Yûnus Suresi 65. Ayette “Onların Sözleri Seni Üzmesin; Çünkü Bütün İzzet Allah’ındır. O Her Şeyi İşitendir, Bilendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsanların sözü kalbi incitebilir; fakat başkalarının senin hakkında söylediği şeyler hakikatin kendisi değildir. İzzetin gerçek kaynağının Allah olduğunu bilen insan, değerini alkıştan da hakaretten de daha büyük bir yere bağlar.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 65. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz bütün izzet Allah’a aittir. O, her şeyi işitendir, bilendir.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve lâ yahzunke kavluhum. İnne’l-izzete lillâhi cemî‘â. Huve’s-semî‘u’l-alîm.”
Bir önceki ayetlerde:
Allah’ın velilerine dünyada ve ahirette müjde bulunduğu,
Allah’ın sözlerinin değişmeyeceği
ve bunun büyük kurtuluş olduğu
bildirilmişti.
Yûnus 65 şimdi Hz. Muhammed’in karşılaştığı:
alay, itham, reddediş ve incitici sözler
karşısında ona teselli verir.
Temel mesaj şudur:
İnsanların sözü seni yaralayabilir; fakat gerçek güç, değer ve hüküm onların elinde değildir.
“Onların Sözleri Seni Üzmesin” İfadesi Kimlere İşaret Ediyor
Ayette:“kavluhum”
yani:
“onların sözleri”
denilir.
Bağlamda bunlar Hz. Muhammed’in tebliğine karşı çıkan insanların:
ithamları,
alayları,
yalanlamaları,
küçümsemeleri
ile ilişkilidir.
Peygamber:
insanları Allah’a çağırıyor,
bazıları ise onu:
yalancılıkla,
büyücülükle,
uydurmacılıkla
suçlayabiliyordu.
Bu sözlerin bir insanı üzmesi son derece doğaldır.
Kur’an burada Peygamber’e:
“İnsanların söylediğini nihai ölçü hâline getirme.”
mesajı verir.
Peygamberin Üzülmesi İman Eksikliği miydi
Hayır.Bu ayet tam tersine:
Hz. Muhammed’in insanî duygular taşıdığını gösterir.
Peygamber:
üzülebilir.
Kırılabilir.
İnsanların inkârına ve davranışlarına hüzün duyabilir.
Bu:
iman eksikliği
değildir.
Kur’an:
“Neden üzülüyorsun?”
diye onu suçlamaz.
Onu teselli eder.
Bu nedenle bugün de:
üzülmek ≠ imansızlık.
Bir insanın kalbinin kırılması onu manevî olarak değersiz yapmaz.
“Üzülme” Demek Duygularını Bastır Demek midir
Hayır.Kur’an’ın teselli dili:
“Hiçbir şey hissetme.”
anlamına gelmez.
İnsana:
duygusunu inkâr et
demek yerine,
duygusunun altında ezilmemesi için daha büyük bir hakikati hatırlatır.
Peygamberin önüne şu gerçek konur:
“Bütün izzet Allah’ındır.”
Yani:
İnsanların sözü seni incitebilir.
Ama onların sözü:
senin gerçek değerini
belirlemez.
Bu, duyguyu yok etmek değil, duyguya doğru bir perspektif vermektir.
İnsanların Söyledikleri Neden Bu Kadar Etkileyebilir
Çünkü insan sosyal bir varlıktır.İnsan:
sevilmek,
anlaşılmak,
saygı görmek
ister.
Bir insan hakkında:
yalan söylenmesi,
iftira atılması,
alay edilmesi
onu doğal olarak etkileyebilir.
Bazen tek bir cümle:
uzun süre insanın zihninde kalabilir.
Kur’an burada insan psikolojisini görmezden gelmez.
Fakat şu sınırı öğretir:
Başkalarının sözü senin kim olduğunu belirleyen son mahkeme değildir.
Her Eleştiri Bu Ayetteki “İncitici Sözler” Kapsamında mıdır
Hayır.Bu ayrım çok önemlidir.
Bir insan seni:
haksız yere suçlayabilir.
Bu başka bir şeydir.
Ama biri sana:
gerçek bir hatanı
eleştirebilir.
Bu durumda:
“Onların sözleri beni üzmesin, hiç kimseyi dinlemem.”
demek ayeti yanlış kullanmak olur.
İnsan:
iftirayı reddeder,
ama haklı eleştiriyi de değerlendirebilir.
Eleştiri ≠ düşmanlık.
Rahatsız edici söz ≠ mutlaka yanlış söz.
Bazen bizi en çok rahatsız eden söz doğru da olabilir.
İftira ile Eleştiri Arasında Nasıl Ayrım Yapılır
Eleştiri:bir davranışa,
fikre,
somut olaya
yönelik olabilir.
İftira ise:
gerçek olmayan bir şeyi kişiye isnat etmektir.
Örneğin:
“Bu kararın yanlış olduğunu düşünüyorum.”
eleştiridir.
Ama kişinin yapmadığı bir şeyi:
“Bunu yaptı.”
diye anlatmak iftiradır.
Müminin görevi:
eleştiriyi susturmak
değil,
hakikatle iftirayı ayırmaktır.
Yûnus 65 insana:
her sözü önemseme
demiyor.
Hakikati insanların gürültüsüne teslim etme
diyor.
“Bütün İzzet Allah’ındır” Ne Demektir
Ayette:“inne’l-izzete lillâhi cemî‘â”
denilir.
“İzzet”:
güç,
şeref,
üstünlük,
onur,
yenilmezlik,
itibar
gibi anlam alanlarına sahiptir.
Allah açısından:
mutlak güç ve gerçek üstünlük
anlamı öne çıkar.
İnsanların gücü:
sınırlıdır.
Devletlerin gücü:
geçicidir.
Servetin gücü:
sınırlıdır.
Şöhretin gücü:
değişebilir.
Fakat Allah’ın izzeti:
mutlak ve tükenmezdir.
İnsanların Hiç İzzeti veya Onuru Yok mudur
Var.Kur’an başka ayetlerde:
izzetin Allah’a,
Resulüne
ve müminlere
ait olduğunu da bildirir.
Buradaki temel ayrım şudur:
Allah’ın izzeti asli ve mutlaktır.
İnsanın izzeti ise:
Allah’ın verdiği,
sınırlı,
yaratılmış
bir değerdir.
Dolayısıyla:
“Bütün izzet Allah’ındır.”
demek:
“İnsan değersizdir.”
demek değildir.
Tam tersine insan gerçek değerini:
başka insanlara kulluk etmekte değil,
Allah’a kullukta bulur.
İzzet Kibir Demek midir
Hayır.İzzet ile kibir birbirinden ayrılmalıdır.
İzzet:
onurunu korumak,
haksızlık karşısında ezilmemek,
değerini bilmek
anlamına gelebilir.
Kibir ise:
kendini başkalarından üstün görmek,
insanları küçümsemek,
hakikati kabul etmemek
gibi özellikler taşıyabilir.
Bir insan:
onurlu ama mütevazı
olabilir.
Bu yüzden İslam’ın istediği:
insanın kendisini aşağılaması
değil,
kibirlenmeden onurlu yaşamasıdır.

“İzzet Allah’ındır” Demek Güçlü İnsanlara Karşı Sessiz Kalmak mıdır
Hayır.Bir zalim:
güçlü olabilir.
Bir yönetici:
çok yetkili olabilir.
Bir şirket:
çok zengin olabilir.
Bunların hiçbiri:
mutlak güç sahibi
değildir.
Tam tersine:
bütün izzetin Allah’a ait olduğunu bilmek, insanı dünyevî güçleri ilahlaştırmaktan kurtarabilir.
Bir zalim:
“Ben yenilmezim.”
diyebilir.
Ayet:
“Hayır, mutlak izzet senin değildir.”
der.
Bu nedenle ayet:
zulme boyun eğme
değil,
gücün mutlak sahibini hatırlama mesajı da taşır.

İnsanların Hakaretlerine Karşı Hiçbir Şey Yapmamak mı Gerekir
Hayır.Ayet:
her türlü:
hakareti,
iftirayı,
tehdidi,
itibar saldırısını
sessizce kabul et
demiyor.
Bir insan:
kendini açıklayabilir.
İftiraya cevap verebilir.
Hukukî hakkını arayabilir.
Tehdit varsa gerekli mercilere başvurabilir.
Kendini koruyabilir.
Buradaki mesaj:
karşılık verirken insanların sözünü kendi değerinin mutlak ölçüsü hâline getirmemektir.
Sabır:
pasiflik
değildir.

Sosyal Medyada Bu Ayetin Mesajı Nasıl Yaşanabilir
Bugün bir insan hakkında:birkaç dakika içinde
binlerce yorum yapılabilir.
Bir paylaşım:
hakaretlerle,
alaylarla,
yanlış bilgilerle
dolabilir.
Bazen insan:
kendisini hiç tanımayan yüzlerce kişinin yorumunu
kendi kimliğinin ölçüsü hâline getirebilir.
Yûnus 65 burada çok güçlü bir denge sunar:
Eleştiriyi değerlendir.
Doğruysa düzelt.
Yalansa reddet.
Ama:
değerini yorum sayısına teslim etme.
Takipçi sayısı:
insanın Allah katındaki değerini ölçmez.

İnsanların Övgüsü de Tehlikeli Olabilir mi
Evet.Ayet yalnız hakaret karşısında değil, dolaylı olarak övgü konusunda da büyük bir ölçü verir.
Eğer izzetin gerçek kaynağı Allah ise:
insanların övgüsü de seni olduğundan büyük
yapmaz.
Bugün herkes:
“Muhteşemsin.”
diyebilir.
Yarın aynı insanlar:
eleştirebilir.
İnsan:
kimliğini tamamen:
alkışa
bağlarsa,
alkış kesildiğinde çöker.
Bu nedenle mümin:
övgüye sevinse bile
kendisini insanların övgüsüyle tanımlamamalıdır.

“Allah İşitendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:“Huve’s-semî‘”
der.
Yani:
“O, işitendir.”
İnsanların:
açıkça söyledikleri,
gizlice konuştukları,
iftiraları,
hakaretleri,
duaları
Allah’ın bilgisinden çıkmaz.
Hz. Muhammed’e yönelik sözler de Allah’tan gizli değildir.
Bu, Peygamber için bir tesellidir:
“Sana ne söylediklerini Allah biliyor.”
Mazlum için de aynı şekilde güçlü bir anlam taşır.
Kimse seni duymasa bile:
Allah işitir.

Allah’ın İşitmesi İnsanların Gizlice Dinleme Hakkı Olduğu Anlamına Gelir mi
Hayır.Bir önceki ayetteki ilke burada da geçerlidir.
Allah’ın:
işitmesi,
bilmesi,
gizliye vakıf olması
ilahî sıfatlardır.
Bundan:
“Allah duyuyor, ben de insanların özel konuşmalarını gizlice dinleyebilirim.”
sonucu çıkmaz.
İnsanların mahremiyeti vardır.
Gizlice:
telefon dinlemek,
özel konuşmaları kaydetmek,
mesajları izlemek
ahlaki ve hukukî sorunlar doğurabilir.
Allah’ın Semî‘ olması ≠ insanlara sınırsız dinleme yetkisi.

“Allah Bilendir” İfadesi Ne Ekliyor
Ayet:“el-Alîm”
yani:
“her şeyi bilen”
ismiyle sona erer.
Allah sadece:
ne söylendiğini
işitmez.
Sözün arkasındaki:
niyeti,
gerçeği,
bağlamı,
kimin haklı olduğunu
da bilir.
İnsanlar bir söylentiye inanabilir.
Ama Allah:
gerçeği bilir.
Bu nedenle bir insan haksız yere suçlandığında:
insanların tamamını ikna edemese bile
Allah’ın hakikati bildiğine güvenebilir.
Fakat aynı ilke suçlu kişi için de uyarıdır:
İnsanları kandırmak Allah’ı kandırmak değildir.

Yûnus 62–65 Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Yûnus 62:Allah’ın velilerine korku ve hüzün olmadığını
bildirdi.
Yûnus 63:
onları:
iman ve takva sahipleri
olarak tanımladı.
Yûnus 64:
onlara:
dünya ve ahirette müjde
verildiğini anlattı.
Yûnus 65 ise Hz. Muhammed’e:
“Onların sözleri seni üzmesin.”
diyor.
Neden?
Çünkü:
bütün izzet Allah’ındır.
Yani müminin:
güveni,
değeri,
nihai geleceği
insanların onu nasıl değerlendirdiğine bağlı değildir.
Allah işitir ve bilir.

Sonuç: Yûnus Suresi 65. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 65. ayet insanın en hassas taraflarından birine dokunur:Başkalarının bizim hakkımızda söyledikleri.
Bir insan:
çok güçlü olabilir.
Ama hakkında söylenen ağır bir söz onu saatlerce düşündürebilir.
Bir insan:
yüzlerce güzel söz duyabilir.
Fakat tek bir kötü yorum:
zihnine takılabilir.
Bu insan psikolojisinin tanıdık bir tarafıdır.
Hz. Muhammed de:
taştan yapılmış,
duygusuz bir varlık
değildi.
İnsanların:
onu yalanlaması,
itham etmesi,
alay etmesi
kalbini üzebilirdi.
Ve Allah ona:
“Onların sözleri seni üzmesin.”
diyerek teselli veriyor.
Dikkat edilirse Allah:
“Hiç üzülme, üzülüyorsan yanlış yapıyorsun.”
demiyor.
Onun dikkatini daha büyük bir gerçeğe çeviriyor:
“Bütün izzet Allah’ındır.”
Bu şu demektir:
İnsanlar sana:
değersiz
diyebilir.
Ama bu seni Allah katında değersiz yapmaz.
İnsanlar sana:
başarısız
diyebilir.
Ama onların ölçüsü Allah’ın ölçüsü değildir.
İnsanlar seni:
alkışlayabilir.
Bu da Allah katında başarılı olduğunun otomatik kanıtı değildir.
Yani hem:
hakaret
hem de:
övgü
insanın gerçek değerinin nihai ölçüsü olmaktan çıkar.
Bu büyük bir özgürlüktür.
Çünkü insan yalnızca insanların gözünde yaşarsa:
sürekli onların kanaatini yönetmek zorunda hisseder.
Ne derler?
Beni severler mi?
Beni eleştirirler mi?
Takipçi kaybeder miyim?
İnsanlar benim hakkımda ne konuşuyor?
Bu düşünceler insanın bütün hayatını ele geçirebilir.
Yûnus 65 ise:
değer merkezini insanlardan Allah’a taşır.
Bu:
“Kimseyi umursama.”
demek değildir.
İnsan:
eşini önemser.
Ailesini önemser.
Dostlarının görüşünü önemser.
Uzmanın eleştirisini dikkate alır.
Ama hiç kimseyi:
kendi değerinin tanrısı
hâline getirmez.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Çünkü bir insanın seni eleştirmesi:
onu otomatik düşman
yapmaz.
Hatta bazen seni en çok seven insan:
sana duymak istemediğin doğruyu
söyleyebilir.
Bu nedenle ayet:
eleştiriye kapanma ayeti
değildir.
Aksine:
yanlış söz karşısında üzülüp yıkılmamanın,
doğru söz karşısında da kibir nedeniyle kapanmamanın
ölçüsünü verir.
İnsan kendisine şöyle sorabilir:
Bu söylenen:
doğru mu?
Eğer doğruysa:
düzelteyim.
Yanlışsa:
kendimi bunun esiri etmeyeyim.
Bu çok olgun bir tutumdur.
Ayetin:
“Bütün izzet Allah’ındır.”
cümlesi ayrıca insanın güce bakışını da değiştirir.
Dünya sürekli:
güçlü insanlar
üretir.
Krallar.
Devlet başkanları.
Milyarderler.
Ordular.
Dev şirketler.
Toplumsal hareketler.
Bazıları:
sanki hiç yıkılmayacakmış
gibi görünebilir.
Ama tarih:
güçlü imparatorlukların bile
yıkıldığını gösterir.
Servet:
bugün vardır,
yarın olmayabilir.
Şöhret:
bugün zirvededir,
yarın unutulabilir.
Makam:
bir gün gelir,
bir gün gider.
Kur’an bu geçici güçlerin karşısına:
Allah’ın mutlak izzetini
koyar.
Bu, mümini:
güç karşısında köleleşmekten
koruyabilir.
Bir zalim:
“Ben güçlüyüm.”
der.
Mümin:
“Mutlak güç senin değil.”
diye bilir.
Bu bilgi:
zulme karşı dik durma cesareti
üretebilir.
Fakat bu cesaret:
kibirli saldırganlığa
dönüşmemelidir.
Çünkü izzet Allah’ınsa:
mümin de kendi gücünü mutlaklaştırmaz.
“Ben Allah’ın tarafındayım, o hâlde yaptığım her şey doğrudur.”
diyemez.
Bu çok önemli bir sınırdır.
Allah’a inanmak:
insanı otomatik olarak yanılmaz
yapmaz.
İnsan yine:
hata yapabilir.
Bu yüzden gerçek izzet:
hakikate teslim olmakla
birlikte düşünülmelidir.
Ayetin sonundaki:
“O işitendir, bilendir.”
cümlesi ise büyük bir tesellidir.
İnsan bazen:
kendisini savunamaz.
Hakkında:
yanlış şeyler söylenir.
İnsanlar:
yanlış kişiye inanır.
Bütün açıklamalarına rağmen:
gerçek anlaşılmaz.
İşte böyle bir durumda mümin:
“Allah gerçeği biliyor.”
diyebilir.
Bu psikolojik olarak çok güçlü bir dayanak olabilir.
Ama yine:
“Allah biliyor, o hâlde kendimi hiçbir zaman açıklamayayım.”
demek gerekmez.
Gerekiyorsa açıklarsın.
Hakkını ararsın.
Delil sunarsın.
İftiraya karşı hukukî yol kullanırsın.
Fakat bütün dünyayı ikna edemediğin için:
kendi hakikatini kaybetmezsin.
Allah bilir.
Bu ayetin günümüzdeki en büyük uygulama alanlarından biri muhtemelen sosyal medyadır.
İnsanlar artık hiç tanımadıkları kişiler hakkında:
saniyeler içinde
çok ağır hükümler verebiliyor.
Tek bir video kesilir.
Bağlamdan çıkarılır.
Binlerce yorum gelir.
Bir kişi bir gecede:
kahraman
veya:
hain
ilan edilebilir.
Bu ortamda Yûnus 65 son derece güçlü bir ahlak sunuyor:
Sözleri dinle ama sözlerin kölesi olma.
Doğru eleştiriye açık ol.
İftiraya karşı kendini koru.
Ama değerini:
trend listesine,
beğeni sayısına,
kalabalığın ruh hâline
teslim etme.
Çünkü bugün:
seni alkışlayan kalabalık
yarın başkasını alkışlayabilir.
İnsanın gerçek istikameti:
kalabalığın yönüyle sürekli değişmemelidir.
Bir başka önemli nokta da şudur:
Ayet:
“Allah işitir.”
diyor.
Bu yalnızca sana söyleneni değil,
senin başkaları hakkında söylediklerini de
kapsar.
Yani ayeti sadece:
“Bana hakaret edenleri Allah duyuyor.”
diye okumak eksiktir.
Senin:
başkası hakkında yaptığın dedikodu,
iftira,
alay,
hakaret
de Allah’ın bilgisinin dışına çıkmaz.
Böylece ayet insanı yalnızca:
mağdur olarak teselli etmez,
konuşan insan olarak da sorumlu tutar.
Bu çok güzel bir dengedir.
Bana kötü söz söylendiğinde:
Allah duyuyor.
Ben kötü söz söylediğimde de:
Allah duyuyor.
O hâlde insan başkasından beklediği adaleti:
kendi dilinde de
uygulamalıdır.
Bir insan:
kendisine iftira edilince çok üzülüyor
ama başkası hakkında doğrulamadan söylenti yayıyorsa
ayet ona da ayna tutar.
Çünkü Allah:
hem işiten hem bilendir.
İşitir:
ne söyledin?
Bilir:
neden söyledin?
İşte sorumluluk buradadır.
Yûnus 65’in bir başka derin mesajı da insanın onurunu:
Allah ile ilişkilendirmesidir.
İnsan onurlu olmak için:
başkasını aşağılamak zorunda değildir.
Bazı insanlar:
kendilerini güçlü hissetmek için
başkasını küçültür.
Oysa gerçek izzet:
başkasını aşağı çekmekten
doğmaz.
Eğer bütün izzet Allah’a aitse,
insan izzeti:
Allah’a kulluk,
dürüstlük,
adalet
ile aranmalıdır.
Bu da insanı:
kibirden koruyan bir onur
anlayışıdır.
İzzetli insan:
kendini ezdirmez.
Ama başkasını da ezmez.
Hakkını savunur.
Ama haksızlık yapmaz.
Eleştiri karşısında:
çökmez.
Ama kendisini eleştirilemez de görmez.
İşte bu denge:
olgun bir mümin karakterinin işaretlerinden biridir.
Belki Yûnus Suresi 65. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Başkalarının bizim hakkımızda söylediği sözler değerimizi tamamen belirleyebiliyor mu, yoksa doğru eleştiriyi değerlendirip haksız sözü Allah’a havale edebilecek kadar sağlam bir merkeze sahip miyiz; ayrıca bize yapılan haksız sözlerden şikâyet ederken, kendi dilimizle başkalarını incitmemeye ve Allah’ın her sözü işittiğini hatırlamaya da aynı ölçüde dikkat ediyor muyuz?
“İnsanların sözü kalbini incitebilir ama hakikatini onların diline teslim etme. Doğru eleştiriyi al, iftirayı reddet, hakkını meşru yollarla savun; fakat izzetini alkışta veya hakarette arama. Bütün izzet Allah’ındır ve O, hem sana söyleneni hem senin söylediğini işitir ve bilir.”
Ersan Karavelioğlu