📖 Yûnus Suresi 31. Ayette “Size Gökten ve Yerden Rızık Veren Kimdir; İşitmeye ve Görmeye Kim Hükmeder; Ölüden Diriyi, Diriden Ölüyü Kim Çıkarır

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,063
2,736,256
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 31. Ayette “Size Gökten ve Yerden Rızık Veren Kimdir; İşitmeye ve Görmeye Kim Hükmeder; Ölüden Diriyi, Diriden Ölüyü Kim Çıkarır ve Bütün İşleri Kim Yönetir?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan çoğu zaman nimeti görür fakat nimetin kaynağını düşünmez. Kur’an, alıştığımız için sıradan sandığımız şeylerin önünde bizi yeniden durdurur: rızık, işitmek, görmek, hayat ve bütün düzen… Bunların ardındaki nihai kudret kimdir?”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 31. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“De ki: Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? İşitme ve görme yetilerine kim hükmeder? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarır? Bütün işleri kim yönetir? ‘Allah’ diyecekler. De ki: Öyleyse hâlâ sakınmayacak mısınız?”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Kul men yerzukukum mine’s-semâi ve’l-ard, emmen yemliku’s-sem‘a ve’l-ebsâr, ve men yuhricu’l-hayye mine’l-meyyiti ve yuhricu’l-meyyite mine’l-hayy, ve men yudebbiru’l-emr; fe-seyekûlûnallâh. Fe-kul efelâ tettekûn.”

Önceki ayetlerde:

sahte ilahların,

sözde şefaatçilerin,

insanın uydurduğu kutsallıkların

ahirette ortadan kaybolacağı anlatılmıştı.

Yûnus 31 şimdi doğrudan soruyor:

Gerçekte bu evrenin sahibi ve yöneticisi kim?

2️⃣ “Size Gökten ve Yerden Rızık Veren Kimdir?” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“men yerzukukum mine’s-semâi ve’l-ard”

denilir.

Yani:

“Size gökten ve yerden rızık veren kimdir?”

“Rızık” yalnızca para değildir.

İnsanın hayatını sürdürebilmesini sağlayan:

su,

yiyecek,

hava,

toprağın ürünleri,

hayvanlar,

enerji kaynakları,

çalışma imkânı

ve daha birçok nimet rızık kavramının içine girebilir.

Kur’an insanı, her gün tükettiği şeylerin arkasındaki büyük hayat düzenini düşünmeye çağırır.

3️⃣ “Gökten Rızık” Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Burada özellikle:

yağmur,

güneş,

hava şartları

gibi gökle ilişkili nimetler düşünülebilir.

Yağmur yağar.

Toprak su alır.

Tohum gelişir.

Ürün ortaya çıkar.

İnsan ve hayvanlar bundan beslenir.

Yani sofradaki bir ekmeğin arkasında bile:

su,

toprak,

güneş,

iklim,

bitki,

insan emeği

gibi çok sayıda unsur vardır.

Kur’an bu zincirin en sonunda insanı nimetin nihai kaynağı olan Allah’a götürür.

4️⃣ “Yerden Rızık” Ne Demektir ❓​

Toprak:

tahıl verir.

Meyve verir.

Sebze verir.

Hayvanların beslenmesine imkân sağlar.

İnsan toprağın içinden:

çeşitli madenler,

enerji kaynakları,

yapı malzemeleri

de çıkarır.

Bu nedenle ayetin:

“gökten ve yerden”

ifadesi insanın hayatını kuşatan geniş rızık düzenine işaret eder.

Ancak ayeti modern bilimde bulunan her maddeyi önceden isim isim haber veren teknik bir bilim metni gibi okumak gerekmez.

Kur’an’ın amacı burada:

fizik veya tarım kitabı yazmak değil, yaratılmış düzen üzerinden insana tevhidi düşündürmektir.

5️⃣ Çiftçi Üretiyorsa “Rızkı Allah Veriyor” Demek Ne Anlama Gelir ❓​

İki gerçek birbiriyle çelişmez.

Çiftçi:

toprağı sürer.

Tohum eker.

Sulama yapar.

Ürünü toplar.

Bunların hepsi gerçek insan emeğidir.

Ama çiftçi:

tohumu yoktan yaratmaz.

Suyun temel özelliklerini oluşturmaz.

Fotosentezin yasalarını kendisi koymaz.

Toprağın bütün yaratılış düzenini kurmaz.

Bu nedenle:

insan emeği gerçek sebeptir; Allah ise sebeplerin ve varlığın nihai yaratıcısıdır.

Tevhid:

insan emeğini yok saymak değil, insanı mutlak yaratıcı ilan etmemektir.

6️⃣ Bilim Yağmurun ve Tarımın Nasıl Oluştuğunu Açıklıyorsa Allah’a İhtiyaç Kalmıyor mu ❓​

Hayır.

Bilim:

bir sürecin nasıl işlediğini

açıklayabilir.

Yağmurun oluşum mekanizmasını inceleyebilir.

Bitkilerin nasıl büyüdüğünü gösterebilir.

Genetik süreçleri açıklayabilir.

Bunlar Allah’a inanmanın rakibi değildir.

“Nasıl?” sorusu ile:

“Bu düzenin nihai varlık kaynağı nedir?”

sorusu aynı soru değildir.

Kur’an:

bilimsel açıklamayı engellemez.

Tam tersine yaratılışa bakmayı ve düşünmeyi teşvik eder.

Doğal sebebi açıklamak, Allah’ı dışlamak zorunda değildir.

7️⃣ “İşitmeye ve Görmeye Kim Hükmeder?” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“emmen yemliku’s-sem‘a ve’l-ebsâr”

denilir.

Yani:

“İşitme ve görme yetilerine kim sahiptir, kim hükmeder?”

İşitmek ve görmek o kadar alışıldık nimetlerdir ki insan çoğu zaman bunları düşünmez.

Bir ses dalgası gelir.

Kulak bunu algılar.

Beyin işler.

Göz ışığı alır.

Sinir sistemi bilgiyi işler.

Ve insan dünyayı tecrübe eder.

Kur’an:

“Bütün bunları sıradan kabul edip geçme.”

dercesine insanı durdurur.

Görmek de işitmek de çok büyük nimetlerdir.

8️⃣ Görmeyen veya İşitmeyen İnsanlar Bu Ayette Eksik veya Cezalandırılmış mı Sayılıyor ❓​

Hayır.

Bir insanın:

görme engelli,

işitme engelli

veya başka bir fiziksel engelle yaşaması,

Allah katında değersiz olduğu

veya:

günahı yüzünden cezalandırıldığı

anlamına gelmez.

İnsanların bedenleri farklı imtihan ve şartlara sahip olabilir.

Fiziksel engel ≠ ahlaki eksiklik.

Kur’an'ın bu ayetteki amacı:

görenleri ve işitenleri sahip oldukları nimetin farkına vardırmaktır.

Engelli insanın Allah katındaki değeri de:

bedensel fonksiyonlarıyla değil,

imanı, ahlakı ve sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilir.

9️⃣ “İşitme ve Görmenin Sahibi Allah’tır” Demek İnsan Tıbbını Önemsizleştirir mi ❓​

Hayır.

Bir insan:

işitme cihazı kullanabilir.

Gözlük takabilir.

Ameliyat olabilir.

Doktora gidebilir.

Modern tıbbın bütün imkânlarından faydalanabilir.

Bunlar Allah’a güvenmekle çelişmez.

Doktor:

sebep olabilir.

Tedavi:

sebep olabilir.

İlaç:

sebep olabilir.

Ama sebeplerin hiçbiri Allah’a rakip bağımsız ilahî güçler değildir.

Tedavi olmak ≠ tevekkülü terk etmek.

Tedbir ile Allah’a güven birlikte var olabilir.

🔟 “Ölüden Diriyi Çıkaran Kimdir?” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“ve men yuhricu’l-hayye mine’l-meyyit”

denilir.

Yani:

“Ölüden diriyi çıkaran kimdir?”

Bu ifade için tefsirlerde farklı örnekler verilmiştir.

Tohumdan canlı bitkinin çıkması,

yumurtadan canlı hayvanın çıkması

gibi tabiat örnekleri üzerinde durulmuştur.

Bazı tefsirlerde:

iman edenin inkârcı bir çevreden çıkması

gibi mecazî açıklamalar da zikredilmiştir.

Ancak ayetin temel vurgusu:

hayatın Allah’ın kudreti altında olmasıdır.

1️⃣1️⃣ “Diriden Ölüyü Çıkaran Kimdir?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet bunun tersini de söyler:

“ve yuhricu’l-meyyite mine’l-hayy”

yani:

“Diriden ölüyü çıkarır.”

Hayat ve ölüm:

birbirinden kopuk,

Allah’ın kontrolünün dışında iki bağımsız güç değildir.

Canlılık ortaya çıkar.

Canlı ölür.

Nesiller gelir.

Nesiller gider.

Tabiatın içinde sürekli:

doğum,

gelişim,

ölüm,

yenilenme

görülür.

Kur’an bu döngüye bakarak insana hayatı ve ölümü yaratan kudreti düşündürür.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Biyoloji Kitabı Gibi mi Okunmalıdır ❓​

Hayır.

Kur’an:

biyolojinin teknik ayrıntılarını öğretmek için gönderilmiş bir laboratuvar kitabı değildir.

Bilim:

hücreyi,

DNA’yı,

üremeyi,

embriyolojik gelişimi,

ekolojik döngüleri

ayrıntılı biçimde inceleyebilir.

Ayet ise bütün bu gözlenebilir süreçlerin arkasında daha temel bir soruya yöneltir:

Hayatın varlığı ve düzeni seni neye götürüyor?

Bu yüzden bilim ile ayetin amacı aynı değildir.

Bilimi zorla ayetin içine yerleştirmek de,

ayeti bilimsel araştırmanın alternatifi hâline getirmek de sağlıklı değildir.

1️⃣3️⃣ “Bütün İşleri Kim Yönetir?” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“ve men yudebbiru’l-emr”

denilir.

Yani:

“İşi / bütün düzeni kim yönetir?”

“Yudebbiru”:

düzenlemek,

yönetmek,

sonucunu gözeterek idare etmek

anlamı taşır.

Bu ifade Allah’ın yalnızca:

evreni ilk kez yaratıp sonra tamamen bırakan

bir yaratıcı olmadığını gösterir.

Kur’an’a göre Allah:

yaratır ve hükmeder.

Varlık düzeni O’nun bilgisi ve egemenliği altındadır.

1️⃣4️⃣ Allah Bütün İşleri Yönetiyorsa İnsan İradesinin Ne Anlamı Var ❓​

İlahî yönetim:

insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İnsan:

seçer.

Plan yapar.

Çalışır.

İyilik veya kötülük yapabilir.

Kararlarının sonuçlarıyla karşılaşır.

Allah’ın evren üzerindeki egemenliği ile insanın yaratılmış iradesi birbirini zorunlu olarak dışlamaz.

Bu nedenle insan yaptığı bir kötülük için:

“Allah yönetiyor, o hâlde benim suçum yok.”

diyemez.

Kur’an zaten insanı yaptıklarından sorumlu tutar.

İlahî egemenlik ≠ kadercilik ve sorumluluktan kaçış.

1️⃣5️⃣ Müşrikler Bu Sorulara Neden “Allah” Diye Cevap Veriyor ❓​

Ayet:

“fe-seyekûlûnallâh”

der.

Yani:

“Onlar mutlaka ‘Allah’ diyecekler.”

Bu çok önemli bir ayrıntıdır.

Mekke müşriklerinin önemli bir bölümü:

Allah’ın varlığını tamamen reddetmiyordu.

Allah’ı:

yaratıcı,

rızık verici,

evrenin büyük yöneticisi

olarak kabul ediyorlardı.

Fakat bunun yanında başka varlıklara:

ibadet,

şefaat,

kutsal aracılık

ve çeşitli ilahî paylar

atfediyorlardı.

Kur’an onların kendi kabul ettiği gerçek üzerinden soruyor:

“Madem bunların hepsini Allah yapıyor, neden kulluğu da yalnız O’na yöneltmiyorsunuz?”

1️⃣6️⃣ Allah’ın Yaratıcı Olduğuna İnanmak Tek Başına Tevhid İçin Yeterli midir ❓​

Yûnus 31’in önemli mesajlarından biri:

hayır, tek başına yeterli değildir.

Müşrikler:

“Rızkı kim veriyor?”

sorusuna:

Allah

diyebiliyorlardı.

“İşleri kim yönetiyor?”

sorusuna da:

Allah.

Fakat buna rağmen başka varlıkları Allah’a ortak kabul ediyorlardı.

Dolayısıyla tevhid:

yalnızca:

“Allah vardır ve yaratıcıdır.”

demek değildir.

Aynı zamanda:

ibadeti, nihai kulluğu ve bağımsız ilahî yetkiyi yalnız Allah’a vermektir.

Allah’ı yaratıcı kabul edip kullukta başka bağımsız ilahî güçler üretmek Kur’an'ın eleştirdiği tutarsızlıktır.

1️⃣7️⃣ “Öyleyse Hâlâ Sakınmayacak mısınız?” Ne Demektir ❓​

Ayet:

“fe-kul efelâ tettekûn”

diye sona erer.

Yani:

“De ki: Öyleyse hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız?”

“Takva” yalnızca korkmak değildir.

İçinde:

Allah’ın bilincinde olmak,

sorumluluğu hatırlamak,

günahtan sakınmak,

kendini yanlışın sonucundan korumak

vardır.

Kur’an'ın mantığı şudur:

Rızkı veren Allah.

Hayatı yöneten Allah.

İşitme ve görme nimetini veren Allah.

Bütün düzenin nihai sahibi Allah.

O hâlde hayatını Allah’ı dışarıda bırakıyormuş gibi neden yaşıyorsun?

1️⃣8️⃣ Yûnus 28, 29, 30 ve 31 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Bu ayetler güçlü bir düşünce zinciri oluşturur.

Yûnus 28’de:

sahte ortaklarla insanlar yüzleştirilmişti.

Yûnus 29’da:

o varlıklar kendilerine yapılan ibadeti reddetmişti.

Yûnus 30’da:

uydurulan bütün sahte güvenceler kaybolmuş

ve insanların gerçek Mevlâları Allah’a döndürüldükleri bildirilmişti.

Şimdi Yûnus 31 soruyor:

Peki dünyadayken düşünseydiniz gerçek Mevlâ'nın kim olduğunu anlayamaz mıydınız?

Rızkı kim veriyor?

İşitme ve görmeye kim hükmediyor?

Hayatı ve ölümü kim yönetiyor?

Bütün işleri kim düzenliyor?

Kendi cevabınız bile:

Allah.

O hâlde tevhidin sonucu da buna uygun olmalıdır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 31. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 31. ayet insana son derece basit görünen fakat çok derin sonuçları bulunan birkaç soru yöneltir.

Rızkı kim veriyor?

İşitmeyi ve görmeyi kim mümkün kılıyor?

Hayatı kim çıkarıyor?

Ölümü kim yaratıyor?

Bütün düzeni kim yönetiyor?


Ve muhataplar:

“Allah.”

diyor.

Buradaki asıl mesele cevabı bilmemek değildir.

Asıl mesele:

bildiğin cevabın hayatını değiştirip değiştirmediğidir.

İnsan teorik olarak:

“Her şeyi Allah verdi.”

diyebilir.

Ama pratikte:

parasını mutlak güvence,

işini mutlak rızık kaynağı,

insanları mutlak kurtarıcı

hâline getirebilir.

Kur’an ise insanı söylediği inancın sonucuyla yüzleştiriyor:

Madem rızık Allah’tan, neden rızık korkusu seni harama sürüklüyor?

Bu, çalışmayı bırak demek değildir.

Tam tersine:

çalış.

Üret.

Ticaret yap.

Mesleğini geliştir.

Toprağını işle.

Ama kazancın uğruna:

adaleti,

dürüstlüğü,

helal-haram ölçüsünü

kaybetme.

Çünkü iş:

rızkın sebebi olabilir.

Ama rızkın mutlak ilahı değildir.

Bir insan işini kaybedebilir.

Sonra başka bir kapı açılabilir.

Bir kapı kapanabilir.

Hayat başka şekilde devam edebilir.

Bu, insanı tedbirsizliğe değil:

Allah’a güvenerek çalışmaya

çağırır.

Ayet işitme ve görmeyi de özellikle hatırlatır.

İnsan sabah gözünü açar.

Etrafını görür.

Birinin sesini duyar.

Müziği işitir.

Sevdiği insanın yüzünü görür.

Ve çoğu zaman bunları:

normal

kabul eder.

Ama sağlıkta birçok nimetin değeri ancak kaybedildiğinde anlaşılır.

Kur’an insana nimeti kaybetmeden önce:

“Farkına var.”

der.

Fakat burada engelli insanlar hakkında yanlış bir sonuç çıkarmamak gerekir.

Görmeyen veya işitmeyen insan:

Allah’ın daha az değer verdiği biri değildir.

İnsan değeri:

gözünün ne kadar gördüğü,

kulağının ne kadar duyduğu

ile ölçülmez.

Her insanın farklı şartları ve imtihanı vardır.

Ayetin mesajı:

nimete sahip olanın şükretmesi

ve her insanın Allah karşısındaki kulluğunu fark etmesidir.

Sonra ayet hayat ve ölüm üzerinden konuşur.

İnsan hayat üzerinde büyük bilgi kazanmıştır.

Tıp ilerlemiştir.

Genetik öğrenilmiştir.

Hücreler incelenmiştir.

Bütün bunlar değerlidir.

Kur’an’ın çağrısı:

“Bilimi bırak.”

değildir.

Tam tersine insan ne kadar çok öğrenirse:

hayatın ne kadar olağanüstü bir düzen olduğunu daha fazla görebilir.

Fakat bilimsel mekanizmayı öğrenmek ile:

varlığın nihai anlamını açıklamak

aynı şey değildir.

Bir hücrenin nasıl bölündüğünü açıklayabilirsin.

Ama:

neden varlığın kendisi var?

sorusu başka bir düzeydedir.

Kur’an insanı işte bu daha büyük soruya çağırır.

Ayetin:

“Bütün işleri kim yönetir?”

sorusu ise insanın kontrol duygusuna doğrudan dokunur.

İnsan plan yapar.

Ve yapmalıdır.

Takvim tutar.

Yatırım yapar.

Üretim planlar.

Çocuğunun geleceğini düşünür.

Sağlığı için tedbir alır.

Ama bütün bunlardan sonra:

“Artık geleceğin mutlak sahibi benim.”

diyemez.

Yûnus Suresi’nin önceki ayetlerinde de bunu gördük.

Güzel rüzgâr bir anda fırtınaya dönüşebilir.

Yemyeşil tarla bir anda değişebilir.

İnsan bugün güçlü olup yarın zayıflayabilir.

Bu durum:

plan yapmayı anlamsız kılmaz.

Kibri anlamsız kılar.

Planını yap.

Sonra:

sonucun tamamını kontrol etmediğini bil.

İşte tevekkülün önemli bir tarafı budur.

Yûnus 31’in en çarpıcı yanı ise müşriklerin bütün sorulara:

“Allah.”

cevabını vereceklerinin söylenmesidir.

Demek ki insanın problemi her zaman:

Allah’a hiç inanmamak

değildir.

Bazen insan Allah’a inanır ama hayatında Allah’ın hakkını başka şeylerle paylaşır.

Allah’a inanır.

Ama parayı mutlaklaştırır.

Allah’a inanır.

Ama bir insanı sorgulanamaz hâle getirir.

Allah’a inanır.

Ama korktuğunda sanki kaderini tamamen başka insanlar belirliyormuş gibi yaşar.

Bu yüzden tevhid yalnızca dildeki:

“Allah birdir.”

cümlesi değildir.

Tevhid:

hayatın merkezini de buna göre düzenlemektir.

Rızıkta:

Allah’ı unutma.

Güçte:

Allah’ı unutma.

Sağlıkta:

Allah’ı unutma.

Başarıda:

Allah’ı unutma.

Ve sebepleri kullanırken:

sebebi Allah’ın yerine koyma.

Sonunda ayet:

“Öyleyse hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız?”

diye soruyor.

Bu soru teorik bir din bilgisi sınavı değildir.

Asıl anlamı şudur:

Bütün bunları biliyorsan bunun hayatındaki karşılığı nerede?

Allah'ın rızık verdiğini söylüyorsun:

dürüst müsün?

Allah'ın her şeyi yönettiğini söylüyorsun:

haksızlıkla güvence toplamaya mı çalışıyorsun?

Allah'ın seni gördüğünü biliyorsun:

kimse görmediğinde ne yapıyorsun?

İşte takva burada başlar.

Bilginin:

davranışa dönüşmesiyle.

Ve belki Yûnus Suresi 31. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Rızkımızın, hayatımızın ve bütün varlık düzeninin nihai sahibinin Allah olduğunu gerçekten kabul ediyorsak, bu inanç yalnızca dilimizde mi kalıyor; yoksa para, güç, sağlık ve insan ilişkilerinde Allah’ı unutmayacak kadar hayatımızı da değiştiren bir takvaya dönüşüyor mu?

“Rızkın sebebini kullan ama sebebi Rab yerine koyma; doktoruna git ama şifayı ilahlaştırma; çalış, plan yap ve üret ama kontrolün tamamını kendine verme. Madem bütün yolların sonunda ‘Allah’ diyorsun, hayatının yönünü de bu cevaba göre belirle.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt