📖 Yûnus Suresi 42. Ayette “Onlardan Seni Dinleyenler Vardır; Fakat Akıllarını Kullanmasalar Bile Sağırlara Sen mi İşittireceksin?” İfadesi | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûnus Suresi 42. Ayette “Onlardan Seni Dinleyenler Vardır; Fakat Akıllarını Kullanmasalar Bile Sağırlara Sen mi İşittireceksin?” İfadesi

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,072
2,736,256
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 42. Ayette “Onlardan Seni Dinleyenler Vardır; Fakat Akıllarını Kullanmasalar Bile Sağırlara Sen mi İşittireceksin?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Bir sözü kulağınla duymak başka, onu anlamaya gerçekten açık olmak başkadır. İnsan bazen hakikati defalarca işitir fakat daha baştan kabul etmemeye karar verdiği için söz kalbine ulaşmaz. Kur’an’ın eleştirdiği fiziksel işitme eksikliği değil, bilinçli biçimde anlamaya kapanan tavırdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 42. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat akıllarını kullanmıyorlarsa sağırlara sen mi işittireceksin?”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve minhum men yestemiûne ileyk. E-fe-ente tusmiu’s-summe ve lev kânû lâ ya‘kılûn.”

Bir önceki ayette Hz. Muhammed’e:

“Eğer seni yalanlarlarsa de ki: Benim amelim bana, sizin ameliniz size.”

denilmişti.

Şimdi Yûnus 42, peygamberin neden herkesi zorla iman ettiremeyeceğini başka bir örnekle açıklar:

Bazı insanlar Hz. Muhammed’i işitiyor, fakat gerçekten anlamaya yönelmiyor.

2️⃣ “Onlardan Seni Dinleyenler Vardır” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“Ve minhum men yestemiûne ileyk...”

denilir.

Yani:

“Onlardan seni dinleyenler vardır.”

Bu insanlar Hz. Muhammed’in konuşmasını fiziksel olarak duyuyor olabilirler.

Kur’an okunuyor.

Ayetler kulaklarına ulaşıyor.

Peygamber açıklıyor.

Ama yalnızca sesin kulağa ulaşması, mesajın gerçekten kavrandığı anlamına gelmez.

Bu nedenle ayet bize dinlemek ile duymak arasında önemli bir ayrım düşündürür.

3️⃣ Duymak ile Dinlemek Aynı Şey midir ❓​

Her zaman değil.

İnsan bir sesi:

duyabilir.

Ama söylediklerine dikkat etmeyebilir.

Birinin konuşmasını baştan sona işitir fakat zihninde sürekli:

“Buna nasıl cevap vereceğim?”

diye düşünür.

Bu durumda ses kulağa ulaşmış ama kişi sözü anlamaya gerçekten açılmamış olabilir.

Gerçek dinleme:

yalnızca sessiz kalmak değil,

karşıdaki kişinin ne söylediğini dürüstçe anlamaya çalışmaktır.

4️⃣ Ayetteki “Sağırlar” Gerçek İşitme Engellileri mi ❓​

Hayır.

Burada “sağır” ifadesi mecazî bir anlatımdır.

Fiziksel olarak işitme engelli insanlar kötülenmemektedir.

Ayetin konusu:

kulakları çalıştığı hâlde hakikati anlamaya kapalı davranan kişilerdir.

Bu ayrım son derece önemlidir:

İşitme engeli ≠ manevi kusur.

İşitme engelli bir insan:

çok güçlü bir imana,

yüksek ahlaka,

derin bir anlayışa

sahip olabilir.

Kur’an’ın burada eleştirdiği fiziksel durum değil, iradî ve ahlaki kapanmadır.

5️⃣ Kur’an Neden Böyle Bir Benzetme Kullanıyor ❓​

Çünkü güçlü bir çelişki vardır.

İnsan:

işitiyor

ama duymuyor gibidir.

Söz kendisine ulaşıyor

ama anlamına kapalıdır.

Bu yüzden ayet mecaz yoluyla:

“Sanki sağırmış gibi davranıyor.”

demektedir.

Bu tür benzetmeler Kur’an’ın insanın iç durumunu somutlaştıran anlatım biçimlerinden biridir.

Fakat bu mecazı gerçek işitme engelli insanlara karşı aşağılayıcı bir dil üretmek için kullanmak doğru değildir.

6️⃣ “Akıllarını Kullanmasalar Bile” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve lev kânû lâ ya‘kılûn”

denilir.

Yani yaklaşık olarak:

“Akıllarını kullanmasalar bile...”

Kur’an burada işitme ile akletme arasında bağlantı kurar.

Söz kulağa gelir.

Ama insan:

üzerinde düşünmez,

anlamını değerlendirmez,

delilleri tartmaz,

sonuç çıkarmaya çalışmazsa

fiziksel işitme tek başına yeterli olmaz.

Bu nedenle Kur’an’da akıl çoğu zaman:

salt zekâdan çok,

hakikati değerlendiren bilinçli düşünme

ile ilişkilidir.

7️⃣ “Akletmemek” Zekâsız Olmak mı Demektir ❓​

Hayır.

Çok zeki bir insan da:

önyargılı,

kibirli,

çıkarına bağımlı

davranabilir.

Akletmek yalnızca:

yüksek IQ,

çok bilgi,

hızlı düşünme

değildir.

Ahlaki dürüstlük de önemlidir.

Bir insan zekâsını hakikati bulmak için kullanabileceği gibi:

yanlışını savunmak için gerekçe üretmekte de

kullanabilir.

Bu nedenle:

zekâ ≠ hidayet.

Akıl, doğru yönelim ve dürüstlükle kullanılmalıdır.

8️⃣ Peygamber Neden Onlara “İşittiremiyor” ❓​

Çünkü peygamber:

sözü ulaştırabilir,

açıklayabilir,

delil sunabilir.

Ama karşıdaki insanın:

istemesini,

samimiyetini,

kalbinin yönünü

zorla kontrol edemez.

Bir insan daha başlamadan:

“Ne söylerse söylesin kabul etmeyeceğim.”

diye karar verdiyse, peygamber onun iradesini zorla ortadan kaldırmaz.

Ayet bu nedenle Hz. Muhammed’in sınırını hatırlatır:

Tebliğ etmek onun görevidir; insanları zorla hidayete sokmak değildir.

9️⃣ Allah İsteseydi Herkesi Zorla İman Ettiremez miydi ❓​

Allah’ın kudreti açısından elbette buna güç yetirebilir.

Fakat Kur’an’ın insan anlayışında dünya hayatı:

ahlaki tercih ve sorumluluk alanıdır.

İmanın anlamlı olmasının bir yönü, insanın:

düşünmesi,

seçmesi,

kabul etmesi

ile ilgilidir.

Zorla oluşturulan dış davranış ile:

bilinçli iman

aynı şey değildir.

Bu yüzden Kur’an:

insanı delille çağırır,

ama insan iradesini anlamsız hâle getiren bir zorlama modeli sunmaz.

🔟 İnsan Hakikati İşitip Neden Dinlememeyi Seçer ❓​

Bunun birçok sebebi olabilir.

Kibir.

Çıkar.

Alışkanlık.

Toplum baskısı.

Statü kaybı korkusu.

Öfke.

Geçmiş tecrübeler.

Bir kişiye duyulan antipati.

Bazen insan mesajı değil, mesajı getireni değerlendirir.

“Bu kişi söylüyorsa dinlemem.”

der.

Böylece hakikat:

sözü söyleyen kişiye duyulan tepki nedeniyle

gözden kaçabilir.

Oysa doğru olan:

“Kim söyledi?”

sorusunun yanında:

“Söylediği doğru mu?”

sorusunu da sormaktır.

1️⃣1️⃣ Birini Dinlememek Her Zaman Hakikate Kapanmak mıdır ❓​

Hayır.

İnsan:

yorgun olabilir.

Dikkati dağılmış olabilir.

Konuyu anlamamış olabilir.

Kendisine anlatılan şey ikna edici gelmemiş olabilir.

Daha fazla bilgiye ihtiyaç duyabilir.

Bu durumların her birini:

“Sen ayetteki manevi sağırsın.”

diye yorumlamak doğru değildir.

Ayetin hedefindeki tavır:

hakikate bilinçli biçimde kapalı olma

durumudur.

Samimi anlamama ile kasıtlı reddediş aynı şey değildir.

1️⃣2️⃣ Kur’an’ı Okuyup Farklı Sonuca Ulaşan Herkes “Akletmiyor” mudur ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Benim tefsirime katılmayan aklını kullanmıyor.”

şeklinde kullanmak büyük bir hata olur.

Kur’an'ın yorumunda:

dil,

bağlam,

hadisler,

farklı tefsir gelenekleri

nedeniyle bazı konularda farklı açıklamalar bulunabilir.

İnsanlar samimiyetle farklı sonuçlara ulaşabilir.

Tefsir ihtilafı ≠ akılsızlık.

Vahiy ile bizim vahyi yorumlamamız birbirine karıştırılmamalıdır.

1️⃣3️⃣ Dinlemek Neden Ahlaki Bir Davranış Olabilir ❓​

Çünkü gerçekten dinlemek:

karşıdakine:

“Seni anlamaya çalışıyorum.”

demektir.

Bu, mutlaka ona katılmak anlamına gelmez.

Bir insanı dinleyip:

“Seni anladım ama katılmıyorum.”

diyebilirsin.

Bu bile sağlıklı bir iletişimdir.

Asıl sorun:

karşıdakini hiç anlamadan cevap vermek,

sözünü çarpıtmak,

söylemediği şeyi ona yüklemek

olabilir.

Hakikat arayışı:

karşı görüşü doğru anlamayı

gerektirir.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet Tartışma Kültürümüze Ne Öğretiyor ❓​

Bugün birçok tartışmada insanlar birbirini dinlemiyor.

Karşıdaki konuşurken cevap hazırlıyor.

Bir cümlesini alıp:

bağlamından koparıyor.

Sonra kendi tarafının alkışlayacağı cevabı veriyor.

Böyle bir tartışmada iki taraf da konuşabilir ama hiçbiri gerçekten dinlemiyor olabilir.

Yûnus 42’nin mesajı burada çok günceldir:

Sesi duymak yetmez; anlamaya çalış.

Hakikat yalnızca konuşma yeteneği değil, dinleme ahlakı da ister.

1️⃣5️⃣ Sosyal Medya Bizi Daha Çok Konuşturup Daha Az Dinler Hâle Getirebilir mi ❓​

Evet.

Sosyal medya ortamında hız çok yüksektir.

Bir paylaşım görürüz.

Saniyeler içinde cevap veririz.

Bir başlığı okuruz.

Haberi açmadan yorum yaparız.

Birinin on saniyelik videosunu görürüz.

Bütün görüşünü bildiğimizi düşünürüz.

Bu hız, insanı:

anlamadan hüküm vermeye

sürükleyebilir.

Yûnus 39’da:

bilgisini kuşatmadan yalanlamak,

Yûnus 42’de ise:

duyduğu hâlde anlamaya açılmamak

eleştiriliyor.

İkisi birlikte modern bilgi çağında çok güçlü bir uyarıdır.

1️⃣6️⃣ Gerçekten Dinlemek Karşı Tarafa Katılmayı Gerektirir mi ❓​

Hayır.

Bu önemli bir ayrımdır.

Dinlemek:

teslim olmak

değildir.

Anlamak:

onaylamak

değildir.

Bir fikri bütün gücüyle dinleyebilir, doğru anladıktan sonra:

“Buna katılmıyorum.”

diyebilirsin.

Hatta güçlü eleştirinin şartlarından biri önce karşı tarafın görüşünü doğru anlamaktır.

Söylemediği şeyi ona yükleyip onu çürütmek gerçek tartışma değildir.

Hakikat insanın:

adil bir muhalif

olabilmesini de gerektirir.

1️⃣7️⃣ Dinî Tebliğ Yapan Bir İnsan Bu Ayetten Ne Öğrenmelidir ❓​

Her insanın hemen ikna olmayacağını kabul etmelidir.

Birine:

güzelce anlatırsın.

Kaynak gösterirsin.

Sorularını cevaplarsın.

Ama yine kabul etmeyebilir.

Bu durumda:

hakaret etmek,

bağırmak,

kişiyi küçümsemek

tebliği güçlendirmez.

Bazen yapılması gereken:

sözü doğru biçimde ulaştırmak ve sonucu Allah’a bırakmaktır.

Peygamber bile bütün insanları zorla inandıramıyorsa, sıradan insanın kendisini kalplerin yöneticisi sanması doğru değildir.

1️⃣8️⃣ Yûnus 40, 41 ve 42 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Bu üç ayet birbirini çok güzel tamamlar.

Yûnus 40:

“Onlardan iman edenler de vardır, etmeyenler de.”

dedi.

Yûnus 41:

“Benim amelim bana, sizin ameliniz size.”

diyerek kişisel sorumluluğu ortaya koydu.

Yûnus 42 ise:

Bazılarının peygamberi dinlediği hâlde akletmeye açık olmadığını

anlatıyor.

Böylece şu çizgi oluşuyor:

İnsanlar mesaj karşısında farklı davranır.

Her insan kendi tercihinin sorumluluğunu taşır.

Peygamberin görevi zorla kalp değiştirmek değildir.


Bu, tebliğin sınırını ve insan iradesinin sorumluluğunu birlikte korur.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 42. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 42. ayet çok kısa bir cümleyle insan iletişiminin en büyük problemlerinden birini ortaya koyar:

İnsan duyabilir ama dinlemeyebilir.

Hz. Muhammed konuşuyor.

Kur’an okunuyor.

Muhatapların kulakları sesi işitiyor.

Ama ayet:

“Sağırlara sen mi işittireceksin?”

diye soruyor.

Demek ki mesele kulağın ses alması değildir.

Asıl mesele:

zihnin ve kalbin hakikate açık olup olmamasıdır.

İnsan bazen bir şeyi daha işitmeden reddeder.

Karşısındaki konuşurken:

“Ne derse desin fikrim değişmeyecek.”

diye düşünür.

Bu durumda dinleme:

gerçek bir araştırma olmaktan çıkar.

Sadece karşı tarafın konuşmasının bitmesini beklemeye dönüşür.

Yûnus 42 işte bu davranışı çok güçlü biçimde sorgular.

Fakat ayetin benzetmesini yanlış anlamamak gerekir.

Buradaki:

“sağır”

ifadesi fiziksel işitme engeli değildir.

İşitme engelli insanlara yönelik bir küçümseme hiç değildir.

Fiziksel işitme kaybı:

insanın imanını,

zekâsını,

ahlakını

belirlemez.

Bir insan hiçbir sesi duymadığı hâlde:

hakikate son derece açık olabilir.

Bir başkası mükemmel işittiği hâlde:

hiçbir gerçeği dinlemek istemeyebilir.

Dolayısıyla ayetteki esas mesele beden değil, tutumdur.

Ayetin:

“Akıllarını kullanmıyorlarsa...”

ifadesi de bunu açıklar.

Kur’an açısından akletmek:

yalnızca bilgi toplamak değildir.

İnsan çok okuyabilir.

Çok konuşabilir.

Çok zeki olabilir.

Ama sadece kendi kanaatini savunmak için düşünüyorsa hakikate yaklaşamayabilir.

Gerçek akıl:

yanılma ihtimalini kabul edebilmelidir.

Kendine şu soruyu sorabilmelidir:

“Ben gerçekten doğruyu mu arıyorum, yoksa haklı çıkmayı mı?”

Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.

Hakikati arayan insan:

karşı delili dinler.

Kendi görüşüne aykırı bilgiye bakar.

Yanıldığını görürse:

“Yanılmışım.”

diyebilir.

Sadece haklı çıkmak isteyen insan ise her bilgiyi:

kendi görüşünü koruyacak biçimde

yorumlamaya çalışır.

Bu durumda akıl:

hakikatin rehberi olmaktan çıkıp nefsin avukatına dönüşebilir.

Yûnus 42 aynı zamanda Hz. Muhammed’e büyük bir teselli verir.

Peygamber elinden geleni yapıyor.

Anlatıyor.

Okuyor.

Uyarıyor.

Ama herkes kabul etmiyor.

Ayet ona adeta:

“Sen onların iradesini kontrol edemezsin.”

diyor.

Bu ders bugün başkasına iyilik anlatmaya çalışan herkes için de önemlidir.

Bir evladına öğüt verirsin.

Bir arkadaşını uyarırsın.

Sevdiğin birine doğru olduğunu düşündüğün şeyi anlatırsın.

Bazen karşı taraf dinlemez.

Bu insanı üzebilir.

Ama insan şunu hatırlamalıdır:

Sen tebliğ edersin; başkasının kalbinin sahibi değilsin.

Bu anlayış ilgisizlik değildir.

Sevdiğin insan için:

dua edebilirsin.

Tekrar uygun zamanda konuşabilirsin.

İyi örnek olabilirsin.

Ama onu:

zorlayamazsın.

İşte dinî tebliğde de aynı sınır vardır.

Hakikat:

baskıya muhtaç değildir.

İnsan:

anlamalı,

düşünmeli,

kendi iradesiyle cevap vermelidir.

Bu ayet günlük ilişkilerimize de çok büyük bir ders verir:

Dinlemeyi öğren.

Eşin konuşurken gerçekten dinle.

Çocuğun bir şey anlatırken hemen hüküm verme.

Arkadaşının sözünü bitirmesine izin ver.

Bir insanı eleştireceksen önce onun gerçekten ne söylediğini anlamaya çalış.

Bir dinî görüşe karşı çıkacaksan:

onu rakiplerinin anlattığı biçimden değil,

mümkünse kendi kaynaklarından öğren.

Çünkü insanın söylemediği şeyi ona yüklemek kolaydır.

Ama hakikat:

kolay zaferlerden daha değerlidir.

Bu ayet ayrıca bize şunu da öğretir:

Dinleyen herkes kabul etmek zorunda değildir.

Gerçek dinleme sonunda:

“Seni anladım ama ikna olmadım.”

sonucuna da ulaşabilir.

Bu dürüst bir sonuç olabilir.

Önemli olan:

daha baştan kapıları kapatmamak,

karşı tarafı gerçekten anlamaya çalışmak

ve hükmü zanna değil bilgiye dayandırmaktır.

Yûnus 39’dan beri çok güçlü bir bilgi ahlakı kuruluyor:

Anlamadan yalanlama.

Yûnus 40:

insanların farklı tercihler yapacağını kabul et.

Yûnus 41:

herkesin kendi sorumluluğunu taşıdığını bil.

Yûnus 42:

duyduğunu gerçekten dinle ve aklını kullan.

Bu dört ilke bir araya geldiğinde son derece olgun bir insan ortaya çıkar:

Araştıran.

Dinleyen.

Düşünen.

Zorlamayan.

Sorumluluğunu bilen.

Ve hakikatin nihai sahibinin Allah olduğunu unutmayan.

Belki Yûnus Suresi 42. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir insan bizim düşüncemize aykırı bir şey söylediğinde onu gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa daha ilk cümlesinde zihnimizin kapısını kapatıp yalnızca vereceğimiz cevabı mı hazırlıyoruz; daha da önemlisi, Allah’ın bize verdiği işitme ve akıl nimetlerini hakikati bulmak için mi, yoksa yalnızca zaten inandığımız şeyi savunmak için mi kullanıyoruz?

“Sesi duymak kolaydır; insanı ve hakikati gerçekten dinlemek emek ister. Karşındakine katılmak zorunda değilsin, fakat onu anlamadan hüküm verme. Kulağını sese, aklını delile, kalbini hakikate açık tut; çünkü bazen en büyük sağırlık işitmemek değil, işittiğin hâlde anlamaya hiç niyet etmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt