Yûnus Suresi 63. Ayette “Onlar İman Eden ve Takva Sahibi Olanlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Allah’a yakınlığın ölçüsü insanların sana hangi unvanı verdiği değil, imanının hayatına nasıl yansıdığı ve Allah’a karşı ne kadar sorumluluk bilinciyle yaşadığındır. Kur’an velâyeti gizemli bir ayrıcalık sınıfına değil, iman ve takvaya bağlar.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 63. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Onlar iman eden ve takva sahibi olan kimselerdir.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn.”
Bu ayet tek başına kısa görünse de bir önceki ayetin çok önemli sorusuna doğrudan cevap verir.
Yûnus 62’de:
“Dikkat edin! Allah’ın velilerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
denilmişti.
Şimdi Yûnus 63:
“Peki Allah’ın velileri kimlerdir?”
sorusunun cevabını verir:
İman edenler ve takva sahibi olanlar.
Bu Ayet Allah’ın Velilerini Nasıl Tanımlıyor
Kur’an burada son derece açık bir ölçü koyar.Allah’ın velilerini anlatırken:
özel kıyafet,
soy,
tarikat,
keramet,
şöhret,
makam,
insanların hayranlığı
gibi şeyleri saymaz.
İki temel özellik söyler:
iman
ve:
takva.
Bu son derece önemlidir.
Çünkü velâyet böylece birkaç seçkin kişinin sahip olabileceği gizemli bir unvan olmaktan çıkar ve kullukta istikamet meselesine dönüşür.
“İman Edenler” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“ellezîne âmenû”
denilir.
Yani:
“iman edenler...”
İman yalnızca:
“Allah vardır.”
demek değildir.
İman:
Allah’a,
vahye,
peygamberlere,
ahirete
güven ve teslimiyet içinde yönelmeyi kapsar.
Fakat Kur’an’ın genel öğretisinde iman:
hayata hiç yansımayan kuru bir kimlik etiketi
olarak kalmamalıdır.
Gerçek iman:
insanın ahlakını ve tercihlerinin yönünü değiştirmeye başlamalıdır.
Bir İnsan “Ben Müslümanım” Demekle Otomatik Olarak Allah’ın Velisi mi Olur
Ayet iki ölçüyü birlikte verir:iman
ve:
takva.
Dolayısıyla yalnızca bir kimlik beyanından söz edilmiyor.
İman:
temeldir.
Takva ise bu imanın:
sorumluluk,
dikkat,
ahlak,
Allah bilinci
olarak yaşanmasıyla ilgilidir.
Bir insan Müslüman olduğunu söyleyebilir fakat:
sürekli zulmediyor,
hak yiyor,
yalan söylüyor,
pişmanlık duymuyor
olabilir.
Bu durumda sadece unvana bakıp manevî derecesi hakkında kesin hüküm vermek doğru olmaz.
Takva Ne Demektir
Ayette:“ve kânû yettekûn”
denilir.
“Takva” kök itibarıyla:
korunmak,
sakınmak,
kendini zarardan koruyacak bir bilinç geliştirmek
anlam alanlarına sahiptir.
Dinî anlamda takva:
Allah’a karşı derin bir sorumluluk bilinciyle yaşamak, günahlardan sakınmak ve doğru olanı gözetmek
şeklinde anlaşılabilir.
Takva sadece:
korku
değildir.
Takva aynı zamanda:
saygı,
bilinç,
sorumluluk,
özdenetim
demektir.
Takva Sürekli Allah’tan Korkarak Yaşamak mıdır
Hayır.Takvayı:
“Allah her an beni cezalandıracak.”
şeklinde sürekli psikolojik korku hâline indirgemek doğru değildir.
Allah korkusu dinî dilde:
saygı,
sorumluluk,
hesap bilinci
gibi anlamlar da taşır.
Takva sahibi insan:
Allah’ı sevdiği,
O’na saygı duyduğu
ve hesabı ciddiye aldığı için:
yanlış yapmamaya çalışır.
Dolayısıyla:
takva ≠ sürekli panik hâli.
Sağlıklı takva:
insanı felç etmez,
daha bilinçli yaşatır.
Takva Yalnızca İbadet Çokluğuyla mı Ölçülür
Hayır.Namaz,
oruç,
dua,
Kur’an okumak
takvanın önemli parçaları olabilir.
Fakat takvayı yalnızca ritüel görünürlüğe indirgemek eksik olur.
Bir insan:
çok ibadet ediyor
ama çalışanının hakkını yiyor olabilir.
Sürekli dinî sözler söylüyor
ama ailesine zulmediyor olabilir.
Kur’an takvayı:
ahlak,
adalet,
dürüstlük,
kul hakkı
ile de ilişkilendirir.
İbadet görünürlüğü ≠ otomatik takva garantisi.
Takva Sahibi İnsan Hiç Günah İşlemez mi
Hayır.Takva:
günahsızlık
demek değildir.
İnsan:
yanılabilir.
Günah işleyebilir.
Önemli olan:
yanlışa karşı tavrıdır.
Takva sahibi insan:
hatasını normalleştirmemeye,
pişman olmaya,
tövbe etmeye,
mümkünse zararı düzeltmeye
çalışır.
Bu nedenle:
takva ≠ kusursuzluk.
Takva daha çok:
yanlış karşısında kalbin ve davranışın hangi yöne döndüğü
ile ilgilidir.
Takva Sahibi İnsan Yanılabilir mi
Evet.Bir insan:
çok samimi,
çok dindar,
çok takvalı
olabilir ama yine de:
bir konuda yanlış düşünebilir.
Bilgi hatası yapabilir.
Yanlış karar verebilir.
Bir olayı eksik değerlendirebilir.
Dolayısıyla:
takva ≠ bilgi alanında yanılmazlık.
Bu özellikle dinî şahsiyetler için önemlidir.
Bir insan salih olabilir ama:
her siyasi görüşü,
her tıbbi fikri,
her sosyal yorumu
otomatik olarak doğru değildir.
Velâyetin Ölçüsü Neden Keramet Değil de İman ve Takvadır
Çünkü Kur’an insanın manevî değerini:olağanüstü hikâyelere
değil,
ahlaki ve imanî niteliğe
bağlar.
Bir kişi hakkında:
uçtuğu,
uzaktan gördüğü,
geleceği bildiği
gibi yüzlerce hikâye anlatılabilir.
Ama Kur’an’ın burada söylediği ölçü:
iman ve takvadır.
Bu bize çok önemli bir filtre verir:
Bir insanı değerlendirirken:
“Hakkında ne kadar olağanüstü hikâye var?”
diye değil,
“İmanı ve ahlakı nasıl?”
diye bakmak daha doğru olabilir.

Takva Dış Görünüşten Anlaşılır mı
Kısmen dış davranışlar ipucu verebilir ama takvanın tamamı dış görünüşten bilinemez.Bir insanın:
giyimi,
sakalı,
başörtüsü,
konuşma tarzı
dindarlığın bazı dış göstergeleri olabilir.
Ama bunlar kişinin kalbindeki takvanın tamamını bize göstermez.
Allah:
niyeti,
samimiyeti,
gizli davranışları
bilir.
Biz ise daha sınırlı bilgiye sahibiz.
Bu nedenle:
dış görünüş ≠ kalbin kesin ölçümü.

Takva ile Kul Hakkı Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Çok güçlü bir ilişki vardır.Allah’tan sakındığını söyleyen bir insan:
insanların hakkını
sürekli çiğniyorsa,
takva iddiasını sorgulaması gerekir.
Takva:
sadece Allah’a karşı ritüel görevleri yerine getirmek değildir.
İnsanlara karşı:
adil,
dürüst,
merhametli
olmak da önemlidir.
Bir tüccar:
müşteriyi kandırmıyorsa,
bir işveren:
çalışanın hakkını veriyorsa,
bir insan:
güçsüzü ezmiyorsa
bunlar da takva bilincinin ahlaki yansımaları olabilir.

Takva Sahibi Olmak Dünyadan Elini Eteğini Çekmek midir
Hayır.Takva sahibi insan:
çalışabilir.
Ticaret yapabilir.
Ailesi olabilir.
Eğlenebilir.
Seyahat edebilir.
Mülk sahibi olabilir.
İş kurabilir.
Dünyadan tamamen uzaklaşmak takvanın zorunlu şartı değildir.
Asıl mesele:
dünya nimetlerini Allah’ın sınırlarını ve ahlakı unutmadan kullanmaktır.
Takva:
dünyadan kaçmak değil,
dünyanın içinde doğru kalmaya çalışmaktır.

Zengin Bir İnsan Takva Sahibi Olabilir mi
Evet.Fakirlik:
otomatik takva
değildir.
Zenginlik de:
otomatik günahkârlık
değildir.
Zengin insan:
malını helal yoldan kazanabilir,
zekâtını verebilir,
yardım edebilir,
adil davranabilir.
Fakir insan da:
haksızlık,
kin,
kötülük
yapabilir.
Kur’an insanın değerini yalnızca ekonomik durumuyla ölçmez.
Takva, banka hesabıyla ölçülen bir özellik değildir.

Takva Sahibi İnsan Başkalarını Sürekli Yargılar mı
Takvanın gerçek anlamı insanı önce:kendini sorgulamaya
götürmelidir.
Bir insan:
“Ben takvalıyım, herkes bozuk.”
demeye başladığında kibir tehlikesi doğabilir.
Takva:
insana:
Allah karşısındaki kendi sorumluluğunu
hatırlatır.
Elbette yanlış davranışlar eleştirilebilir.
Ama insanların:
kalplerini,
nihai ahiret durumunu
kesin biçimde bildiğimizi sanmak doğru değildir.
Takva ≠ başkalarının kalplerine hâkim olma yetkisi.

İnsan Kendisinin Takva Sahibi Olduğunu Nasıl Anlayabilir
Kesin bir manevî derece ölçer yoktur.Ama insan kendisine bazı sorular sorabilir:
Kimse görmediğinde de doğru davranıyor muyum?
Hata yaptığımda özür dileyebiliyor muyum?
Para ile ahlak karşı karşıya geldiğinde hangisini seçiyorum?
Güçsüz bir insanın hakkını koruyor muyum?
Allah’ın açık hükmüyle kendi çıkarım çatıştığında ne yapıyorum?
İbadetim beni:
daha dürüst,
daha merhametli,
daha adil
yapıyor mu?
Bu tür sorular takvayı hayata indirmenin yollarındandır.

İman ve Takva Neden Birlikte Zikredilmiş Olabilir
Çünkü iman:temel yönelişi,
takva ise bu yönelişin hayattaki korunmasını
gösterir.
İman:
“Neye inanıyorum?”
sorusuyla ilgilidir.
Takva ise:
“Bu inançla nasıl yaşıyorum?”
sorusunu gündeme getirir.
İkisi birlikte düşünüldüğünde din:
yalnızca zihindeki kabul
veya yalnızca davranış listesi
olmaktan çıkar.
İman kalbe yön verir; takva hayatı disipline eder.

Yûnus 62 ve 63 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 62:“Allah’ın velilerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
dedi.
Yûnus 63 ise:
“Onlar iman eden ve takva sahibi olanlardır.”
buyuruyor.
Bu iki ayet birlikte okunmadan velâyet kavramı eksik kalabilir.
Çünkü Yûnus 62:
müjdeyi verir.
Yûnus 63:
müjdenin kimler için olduğunu açıklar.
Allah’ın velisi olmak:
gizemli bir sınıfa girmek değil,
iman ve takvayla yaşamaktır.
Bu, velâyeti hem yüceltir hem de yanlış kutsallaştırmalardan korur.

Sonuç: Yûnus Suresi 63. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 63. ayet çok kısa fakat maneviyat anlayışımızı kökten düzeltebilecek bir ölçü verir:“Onlar iman eden ve takva sahibi olanlardır.”
Bir önceki ayette:
Allah’ın velilerinden
söz edilmişti.
Bu kelime yüzyıllar boyunca:
tasavvuf,
maneviyat,
keramet,
Allah dostları
bağlamında çok konuşulmuştur.
Fakat Kur’an burada konuyu son derece sade bir yere getirir:
İman.
Takva.
Bu, çok büyük bir sadeleştirmedir.
Çünkü insan maneviyatı bazen gereğinden fazla gizemli hâle getirebilir.
Sanki Allah’a yakınlaşmak için:
özel bir soy,
özel bir unvan,
olağanüstü olaylar,
insanüstü özellikler
gerekiyormuş gibi düşünülebilir.
Yûnus 63 ise:
“İman eden ve takva sahibi olanlar.”
der.
Bu, sıradan görünen bir insan için büyük bir müjdedir.
Bir insan:
kimsenin tanımadığı bir çiftçi olabilir.
Ama dürüstse,
Allah’a iman ediyorsa,
haramdan sakınıyorsa,
hakkı gözetiyorsa
Allah katında çok değerli olabilir.
Bir işçi olabilir.
Bir anne olabilir.
Bir öğrenci olabilir.
Bir doktor olabilir.
Bir esnaf olabilir.
Bir öğretmen olabilir.
İnsanların gözünde:
“manevî büyük”
olarak görülmeyebilir.
Ama Allah’ın değerlendirmesi:
insanların şöhret ölçüsüne bağlı değildir.
Bu, manevî hayatı demokratikleştiren çok güçlü bir ilkedir:
Allah’a yakınlık yalnızca dinî seçkinlerin tekelinde değildir.
İman ve takva yolu herkese açıktır.
Fakat ayet aynı zamanda takvayı:
slogan
olmaktan çıkarır.
Bir insan:
“Ben Allah’tan korkarım.”
diyebilir.
Peki:
ticarette dürüst mü?
Kul hakkına dikkat ediyor mu?
Güç eline geçtiğinde adil mi?
Kendisine emanet edilen şeyi koruyor mu?
İnsanları aşağılıyor mu?
Ailesine nasıl davranıyor?
Kimsenin görmediği yerde nasıl?
İşte takva gerçek sınavını burada verir.
Takva sadece:
insanların önündeki dindarlık
değildir.
Bir önceki ayette Allah’ın:
zerre ağırlığınca hiçbir şeyi kaçırmadığı
bildirilmişti.
Bu nedenle takva özellikle:
kimsenin görmediği yerde
ortaya çıkar.
Bir insan:
çalabileceği hâlde çalmıyorsa,
yalan söyleyebileceği hâlde doğruyu söylüyorsa,
kimse öğrenmeyecek olsa bile emanete sahip çıkıyorsa,
gücünü kullanabileceği hâlde mazluma zulmetmiyorsa
orada takvanın çok değerli bir boyutu vardır.
Çünkü takva:
kamera için değil,
Allah bilinci için
yaşamaktır.
Bu ayet aynı zamanda insanları kutsallaştırmaya karşı çok önemli bir denge sağlar.
Bir kişiye:
“Evliya.”
denmiş olabilir.
Bu kişi gerçekten salih de olabilir.
Ama Yûnus 63 bize:
onu değerlendirirken hangi ölçüyü hatırlamamız gerektiğini gösterir:
İman ve takva.
O insan:
zulüm yapıyorsa,
insanları sömürüyorsa,
para konusunda hile yapıyorsa,
kendisine sınırsız itaat istiyorsa,
başkalarının hakkını çiğniyorsa
sırf hakkında keramet hikâyeleri anlatılıyor diye bunları görmezden gelemeyiz.
Keramet anlatısı ahlakın yerine geçmez.
Maneviyatın gerçekliği en güçlü biçimde:
ahlakta
görünmelidir.
Bir insan Allah’a yaklaştıkça:
daha kibirli
olmamalıdır.
Daha merhametli olmalıdır.
Daha zalim değil,
daha adil
olmalıdır.
Daha çok insanın kendisine taparcasına bağlanmasını değil,
Allah’a yönelmesini
istemelidir.
Bu çok önemli bir ölçüdür.
Çünkü gerçek manevî rehber:
kendini merkeze koymaz.
Allah’ı merkeze koyar.
Yûnus 63 ayrıca:
takvanın korku üzerinden yanlış anlaşılmasını da düzeltir.
Takva:
her saniye:
“Allah şimdi beni cezalandıracak.”
diye titremek değildir.
Böyle bir anlayış insanı psikolojik olarak yorabilir.
Takva daha çok:
“Allah’ın huzurunda sorumluyum.”
bilincidir.
Bu bilinç:
insanı dikkatli yapar.
Ama aynı zamanda Allah’ın rahmetini de bilir.
Tövbenin varlığını bilir.
İnsanın hata yapabileceğini bilir.
Dolayısıyla sağlıklı takvada:
korku ve umut
birlikte bulunur.
Sadece korku:
ümitsizliğe
dönüşebilir.
Sadece rahatlık:
sorumsuzluğa
dönüşebilir.
Kur’an ise denge ister.
Takva:
Allah’ın azabını ciddiye alırken
Allah’ın rahmetini de unutmamaktır.
Bu ayet insanın kendi dinî kimliğine bakışını da değiştirir.
Bir insan:
“Ben Müslümanım.”
diyebilir.
Bu elbette önemlidir.
Ama Kur’an daha derin bir soru sorar:
“Bu iman seni neye dönüştürdü?”
Eğer iman:
dürüstlüğünü artırıyorsa,
merhametini artırıyorsa,
adalet duygunu güçlendiriyorsa,
kul hakkına dikkat ettiriyorsa,
affedilme isteğini artırıyorsa
iman hayatında meyve veriyor demektir.
Ama insan sadece:
dinî kimliğiyle övünüyor,
başkalarını küçümsüyor
ve kendi ahlakına hiç bakmıyorsa,
ayet onu yeniden düşünmeye çağırır.
Çünkü:
takva başkasının kusurunu saymak değil, kendi sorumluluğunu ciddiye almaktır.
Yûnus 63’ün bir başka önemli dersi de:
dinî sınıflar arasındaki üstünlük iddiasına karşıdır.
Bir insan:
hoca olabilir.
Başka biri:
sıradan esnaf olabilir.
Allah katında hangisinin daha üstün olduğunu:
unvana bakarak kesin bilemeyiz.
Bir insan:
çok konuşabilir.
Diğeri:
hiç konuşmadan güzel yaşayabilir.
Allah:
ikisini de bilir.
İşte bu nedenle manevî üstünlük:
şöhret yarışına
dönüştürülmemelidir.
Kimin:
Allah’a daha yakın olduğunu
kesin biçimde belirlemek bize düşmez.
Biz ancak görünen güzel ahlaka değer veririz.
Kalbin nihai hükmü ise:
Allah’a aittir.
Bu, insanı hem başkaları hakkında hem kendi hakkında mütevazı yapmalıdır.
İnsan:
“Ben takva sahibiyim.”
diye kendisine manevî makam dağıtmak yerine:
“Takvalı yaşamaya çalışıyorum.”
diyebilir.
Çünkü gerçek takva belki de insanın kendisini:
tamamlanmış
değil,
sürekli düzelmeye muhtaç
görmesini sağlar.
Bugün iyisin.
Yarın sınav gelebilir.
Bugün sabırlısın.
Yarın öfken sınanabilir.
Bugün paran yok.
Yarın zenginleştiğinde karakterin değişebilir.
Bu nedenle takva:
tek seferlik kazanılmış bir rozet değil,
sürekli korunması gereken bir istikamettir.
Ayette:
“kânû yettekûn”
ifadesinin taşıdığı süreklilik de bu açıdan düşündürücüdür.
Yani takva:
bir gün yapılan güzel davranıştan çok,
hayatın yönü ile ilgilidir.
Bir kez iyilik yaptın diye:
bütün hayatın garantilenmez.
Bir kez hata yaptın diye:
bütün hayatın da mahvolmaz.
Önemli olan:
hangi yöne yürüdüğündür.
Yanlış yaptığında:
geri dönüyor musun?
Düşünce:
kalkıyor musun?
Hata:
seni daha büyük bir yanlışın bahanesine mi götürüyor,
yoksa tövbeye mi?
İşte insanın manevî yolculuğu bu hareketlilik içinde değerlendirilir.
Bu nedenle Yûnus 63:
umutsuz bir insana da güçlü bir mesaj verir.
Belki geçmişin çok kötü.
Belki çok hata yaptın.
Ama bugün:
imanla,
tövbeyle,
takvayla
yönünü değiştirebilirsin.
Allah’ın velâyeti:
yalnızca doğuştan kutsal olduğu varsayılan insanlara ait bir ayrıcalık değilse,
senin için de Allah’a yaklaşma yolu açıktır.
İşte bu ayetin umut tarafı budur.
Ve belki Yûnus Suresi 63. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’a yakınlığı unvan, kıyafet, cemaat, şöhret veya olağanüstü hikâyelerle mi ölçüyoruz, yoksa Kur’an’ın açıkça koyduğu iman ve takva ölçüsüne mi bakıyoruz; daha da önemlisi, imanımız bizi kimsenin görmediği yerde bile daha dürüst, daha adil, daha merhametli ve Allah’a karşı daha sorumlu bir insan hâline getiriyor mu?
“Allah’a yakınlık için insanların sana manevî bir unvan vermesini bekleme. İmanını koru, takvanı hayatına taşı ve kimse görmediğinde de doğru kalmaya çalış. Velâyetin özü gösteride değil, Allah’a samimi kullukta; takvanın değeri ise sözde değil, insanın karakterinde görünür.”
Ersan Karavelioğlu