden yansımadığını sorgulamalıdır.

Çünkü Yûnus 55 yalnızca teorik bir tevhid cümlesi değildir.

İnsana:

mülk karşısında tevazu

ve:

gelecek karşısında sorumluluk

öğretir.

Belki Yûnus Suresi 55. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Gerçek sahibinin Allah olduğunu söylediğimiz malı, gücü ve zamanı O’nun istediği adaletle kullanıyor muyuz; Allah’ın vaadinin gerçekten hak olduğuna inanıyorsak, neden bazen hayatımızı hiç hesap vermeyecekmişiz gibi yaşayabiliyoruz?

“Elindeki mala sahip olabilirsin; fakat mutlak sahibi değilsin. Onu sana verilen süre içinde adaletle kullan. Allah’ın vaadi gerçektir; bir gün servetinin miktarı değil, onu nasıl kazandığın ve ne için kullandığın önem kazanacaktır. Bildiğin hakikati yalnızca dilinde değil, hayatında da göster.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt