📖 Yûnus Suresi 88. Ayette “Musa ‘Rabbimiz! Firavun’a ve İleri Gelenlerine Dünya Hayatında Süs ve Mallar Verdin; Rabbimiz, Mallarını Silip Yok Et

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,121
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 88. Ayette “Musa ‘Rabbimiz! Firavun’a ve İleri Gelenlerine Dünya Hayatında Süs ve Mallar Verdin; Rabbimiz, Mallarını Silip Yok Et ve Kalplerini Sıkılaştır’ Diye Dua Etti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Servet ve ihtişam, Allah’ın bir insanın bütün davranışlarından razı olduğunun belgesi değildir. Nimet şükür ve adalet için kullanılabileceği gibi, kibir ve zulmün aracına da dönüştürülebilir. Musa’nın duası da zenginliğe karşı değil, servetini hakikati bastırmak ve insanları ezmek için kullanan Firavun düzenine karşıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 88. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Musa dedi ki: ‘Rabbimiz! Sen Firavun’a ve ileri gelenlerine dünya hayatında süs ve mallar verdin. Rabbimiz! Böylece onlar Senin yolundan saptırıyorlar. Rabbimiz! Mallarını silip yok et ve kalplerini sıkılaştır; acı azabı görünceye kadar iman etmesinler.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve kâle Mûsâ rabbenâ inneke âteyte Fir‘avne ve meleehû zîneten ve emvâlen fi’l-hayâti’d-dünyâ, rabbenâ li-yudillû an sebîlik. Rabbenâ’tmis alâ emvâlihim ve’şdud alâ kulûbihim fe lâ yu’minû hattâ yeravu’l-azâbe’l-elîm.”

Bir önceki ayette Musa ve Hârûn’a:

evler hazırlamaları, ibadeti ayakta tutmaları ve müminleri müjdelemeleri

emredilmişti.

Şimdi Hz. Musa:

uzun süren zulmün ve ısrarlı reddedişin ardından

Firavun düzeni hakkında Allah’a dua ediyor.

2️⃣ Musa Neden Firavun’un Servetinden Söz Ediyor ❓​

Hz. Musa:

“Firavun’a ve ileri gelenlerine dünya hayatında süs ve mallar verdin.”

diyor.

Burada iki kavram öne çıkar:

zînet: süs, ihtişam, gösterişli dünya imkânları.

emvâl: mallar, servet, ekonomik güç.

Firavun yalnız:

siyasi otoriteye

sahip değildir.

Aynı zamanda:

zenginlik ve ihtişamla çevrili bir iktidarı

temsil eder.

Bu maddî güç:

insanların gözünde onun otoritesini daha etkileyici gösterebilir.

3️⃣ Allah’ın Firavun’a Servet Vermesi Ondan Razı Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu ayetin en önemli derslerinden biri budur.

Firavun:

zengindir.

Güçlüdür.

Gösterişli bir hayat düzenine sahiptir.

Ama Kur’an onu:

adaletli ve Allah’ın sevdiği biri

olarak sunmaz.

Tam tersine:

zulmü,

kibri,

haddi aşması

eleştirilir.

Dolayısıyla:

servet ≠ Allah’ın kesin rızası.

Aynı şekilde:

fakirlik ≠ Allah’ın kesin gazabı.

Dünyevî durum ile Allah katındaki ahlaki değer arasında otomatik denklem kurulamaz.

4️⃣ Zenginlik Kötü Bir Şey midir ❓​

Hayır.

Ayet:

“Mal kötüdür.”

demiyor.

Sorun:

malın nasıl kullanıldığıdır.

Servet:

ailenin ihtiyaçlarını karşılamak,

iş kurmak,

insanlara istihdam sağlamak,

sadaka vermek,

bilim ve eğitim desteklemek,

topluma fayda sağlamak

için kullanılabilir.

Ama aynı servet:

rüşvet,

baskı,

propaganda,

sömürü,

insanları satın alma

aracına da dönüşebilir.

Mal ahlaki yönünü sahibinin kullanımından kazanır.

5️⃣ Firavun’un Malı Nasıl Bir Güce Dönüşmüş Olabilir ❓​

Servet yalnız:

kişisel lüks

sağlamaz.

Servet:

insanları etkileme,

taraftar kazanma,

sistem kurma,

iktidarı sürdürme

aracına dönüşebilir.

Firavun’un çevresindeki ileri gelenlerin de:

bu düzenden çıkar sağladıkları

düşünülebilir.

Böyle bir yapı oluştuğunda:

insanlar yalnız fikre değil,

çıkar düzenine

bağlanabilir.

Hakikati kabul etmek:

sadece bir görüş değiştirmek değil,

menfaat kaybetmek

anlamına gelebilir.

6️⃣ “Senin Yolundan Saptırsınlar Diye” İfadesi Allah Onlara Özellikle İnsanları Saptırmaları İçin mi Mal Verdi Demektir ❓​

Bu ifade dikkatle anlaşılmalıdır.

Ayetteki:

“li-yudillû an sebîlik”

ifadesi hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.

Bazı yorumlarda:

“Senin yolundan saptırmaları sonucunu doğuracak şekilde...”

anlamı öne çıkar.

Bazılarında ise onların:

kendilerine verilen nimetleri:

insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırmak için kullandıkları

vurgulanır.

Bunu:

“Allah onların kötülük yapmasını istedi ve sırf insanları saptırsınlar diye servet verdi.”

şeklinde anlamak doğru değildir.

Kur’an’ın genel öğretisinde insan:

kendisine verilen nimeti:

hangi yönde kullanacağından sorumludur.

7️⃣ Allah Nimet Veriyorsa İnsan Onu Kötülükte Kullanabilir mi ❓​

Evet.

İnsan:

kendisine verilen:

aklı,

parayı,

gücü,

teknolojiyi,

zamanı

iyi veya kötü yönde kullanabilir.

Bir insanın:

zekâsı

Allah’ın nimetidir.

Ama o zekâyla:

ilaç da geliştirebilir,

dolandırıcılık sistemi de kurabilir.

Para:

nimettir.

Ama:

yetim okutmak için de,

insanları satın almak için de

kullanılabilir.

Dolayısıyla:

nimetin Allah’tan gelmesi, nimetin kötü kullanımının Allah tarafından onaylandığı anlamına gelmez.

8️⃣ Musa Neden Bu Kadar Ağır Bir Dua Ediyor ❓​

Çünkü bu dua:

ilk karşılaşmada söylenmiş öfkeli bir söz

değildir.

Musa:

Firavun’a gitmiştir.

Ayetler gösterilmiştir.

Uyarılar yapılmıştır.

Firavun:

kibirlenmiş,

Musa’yı sihirbazlıkla suçlamış,

insanları baskı altında tutmuş,

hakikate karşı ısrarını sürdürmüştür.

Dolayısıyla dua:

uzun süren peygamberlik mücadelesinin ileri bir aşamasında

gelmektedir.

Bu ayrıntı çok önemlidir.

Ayet:

insanın kendisine kızan herkese hemen:

“Allah malını yok etsin.”

demesini öğretmez.

9️⃣ “Mallarını Silip Yok Et” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Rabbenâ’tmis alâ emvâlihim”

denilir.

“طمس / tams”:

izini silmek,

belirsiz hâle getirmek,

yok etmek,

işlevsizleştirmek

gibi anlamlar taşıyabilir.

Hz. Musa:

Firavun ve çevresinin:

zulmün aracı hâline getirdiği maddî gücünün

ortadan kaldırılmasını

istiyor.

Buradaki mesele:

zenginlerden nefret etmek

değildir.

Mesele:

servetin zulüm sisteminin motoru hâline gelmesidir.

🔟 Bir Zenginin Malının Yok Olmasını İstemek Bu Ayete Dayandırılabilir mi ❓​

Hayır.

Bir insanın:

zengin olması

onun Firavun olduğu

anlamına gelmez.

Zengin bir insan:

son derece:

adil,

cömert,

dürüst

olabilir.

Bu nedenle:

“Zengin, o hâlde Allah malını yok etsin.”

anlayışı ayetin mesajıyla ilgisizdir.

Hz. Musa’nın duasının hedefinde:

servet sahibi olmak değil, serveti zulüm ve hakikati bastırma aracına dönüştüren Firavunî düzen

vardır.

Zenginlik ≠ günah.

Zulüm için kullanılan zenginlik = ahlaki sorumluluk.


1️⃣1️⃣ “Kalplerini Sıkılaştır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve’şdud alâ kulûbihim”

denilir.

Kelime anlamı itibarıyla:

“Kalplerinin üzerine sıkılık ver / kalplerini katılaştır.”

şeklinde anlaşılır.

Bu ifade oldukça ağırdır.

Fakat bağlamı unutulmamalıdır.

Söz konusu insanlar:

hakikati yeni duyan,

soru soran,

kararsız kalan

kişiler değildir.

Uzun bir süreçte:

ayetlerle karşılaşmış,

kibirlenmiş,

zulmü sürdürmüş,

hakikatin karşısında örgütlenmişlerdir.

Bu nedenle ayet:

samimi arayış içindeki insanın iman yolunun keyfî biçimde kapatılması

olarak okunmamalıdır.

1️⃣2️⃣ Allah İnsanların Kalplerini Katılaştırıyorsa Onlar Nasıl Sorumlu Oluyor ❓​

Bu soru daha önceki:

kalplerin mühürlenmesi

ayetlerinde olduğu gibi önemlidir.

Kur’an’ın genel anlatısında süreç:

insanın:

reddetmesi,

kibirlenmesi,

ısrar etmesi,

zulmü sürdürmesi

ile bağlantılıdır.

İlahî mühürleme veya kalbin katılaşması:

hiçbir sebep yokken masum insanı zorla inkâra mahkûm etmek

şeklinde anlaşılmamalıdır.

İnsan:

seçimleriyle bir yön oluşturur.

Israr edilen yön:

zamanla daha da sertleşebilir.

Bu nedenle:

ilahî hüküm insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

1️⃣3️⃣ “Azabı Görünceye Kadar İman Etmesinler” İfadesi Neden Bu Kadar Serttir ❓​

Hz. Musa’nın duasının bu bölümü gerçekten ağırdır:

“Acı azabı görünceye kadar iman etmesinler.”

Burada:

uzun süreli ve bilinçli reddedişin

son aşaması söz konusudur.

İnsan özgürce:

iman etme,

tövbe etme,

doğruya dönme

fırsatlarını sürekli reddederse,

bir noktada hakikat:

imtihan alanında seçilen iman olmaktan çıkıp

kaçınılmaz hükmün görülmesine

dönüşebilir.

Azabı bizzat gördükten sonraki zorunlu kabul ile:

özgür tercih dönemindeki iman

aynı şey değildir.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet “Bir İnsan İçin Artık Tövbe Kapısı Kapandı” Diye Hüküm Vermemize İzin Verir mi ❓​

Hayır.

Bu son derece önemli bir sınırdır.

Hz. Musa:

peygamberdir.

Firavun hakkında özel vahiy sürecinin içindedir.

Biz ise:

bir insanın:

sonunun ne olacağını,

kalbinin yarın nasıl değişeceğini

bilemeyiz.

Bu nedenle yaşayan bir insan hakkında:

“Sen artık asla iman edemezsin.”

“Allah kalbini kesin kapattı.”

“Senin tövben kabul olmaz.”


gibi hükümler vermek bize düşmez.

Bir insan:

yaşadığı sürece değişebilir.

Peygamberî özel hüküm ≠ sıradan insanın başkalarına ahiret hükmü dağıtma yetkisi.

1️⃣5️⃣ Musa’nın Bu Duası Beddua mıdır ❓​

Bir anlamda:

Firavun ve çevresine yönelik ağır bir ilahî hüküm talebidir.

Fakat bunu günlük hayattaki:

öfke anında söylenen:

“Allah belanı versin.”

türü kontrolsüz beddualarla eşitlemek doğru değildir.

Hz. Musa:

kişisel gururu incindiği için

dua etmiyor.

Ortada:

uzun süreli zulüm,

peygamberi reddetme,

insanları hakikatten uzaklaştırma

ve sistematik baskı

vardır.

Dolayısıyla:

peygamberin vahiy bağlamındaki duası, sıradan kişisel tartışmalara beddua ruhsatı değildir.

1️⃣6️⃣ Müslüman Kendisine Kötülük Yapan Herkesin Malının Yok Olmasını İstemeli midir ❓​

Hayır.

İnsan:

adalet isteyebilir.

Zulümden korunmak için:

dua edebilir.

Hakkını arayabilir.

Ama:

öfke ile:

her anlaşmazlıkta,

her hakarette,

her küçük zararda

karşı tarafın:

ailesinin,

malının,

hayatının

mahvolmasını istemek

sağlıklı bir dua ahlakı değildir.

Bazen daha güzel dua:

“Allah’ım beni onun şerrinden koru, haksızlığı düzelt ve mümkünse onu da doğruya yönelt.”

olabilir.

Merhamet:

adaleti terk etmek değildir.

Ama adalet de:

intikam tutkusuna dönüşmek zorunda değildir.

1️⃣7️⃣ Servet İnsanları Allah’ın Yolundan Nasıl Uzaklaştırabilir ❓​

Servetin kendisi değil,

ona yüklenen anlam

insanı uzaklaştırabilir.

İnsan:

“Param varsa kimseye ihtiyacım yok.”

diyebilir.

Servetini:

mutlak güvence

sanabilir.

Parası sayesinde:

insanları satın alabileceğini,

hukukun üzerinde yaşayabileceğini,

her sonucu kontrol edebileceğini

düşünebilir.

İşte bu noktada mal:

nimet olmaktan çıkıp:

kibir aracına

dönüşebilir.

Ancak bunun tersi de mümkündür:

İnsan zengin olur,

şükreder, paylaşır, adaletli davranır ve malını iyiliğin aracı yapar.

Dolayısıyla sorun:

mal değil,

malın insanın kalbindeki konumudur.

1️⃣8️⃣ Yûnus 83–88 Arasında Nasıl Bir Süreç Görüyoruz ❓​

Yûnus 83’te:

iman edenlerin:

Firavun’dan korktuğu

anlatıldı.

Yûnus 84’te Musa:

“Allah’a tevekkül edin.”

dedi.

Yûnus 85 ve 86’da:

iman edenler:

zulümden korunma ve kurtuluş

duası etti.

Yûnus 87’de:

evler hazırlanması,

ibadet düzeninin kurulması,

namazın ayakta tutulması

ve müjde

emredildi.

Yûnus 88’de ise Musa:

Firavun düzeninin sahip olduğu:

servet ve ihtişamın artık zulmün aracı hâline geldiğini

Allah’a arz ediyor.

Yani süreç yalnız:

ruhsal dua

değildir.

Karşımızda:

ekonomik, siyasi, toplumsal ve dinî boyutları bulunan büyük bir mücadele

vardır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 88. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 88. ayet Kur’an’daki en ağır dualardan birini içerir.

Hz. Musa:

“Rabbimiz! Firavun’a ve ileri gelenlerine dünya hayatında süs ve mallar verdin.”

diyor.

Bu cümle bize ilk olarak:

dünya nimetlerinin nasıl yorumlanması gerektiğini

öğretir.

Firavun:

zengin.

Güçlü.

Gösterişli.

İleri gelenleri:

servet sahibi.

Ama bütün bunlar:

Allah’ın onlardan razı olduğunu göstermiyor.

Bu çok önemli bir Kur’an ilkesidir.

İnsan bazen:

başarılı birini görünce:

“Allah bunu seviyor ki bu kadar verdi.”

diyebilir.

Bu sonuç zorunlu değildir.

Bir insan:

çok zengin olabilir

ve büyük bir ahlaki sınavın içinde olabilir.

Başka biri:

fakir olabilir

ama Allah katında çok değerli olabilir.

Bu nedenle:

banka hesabı maneviyat ölçeri değildir.

Servet:

nimettir.

Ama aynı zamanda:

emanet ve sınavdır.

Ne yaptın o servetle?

İnsanları mı ezdin?

Yoksa:

insanlara fayda mı sağladın?

Çalışanının hakkını mı yedin?

Yoksa:

emeğinin karşılığını adaletle mi verdin?

Rüşvet mi verdin?

Yoksa:

hukuka mı bağlı kaldın?

Yalan propaganda mı finanse ettin?

Yoksa:

eğitimi,

bilimi,

iyiliği mi destekledin?

İşte servetin ahlaki değeri:

bu sorularda

ortaya çıkar.

Firavun ve çevresinin problemi:

sahip oldukları mal değil,

o malın zulüm düzeninin parçasına dönüşmesidir.

Bu bugün için son derece önemli bir derstir.

Bir milyarder:

otomatik Firavun

değildir.

Bir fakir:

otomatik veli

değildir.

İslam:

zenginliği şeytanlaştırmaz.

Ama:

servetin insana sınırsız güç verdiği düşüncesini reddeder.

Para:

çok şey satın alabilir.

Ama:

hakikati değiştiremez.

Bir insan:

gazeteler satın alabilir.

Reklamlar satın alabilir.

Uzmanlar tutabilir.

Lüks saraylar kurabilir.

İnsanların ilgisini satın alabilir.

Ama:

yanlış olanı Allah katında doğru hâle getiremez.

Firavun'un trajedisi tam burada büyür.

Kendisine verilen nimeti:

şükür için değil,

tahakküm için

kullanır.

Hz. Musa'nın:

“Mallarını silip yok et.”

duası bu nedenle:

mal düşmanlığı

değildir.

Zulüm düzeninin:

ekonomik dayanağının çözülmesi

talebidir.

Bu bize günümüzde de:

paranın gücü hakkında önemli bir ders verir.

Zulüm sadece:

silahla

sürdürülmez.

Para da:

zulmün aracı olabilir.

Bir şirket:

insanları ekonomik bağımlılıkla

sömürebilir.

Bir suç örgütü:

para sayesinde:

insanları satın alabilir.

Yolsuz bir sistem:

rüşvet üzerinden

ayakta kalabilir.

Bir propaganda ağı:

çok büyük ekonomik kaynakla

yanlış bilgiyi sürekli tekrar edebilir.

Bu durumda sorun:

paranın varlığı değil, paranın ahlaksız güce dönüştürülmesidir.

Ayetin en zor kısmı:

“Kalplerini sıkılaştır.”

duasıdır.

Bunu aceleyle:

“Musa insanların iman etmesini istemiyordu.”

şeklinde okumamak gerekir.

Önümüzde:

uzun bir süreç

vardır.

Musa:

Firavun’a gitmiştir.

Ayetleri göstermiştir.

Hakikat açıklanmıştır.

Sihirbazlar toplanmıştır.

Batıl ortaya konmuştur.

Musa:

hakikati anlatmıştır.

Firavun ve çevresi:

buna rağmen:

zulmü,

kibri,

baskıyı

sürdürmüştür.

Yani burada:

ilk defa hata yapan bir insan

yoktur.

Israrlı ve sistematik reddediş

vardır.

Bu bağlam olmadan ayetin duası:

çok kolay yanlış anlaşılabilir.

Kur’an’daki ağır hükümlerin:

öncesini ve sonrasını

okumak bu yüzden önemlidir.

Bir cümleyi çekip:

“Bak, Musa insanların kalbinin kapanmasını istedi.”

demek:

hikâyenin uzun ahlaki sürecini

görmezden gelir.

Aynı nedenle biz:

bu ayeti kendi düşmanlıklarımız için

kullanamayız.

Biri:

sana hakaret etti.

“Allah kalbini mühürlesin.”

demek zorunda değilsin.

Birisi:

senin siyasi görüşüne katılmadı.

Bu ayeti onun üzerine

okuyamazsın.

Bir insan:

farklı dine mensup.

“Musa’nın duası onun için.”

diyemezsin.

Çünkü Musa'nın karşısında:

belirli bir:

peygamberlik,

vahiy,

zulüm,

ısrarlı inkâr

bağlamı vardır.

Kişisel anlaşmazlık ≠ Firavun kıssası.

Bu ayrım Kur’an’ın:

öfkenin aracı yapılmasını

önlemek açısından son derece önemlidir.

Ayetin:

“Azabı görünceye kadar iman etmesinler.”

kısmı da iman konusunda önemli bir noktayı gösterir.

İman:

özgür tercih döneminde

anlamlıdır.

Bir insan:

sonuç artık tamamen görünür olduktan,

imtihan perdesi kalktıktan,

ilahî azabı kesin biçimde gördükten sonra:

“Şimdi inandım.”

derse,

bu durum:

daha önceki özgür imanla

aynı değildir.

Bu düşünce bize:

tövbeyi ve doğruya dönüşü:

sürekli ertelememeyi

öğretir.

İnsan:

“Yaşlanınca düzelirim.”

diyebilir.

“Bir gün tövbe ederim.”

diyebilir.

“Şimdilik böyle yaşayayım.”

diyebilir.

Ama insan:

yarını garanti edemez.

Bu nedenle:

doğru olduğunu gördüğün şeyi:

sonsuzca erteleme.

Fakat bunun tersi de önemlidir:

Yaşayan birine:

“Sen artık geç kaldın.”

deme.

Çünkü sen:

onun sonunu

bilmiyorsun.

Bir insan:

son nefesine kadar:

çok büyük bir dönüşüm

yaşayabilir.

Allah’ın rahmetinden:

insanlar adına kapı kapatmak

bizim görevimiz değildir.

Yûnus 88’in başka bir önemli dersi:

nimetin insanı sınaması

konusudur.

İnsan çoğu zaman:

imtihanı yalnız:

hastalık,

fakirlik,

kayıp

olarak düşünür.

Oysa:

servet de imtihandır.

Makam da.

Güzellik de.

Şöhret de.

Zekâ da.

Sağlık da.

Bazen en zor sınav:

sahip olmaktır.

Çünkü hiçbir şeyi olmayan insan:

kibirlenmek için daha az sebep

bulabilir.

Ama:

çok güçlü olduğunda:

“Ben yaptım.”

demek kolaylaşabilir.

Çok zengin olduğunda:

“Kimseye ihtiyacım yok.”

demek kolaylaşabilir.

Çok alkışlandığında:

“Demek her söylediğim doğru.”

sanabilirsin.

İşte Firavun örneği:

nimetin nasıl:

kibre dönüşebileceğini

gösteren en büyük Kur’an örneklerinden biridir.

Bu yüzden insan:

“Allah bana verdi.”

dediğinde:

yalnız sevinmemeli.

Aynı zamanda:

“Bunun hesabını nasıl vereceğim?”

diye de düşünmelidir.

Bu:

nimeti kötü görmek

değildir.

Tam tersine:

nimeti sorumlulukla

sevmektir.

Bir milyar liran varsa:

bundan utanman gerekmez.

Ama:

nasıl kazandın?

Nasıl kullandın?

Kimin hakkını gözetmedin?

Kimlere fayda sağladın?

İşte:

ahlaki sorular bunlardır.

Yûnus 88 aynı zamanda insana:

Allah’ın nimetini kullanarak Allah’a karşı çıkmanın

trajedisini gösterir.

İnsan:

Allah’ın verdiği:

aklıyla

Allah’ı inkâr edebilir.

Allah’ın verdiği:

diliyle

yalan söyleyebilir.

Allah’ın verdiği:

servetle

zulüm düzeni kurabilir.

Allah’ın verdiği:

teknolojiyle

insanlara zarar verebilir.

Bu:

nimetin kaynağını değil,

insanın kullanım sorumluluğunu

gösterir.

Bıçağı:

cerrah da kullanabilir.

Cinayet işleyen de.

Sorun:

metal değildir.

İradedir.

Para için de:

bilgi için de:

teknoloji için de

aynı ilke geçerlidir.

Bu yüzden Kur’an bize yalnız:

“Ne kadar malın var?”

sorusunu değil,

“Malın seni neye dönüştürdü?”

sorusunu sordurur.

Ve belki Yûnus Suresi 88. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Allah’ın bize verdiği para, makam, bilgi, güzellik, çevre ve imkânları şükür ve iyilik için mi kullanıyoruz, yoksa bunları başkalarını kontrol etmenin ve kendi egomuzu büyütmenin araçlarına mı dönüştürüyoruz; ayrıca Firavun’un zenginliğini ilahî onay sanmadığımız gibi, kendi dünyevî başarımızı da Allah’ın her davranışımızdan razı olduğunun belgesi sanmaktan korunabiliyor muyuz?

“Malından utanma; malının seni neye dönüştürdüğüne dikkat et. Servet şükürle hayra, kibirle zulme dönüşebilir. Firavun’un ihtişamı Allah’ın onay belgesi değildi. Sana verilen nimetleri de kendi üstünlüğünün kanıtı sanma; onları adalet, merhamet ve fayda için kullan. Çünkü nimetin büyüklüğü arttıkça, emaneti taşıma sorumluluğu da büyür.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt