📖 Yûnus Suresi 87. Ayette “Musa ve Kardeşine ‘Kavminiz İçin Mısır’da Evler Hazırlayın, Evlerinizi Kıble Edinin, Namazı Dosdoğru Kılın ve Müminleri

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,121
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 87. Ayette “Musa ve Kardeşine ‘Kavminiz İçin Mısır’da Evler Hazırlayın, Evlerinizi Kıble Edinin, Namazı Dosdoğru Kılın ve Müminleri Müjdeleyin’ Diye Vahyettik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Tevekkül yalnız kalpte taşınan bir güven değildir; bazen güvenli alan oluşturmak, topluluğu düzenlemek, ibadeti ayakta tutmak ve korkunun ortasında umudu canlı tutmak şeklinde hayata yansır. Musa’nın kavmine verilen emir, duadan sonra sorumluluğun devam ettiğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 87. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Musa’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: ‘Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi kıble edinin, namazı dosdoğru kılın ve müminleri müjdele.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve evhaynâ ilâ Mûsâ ve ahîhi en tebevveâ li-kavmikumâ bi-Mısra buyûten vec‘alû buyûtekum kıbleten ve ekîmû’s-salâte ve beşşiri’l-mu’minîn.”

Önceki ayetlerde Musa’nın kavmi:

Allah’a tevekkül etmiş,

zalimlerin fitnesinden korunmayı istemiş


ve:

“Rahmetinle bizi kurtar.”

diye dua etmişti.

Yûnus 87’de ise dua sonrasında somut talimatlar geliyor.

Bu çok önemli bir mesajdır:

Dua edilir, sonra gereken düzen kurulur.

2️⃣ Neden Musa ile Hârûn Birlikte Muhatap Alınıyor ❓​

Ayette:

“Musa’ya ve kardeşine vahyettik.”

denilir.

Buradaki kardeş:

Hz. Hârûn’dur.

Daha önce de gördüğümüz gibi Musa:

bu büyük görevi tamamen tek başına yürütmemektedir.

Hârûn:

onun:

kardeşi,

peygamberlik görevindeki destekçisi

ve toplumsal sorumluluğun paylaşımındaki yardımcısıdır.

Bu durum:

büyük sorumlulukların ekip ve iş birliğiyle yürütülebileceğini

gösterir.

Yardım almak:

zayıflık değildir.

3️⃣ “Kavminiz İçin Mısır’da Evler Hazırlayın” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“tebevveâ li-kavmikumâ bi-Mısra buyûten”

denilir.

Genel anlamıyla:

“Kavminiz için Mısır’da evler/yerleşim alanları hazırlayın.”

Musa’nın kavmi:

Firavun’un baskısı altında

zor bir dönem yaşamaktadır.

Bu ortamda onlara:

yalnız:

“Sabredin.”

denilmiyor.

Topluluğun:

barınabileceği,

bir araya gelebileceği,

ibadetini sürdürebileceği

alanlar oluşturulması isteniyor.

Yani iman:

toplumsal organizasyonla

birlikte ilerliyor.

4️⃣ Bu Evler Sadece Barınmak İçin miydi ❓​

Ayetin devamındaki:

“Evlerinizi kıble edinin.”

ifadesi nedeniyle bu evlerin yalnız:

uyumak,

yemek,

barınmak

için olmadığı anlaşılabilir.

Tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.

Bazı yorumlarda:

bu evlerin:

ibadet yerleri hâline getirilmesi

öne çıkar.

Bazılarında:

evlerin:

aynı kıbleye yöneltilmesi

veya ibadet yönünün düzenlenmesi

anlamı vurgulanır.

Dolayısıyla ayet:

ev ile ibadetin:

baskı şartlarında birbirine yaklaşabildiğini

göstermektedir.

5️⃣ “Evlerinizi Kıble Edinin” Tam Olarak Ne Demektir ❓​

Ayette:

“vec‘alû buyûtekum kıbleten”

denilir.

“Kıble”:

yönelinen yön,

ibadette yönelme noktası,

karşıya alınan yön

anlamlarına gelir.

Ancak bu ayetin tam ifadesi hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.

Bir yoruma göre:

evler:

ibadet edilen mekânlar

hâline getirilecektir.

Başka bir yoruma göre:

evler:

belirli bir kıble yönüne

yöneltilmiştir.

Her iki durumda da temel fikir:

baskı altındaki toplumun:

ibadet düzenini kaybetmemesidir.

6️⃣ Buradaki “Kıble” Bugünkü Kâbe Yönü müdür ❓​

Bunu doğrudan ve basit biçimde:

“Bugünkü Müslümanların Kâbe’ye yönelmesiyle tamamen aynı ayrıntıdır.”

diye açıklamak dikkat gerektirir.

Hz. Musa:

Hz. Muhammed’den çok önce yaşamıştır.

Dolayısıyla burada:

önceki ümmete verilen özel ibadet düzeni

söz konusudur.

Kıble kavramının temel anlamı:

ibadette yöneliş ve birliktir.

Bugünkü Müslümanların namaz kıblesi:

Kâbe’dir.

Ancak Yûnus 87’deki tarihsel talimatı modern namaz hükümlerine doğrudan birebir aktarmak doğru değildir.

7️⃣ Evlerin İbadet Alanına Dönüşmesi Neden Gerekmiş Olabilir ❓​

Firavun dönemindeki şartlar:

normal ve güvenli değildir.

Musa’nın kavmi:

baskı,

tehdit,

takip

altındadır.

Açık ve büyük ibadet merkezleri:

risk oluşturabilir.

Bu nedenle evlerin:

ibadet ve toplumsal dayanışma mekânı

hâline getirilmesi,

baskı şartlarında:

dağılmayı engelleyen bir tedbir

olarak düşünülebilir.

Burada önemli olan:

şartlara göre ibadet hayatının korunmasıdır.

8️⃣ Bu Ayet Dinin Sürekli Evlerde Gizlice Yaşanması Gerektiğini mi Söyler ❓​

Hayır.

Bu:

özel baskı şartları içindeki bir toplumun

durumudur.

Normal şartlarda:

camiler,

toplu ibadet,

kamusal dinî hayat

meşru olabilir.

Dolayısıyla:

“Yûnus 87 var, o hâlde Müslümanlar her zaman evlerine kapanmalıdır.”

sonucu çıkarılamaz.

Kur’an’daki birçok hüküm ve kıssa:

bağlamı içinde

anlaşılmalıdır.

Baskı döneminin çözümü:

normal dönemin evrensel tek modeli

hâline getirilemez.

9️⃣ Bir Evin İbadet Mekânı Olması İçin Özel Bina Gerekir mi ❓​

Namaz için mutlaka görkemli yapı gerekmez.

İnsan:

temiz ve uygun bir yerde

namaz kılabilir.

Ev de:

ibadet yeri olabilir.

Bu ayet özellikle:

imkânların kısıtlı olduğu şartlarda

ibadetin:

mekân ihtişamına bağımlı olmadığını

düşündürür.

İbadetin değeri:

duvarın pahalı olmasına,

binanın görkemine

bağlı değildir.

Mekân araçtır; ibadet asıldır.

🔟 “Namazı Dosdoğru Kılın” Neden Tam Böyle Bir Kriz Ortamında Emrediliyor ❓​

Ayette:

“ve ekîmû’s-salâh”

denilir.

Yani:

“Namazı dosdoğru kılın / namazı ayakta tutun.”

Firavun’un baskısı devam ederken:

namazın özellikle zikredilmesi

çok anlamlıdır.

Çünkü baskı:

insanın yalnız bedenini değil,

manevî merkezini de

dağıtabilir.

Namaz:

Allah’a bağlılığın,

düzenin,

zaman bilincinin,

toplumsal aidiyetin

korunmasına yardımcı olur.

Firavun:

insanların üzerinde güç kurabilir.

Ama mümin:

namazda:

nihai kulluğunun yalnız Allah’a ait olduğunu

yeniden hatırlar.

1️⃣1️⃣ Namaz Firavun’a Karşı Mücadelede Eylemin Yerine mi Geçiyor ❓​

Hayır.

