Yûnus Suresi 79. Ayette “Firavun ‘Bana Bütün Bilgili ve Usta Sihirbazları Getirin’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Firavun’un cevabı hakikati araştırmak değil, kendi düzenini savunabilecek uzmanları seferber etmek oldu. Bilgi ve uzmanlık değerlidir; fakat güç sahiplerinin hizmetine girdiğinde hakikati ortaya çıkarmak yerine onu örtmek için de kullanılabilir. Asıl mesele yalnız ne kadar bildiğimiz değil, bildiğimizi kimin ve neyin hizmetine sunduğumuzdur.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 79. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Firavun: ‘Bana bütün bilgili/usta sihirbazları getirin.’ dedi.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve kâle Fir‘avnu’tûnî bi-kulli sâhirin alîm.”
Bir önceki ayette Firavun çevresi Hz. Musa ve Hz. Hârûn’a:
“Bizi atalarımızın yolundan döndürmek ve yeryüzünde üstünlük sizin olsun diye mi geldiniz? Biz size inanmayacağız.”
demişti.
Şimdi tartışma yeni bir aşamaya geçiyor.
Firavun yalnız:
“Musa yanılıyor.”
demekle yetinmiyor.
Devlet ve iktidar imkânlarını kullanarak:
Musa’nın karşısına profesyonel sihirbazlar çıkarmaya hazırlanıyor.
Firavun Neden Sihirbazları Çağırıyor
Çünkü Hz. Musa’nın gösterdiği ayetleri:“sihir”
olarak sınıflandırmıştı.
Eğer Musa:
sihirbaz
ise,
Firavun'un mantığına göre ona:
daha güçlü sihirbazlarla
karşılık verilebilir.
Böylece Firavun meseleyi:
peygamberlik ve ilahî delil
olmaktan çıkarıp:
teknik bir gösteri yarışına
dönüştürmeye çalışır.
Bu çok önemli bir stratejidir:
Bir hakikat iddiasını doğrudan cevaplayamıyorsan, onu başka bir kategoriye sokup o kategorinin araçlarıyla etkisizleştirmeye çalışabilirsin.
“Bütün Sihirbazları Getirin” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“bi-kulli sâhir”
denilir.
Yani:
“Her usta sihirbazı / bütün sihirbazları...”
Firavun sıradan birkaç kişiyi istemiyor.
Mümkün olan en güçlü kadroyu:
toplamak istiyor.
Bu onun:
Musa’nın karşısındaki meseleyi
ciddiye aldığını da gösterir.
Eğer Musa’nın yaptığı şey:
tamamen önemsiz
olsaydı,
Firavun bütün uzmanları toplama ihtiyacı hissetmeyebilirdi.
Bazen bir iktidarın:
bir görüşü çok sert biçimde bastırmaya çalışması,
o görüşün mutlaka doğru olduğunu kanıtlamaz;
ama iktidarın onu tehdit olarak algıladığını gösterebilir.
“Âlim” Kelimesi Burada Ne Anlama Gelir
Ayette:“sâhirin alîm”
ifadesi vardır.
Buradaki “alîm”:
bilgili, maharetli, işinin ehli, usta
anlamında anlaşılır.
Yani:
“çok bilgili/usta bir sihirbaz.”
Burada “âlim” kelimesini:
bugünkü anlamda:
din âlimi,
ilahiyatçı
olarak anlamak yanlış olur.
Kelimenin temel anlamı:
bilgi sahibi olmaktır.
Bağlama göre:
hangi alanda bilgili olduğu
değişir.
Bu ayette:
sihir konusunda usta kişilerden
söz edilmektedir.
Kur’an Bilgili Olmayı Burada Kötü mü Gösteriyor
Hayır.Bilgi:
kendi başına kötü değildir.
Problem:
bilginin hangi amaç için kullanıldığıdır.
Bir insan çok bilgili olabilir
ve:
insanlara fayda sağlayabilir.
Başka biri aynı derecede bilgili olup:
aldatma,
zulüm,
manipülasyon
için çalışabilir.
Dolayısıyla:
bilgi ≠ otomatik erdem.
Bilgi ile:
ahlak
birleşmediğinde,
insanın elindeki güç:
daha büyük zararlara da yol açabilir.
Uzmanlık Hakikatin Garantisi midir
Hayır.Bir insan:
alanında uzman olabilir.
Ama:
yanılabilir.
Çıkar çatışması yaşayabilir.
Eksik veriyle çalışabilir.
Siyasi baskı altında kalabilir.
İşvereninin beklentisine göre konuşabilir.
Bu nedenle:
“Uzman söyledi, tartışma bitti.”
demek de,
“Uzmanlara hiç güvenilmez.”
demek de
yanlıştır.
Sağlıklı yaklaşım:
uzmanın:
uzmanlık alanına,
deliline,
yöntemine,
çıkar ilişkilerine
bakmaktır.
Uzmanlık değerlidir; yanılmazlık değildir.
Firavun’un Uzmanları Çağırması Bilime Karşı Bir Eleştiri midir
Hayır.Bu ayeti:
“Uzmanlar kötüdür, bilim insanlarına güvenmeyin.”
şeklinde okumak çok yanlış olur.
Firavun:
modern bilim insanlarını
çağırmıyor.
Tarihsel bağlamda:
sihirbazları
topluyor.
Kur’an’ın eleştirdiği şey:
bilgi sahibi insanların varlığı değil,
onların hakikati bastıran bir iktidar projesinde kullanılabilmesidir.
Modern bilim:
kanıt,
tekrar,
eleştiri,
yöntem
üzerine kurulmaya çalışır.
Dolayısıyla:
sihirbazlar = bilim insanları
şeklinde eşitleme yapılamaz.
Güç Sahipleri Uzmanları Kendi Anlatılarını Savunmak İçin Kullanabilir mi
Evet.Tarih boyunca:
krallar,
devletler,
şirketler,
ideolojik yapılar
kendilerini destekleyen uzmanlardan yararlanmıştır.
Bu uzmanlık:
gerçekten dürüstçe kullanılabilir.
Ama bazen:
bir sonuca önceden karar verilir
ve sonra:
o sonucu savunacak kişiler
aranır.
İşte burada tehlike başlar.
Doğru yöntem:
önce sonucu seçip sonra delil toplamak
değil;
delile bakıp sonucu ona göre belirlemektir.
Firavun'un tavrı ise:
Musa’yı baştan:
“sihirbaz”
kabul edip
sonra bu tanıma uygun karşı güç
toplamaktır.
“Karşı Uzman Getirmek” Her Zaman Yanlış mıdır
Hayır.Bir iddia ortaya atıldığında:
başka uzmanların incelemesi
çok değerlidir.
Bilimde:
hakem değerlendirmesi,
farklı araştırma grupları,
eleştirel inceleme
bu yüzden önemlidir.
Mahkemelerde:
uzman görüşleri
karşılaştırılabilir.
Tıpta:
ikinci görüş
alınabilir.
Sorun:
karşı uzman çağırmak değil, sonuca baştan karar vermektir.
Firavun:
“Musa’nın iddiasını tarafsızca inceleyin.”
demiyor.
Meseleyi zaten:
sihir
olarak ilan etmiş durumda.
Dolayısıyla inceleme:
tarafsız hakikat arayışından çok,
iktidarın tezini savunma hazırlığına
benziyor.
Firavun Neden Musa’yı Doğrudan Dinlemeye Devam Etmek Yerine Gösteri Alanı Kuruyor
Çünkü meseleyi:fikrî ve teolojik tartışmadan
çıkarıp:
görsel rekabete
dönüştürmek daha avantajlı olabilir.
Firavun'un çevresinde:
sihirbazlık
tanınan bir uzmanlık alanıdır.
Halk:
olağanüstü görünen gösterilerden
etkilenebilir.
Eğer Firavun’un sihirbazları Musa’nın gösterdiğine benzer bir şey yaparsa,
Firavun:
“Gördünüz mü? Musa’nın yaptığı da sadece sihirdi.”
diyebilecektir.
Yani hedef yalnız Musa’ya cevap vermek değil,
halkın algısını yönetmektir.

Bu Ayet Propaganda Hakkında Bize Ne Düşündürebilir
Ayet doğrudan modern propaganda teorisi hakkında inmemiştir.Fakat güçlü bir benzerlik kurulabilir.
Propagandada bazen:
mesajın doğruluğundan çok:
kimin daha etkileyici göründüğü,
kimin daha büyük sahne kurduğu,
kimin daha fazla uzman çıkardığı,
kimin daha çok tekrar ettiği
önem kazanabilir.
İnsanlar da:
“Bu kadar kişi söylüyorsa doğrudur.”
diye düşünebilir.
Oysa:
kalabalık ≠ doğruluk.
Profesyonel sunum ≠ doğruluk.
Etkileyici görüntü ≠ doğruluk.
Hakikat yine:
delille
ölçülmelidir.

Bir Görüşü Çok Sayıda Uzmanın Savunması Hiçbir Şey İfade Etmez mi
Elbette ifade edebilir.Uzmanlar arasında geniş bir görüş birliği:
özellikle teknik konularda
önemli bir veri olabilir.
Örneğin:
tıp,
mühendislik,
fizik
gibi alanlarda uzman konsensüsü ciddiye alınmalıdır.
Ancak:
konsensüs = vahiy gibi yanılmazlık
değildir.
Yeni veriler:
görüşleri değiştirebilir.
Ayrıca uzmanların gerçekten:
bağımsız,
aynı alanda yetkin,
aynı delilleri incelemiş
olup olmadığı önemlidir.
Bu nedenle sağlıklı tutum:
uzmanlığı küçümsememek ama onu putlaştırmamaktır.

Firavun’un Tavrı “Gerçekliği Kazanan Belirler” Mantığı mı Taşıyor
Büyük ölçüde böyle bir eğilim görülür.Firavun:
Musa’yı:
hakikat bakımından değerlendirmek yerine,
onu:
yenilebilecek bir rakip
gibi konumlandırıyor.
Sanki:
kim daha etkileyici gösteri yaparsa
haklı olan o olacakmış gibi.
Oysa:
hakikat bir müsabaka sonucu değildir.
Bir tartışmayı:
çok iyi konuşan kişi
kazanabilir.
Ama:
yanlış olabilir.
Daha kötü konuşan kişi:
haklı olabilir.
Bu nedenle:
retorik üstünlük ≠ hakikat üstünlüğü.

Sihirbazların Usta Olması Musa’nın Mucizesini Açıklayabilir miydi
Firavun bunu umut ediyordu.Eğer Musa’nın yaptığı şey:
normal sihir tekniklerinden
ibaret olsaydı,
uzman sihirbazlar:
onu tanıyabilir,
benzerini yapabilir,
belki nasıl yapıldığını açıklayabilirdi.
Fakat kıssanın sonraki aşamasında durum:
Firavun’un beklediği gibi
ilerlemeyecektir.
Bu da bize önemli bir düşünce yöntemi gösterir:
Gerçek uzman, kendi alanının sınırlarını da tanıyabilir.
Bir şey:
kendi bildiği yöntemle açıklanamıyorsa,
dürüst uzman:
“Bu bizim yaptığımız şey değil.”
diyebilmelidir.
Asıl ilmi dürüstlük budur.

Gerçek Uzman Kendi Aleyhine Olan Gerçeği Kabul Edebilir mi
Etmelidir.Bir uzman için büyük ahlaki sınavlardan biri budur.
Eğer veri:
önceki görüşünün yanlış olduğunu
gösteriyorsa:
fikrini değiştirebilmelidir.
Eğer kendisini çağıran güçlü kişi:
belirli bir sonuç istiyor
ama delil başka şey söylüyorsa,
uzman:
güce değil delile
sadık kalabilmelidir.
Bu kolay değildir.
İşini,
makamını,
gelirini
riske atabilir.
Ama bilgi ahlakı:
hakikati işverenden daha yukarı koymayı
gerektirir.
Firavun kıssasının ilerleyen bölümü bu konuda çok çarpıcı bir ders verecektir.

Bu Ayet Din Âlimleri İçin de Bir Uyarı Taşır mı
Dolaylı olarak evet.Din âlimi de:
bilgi sahibidir.
Eğer:
siyasi iktidarın,
zengin bağışçının,
cemaat liderinin,
kişisel çıkarın
beklentisine göre:
ayet,
hadis,
fetva
yorumlamaya başlarsa,
bilgisini:
hakikatin değil gücün hizmetine
verme tehlikesi doğar.
Bu yüzden âlim için:
bağımsızlık,
dürüstlük,
kaynağa sadakat
çok önemlidir.
Ancak burada yine dikkat:
Her iktidarla çalışan âlim = Firavun’un sihirbazı
şeklinde hakaretçi bir eşleştirme doğru değildir.
Somut davranışa bakılmalıdır.

Uzmanlar Para Aldığı İçin Görüşleri Değersiz midir
Hayır.Bir uzmanın:
emeği için ücret alması
doğaldır.
Doktor:
maaş alabilir.
Mühendis:
ücret alabilir.
Akademisyen:
maaş alabilir.
Danışman:
ücret alabilir.
Sorun:
ücret almak değil, ücret karşılığında gerçeği değiştirmektir.
Bu ayrım önemlidir.
Bir insan:
parasını kazanabilir
ve son derece dürüst olabilir.
Başka biri:
para almadan da
ideolojik olarak yanlı olabilir.
Ücret ≠ otomatik yolsuzluk.
Asıl soru:
Delil ve kanaat satın alınabiliyor mu?

Yûnus 76–79 Arasında Nasıl Bir Süreç Var
Yûnus 76’da Firavun çevresi:“Bu apaçık bir sihirdir.”
dedi.
Yûnus 77’de Musa:
“Hakikat size geldiğinde buna sihir mi diyorsunuz?”
diye sordu.
Yûnus 78’de onlar:
“Atalarımızın yolundan çevirmek ve iktidarı ele geçirmek istiyorsunuz.”
diyerek suçlamayı büyüttüler.
Yûnus 79’da Firavun artık:
“Bana bütün usta sihirbazları getirin.”
diyor.
Yani süreç şöyledir:
Hakikat geliyor.
Sihir etiketi yapıştırılıyor.
Niyet suçlaması geliyor.
Gelenek savunuluyor.
Sonra:
devlet imkânıyla karşı uzmanlar seferber ediliyor.
Bu artık yalnız düşünsel bir itiraz değil,
örgütlü bir karşı koyuştur.

Sonuç: Yûnus Suresi 79. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 79. ayet yalnızca:Firavun’un sihirbaz çağırdığını
anlatan tarihî bir cümle değildir.
Bu ayet:
güç ile uzmanlık arasındaki ilişki
üzerinde çok derin düşünmemizi sağlayabilir.
Firavun:
çok güçlüdür.
Musa:
onun karşısında görünürde tek başına çok daha zayıftır.
Fakat Musa:
hakikat iddiasıyla
gelmiştir.
Firavun ise ona cevap vermek için:
kendi düzeninin sahip olduğu kaynakları
harekete geçiriyor.
“Bütün usta sihirbazları getirin.”
Bu cümle bize:
iktidarın yalnız:
ordu,
para,
yasa
ile değil,
bilgi üreten veya algı yöneten insanlar üzerinden de
kendini savunabileceğini gösterir.
Bu yalnız eski Mısır’a ait bir mesele değildir.
Bugün de:
devletler,
şirketler,
ideolojik yapılar
uzmanlarla çalışır.
Bu başlı başına kötü değildir.
Zaten karmaşık dünyada:
uzmanlık gereklidir.
Fakat kritik soru şudur:
Uzman, hakikati mi araştırıyor; yoksa kendisinden istenen sonucu mu üretiyor?
Bu fark çok büyüktür.
Bir şirket:
ürününün güvenliğini araştırmak için
bağımsız bilim insanlarıyla çalışabilir.
Bu sağlıklıdır.
Ama:
önceden:
“Ürün güvenlidir sonucunu çıkarın.”
deyip araştırmayı buna göre biçimlendirirse
problem başlar.
Bir hükümet:
uzmanlardan:
ekonomik riskleri
değerlendirmelerini isteyebilir.
Bu gereklidir.
Ama:
“Bize yalnız duymak istediğimiz sonucu söyleyin.”
derse uzmanlık:
bilgi üretmekten çıkıp:
meşrulaştırma aracına
dönüşebilir.
Bir dinî topluluk:
âlimden görüş sorabilir.
Bu normaldir.
Ama:
“Liderimizin yaptığı şeyin dinen doğru olduğuna uygun bir fetva bul.”
denirse,
fetva:
hakikati araştırmak yerine:
kararı süsleyen bir mühür
hâline gelebilir.
İşte Yûnus 79 bu açıdan çok güçlüdür.
Firavun:
“Musa’nın getirdiği şeyi tarafsızca inceleyelim.”
demiyor.
Zaten kararını vermiş:
“Sihir.”
Şimdi:
bu sonucun karşısına:
profesyonel sihirbazlar
çıkarıyor.
Bu, günümüzde sık görülen bir düşünce hatasını da hatırlatır:
Önce karar, sonra delil.
Sağlıklı düşünce bunun tersidir:
Önce delil, sonra karar.
İnsan:
“Ben bu sonuca inanıyorum; şimdi bunu destekleyecek bilgi bulayım.”
dediğinde:
seçici davranabilir.
Kendi görüşünü destekleyen:
10 bilgiyi
toplar.
Aksini gösteren:
100 bilgiyi
görmezden gelir.
Bu:
doğrulama yanlılığı
olarak bilinen insanî bir eğilimdir.
Yûnus 79 doğrudan modern psikoloji kavramını anlatmaz.
Ama Firavun’un tavrı:
bu mekanizmayı düşündürebilir.
Çünkü o:
Musa haklı olabilir mi?
diye sormuyor.
“Musa’yı nasıl etkisizleştiririm?”
diye düşünüyor.
Aradaki fark:
çok büyüktür.
Hakikat arayıcısı:
“Ben yanılıyor olabilir miyim?”
der.
İktidarını koruyan ego:
“Ben nasıl haklı çıkabilirim?”
der.
Bu iki soru insanı:
çok farklı yerlere götürür.
Ayetin bir başka önemli mesajı:
uzmanlık ve ahlakın birlikte olması gerektiğidir.
Bir insan:
çok yetenekli olabilir.
Çok zeki olabilir.
Alanında:
en iyilerden biri olabilir.
Ama:
bu beceri onu otomatik olarak:
iyi insan
yapmaz.
Bir bilgisayar uzmanı:
insanları koruyan güvenlik sistemi de geliştirebilir,
zararlı yazılım da yazabilir.
Bir kimyager:
ilaç da geliştirebilir,
zehir de.
Bir ekonomist:
kamunun yararına politika da tasarlayabilir,
bir grubun çıkarını gizlemek için rakamları da kullanabilir.
Bir konuşmacı:
insanları bilgiyle aydınlatabilir,
propagandayla manipüle de edebilir.
Demek ki:
“Ne biliyorsun?”
sorusu kadar:
“Bildiklerini ne için kullanıyorsun?”
sorusu da önemlidir.
Yûnus 79’daki:
“sâhirin alîm”
ifadesi bu açıdan çok dikkat çekicidir.
Onlar:
işlerinde bilgisiz değiller.
Tam tersine:
usta ve bilgili
kişiler.
Fakat uzmanlıklarını hangi amaçla kullanacakları:
ahlaki soruyu oluşturur.
Bu da bizi modern dünyanın çok büyük meselesine getirir:
teknoloji ahlaken nötr olabilir; kullanım amacı nötr olmayabilir.
Yapay zekâ:
hastalık teşhisinde kullanılabilir.
Dolandırıcılıkta da kullanılabilir.
İnternet:
eğitim için kullanılabilir.
Yalan yaymak için de.
Genetik bilgi:
hastalık tedavisinde kullanılabilir.
Ayrımcılıkta da kötüye kullanılabilir.
Dolayısıyla medeniyetin gelişmesi:
yalnız daha fazla bilgi üretmekle tamamlanmaz.
Daha fazla ahlaki sorumluluk da gerekir.
Firavun’un:
bütün usta sihirbazları toplaması
başka bir önemli gerçeği de gösterir:
Güç, hakikat karşısında çoğu zaman kendi karşı-hakikat mekanizmasını üretmek ister.
Bir bilgi rahatsız ediyorsa:
onu susturmak mümkün olmayabilir.
O zaman:
alternatif anlatı
üretilir.
“Musa’nın yaptığı mucize değil; sihir.”
Sonra bu anlatıyı destekleyecek:
kişiler,
gösteriler,
kamusal sahne
hazırlanır.
İşte burada insanın:
medya okuryazarlığı ve eleştirel düşüncesi
çok önemlidir.
Bugün bir konuda:
10 uzman
televizyonda aynı şeyi söylüyor olabilir.
Bu önemli olabilir.
Ama yine sor:
Bu kişiler:
hangi alanda uzman?
Hangi veriye dayanıyor?
Birbirlerinden bağımsız mı?
Karşı görüşün delili var mı?
Finansal çıkar çatışması var mı?
Bu sorular:
uzman düşmanlığı
değildir.
Tam tersine:
uzmanlığı ciddiye almaktır.
Çünkü gerçek uzmanlık:
sorgulanabilir olmaktan
korkmamalıdır.
Aynı şekilde uzman olmayan kişinin:
“Ben internette bir video izledim, bütün uzmanlardan daha iyi biliyorum.”
demesi de sağlıklı değildir.
Bu yüzden iki aşırılıktan kaçınmak gerekir:
Birincisi:
“Uzman söyledi, kesin ve sonsuza kadar doğrudur.”
İkincisi:
“Uzmanlara asla güvenilmez; benim sezgim yeter.”
İkisi de sorunludur.
Doğru olan:
uzmanlığı değerli görmek ve delili incelemektir.
Yûnus 79’un başka bir önemli mesajı:
iktidarın sahip olduğu büyük kaynakların hakikatin ölçüsü olmadığıdır.
Firavun:
ülkenin gücüne sahip.
İnsanları çağırabiliyor.
Organizasyon kurabiliyor.
Büyük bir meydan hazırlayabiliyor.
Musa:
bu imkânlara sahip değil.
Fakat:
kaynak üstünlüğü ≠ hakikat üstünlüğü.
Bugün de:
bir şirketin reklam bütçesi
çok büyük olabilir.
Bu:
ürününün en iyi olduğunu
kanıtlamaz.
Bir siyasi partinin:
çok büyük propaganda ağı olabilir.
Bu:
bütün iddialarının doğru olduğunu
kanıtlamaz.
Bir dinî grubun:
çok büyük medya gücü olabilir.
Bu:
bütün yorumlarının Allah’ın kesin hükmü olduğunu
göstermez.
Hakikat:
bütçe büyüklüğüyle
ölçülmez.
Bu ayet aynı zamanda uzmanların omzundaki ahlaki sorumluluğu da büyütür.
Eğer sen:
bilgiliysen,
insanlar sana güvenir.
Bir doktor:
konuştuğunda
hasta ona güvenir.
Bir mühendis:
“Bu bina güvenli.”
dediğinde insanlar:
hayatlarını o binaya emanet edebilir.
Bir din âlimi:
“Bu haramdır.”
dediğinde insanlar:
hayatlarını değiştirebilir.
Bir gazeteci:
bir kişiyi suçladığında:
o insanın itibarı yıkılabilir.
Bu nedenle bilgi:
güçtür.
Ve güç:
sorumluluk
gerektirir.
Bir uzman:
gücünü:
gerçeği açıklamak
yerine:
insanları kandırmak
için kullanırsa,
bilgisi onu daha masum yapmaz.
Tam tersine:
sorumluluğunu artırabilir.
Ancak Yûnus 79’u okurken sihirbazların hikâyesinin henüz bitmediğini de unutmamak gerekir.
Firavun onları:
kendi düzenini savunmaları için
topluyor.
Fakat hakikatle doğrudan karşılaştıklarında ne yapacakları:
kıssanın en çarpıcı noktalarından biri olacaktır.
Bu bize şunu düşündürür:
Bir insan yanlış taraf tarafından işe alınmış olsa bile sonsuza kadar yanlış tarafta kalmak zorunda değildir.
Hakikati gördüğünde:
dönebilir.
Bir uzman:
önce yanlış görüşü savunmuş olabilir.
Sonra yeni delil karşısında:
“Yanılmışım.”
diyebilir.
Bu zayıflık değildir.
Tam tersine:
bilimsel ve ahlaki dürüstlüktür.
İnsan:
geçmiş sözünün kölesi olmak zorunda değildir.
Bu açıdan Firavun’un sihirbazlarının kıssası:
biraz ileride:
hakikat karşısında fikrini değiştirebilmenin
çok güçlü örneklerinden birine dönüşecektir.
Yûnus 79 bu büyük dönüşümün öncesindeki sahneyi hazırlar:
Firavun:
en iyi uzmanlarını
topluyor.
Kendi açısından:
Musa’yı yenmeye hazırlanıyor.
Ama Firavun’un hesaba katmadığı şey:
gerçek uzmanlığın, karşılaştığı şeyin kendi sanatından farklı olduğunu anlayabilmesidir.
Bu da bize çok güzel bir ölçü verir:
Gerçek uzman:
her şeyi kendi alanına zorla sokmaz.
Bazen:
“Bu benim bildiğim şey değil.”
diyebilir.
Bilmediğinde:
“Bilmiyorum.”
der.
Yanıldığında:
“Yanıldım.”
der.
İşte bilgiye asıl onuru veren:
yalnız birikim değil,
dürüstlüktür.
Ve belki Yûnus Suresi 79. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir meseleyi araştırırken gerçekten delilin bizi götürdüğü yere mi gidiyoruz, yoksa Firavun gibi önce istediğimiz sonucu belirleyip sonra onu savunacak uzmanları mı arıyoruz; ayrıca sahip olduğumuz bilgiyi ve uzmanlığı hakikatin hizmetine mi, gücün ve çıkarın hizmetine mi sunuyoruz?
“Uzmanlığı küçümseme ama uzmanı da yanılmazlaştırma. Bilgiyi kimin söylediğine değil, deliline ve nasıl kullanıldığına bak. Güç senden istediği sonucu söylemeni beklese bile hakikati değiştirme; çünkü bilgi insanı değerli kılabilir, fakat onu gerçekten onurlu yapan şey bilgisini çıkarın değil, doğruluğun hizmetine sunabilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu