Yûnus Suresi 26. Ayette “Güzel Davrananlara En Güzel Karşılık ve Daha Fazlası Vardır; Yüzlerini Ne Bir Karartı Ne de Bir Aşağılanma Kaplar” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İyilik yalnızca dünyada güzel sonuçlar doğuran bir davranış değildir; insanın Allah katındaki geleceğini de şekillendirir. Allah, iyilik yapanlara yalnızca yaptıklarının karşılığını değil, lütfundan daha fazlasını vaat eder.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 26. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Güzel davrananlara en güzel karşılık ve daha fazlası vardır. Yüzlerini ne bir karartı ne de bir aşağılanma kaplar. İşte onlar cennet halkıdır; orada ebedî kalacaklardır.”
Bir önceki ayette:
“Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru yola iletir.”
denilmişti.
Yûnus 26 şimdi bu çağrıya cevap verenlerin karşılığını açıklar:
İhsanla yaşayanlara ‘hüsnâ’ ve ‘ziyâde’ vardır.
Yani:
en güzel karşılık ve daha fazlası.
“Güzel Davrananlar” Kimlerdir
Ayette:“lillezîne ahsenû”
denilir.
Yani:
“İhsanda bulunanlar / güzel davrananlar için...”
Buradaki “ihsan” yalnızca:
birine para vermek
veya:
arada bir iyilik yapmak
değildir.
İhsan:
iyiliği güzel yapmak,
Allah’a karşı kulluğu samimiyetle yerine getirmek,
insanlara karşı adaletli ve merhametli davranmak,
işini düzgün yapmak
gibi geniş bir anlam taşır.
İhsan, iyiliğin kalite kazanmış hâlidir.
İhsan Sadece İbadetlerle mi İlgilidir
Hayır.İhsan:
namazda,
duada,
ibadette
olduğu kadar:
ailede,
ticarette,
iş hayatında,
arkadaşlıkta,
insanlara davranışta
da görünür.
Bir insan:
namaz kılıp insanları aldatıyorsa,
ibadet edip kul hakkına giriyorsa,
dinî sözler söyleyip adaletsiz davranıyorsa
ihsanın bütünlüğünü zedelemiş olur.
Çünkü Kur’an'ın ahlak anlayışında:
ibadet ile davranış birbirinden tamamen kopuk değildir.
“Hüsnâ” Ne Demektir
Ayette:“el-hüsnâ”
kelimesi kullanılır.
Kelime:
en güzel olan, en güzel karşılık
anlamına gelir.
Tefsirlerde “hüsnâ” çoğunlukla:
cennet
olarak açıklanmıştır.
Yani Allah’a iman edip güzel davranışlarda bulunanlara:
cennet
vardır.
Fakat ayet bununla bitmez.
Ardından son derece dikkat çekici bir kelime gelir:
“ve ziyâde”
yani:
“ve daha fazlası.”
“Ve Daha Fazlası” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve ziyâde”
denilir.
Yani:
“ve fazlası.”
Bu ifade Allah’ın karşılığının sadece matematiksel bir:
“Ne yaptıysan aynısını alırsın.”
sistemi olmadığını gösterir.
Allah:
iyiliği,
lütfuyla,
rahmetiyle,
beklenenden daha büyük bir karşılıkla
ödüllendirebilir.
Bu nedenle ayette yalnızca:
“En güzel karşılık vardır.”
denmiyor.
Arkasından:
“ve daha fazlası vardır.”
deniliyor.
Burada Allah’ın lütfu ve cömertliği öne çıkar.
“Ziyâde” Allah’ı Görmek Anlamına mı Gelir
İslam tefsir geleneğinde bu konuda önemli bir açıklama vardır.Sahih hadislerde ve birçok klasik tefsirde:
“ziyâde”
ifadesi, cennet ehlinin Allah’ı görme nimeti ile ilişkilendirilmiştir.
Bu, klasik Sünnî teolojide önemli bir görüştür.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey şudur:
Allah’ı görmek:
Allah’ın bir cisim olduğu,
bir mekâna sığdığı,
yaratılmışlar gibi şekle sahip olduğu
anlamına gelmez.
Allah:
yaratılmışlara benzemez.
Bu nimetin mahiyetinin nasıl olduğu ise insanın dünyadaki tecrübesiyle tam olarak kavranamaz.
“Ziyâde” Sadece Tek Bir Nimete mi İşaret Eder
Tefsirlerde öne çıkan güçlü yorumlardan biri Allah’ı görme nimetidir.Bunun yanında kelimenin genel anlamı:
Allah’ın cennet ehline lütfettiği ilave nimetler
şeklinde de düşünülebilir.
Bu yüzden ayetin mesajı şu şekilde de ifade edilebilir:
İyilik yapanlar yalnızca hak ettiklerini düşündükleri karşılığı değil, Allah’ın lütfundan çok daha fazlasını göreceklerdir.
Allah’ın rahmeti insanın hesabından daha geniştir.
Cennet İnsan Amellerinin Tam Bir Ücreti midir
Hayır.İslam’ın genel öğretisinde cennet:
insanın yaptığı birkaç iyiliğin Allah’tan zorunlu biçimde satın aldığı bir ücret
gibi görülmez.
İnsan:
iyi işler yapar,
sorumluluğunu yerine getirir.
Ama nihai kurtuluşta Allah’ın rahmeti ve lütfu temel öneme sahiptir.
Bu nedenle:
amel önemlidir, fakat Allah üzerinde alacak hakkı oluşturmaz.
İnsan:
“Ben bunu yaptım, Allah bana cenneti vermek zorunda.”
diyemez.
Ayetin:
“ve daha fazlası”
ifadesi de zaten bu lütuf boyutunu hatırlatır.
Allah Neden İyiliğe Daha Fazlasıyla Karşılık Veriyor
Çünkü Allah’ın ödüllendirmesi insanın dar hesabıyla sınırlı değildir.İnsan çoğu zaman:
emeği kadar ücret verir.
Allah ise:
rahmetiyle,
cömertliğiyle,
lütfuyla
iyiliği büyütebilir.
Bu, Kur’an’ın başka yerlerinde de görülen bir ilkedir:
İyilik:
kat kat karşılık görebilir.
Buradaki mesaj:
“Allah’ın rahmeti, insanın yaptığı iyiliğin çıplak miktarına indirgenemez.”
Allah:
niyeti,
samimiyeti,
şartları
ve insanın taşıdığı yükleri de bilir.
“Yüzlerini Ne Bir Karartı Kaplar” Ne Demektir
Ayette:“ve lâ yerheku vucûhehum katerun”
denilir.
“Kater”:
karartı,
kasvet,
yüzü kaplayan koyuluk
anlamlarına gelebilir.
Bu ifade cennet ehlinin:
korku,
dehşet,
mahcubiyet
ve cezalandırılma karanlığından
uzak oluşunu anlatır.
Burada yüz, insanın iç hâlinin dışarıya yansıdığı yer olarak düşünülür.
İçte güven varsa:
yüzde huzur vardır.
İçte dehşet varsa:
yüzde korku görülür.

Buradaki “Karartı” Ten Rengiyle İlgili midir
Hayır.Bunu özellikle ayırmak gerekir.
Ayetteki “karartı”:
ırk,
ten rengi
veya fiziksel cilt tonu
ile ilgili değildir.
Burada anlatılan:
korku, kasvet, mahcubiyet ve azap hâlinin yüzdeki sembolik/gerçek yansımasıdır.
Dolayısıyla herhangi bir ten rengini:
manevî üstünlük
veya aşağılık
ile ilişkilendirmek bu ayetin anlamı değildir.
İslam’da insanın değeri:
ırkına veya deri rengine değil, takva ve ahlakına bağlıdır.

“Yüzlerini Aşağılanma Kaplamaz” Ne Demektir
Ayette:“ve lâ zilletun”
denilir.
Yani:
“Ve onları bir zillet / aşağılanma kaplamaz.”
Cennet ehli:
rezil edilmez.
Küçültülmez.
Onurları kırılmaz.
İnsan dünyada:
haksız biçimde aşağılanmış olabilir.
İftiraya uğramış olabilir.
Değeri bilinmemiş olabilir.
Fakat Allah katındaki gerçek değer:
insanların verdiği sosyal statüye göre ölçülmez.
Ahirette Allah’ın razı olduğu kullar için:
aşağılanma değil, güven ve onur vardır.

Dünyada Aşağılanan Bir İnsan Allah Katında Değerli Olabilir mi
Elbette.Dünya:
insanları çoğu zaman:
servete,
makama,
görünüşe,
şöhrete
göre değerlendirir.
Fakat Allah'ın ölçüsü farklıdır.
Toplumun önemsiz gördüğü biri:
Allah katında değerli olabilir.
Çok ünlü biri ise:
ahlaken büyük kayıplar içinde olabilir.
Bu nedenle:
dünyevî prestij ≠ Allah katındaki değer.
Aynı şekilde:
dünyadaki aşağılanma ≠ Allah’ın aşağılaması.
Mazlum insanın itibarı Allah katında çok yüksek olabilir.

Cennette Korku ve Kaybetme Endişesi Olacak mı
Kur’an’ın genel cennet tasvirine göre:hayır.
Dünya nimetlerinin en büyük eksiklerinden biri:
kaybedilebilir olmalarıdır.
Cennette ise nimetin yanında:
güven
vardır.
Bu nedenle cennet yalnızca:
güzel yemek,
bahçe,
nehir
gibi nimetlerle anlatılmaz.
Aynı zamanda:
korkunun,
üzüntünün,
zilletin
ortadan kalktığı bir hayat olarak anlatılır.
Yûnus 26 da özellikle bu psikolojik ve manevi güvenliği vurgular.

“İşte Onlar Cennet Halkıdır” Ne Demektir
Ayette:“ulâike ashâbu’l-cenneh”
denilir.
Yani:
“İşte onlar cennet halkıdır.”
“Ashâb”:
bir yere ait olan,
onunla birlikte bulunan,
orada sürekli yaşayan
kimseler anlamı taşır.
Bu ifade cennetin onlar için:
geçici bir ziyaret yeri değil,
kalıcı yurt
olduğunu gösterir.
Bir önceki ayetteki:
Dârü’s-Selâm
ifadesiyle de güçlü biçimde bağlantılıdır.

“Orada Ebedî Kalacaklardır” Ne Anlama Gelir
Ayet:“hum fîhâ hâlidûn”
diye sona erer.
Yani:
“Onlar orada ebedî kalacaklardır.”
Dünya nimetlerinin temel sorunu:
sonlu olmalarıdır.
Cennetin temel farklarından biri ise:
nimetin bitmemesidir.
Orada:
“Bu mutluluk ne zaman sona erecek?”
korkusu yoktur.
Dünyada insanın en güzel ânında bile:
“Bir gün bitecek.”
bilinci vardır.
Cennette ise:
son yoktur.
İşte bu, nimeti tam esenliğe dönüştüren temel özelliklerden biridir.

İyilik Yapan Herkes Kendini Cennetlik İlan Edebilir mi
Hayır.Bir insan:
iyi işler yapabilir,
umut taşıyabilir,
Allah’ın rahmetine güvenebilir.
Fakat kişinin kendisi hakkında:
“Ben kesin cennetliğim.”
diye mutlak hüküm vermesi doğru değildir.
İnsan:
son hâlini bilmez.
Amelinin kabul edilip edilmediğini eksiksiz bilemez.
Allah’ın nihai hükmünü kendisi dağıtamaz.
Bu nedenle mümin:
ümit ile sorumluluk arasında yaşar.
Allah’ın rahmetinden umut kesmez.
Ama kendisini garantiye alınmış da görmez.

Yûnus 25 ve 26 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 25:“Allah esenlik yurduna çağırır.”
dedi.
Yûnus 26:
“Güzel davrananlara en güzel karşılık ve daha fazlası vardır.”
diyor.
Yani önce:
çağrı
geliyor.
Sonra:
karşılık.
Allah:
Dârü’s-Selâm’a çağırıyor.
Sırât-ı müstakîme yöneltiyor.
Bu yolda:
iman,
ihsan,
adalet,
salih amel
ile yürüyenlere:
cennet ve daha fazlası
vaat ediliyor.
Bu iki ayet birlikte şu mesajı verir:
Allah yalnızca yolu göstermiyor; yolun sonunda ne olduğunu da bildiriyor.

Sonuç: Yûnus Suresi 26. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 26. ayet bir önceki ayette açılan kapının arkasında ne bulunduğunu gösterir.Yûnus 25’te:
“Allah esenlik yurduna çağırır.”
denilmişti.
Şimdi soruyoruz:
O yurda ulaşanlar ne bulacak?
Cevap:
“Güzel davrananlara hüsnâ ve ziyâde vardır.”
Yani:
en güzel karşılık ve daha fazlası.
Bu ifade Allah’ın kullarıyla ilişkisindeki büyük rahmet boyutunu gösterir.
İnsan bazen dini yalnızca:
yasaklar,
cezalar,
hesap
üzerinden düşünür.
Oysa Kur’an aynı zamanda:
ödül,
rahmet,
lütuf,
esenlik
dilini de çok güçlü kullanır.
Allah insana:
“Bana kulluk et yoksa...”
demekle yetinmez.
Aynı zamanda:
“Seni Dârü’s-Selâm’a çağırıyorum.”
der.
Ardından:
“İyilik yaparsan sana en güzel karşılık ve daha fazlası vardır.”
buyurur.
Bu, insanın Allah ile ilişkisini yalnızca korku üzerine kurmaması gerektiğini gösterir.
Korku vardır.
Sorumluluk vardır.
Hesap vardır.
Ama aynı zamanda:
ümit vardır.
İnsan bazen yaptığı iyiliği küçümseyebilir.
Kimse görmedi.
Kimse teşekkür etmedi.
Kimse değer vermedi.
Birinin hakkını savundun ama sana faydası olmadı.
Birine iyilik yaptın ve karşılığında nankörlük gördün.
Haramdan kaçındın ama maddi olarak kaybettin.
Doğruyu söyledin ve insanların hoşuna gitmedi.
İşte ayet böyle anlarda çok önemli bir şey söyler:
İyiliğin son hesabını insanlar yapmaz.
Allah yapar.
İnsan sana karşılık vermeyebilir.
Allah:
“hüsnâ ve ziyâde”
vaat eder.
Bu nedenle müminin iyiliği yalnızca:
“Bana ne kazandıracak?”
hesabıyla yapılmaz.
Bazen dünyada kaybedersin ama Allah katında kazanırsın.
Ayetin:
“ziyâde”
kelimesi burada özellikle umut vericidir.
Allah sadece:
“Ne yaptıysan tam karşılığını veririm.”
demiyor.
“Daha fazlası var.”
diyor.
İnsanın matematiğiyle Allah’ın lütfu aynı değildir.
Sen bir iyilik yaparsın.
Allah:
niyetini bilir.
Kimsenin görmediği fedakârlığını bilir.
Ne kadar zorlandığını bilir.
İmkânının ne kadar az olduğunu bilir.
Belki dışarıdan küçük görünen bir davranış Allah katında çok büyük olabilir.
Bu nedenle insan başka insanların iyiliklerini de sadece büyüklüğüne göre değerlendirmemelidir.
Yüz lira veren zengin ile elindeki son on lirayı paylaşan fakirin fedakârlığı aynı matematikle ölçülmeyebilir.
Allah:
kalbi ve şartları bilir.
Ayet daha sonra cennet ehlinin yüzlerinden bahseder:
“Yüzlerini ne bir karartı ne de zillet kaplar.”
Bu ifade son derece güzeldir.
Çünkü insan dünyada yalnızca fiziksel acı yaşamaz.
Bazen en ağır acılar:
utanç,
aşağılanma,
korku,
değersizlik hissi
olabilir.
Bir insan yıllarca horlanmış olabilir.
Kimse ona değer vermemiş olabilir.
İnsanlar onu:
fakir,
güçsüz,
önemsiz
görmüş olabilir.
Ama Allah’ın cenneti:
yalnızca bedenin rahat ettiği bir yer değildir.
Orada insanın onuru da korunur.
Yüzünü zillet kaplamaz.
Korku yoktur.
Aşağılanma yoktur.
Güven vardır.
Bu yüzden Dârü’s-Selâm gerçekten:
esenlik yurdudur.
Dünyada insanın çok parası olabilir ama aşağılanma korkusu yaşayabilir.
Şöhreti olabilir ama gözden düşmekten korkabilir.
Güzelliği olabilir ama yaşlanmaktan korkabilir.
Cennette ise insanın varlığı:
korkunun tehdidi altında değildir.
Ve bütün bunların sonunda ayet:
“Onlar cennet halkıdır; orada ebedî kalacaklardır.”
der.
İşte cennetin dünya ile en büyük farklarından biri:
bitmemesidir.
Dünyada güzel olan her şeyin arkasında bir soru vardır:
Ne kadar sürecek?
Cennette bu soru yoktur.
Sevincin ortasında:
“Bir gün bitecek.”
düşüncesi yoktur.
Nimetin yanında:
kaybetme korkusu
yoktur.
Bu yüzden cennetin güzelliği yalnızca verilen şeylerin çokluğu değil, onların elden çıkmayacağının güvenidir.
Yûnus 26 bize aynı zamanda iyiliğin nasıl anlaşılması gerektiğini öğretir.
İhsan:
yalnızca büyük kahramanlıklar değildir.
Bazen:
birine güzel konuşmak,
emaneti korumak,
gücün olduğu hâlde zulmetmemek,
kimse görmediğinde dürüst kalmak,
öfkeliyken adaletten ayrılmamak,
özür dilemek,
affetmek,
yardım etmek,
ibadetini samimiyetle yapmak
ihsanın bir parçası olabilir.
İnsan:
“Ben büyük işler yapamıyorum.”
diye iyilikten vazgeçmemelidir.
Allah küçük görünen amelin bile kalbindeki büyüklüğünü bilir.
Ve belki Yûnus Suresi 26. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
İyiliği yalnızca dünyada karşılığını görmek için mi yapıyoruz, yoksa insanlar teşekkür etmese ve kimse değer vermese bile Allah’ın hiçbir iyiliği kaybetmediğine güvenerek güzel davranmaya devam edebiliyor muyuz; ayrıca Allah’ın bize yalnızca cenneti değil, lütfundan “daha fazlasını” vaat ettiğini hatırlayacak kadar O’nun rahmetinden ümitli miyiz?
“İyiliğini insanların alkışına bağlama. Kimse görmese Allah görür; kimse karşılık vermese Allah kaybetmez. Güzel davran, çünkü Allah’ın vaadi yalnızca en güzel karşılık değil, lütfundan daha fazlasıdır; sonunda korkunun ve aşağılanmanın olmadığı esenlik yurdu vardır.”
Ersan Karavelioğlu