Hz. Musa’nın kıssasının tamamı bunun aksini gösterir.

Musa:

namaz kılıyor

ama aynı zamanda:

Firavun’un karşısına çıkıyor.

Kavmini:

organize ediyor.

Tedbir alıyor.

Allah’ın emirlerine göre:

hareket ediyor.

Dolayısıyla:

namaz ≠ toplumsal sorumluluğun alternatifi.

İbadet:

insana güç ve yön verir.

Ama:

adalet,

tedbir,

çalışma,

mücadele

sorumluluğunu kaldırmaz.

Dua + namaz + eylem

birbirinin rakibi değildir.

1️⃣2️⃣ Sadece Namaz Kılmak Bir Zulüm Düzenini Otomatik Olarak Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır.

Namaz:

Allah’a kulluktur.

Ama Kur’an:

“Namazınızı kılın, sonra hiçbir şey yapmayın.”

demez.

Zulüm varsa:

meşru yollarla karşı çıkmak,

mazlumu korumak,

hak aramak,

tedbir almak

gerekebilir.

Namaz:

kişinin:

ahlaki merkezini

korumasına yardımcı olur.

Fakat namaz kılan kişi:

kendisi zulüm yapıyorsa

namazını da ahlakıyla birlikte sorgulamalıdır.

İbadet ≠ haksızlık için dokunulmazlık belgesi.

1️⃣3️⃣ Evde Namaz Kılmak Cami Namazından Değersiz midir ❓​

Konu ibadetin türüne ve şartlarına göre değişir.

İslam’da cemaatle ibadetin:

önemli bir yeri vardır.

Fakat:

hastalık,

güvenlik,

zorunluluk,

seyahat,

baskı

gibi şartlarda evde ibadet:

son derece anlamlı ve gerekli olabilir.

Yûnus 87 özellikle bize:

ibadetin özel şartlarda evlere taşınabileceğini

gösteren tarihsel bir örnek sunar.

Allah’a kulluk:

yalnız büyük yapılara

hapsedilemez.

1️⃣4️⃣ “Evlerinizi Kıble Edinin” Aile Hayatı İçin Ne Düşündürebilir ❓​

Ayetin tarihsel bağlamını koruyarak:

ahlaki bir ders çıkarılabilir.

Ev:

yalnız:

uyuma,

yeme,

televizyon izleme

mekânı değildir.

Aynı zamanda:

dua,

namaz,

öğrenme,

ahlak,

merhamet

mekânı olabilir.

Çocuk bir evde:

sadece söylenen dini değil,

yaşanan dini

görür.

Anne-baba:

dürüstlükten söz edip:

evde sürekli yalan söylüyorsa,

çocuk çelişkiyi görür.

Bu nedenle:

evin manevî iklimi, sözlerden daha güçlü eğitim verebilir.

1️⃣5️⃣ Evde Dinî Hayat Kurmak Aile Üyelerine Baskı Yapmak mıdır ❓​

Hayır; ama baskıya dönüşmemelidir.

Bir aile:

birlikte dua edebilir.

Çocuğuna:

dini öğretebilir.

İbadet alışkanlığı kazandırabilir.

Ancak:

hakaret,

şiddet,

aşağılama,

psikolojik baskı

din eğitiminin sağlıklı yöntemi değildir.

Özellikle yetişkin insanların:

vicdan alanı

zorla kontrol edilemez.

Din eğitimi ≠ korku üretimi.

Ev:

kıble ve ibadet mekânı hâline gelirken:

merhametin de mekânı

olmalıdır.

1️⃣6️⃣ “Müminleri Müjdele” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“ve beşşiri’l-mu’minîn”

denilir.

Yani:

“Müminleri müjdele.”

Dikkat çekici olan:

bu müjdenin:

Firavun hâlâ güçlü görünürken

gelmesidir.

Henüz:

bütün tehlike bitmiş değildir.

Ama Allah:

iman edenlere:

umutlarını kaybetmemelerini

bildiriyor.

Bu, Kur’an’daki önemli bir dengeyi gösterir:

Gerçeği saklama ama ümidi de öldürme.

Müjde:

tehlikeyi inkâr etmek değil,

tehlikenin son söz olmadığını

hatırlatmaktır.

1️⃣7️⃣ Müjde “Artık Başınıza Hiçbir Kötülük Gelmeyecek” Demek midir ❓​

Hayır.

Kur’an’ın müjde anlayışı:

her zaman:

kolay hayat,

çok para,

hastalıksız ömür,

dünyada kesintisiz başarı

garantisi değildir.

Mümin:

sıkıntı yaşayabilir.

Ama:

Allah’ın:

rahmeti,

yardımı,

hidayeti,

nihai adaleti

konusunda umut taşır.

Bu nedenle:

müjde ≠ dünyada sorunsuz hayat garantisi.

Müjde:

Allah’ın kullarını unutmadığına dair umut

taşır.

1️⃣8️⃣ Yûnus 84–87 Arasında Nasıl Bir Süreç Görüyoruz ❓​

Yûnus 84’te Musa:

“Allah’a tevekkül edin.”

dedi.

Yûnus 85’te iman edenler:

“Allah’a tevekkül ettik; bizi zalimlere fitne kılma.”

diye dua etti.

Yûnus 86’da:

“Rahmetinle bizi kurtar.”

dediler.

Yûnus 87’de ise Allah:

somut talimatlar veriyor:

Evler hazırlayın.

Evlerinizi kıble/ibadet merkezi hâline getirin.

Namazı ayakta tutun.

Müminleri müjdeleyin.


Bu sıralama çok güçlüdür:

Tevekkül → dua → organizasyon → ibadet → umut.

Yani iman:

yalnız iç dünyada kalan bir duygu değil,

hayatı düzenleyen bir bilinçtir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 87. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 87. ayet, kriz zamanlarında iman eden bir toplumun nasıl ayakta kalabileceğine dair son derece güçlü bir tablo sunar.

Musa’nın kavmi:

korkuyor.

Firavun:

güçlü.

Baskı:

devam ediyor.

Bir önceki ayetlerde insanlar:

Allah’a tevekkül etmiş,

dua etmiş,

“Rahmetinle bizi kurtar.”

demişlerdi.

Sonra Allah onlara yalnız:

“Bekleyin.”

demiyor.

Talimat geliyor:

Evler hazırlayın.

Bu çok önemli.

Çünkü dua sonrası:

organizasyon

vardır.

İnsan bazen Allah’tan yardım ister

ama yardımın:

kendi sorumluluğundan bağımsız gelmesini

bekler.

Oysa Kur’an kıssalarında çoğu kez:

insana da görev verilir.

Nûh:

dua eder

ama gemi yapar.

Musa’nın kavmi:

tevekkül eder

ama evlerini düzenler.

İnsan:

şifa ister

ama tedavi olur.

Rızık ister

ama çalışır.

Güvenlik ister

ama tedbir alır.

İşte:

dua ile eylem arasındaki Kur’anî denge

budur.

Ayetin:

“Evlerinizi kıble edinin.”

ifadesi özellikle baskı dönemlerinde:

ibadetin kaybolmamasının

önemini gösterir.

Bir toplumun:

büyük kurumları

ellerinden alınabilir.

Toplanmaları:

engellenebilir.

Kamusal alanları:

daraltılabilir.

Ama ev:

küçük bir:

**iman,

eğitim,

dayanışma**

alanına dönüşebilir.

Bu bize:

dinin yalnız gösterişli yapılara bağlı olmadığını

hatırlatır.

Bir insan:

çok güzel bir camide

namaz kılabilir.

Bu güzeldir.

Ama:

mütevazı bir odada kıldığı namaz

da Allah’a kulluktur.

Allah’a ulaşmak için gösterişli mimariye ihtiyaç yoktur.

Bu, özellikle imkânı sınırlı insanlar için:

çok büyük bir tesellidir.

Bazen:

insanların gözünde küçük olan bir mekân,

Allah’a yöneliş açısından:

çok büyük bir anlam

taşıyabilir.

Fakat ayeti:

“Evler camilerden daha önemlidir.”

diye yorumlamak da yanlış olur.

Ayetin:

özel baskı bağlamı

vardır.

Normal şartlarda:

toplu ibadet,

mescit,

cami

toplumsal hayatın önemli parçalarıdır.

Buradaki temel ilke:

şartlar değişse bile kulluğu tamamen terk etmemektir.

Yûnus 87’nin:

“Namazı dosdoğru kılın.”

emri ise özellikle dikkat çekicidir.

Firavun’un karşısında:

namaz ne yapabilir?

İlk bakışta:

“Ordu karşısında namazın ne ilgisi var?”

denilebilir.

Ama mesele:

yalnız askerî güç

değildir.

Firavun:

insanların yalnız bedenlerini değil,

kimliklerini ve iradelerini de kontrol etmek

ister.

Namaz ise mümine her gün:

“Sen Firavun’un kulu değilsin.”

der.

“Sen paranın kulu değilsin.”

“Sen makamın kulu değilsin.”

“Sen insanların alkışının kulu değilsin.”

“Sen Allah’ın kulusun.”


Bu nedenle namaz:

yalnız bireysel ritüel

değil,

insanın:

kime ait olduğunu hatırladığı bir kulluk bilinci

oluşturabilir.

Fakat bunu siyasi slogana indirgememek gerekir.

Namazın asıl anlamı:

Allah’a ibadettir.

Onu sadece:

siyasi direniş aracı

olarak tanımlamak eksik kalır.

Namaz:

önce:

Allah içindir.

Ancak Allah’a gerçek kulluk:

insanın başka insanları ilahlaştırmasını

engelleyebilir.

Tevhidin özgürleştirici tarafı:

burada ortaya çıkar.

Firavun:

“Benden korkun.”

diyebilir.

Mümin:

ondan gerçek bir tehlike olarak korkabilir.

Tedbir alabilir.

Ama kalbinde:

“Sen mutlak değilsin.”

der.

Çünkü secde:

yalnız Allah’adır.

Bu düşünce insanın:

iç özgürlüğünü

koruyabilir.

Yûnus 87’deki ev düzeni ayrıca bize:

kriz zamanlarında merkezi sistemlerin yerine küçük dayanışma ağlarının önemini

düşündürür.

Büyük yapı çalışmıyorsa:

küçük gruplar

ayakta kalabilir.

Bir toplum:

mahalle,

aile,

ev

düzeyinde birbirine destek olabilir.

Elbette ayet doğrudan modern afet yönetimi kitabı değildir.

Ama ahlaki bir benzetme mümkündür.

Bir depremden sonra:

büyük kurumların yardımı gecikebilir.

Komşular birbirine:

yardım eder.

Bir savaşta:

aileler birbirine:

barınma sağlar.

Ekonomik krizde:

insanlar dayanışabilir.

Bazen toplumu ayakta tutan:

çok büyük kurumlar değil,

küçük ama güvenilir insan ağlarıdır.

Musa’nın kavmine:

“Evler hazırlayın.”

denilmesi bu açıdan da düşündürücüdür.

Ayetin sonunda:

“Müminleri müjdele.”

denilmesi ise bütün tablonun ruhunu değiştirir.

Çünkü korku içindeki bir toplum için:

en büyük kayıplardan biri:

umudun kaybolmasıdır.

Bir insan umudunu kaybedince:

hareket etmek istemeyebilir.

“Nasıl olsa hiçbir şey değişmez.”

diyebilir.

Zalim düzenlerin en büyük başarılarından biri bazen:

insana:

“Direnmenin, dua etmenin, çalışmanın hiçbir anlamı yok.”

duygusu vermektir.

Kur’an ise:

“Müminleri müjdele.”

diyor.

Yani:

karanlığı inkâr etmeden:

ışık ihtimalini koru.

Gerçek umut:

“Sorun yok.”

demek değildir.

Gerçek umut:

“Sorun büyük ama son söz bu değil.”

diyebilmektir.

Bu, sahte pozitiflikten farklıdır.

Sahte pozitiflik:

“Her şey harika.”

der.

Gerçek iman:

“Her şey harika değil; fakat Allah’a güveniyorum ve görevimi yapacağım.”

der.

İkisi aynı şey değildir.

Yûnus 87’nin evler hakkındaki emri aile hayatına da güçlü bir ayna tutabilir.

Evlerimiz:

yalnız:

mobilya,

televizyon,

telefon,

yemek

mekânı mı?

Yoksa:

insanların birbirini:

dinlediği,

merhamet gösterdiği,

dua ettiği,

öğrendiği,

güvende hissettiği

yerler mi?

Bir ev çok pahalı olabilir

ama içinde:

sürekli korku,

hakaret,

şiddet

varsa,

manevî anlamda huzurlu olmayabilir.

Başka bir ev:

çok mütevazı olabilir

ama:

saygı,

sevgi,

ibadet,

adalet

varsa,

orada çok büyük bir zenginlik bulunabilir.

Evin değeri yalnız metrekaresiyle ölçülmez.

İçindeki ilişkilerle de ölçülür.

Bu nedenle:

“Evlerinizi kıble edinin.”

ifadesini tarihsel bağlamından koparmadan,

bugün kendimize şu soruyu yöneltmek için de kullanabiliriz:

Evimiz bizi neye yöneltiyor?

Sürekli:

tüketime mi?

Kavgaya mı?

Telefon ekranına mı?

Yoksa:

Allah’a,

merhamete,

bilgiye,

birbirimize mi?

Ayetin bir başka önemli dersi:

ibadetin korku zamanında bırakılmamasıdır.

İnsan zor dönemde bazen:

“Şimdi ibadet zamanı mı?”

diyebilir.

Oysa tam da zor zamanlarda:

düzenli ibadet:

insanın:

zihinsel ve manevî merkezini

korumasına yardım edebilir.

Namaz:

krizi ortadan kaldıran sihirli yöntem değildir.

Ama:

krizin insanın bütün kimliğini ele geçirmesini

engelleyen güçlü bir kulluk düzeni olabilir.

İnsan günde birkaç kez:

problemlerinden daha büyük bir hakikate

yönelir:

Allah’a.

Bu:

sorunu inkâr etmek değil,

sorunu:

doğru ölçekte görmek

demektir.

Firavun büyük.

Ama:

Allah’tan büyük değil.

Kriz ağır.

Ama:

sonsuz değil.

İnsan zayıf.

Ama:

yalnız değil.

İşte namazın bu bağlamdaki:

manevî gücü burada düşünülebilir.

Yûnus 87 bize sonunda son derece dengeli bir hayat modeli sunar:

Tevekkül et.

Dua et.

Evini ve toplumunu düzenle.

İbadetini ayakta tut.

Korku ortamında bile umudu aktar.


Bu beş unsurun hiçbirini:

diğerinin yerine koyma.

Sadece dua edip:

hiçbir şey yapma.

Sadece çalışıp:

Allah’ı unutma.

Sadece ibadet edip:

insanların somut ihtiyaçlarını görmezden gelme.

Sadece organizasyon kurup:

ruhu unutma.

Sadece tehlikeyi anlatıp:

insanların umudunu öldürme.

Kur’an’ın bu kısa ayetindeki denge:

belki de tam olarak budur.

Ve Yûnus Suresi 87. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Zor zamanlarda yalnız “Allah bizi kurtarsın” diye dua etmekle mi yetiniyoruz, yoksa Musa’nın kavmine verilen talimat gibi güvenli alanımızı kuruyor, sorumluluğumuzu yerine getiriyor, ibadetimizi ayakta tutuyor ve çevremizdeki insanların umudunu da koruyor muyuz; daha da önemlisi, evlerimizi yalnız yaşadığımız mekânlar değil, Allah’a yönelişin, merhametin ve güvenin hissedildiği yerler hâline getirebiliyor muyuz?

“Dua ettikten sonra sorumluluğunu unutma. Evini güvenli kıl, ibadetini ayakta tut, topluluğunu dağıtma ve korkunun içine umut taşı. Tevekkül yalnız beklemek değildir; Allah’a güvenerek gereken düzeni kurmak, elinden geleni yapmak ve en karanlık zamanda bile müjdeyi kaybetmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt