Yûnus Suresi 39. Ayette “Hayır, Onlar Bilgisini Tam Olarak Kavrayamadıkları ve Gerçekleşecek Sonucu Henüz Kendilerine Gelmemiş Olan Şeyi Yalanladılar; Onlardan Öncekiler de Böyle Yalanlamıştı” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Bir şeyi anlamadan reddetmek de, anlamadan doğru ilan etmek de insanı hakikate götürmez. Bilmediğin konuda önce öğren, araştır ve hükmünü delilden sonra ver. Çünkü acele verilen karar bazen gerçeği değil, insanın kendi önyargısını gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 39. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Hayır! Onlar bilgisini tam olarak kavrayamadıkları ve gerçekleşecek sonucu henüz kendilerine gelmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak, zalimlerin sonu nasıl olmuş!”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Bel kezzebû bimâ lem yuhîtû bi-ilmihî ve lemmâ ye’tihim te’vîluh. Kezâlike kezzebellezîne min kablihim. Fenzur keyfe kâne âkıbetu’z-zâlimîn.”
Bir önceki ayette Kur’an hakkında:
“Muhammed bunu uydurdu.”
diyenlere:
“Eğer doğru söylüyorsanız onun benzeri bir sure getirin.”
denilmişti.
Yûnus 39 şimdi bu reddedişin arkasındaki önemli bir problemi ortaya çıkarır:
Bir şeyi yeterince anlamadan onu yalanlamak.
“Hayır, Onlar Yalanladılar” İfadesi Neye Cevap Veriyor
Ayet:“Bel kezzebû...”
yani:
“Hayır, aksine onlar yalanladılar...”
diye başlar.
Bu ifade önceki ayetteki:
“Onu Muhammed uydurdu.”
iddiasına cevap zincirinin devamıdır.
Kur’an şunu söylüyor:
Muhatapların önemli bir kısmı vahyin içeriğini gerçekten kuşatıp değerlendirdikten sonra değil, daha yeterince anlamadan reddetmiştir.
Buradaki eleştiri:
soru sormak
veya:
araştırmak
değildir.
Eleştirilen şey:
araştırmadan kesin hüküm vermektir.
“Bilgisini Tam Olarak Kavrayamadıkları” Ne Demektir
Ayette:“bimâ lem yuhîtû bi-ilmihî”
denilir.
Kelime anlamıyla:
“Bilgisini kuşatamadıkları şeyi...”
ifadesidir.
“İhâta”:
bir şeyi çevrelemek,
kapsamak,
bütün yönleriyle kavramak
anlamları taşır.
Burada insanlar Kur’an’ın:
mesajını,
delillerini,
sonuçlarını,
vahiy iddiasını
yeterince değerlendirmeden:
“Bu kesinlikle yalandır.”
sonucuna varmışlardır.
Ayet bu aceleciliği eleştirir.
Bir Şeyi Tamamen Bilmeden Eleştirmek Yasak mı
Hayır.Hiç kimse bir konunun bütün ayrıntılarını bilmeden hiçbir eleştiri yapamaz denilmemektedir.
Bu hayatı imkânsız hâle getirirdi.
İnsan:
mevcut deliller üzerinden
soru sorabilir,
eleştiri yapabilir,
itiraz geliştirebilir.
Sorun şudur:
Bilgin sınırlıyken:
kesin bilgin varmış gibi hüküm vermek.
Dolayısıyla ayetin mesajı:
“Eleştirmeyin.”
değil,
“Bilginizin sınırını bilin.”
şeklindedir.
Samimi Bir Şüphe Bu Ayette Eleştiriliyor mu
Hayır.Bir insan:
“Bunu anlayamadım.”
diyebilir.
“Bu konuda kafam karıştı.”
diyebilir.
“Daha fazla araştırmam gerekiyor.”
diyebilir.
Bunlar epistemik dürüstlüktür.
Ayetin eleştirdiği tavır:
“Anlamıyorum, o hâlde kesinlikle yalandır.”
şeklindeki sıçramadır.
Anlamamak:
bir şeyin yanlış olduğunu
kanıtlamaz.
Aynı şekilde anlamış olduğunu düşünmek de tek başına onun doğru olduğunu kanıtlamaz.
Soru ≠ inkâr.
“Anlamadığın Şeye İnan” mı Deniliyor
Hayır.Bu ayeti:
“Sorgulama, anlamasan bile kabul et.”
şeklinde okumak ayetin ruhuna ters düşer.
Yûnus Suresi boyunca Kur’an zaten sürekli:
düşünmeye,
akletmeye,
karşılaştırmaya,
delil istemeye
çağırmıştır.
Dolayısıyla doğru yaklaşım:
“Anlamadım, o hâlde araştırayım.”
olmalıdır.
Ne:
“Anlamadım, kesin yalandır.”
ne de:
“Anlamadım ama sorgulamadan kesin doğrudur.”
Hakikat arayışı her iki acelecilikten de uzak durur.
“Henüz Te’vîli Kendilerine Gelmemişti” Ne Demektir
Ayette:“ve lemmâ ye’tihim te’vîluh”
denilir.
Buradaki:
“te’vîl”
kelimesi çok önemlidir.
Günümüzde te’vil kelimesi çoğu zaman:
bir metni yorumlamak
anlamında kullanılır.
Fakat burada kelime:
haber verilen şeyin gerçekleşmesi, sonucunun ortaya çıkması, gerçek mahiyetinin belirginleşmesi
anlamlarına da gelir.
Bu yüzden ayetin anlamı yalnızca:
“Kur’an’ın yorumunu henüz bilmiyorlardı.”
şeklinde daraltılmamalıdır.
Tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmakla birlikte güçlü anlamlardan biri:
Kur’an’ın bildirdiği sonuçların ve gerçekliğin henüz tamamen ortaya çıkmamış olmasıdır.
Te’vîl ile Tefsir Aynı Şey midir
Her zaman değil.İslam ilim tarihinde:
tefsir
ve:
te’vil
kelimeleri bazen birbirine yakın,
bazen farklı anlamlarda
kullanılmıştır.
Bu yüzden bir ayette “te’vîl” kelimesini gördüğümüzde otomatik olarak:
“mecazî yorum”
anlamı vermek doğru değildir.
Yûnus 39’daki bağlamda te’vîl:
Kur’an’ın bildirdiği hakikatlerin:
**sonucunun,
gerçekleşmesinin,
nihai karşılığının**
ortaya çıkmasına işaret edebilir.
Kelimeyi bağlam belirler.
Kur’an’ın Haberlerinin Sonradan Gerçekleşmesi mi Kastediliyor
Bu anlam da ayetin kapsamı içinde değerlendirilebilir.Kur’an:
ahiretten,
hesaptan,
vahyin doğruluğunun ortaya çıkmasından,
inkârın sonuçlarından
söz eder.
Muhataplar bunların tamamının gerçekleşmesini henüz görmeden:
“Yalan.”
demişlerdir.
Yani:
henüz sonucunu görmedikleri bir hakikati,
daha gerçekleşme aşamasına gelmeden
reddetmişlerdir.
Fakat bunu her tarihsel olayı zorla:
“Bak, şu ayetin kehaneti çıktı.”
şeklinde yorumlamaya dönüştürmemek gerekir.
Ayetin ana ilkesi daha geniştir:
Sonucu görmeden ve meseleyi yeterince kavramadan acele reddediş.
Bu Ayet “Kanıt Gelene Kadar Her Şeye İnan” mı Diyor
Hayır.Bu da yanlış bir sonuç olur.
Bir iddiaya ilişkin yeterli delil yoksa insan:
“Bilmiyorum.”
diyebilir.
“İkna olmadım.”
diyebilir.
Bu ile:
“Kesinlikle yalandır.”
demek aynı şey değildir.
Ayet bilgi derecelerini birbirinden ayırmayı öğretir.
Bazen doğru cevap:
“Emin değilim.”
dir.
Bu:
zayıflık değil,
entelektüel dürüstlüktür.

“Onlardan Öncekiler de Böyle Yalanlamıştı” Ne Anlama Gelir
Ayet:“Kezâlike kezzebellezîne min kablihim.”
der.
Yani:
“Onlardan öncekiler de böyle yalanlamıştı.”
Kur’an burada Mekke toplumunun tavrını daha eski toplumların tavırlarıyla ilişkilendirir.
Önceki peygamber topluluklarında da:
mesajı yeterince değerlendirmeden,
alışkanlıklara sarılarak,
çıkar ve kibir nedeniyle
peygamberleri yalanlayanlar olmuştur.
Bu durum insanlık tarihinde tekrar eden bir davranış biçimini gösterir:
Yeni bir hakikat iddiasını, sırf alışılmış düzene uymuyor diye hemen reddetmek.

Her Eskiye Karşı Çıkan Haklı, Her Gelenekçi Haksız mıdır
Hayır.Ayetin mesajı:
“Yeni olan her şey doğrudur.”
değildir.
Yeni bir fikir de yanlış olabilir.
Eski bir gelenek de doğru olabilir.
Bu yüzden ölçü:
yeni veya eski olması değil, hak olup olmamasıdır.
Bir şeyi:
“Atalarımız yapıyordu.”
diye otomatik doğru saymak yanlış olduğu gibi,
“Bu yeni bir fikir, demek ki ilericidir ve doğrudur.”
demek de aynı türden acele hüküm olabilir.
Hakikat:
modaya göre belirlenmez.

Ön Yargı İnsan Bilgisini Nasıl Bozar
İnsan bazen gerçeği araştırmaya başlamadan önce sonucunu belirler.“Bu kesin yanlış.”
der.
Sonra yalnızca bu kanaatini destekleyen bilgileri görür.
Karşı delilleri küçümser.
Farklı açıklamaları okumaz.
Bu durumda araştırma:
hakikati aramak için değil,
önceden verilmiş hükmü savunmak için
yapılmaya başlanır.
Yûnus 39'un eleştirdiği tavırla bu durum arasında güçlü bir benzerlik vardır.
Hakikat arayan insan:
kendi yanılma ihtimalini de masada tutmalıdır.

Bu İlke Müslümanların Kendileri İçin de Geçerli midir
Elbette.Ayet yalnızca:
“Başkaları Kur’an’ı anlamadan reddetmesin.”
diye okunmamalıdır.
Bir Müslüman da bilmediği bir konuda:
“İslam kesin bunu söylüyor.”
diyebilir.
Bir hadisi incelemeden:
“Kesin sahih.”
veya:
“Kesin uydurma.”
diyebilir.
Bir âlimin görüşünü okumadan eleştirebilir.
Başka bir mezhep hakkında duyduğu söylentiye dayanarak hüküm verebilir.
Yûnus 39’un bilgi ahlakı herkes için geçerlidir:
Anlamadan reddetme, anlamadan savunma.

İnternette Birkaç Cümle Okuyup Din Hakkında Kesin Hüküm Vermek Doğru mudur
Çoğu zaman yeterli olmayabilir.Bir insan:
bir sosyal medya videosu,
tek bir alıntı,
birkaç dakikalık içerik
üzerinden:
“İslam tamamen budur.”
diye hüküm verebilir.
Aynı hata Müslüman tarafından da yapılabilir:
bir din veya düşünce hakkında tek bir kötü örnek görüp:
“Hepsi böyledir.”
diyebilir.
Bu, Yûnus 36’daki:
zan
uyarısıyla da doğrudan ilişkilidir.
Hakikat arayışı:
**kaynak,
bağlam,
karşı görüş,
delil**
ister.
Kısa içerik bilgiye kapı açabilir; fakat her zaman son hükmü vermeye yetmez.

“Zalimlerin Sonu Nasıl Oldu, Bak” Ne Demektir
Ayetin sonunda:“Fenzur keyfe kâne âkıbetu’z-zâlimîn.”
denilir.
Yani:
“Bak, zalimlerin sonu nasıl olmuş.”
Burada Kur’an insanı tarihten ders çıkarmaya çağırır.
Hakikati:
kibirle,
zulümle,
baskıyla
reddeden toplumların sonuçları üzerinde düşünülmesi istenir.
Ancak bu ifade:
bugün meydana gelen her:
depremi,
savaşı,
seli,
hastalığı
“Allah şu toplumun günahı yüzünden onları cezalandırdı.”
diye yorumlama yetkisi vermez.
Her dünyevî felaket = doğrudan ilahî ceza değildir.
Böyle kesin hükümler için vahiy gerekir.

“Zalimler” Kimlerdir
Buradaki:“zâlimîn”
ifadesi bağlamda hakikati yalanlayan ve yanlışta ısrar edenleri kapsar.
“Zulüm” Kur’an’da geniş bir kelimedir.
İnsanın:
başkasının hakkını yemesi,
kendisine zarar vermesi,
Allah’a ortak koşması
gibi farklı bağlamlarda kullanılabilir.
Fakat ayeti okuyup:
bize katılmayan herkese “zalim” etiketi yapıştırmak
doğru değildir.
Bir insanın:
soru sorması,
eleştiri yapması,
ikna olmamış olması
tek başına onu bu ayetin hedefindeki zalim konumuna sokmaz.

Yûnus 36, 37, 38 ve 39 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Bu dört ayet adeta bir bilgi ve hakikat zinciri oluşturur.Yûnus 36:
“Zan hakikatin yerini tutmaz.”
dedi.
Yûnus 37:
Kur’an’ın Allah’tan geldiğini bildirdi.
Yûnus 38:
“Uydurdu diyorsanız benzeri bir sure getirin.”
diyerek karşı iddiayı delile çağırdı.
Yûnus 39 ise:
“Onlar bilgisini kuşatamadıkları şeyi yalanladılar.”
diyor.
Yani Kur’an'ın yaklaşımı şöyledir:
Zanna dayanma.
Araştır.
İddiayı delille sınamaya çalış.
Anlamadığın şeyi aceleyle reddetme.
Bu, yalnız dinî değil, genel bir bilgi ahlakıdır.

Sonuç: Yûnus Suresi 39. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 39. ayet insan zihninin çok eski ve çok güncel bir zaafını ortaya koyar:Bilmediği şey hakkında kesin hüküm vermek.
İnsan bazen bir konuyu ilk kez duyar.
Hoşuna gitmez.
Alıştığı düşünceyle uyuşmaz.
Ve hemen:
“Bu saçma.”
der.
Oysa belki:
konuyu tam okumamıştır.
Bağlamını bilmiyordur.
Karşı tarafın ne söylediğini doğru anlamamıştır.
Kullanılan kelimelerin anlamını bilmiyordur.
Ayet işte bu noktada:
“Önce bil.”
der.
Bu çok önemli bir ilkedir.
Fakat aynı ilkenin ters yönde de uygulanması gerekir.
Bir Müslüman bir iddiayı duyduğunda sadece hoşuna gittiği için:
“Bu kesin Kur’an mucizesidir.”
dememelidir.
Bir sosyal medya videosunda:
“Bilim Kur’an’ın şu ayetini kanıtladı.”
denildiğinde de araştırmalıdır.
Çünkü:
anlamadan reddetmek yanlışsa, anlamadan kabul etmek de sağlam bilgi değildir.
Yûnus 39 bu nedenle inananla inanmayan arasında kullanılacak bir tartışma silahından çok daha büyüktür.
Bu ayet:
insanın düşünme ahlakını
eğitir.
Bilmediğini bilmek:
çok büyük bir erdemdir.
“Bilmiyorum.”
diyebilmek bazen:
yanlış kesinlikten
çok daha değerlidir.
İnsan her konuda uzman değildir.
Doktor tıbbı bilir.
Mühendis kendi alanını bilir.
Tarihçi tarih metodunu bilir.
Dil bilimci dil konusunda uzmanlaşır.
Din ilimlerinde de:
Arapça,
tefsir,
hadis,
fıkıh,
kelâm
gibi farklı uzmanlık alanları vardır.
Bu nedenle iki dakikalık bilgiyle:
“Ben meseleyi tamamen çözdüm.”
demek insana yakışan bir epistemik tevazu değildir.
Ama burada uzmanlara kör teslimiyet sonucu da çıkarılmamalıdır.
Uzman:
yanılabilir.
Bilim insanı:
yanılabilir.
Âlim:
yanılabilir.
Doktor:
yanılabilir.
Dolayısıyla doğru yaklaşım:
“Uzman ne derse mutlak doğrudur.”
değil,
alan bilgisine saygı gösterip delili değerlendirmektir.
Yûnus 39'un:
“Bilgisini kuşatamadıkları şeyi yalanladılar.”
ifadesi özellikle günümüz internet çağında çok çarpıcıdır.
İnsan bir başlık görür:
haberi okumadan yorum yapar.
Bir video görür:
öncesini ve sonrasını bilmeden hüküm verir.
Bir insan hakkında birkaç saniyelik kayıt izler:
“Kesin suçlu.”
der.
Bir din hakkında tek kötü örnek görür:
“Hepsi budur.”
der.
Bir bilimsel araştırmanın yalnızca başlığını görür:
“Bilim kesin kanıtladı.”
der.
Bu davranışların ortak noktası:
bilgi miktarı ile hükmün kesinliği arasındaki dengesizliktir.
İnsan az bilgiyle çok büyük hüküm veriyorsa:
yanılma riski büyür.
Ayetin:
“Henüz te’vîli kendilerine gelmemişti.”
ifadesi de sabır öğretir.
Bazı gerçeklerin sonucu:
zamanla ortaya çıkar.
Bazı olayları ilk anda anlamlandıramayabiliriz.
Bazı vahiy haberlerinin tam karşılığı:
ahirette ortaya çıkacaktır.
Bu, her şeyi:
“Nasıl olsa sonra anlaşılır.”
diyerek sorgulamadan kabul etmek anlamına gelmez.
Ama insanın:
“Ben şu anda tamamını göremiyorum, dolayısıyla mümkün değildir.”
dememesi gerektiğini hatırlatır.
İnsan bilgisi:
sınırlıdır.
Bu gerçeği kabul etmek aklı küçültmez.
Tam tersine aklı daha dürüst kullanmayı sağlar.
Ayet geçmiş toplumlara da dikkat çeker:
“Onlardan öncekiler de böyle yalanlamıştı.”
İnsanlık aynı hataları tekrar tekrar yapabilir.
Güçlü olan:
kendisini dokunulmaz sanabilir.
Kalabalık:
kendisini hakikatin ölçüsü görebilir.
Yerleşmiş gelenek:
“Biz yıllardır böyleyiz.”
diyebilir.
Fakat tarih:
çok güçlü medeniyetlerin bile
sona erebildiğini
gösterir.
Bu yüzden geçmişe bakmak yalnızca:
tarih ezberlemek
değildir.
İnsan davranışının sonuçlarını görmek
demektir.
Fakat ayetin sonundaki:
“Zalimlerin sonuna bak.”
ifadesini de başkalarının başına gelen her felaketi ilahî ceza ilan etmek için kullanamayız.
Bir şehirde deprem oldu diye:
“Onlar günahkârdı.”
diyemeyiz.
Bir insan hastalandı diye:
“Allah onu cezalandırıyor.”
diyemeyiz.
Bunu bilmiyoruz.
Yûnus 39'un tam da bize öğrettiği ilkeye aykırı olurdu:
Bilmediğimiz şey hakkında kesin konuşmak.
Belki de ayetin en güzel ironisi burada ortaya çıkar.
Bir ayet bize:
“Bilgisini kuşatmadığınız şeyi hemen yalanlamayın.”
diyor.
Biz de aynı ayeti kullanırken:
bilmediğimiz insanların kaderi,
niyeti
ve Allah'ın onlar hakkındaki özel hükmü konusunda
kesin konuşmamalıyız.
Yani ayet:
önce bizi terbiye etmelidir.
Başkasını değil.
Kendimizi.
Bir konuda:
“Ben bunu gerçekten biliyor muyum?”
diye sorabilmeliyiz.
Bilgim hangi kaynağa dayanıyor?
Karşı tarafın görüşünü gerçekten okudum mu?
Yoksa yalnızca benim tarafımdakilerin onun hakkında söylediklerini mi biliyorum?
Karşı delile baktım mı?
Fikrimi değiştirebilecek bir kanıt var mı?
İşte bunlar hakikat arayışının sorularıdır.
Ve belki Yûnus Suresi 39. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir düşünceyi, insanı veya dini değerlendirirken gerçekten yeterli bilgiye ulaştıktan sonra mı hüküm veriyoruz, yoksa anlamadığımız şeyi hemen reddedip ardından bu ilk kararımızı savunacak gerekçeler mi topluyoruz; daha da önemlisi, hakikat ön yargımızın tersine çıktığında “Ben yanılmışım.” diyebilecek kadar dürüst olabiliyor muyuz?
“Bilmediğin şeyi hemen yalanlama; hoşuna giden şeyi de araştırmadan hakikat ilan etme. ‘Bilmiyorum’ demek cehalet değil, cehaletin farkında olmaktır. Önce öğren, sonra hüküm ver; çünkü hakikat acele kararlarımızdan daha büyüktür.”
Ersan Karavelioğlu