Yûnus Suresi 85. Ayette “Allah’a Tevekkül Ettik; Rabbimiz, Bizi Zalimler Topluluğu İçin Bir Fitne Kılma” Duası Ne Anlama Gelir
⠀“Tevekkül yalnız ‘Allah’a güveniyorum’ demek değildir; bazen korkunun ortasında ‘Rabbim, zulmün bizi ezmesine ve zalimin kendi gücünü haklılığının kanıtı sanmasına izin verme’ diye dua edebilmektir. Bu dua, mazlumu suçlamaz; tam tersine zulmün insan ve toplum üzerindeki ağır etkisini Allah’a arz eder.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 85. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Onlar da: ‘Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu için bir fitne kılma.’ dediler.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Fe kâlû alallâhi tevekkelnâ. Rabbenâ lâ tec‘alnâ fitneten li’l-kavmi’z-zâlimîn.”
Bir önceki ayette Hz. Musa kavmine:
“Eğer Allah’a iman ettiyseniz ve O’na teslim olanlardansanız yalnız O’na tevekkül edin.”
demişti.
Yûnus 85’te kavmin cevabı geliyor:
“Allah’a tevekkül ettik.”
Ardından dua ediyorlar:
“Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu için bir fitne kılma.”
Yani Musa’nın öğüdü yalnız duyulmuyor; duaya ve tavra dönüşüyor.
“Allah’a Tevekkül Ettik” Ne Anlama Gelir
Ayette:“Alallâhi tevekkelnâ”
denilir.
Yani:
“Allah’a tevekkül ettik.”
Bu, insanların:
Firavun’un hiç güçlü olmadığını düşündükleri
anlamına gelmez.
Tam tersine:
bir önceki ayetlerde onun:
baskı,
işkence,
tehdit
gücü açıkça görülmektedir.
Tevekkülleri:
tehlikeyi inkâr etmek değil, tehlikenin üzerinde Allah’ın mutlak kudretini kabul etmektir.
Firavun güçlüdür.
Ama:
Allah değildir.
İşte tevekkülün özgürleştirici tarafı burada ortaya çıkar.
Bu Cevap Neden Bir Önceki Ayetle Çok Güçlü Bir Bütün Oluşturur
Yûnus 84’te Musa:“Allah’a tevekkül edin.”
dedi.
Yûnus 85’te onlar:
“Allah’a tevekkül ettik.”
diyor.
Bu çok güzel bir karşılıktır.
Nasihat:
sözde kalmıyor.
İnsanlar:
“Evet, doğru söylüyorsun.”
deyip geçmiyor.
Bunu kendi iman cümleleri hâline getiriyorlar.
Bu bize de önemli bir soru yöneltir:
Dinî bilgi yalnız:
bildiğimiz cümleler
olarak mı kalıyor,
yoksa:
davranışımıza ve duamıza dönüşüyor mu?
Bilmek başka,
yaşamak başka şeydir.
Tevekkül Ettik Demeleri Korkularının Tamamen Bittiği Anlamına mı Gelir
Hayır.Bir önceki ayette onların:
Firavun’un baskısından korktukları
açıkça anlatılmıştı.
Şimdi:
“Allah’a tevekkül ettik.”
demeleri:
korku duygusunun bir anda biyolojik olarak silindiği
anlamına gelmez.
Tevekkül:
korkunun yokluğu değil, korkuya rağmen güvenin yönünü Allah’a çevirmektir.
İnsan:
korkabilir.
Ama:
korkusunu mutlaklaştırmayabilir.
İnsan:
tehlikeyi görebilir.
Ama:
umudunu tamamen kaybetmeyebilir.
Korku ≠ tevekkülsüzlük.
“Rabbimiz” Diye Dua Etmeleri Neden Önemlidir
Ayette:“Rabbenâ”
yani:
“Rabbimiz...”
denilir.
Bu hitap:
Allah ile kul arasındaki:
yakınlık,
sığınma,
kulluk
ilişkisini gösterir.
Onlar:
Firavun’un karşısında siyasi ve askerî olarak zayıf olabilir.
Ama dualarında:
doğrudan Allah’a yöneliyorlar.
Bu, insanın çaresizlik içinde bile:
söz söyleyebileceği,
dua edebileceği,
umut taşıyabileceği
bir alan bulunduğunu gösterir.
Dua:
insanın:
“Hiçbir şey yapamam.”
demesi değildir.
Bazen dua:
“Elimden geleni yapıyorum ama kontrolümün ötesini Rabbime bırakıyorum.”
demektir.
“Bizi Fitne Kılma” Ne Demektir
Ayette:“lâ tec‘alnâ fitneten”
denilir.
“Fitne” kelimesi Kur’an’da:
tek bir anlama sahip değildir.
Bağlama göre:
imtihan,
sınama,
baskı,
eziyet,
sapmaya sebep olan durum,
karışıklık
gibi anlamlar taşıyabilir.
Bu ayette tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.
Dua genel olarak şu anlam çevresinde anlaşılmıştır:
“Rabbimiz, bizi zalimlerin elinde ezilip işkenceye uğrayan bir topluluk hâline getirme.”
veya:
“Bize üstün gelmelerine izin verip onların kendi yollarının doğru olduğunu sanmalarına vesile kılma.”
Bu ikinci anlam özellikle dikkat çekicidir.
Zalimlerin Üstün Gelmesi Neden Onlar İçin Bir “Fitne” Olabilir
Çünkü zalim şöyle düşünebilir:“Ben kazandım, demek ki ben haklıyım.”
Bu çok tehlikeli bir yanılgıdır.
Bir insan:
güçlü olabilir.
Rakibini yenebilir.
Servet sahibi olabilir.
Bir topluma hâkim olabilir.
Ama bütün bunlar:
Allah’ın onun inancını veya zulmünü onayladığı anlamına gelmez.
Musa’nın kavmi adeta şöyle dua ediyor:
“Rabbimiz, zalimler bize üstün gelip de bunu kendi haklılıklarının kanıtı sanmasınlar.”
Çünkü:
zafer ≠ hakikat.
güç ≠ ilahî onay.
Mazlumun Yenilmesi Zalim Haklı Demek midir
Kesinlikle hayır.Bu ayetin öğrettiği önemli dengelerden biri budur.
Bir mazlum:
dünyada yenilebilir.
Hapse atılabilir.
İşkence görebilir.
Malını kaybedebilir.
Hatta öldürülebilir.
Bunlardan hiçbiri:
zalim tarafın:
ahlaken,
dinî olarak,
hukuken
haklı olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde bir tarafın:
dünyada zafer kazanması da
Allah’ın onu:
otomatik olarak onayladığını
göstermez.
Dünyevî üstünlük ≠ ahlaki üstünlük.
“Bizi Zalimler İçin Fitne Kılma” Mazlumu Suçlayan Bir Dua mıdır
Hayır.Bu ayeti:
“Eğer mazlum zulüm gördüyse kendi hatası yüzündendir.”
şeklinde okumak doğru değildir.
Tam tersine ayet:
zulmün:
gerçek,
ciddi,
korkutucu
olabileceğini kabul eder.
Musa’nın kavmi:
zulüm görme ihtimalinden
Allah’a sığınıyor.
Burada suçlanan:
zulme uğrayan değil, zulmeden düzendir.
Bu ayrım çok önemlidir.
Mağdur olmak ≠ suçlu olmak.
Zulme uğramak ≠ Allah tarafından reddedilmiş olmak.
“Zalimler Topluluğu” Kimdir
Ayette:“el-kavmi’z-zâlimîn”
denilir.
Bağlam:
Firavun ve onun baskıcı düzenidir.
“Zulüm”:
bir şeyi:
yerinden etmek,
hakkı çiğnemek,
haksızlık yapmak
anlam alanına sahiptir.
Firavun’un zulmü:
yalnız başka bir dine inanmasından
ibaret değildir.
Onun düzeni:
insanlara baskı kuruyor,
haklarını ihlal ediyor,
korku üretiyor,
Musa’ya iman edenleri tehdit ediyor.
Bu nedenle:
farklı inanç ≠ otomatik zulüm.
Zulüm:
somut haksızlık ve hak ihlaliyle ilgilidir.

Bir Müslüman da Zalim Olabilir mi
Evet.“Zalim” kelimesini yalnız:
“Müslüman olmayan kişi”
diye anlamak doğru değildir.
Bir Müslüman:
birinin malını gasp ederse,
haksızlık yaparsa,
işçisinin ücretini yerse,
çocuğuna eziyet ederse,
eşine şiddet uygularsa,
masum birine iftira atarsa
zulmedebilir.
Kimlik:
insanı otomatik olarak:
adaletli
yapmaz.
Kur’an ahlakında:
adalet davranış ister.
Bu nedenle ayeti yalnız geçmişteki Firavun’a değil,
kendi davranışımıza da ayna
olarak okumalıyız.

“Zalimlerden Bizi Koru” Duası İnsanların Yardımını Reddetmek midir
Hayır.Bir insan Allah’a:
“Beni zalimden koru.”
diye dua edebilir
ve aynı zamanda:
polise başvurabilir,
avukat tutabilir,
güvenli yere gidebilir,
ailesinden yardım isteyebilir,
yetkili kurumlara şikâyette bulunabilir.
Bunlar:
duanın karşıtı değildir.
Dua ile:
tedbir
birlikte olabilir.
Tevekkül ile:
hukuki mücadele
birlikte olabilir.
Allah’a sığınmak ≠ insanî sebepleri terk etmek.

Bu Dua “Allah Bizi Hiçbir Zaman Sınamasın” Anlamına mı Gelir
Tam olarak böyle değil.“Fitne” kelimesi burada:
özellikle zalimlerin baskısı ve onların zulüm üzerinden sınama oluşturması
bağlamındadır.
İnsan hayatının:
imtihanlardan tamamen arınması
Kur’an’ın genel öğretisinde vaat edilmez.
İnsan:
zorluk yaşayabilir.
Ama bu dua:
zalimlerin:
insanın imanını,
hayatını,
toplumunu
ezmesine karşı:
korunma talebidir.
Yani:
“Bizi zulmün oyuncağı hâline getirme.”
gibi güçlü bir sığınmadır.

“Zalimlerin Fitnesi” İnsanı İnancından Döndürme Baskısını da Kapsar mı
Evet, bağlam bunu güçlü biçimde düşündürür.Bir önceki ayette:
iman edenlerin:
Firavun ve ileri gelenlerinin onları:
“yeftinehum”
yani baskıya uğratmasından
korktuğu belirtilmişti.
Bu nedenle dua:
“Baskı bizi imanımızdan döndürmesin.”
anlamını da taşıyabilir.
Zulüm bazen:
yalnız bedene
yönelmez.
İnsanın:
vicdanını,
kimliğini,
inancını
kırmaya çalışabilir.
Bu nedenle onların duası:
hem:
bedensel güvenlik
hem de:
manevî direnç
boyutu taşır.

Bir İnsan Baskı Altında İnancını Gizlerse İmansız mı Olur
Böyle mekanik bir hüküm verilemez.Zorlanma,
işkence,
ölüm tehdidi
gibi durumlar İslam geleneğinde özel olarak değerlendirilmiştir.
Allah:
insanın kalbini,
şartlarını,
ne ölçüde zorlandığını
bilir.
Bu nedenle güvenli ortamda yaşayan bir insanın:
ağır tehdit altında olan başka birini:
“Neden daha cesur değildin?”
diye kolayca mahkûm etmesi doğru değildir.
Musa’nın kavminin duası bile:
onların tehlikeyi ne kadar ciddi gördüğünü
gösterir.
Allah’ın adaleti, insanın maruz kaldığı baskıyı hesaba katar.

Bu Dua Zalimlerin Yok Edilmesini mi İstiyor
Ayette doğrudan:“Zalimleri öldür.”
denilmiyor.
Dua:
“Bizi zalim toplum için fitne kılma.”
şeklindedir.
Yani merkeze:
korunma,
imanın muhafazası,
zulmün başarıya dönüşmemesi
yerleşir.
Bu önemli bir dua ahlakıdır.
İnsan bazen:
öfkeyle sadece:
“Onlara kötülük gelsin.”
diye dua etmek isteyebilir.
Burada ise:
öncelikle:
“Rabbimiz bizi koru.”
vardır.
Bu, savunmacı ve Allah’a sığınan bir dildir.

Dua Edince Sonuç Mutlaka İstediğimiz Şekilde mi Gerçekleşir
Hayır.Dua:
Allah’a emir vermek
değildir.
Kul:
ister.
Allah:
bilir,
hükmeder.
Duanın karşılığının:
ne şekilde,
ne zaman
geleceği insanın kontrolünde değildir.
Bu nedenle:
“Dua ettim ama istediğim tam olmadı, demek dua işe yaramıyor.”
şeklindeki mekanik yaklaşım doğru değildir.
Dua:
bir:
ticaret sözleşmesi
değildir.
Dua:
kulluğun,
ümidin,
sığınmanın
ifadesidir.
Tevekkül de tam burada:
duadan sonra sonucu:
Allah’ın hikmetine bırakmak
anlamını taşır.

Yûnus 83, 84 ve 85 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 83’te:Musa’ya iman edenlerin:
Firavun’dan korktuğu
anlatıldı.
Yûnus 84’te Musa:
“Allah’a tevekkül edin.”
dedi.
Yûnus 85’te insanlar:
“Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizi zalimler için bir fitne kılma.”
diye cevap verdiler.
Bu üç ayet olağanüstü dengeli bir süreç gösterir:
Korku var.
Ardından:
tevekkül çağrısı geliyor.
Sonra:
tevekkül ilanı ve dua geliyor.
Yani Kur’an:
korkuyu inkâr etmiyor.
Korkunun içinde:
imanın nasıl yaşayabileceğini
gösteriyor.
İnsan:
“Korkmuyorum.”
diyerek güçlü olmak zorunda değildir.
Bazen gerçek iman:
“Korkuyorum ama Rabbime güveniyorum.”
diyebilmektir.

Sonuç: Yûnus Suresi 85. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 85. ayet, tevekkülün yalnız teorik bir kavram olmadığını gösteren çok güçlü bir duadır.Hz. Musa’nın kavmi:
baskı altındadır.
Firavun:
güçlüdür.
İleri gelenler:
onun yanındadır.
Musa’ya iman etmek:
sosyal açıdan güvenli bir tercih değildir.
İnsanlar bunun bedelinin:
işkence,
baskı,
dışlanma,
ölüm
olabileceğini biliyor.
Ama yine de:
“Allah’a tevekkül ettik.”
diyorlar.
Bu cümle:
“Artık bize hiçbir şey olmaz.”
demek değildir.
Çünkü tevekkül:
sonucun istediğimiz gibi olacağına dair garanti
değildir.
Tevekkül:
“Sonuç ne olursa olsun Allah’ın mutlak hâkimiyetini unutmayacağız.”
demektir.
Bu büyük bir farktır.
İnsan bazen:
Allah’a güvenmeyi:
“Allah benim planımı mutlaka gerçekleştirecek.”
şeklinde anlayabilir.
Oysa gerçek tevekkül:
Allah’ın:
bizim planlarımızın hizmetinde olması
değildir.
Kul:
Allah’a teslim olur.
Allah:
kulun taleplerine mahkûm olmaz.
Bu nedenle:
“Allah’a tevekkül ettim, o hâlde kesin kazanacağım.”
demek yerine:
“Elimden geleni yapacağım ve sonucunu Allah’a bırakacağım.”
demek daha doğrudur.
Ayetin ikinci cümlesi ise çok derindir:
“Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu için bir fitne kılma.”
Bu dua birkaç açıdan okunabilir.
Birincisi:
“Bizi onların zulmüne teslim etme.”
İkincisi:
“Bize üstün gelip de kendi yanlışlarını hakikat sanmalarına fırsat verme.”
Çünkü insanın en tehlikeli yanılgılarından biri:
başarısını:
Allah’ın onayı
sanmasıdır.
Firavun:
Musa’nın kavmini ezerse
şöyle düşünebilir:
“Demek ki ben güçlüyüm ve haklıyım.”
Oysa hayır.
Bir zalimin:
dünyada kazanması:
Allah katında haklı olduğunu
göstermez.
Bu ilke bugün de çok önemlidir.
Bir şirket:
rakiplerini yok edebilir.
Ama:
haklı olmayabilir.
Bir devlet:
savaşı kazanabilir.
Ama:
her yaptığı adil olmayabilir.
Bir insan:
mahkemede teknik bir sebeple kazanabilir.
Ama:
ahlaken yine haksız olabilir.
Bir dinî grup:
çok büyüyebilir.
Ama:
bütün görüşleri doğru olmayabilir.
Başarı ≠ ilahî onay.
Bunu daha önce Yûnus Suresi’nde farklı şekillerde defalarca gördük.
Yûnus 85 bunu:
mazlumun duasına
dönüştürüyor.
“Rabbimiz, zalimlerin başarısını onların kibirlerini büyüten bir sebep hâline getirme.”
Bu dua aynı zamanda güç sahipleri için de:
çok ciddi bir uyarıdır.
Bir insan:
başarılı olduğu için:
“Demek ki Allah beni destekliyor.”
diyebilir.
Bu son derece riskli bir düşüncedir.
Çünkü Allah:
insana:
mühlet,
servet,
güç
verebilir.
Bu:
mutlaka:
rıza
anlamına gelmez.
Yûnus 70’te de:
dünya nimetinin:
geçici bir yararlanma
olabileceğini görmüştük.
Dolayısıyla:
“Kazandım, demek ki haklıyım.”
mantığı Kur’anî değildir.
Bir başka önemli nokta:
bu duanın mazlumu suçlamamasıdır.
Bazen felaket yaşayan bir insana:
“Demek ki imanında sorun vardı.”
denebilir.
Bir toplum:
zulme uğruyorsa:
“Allah onları cezalandırıyor olmalı.”
denebilir.
Bu tür kesin hükümler son derece tehlikelidir.
Musa’nın kavmi:
iman eden insanlar
olmalarına rağmen:
zulüm tehdidi altındadır.
Bu bize açıkça gösterir:
Zulme uğramak Allah’ın senden razı olmadığı anlamına gelmez.
Bir peygamberin yanında olan insanlar bile:
baskıya uğrayabilir.
Dolayısıyla:
dünyevî acı ile:
ilahî reddedilme
arasında otomatik bağ kuramayız.
Bu aynı zamanda:
doğal afet,
hastalık,
fakirlik,
kayıp
gibi durumlarda da önemlidir.
Bir insanın:
acı çekmesi
onun:
günahkâr olduğunun
kanıtı değildir.
Acı ≠ ilahî suçluluk belgesi.
Yûnus 85’in bir başka büyük dersi:
duanın insanın psikolojik direncini besleyebilmesidir.
Düşünün:
karşınızda:
Firavun gibi büyük bir güç
var.
Sizin:
askeriniz yok.
Devletiniz yok.
Büyük maddî imkânınız yok.
İnsan böyle bir durumda:
kendini:
tamamen çaresiz
hissedebilir.
Dua ise:
insana:
“Ben yalnız değilim.”
bilinci verebilir.
Bu:
gerçekliğin inkârı değildir.
Firavun:
hâlâ güçlüdür.
Risk:
hâlâ vardır.
Ama insanın iç dünyasında:
Firavun artık:
mutlak değildir.
Bu çok büyük psikolojik özgürlüktür.
Çünkü zalimin en büyük gücü bazen:
insanın:
“O her şeyi yapabilir.”
diye düşünmesidir.
Tevhid ise:
“Hayır, hiçbir yaratılmış güç mutlak değildir.”
der.
Bu düşünce:
tedbirsiz cesaret üretmek zorunda değildir.
İnsan yine:
saklanabilir,
kaçabilir,
hukuki destek alabilir,
korunabilir.
Ama kalbinde:
zalim kişiyi:
ilahlaştırmaz.
Tevekkül işte burada:
insanın iç özgürlüğünü
koruyabilir.
Ayet ayrıca bizi:
güç sahibi olduğumuz zamanlarda
kendi davranışlarımızı sorgulamaya çağırmalıdır.
Çünkü herkes:
kendini mazlum olarak görmekten hoşlanır.
Ama çok daha zor soru şudur:
Ben kimin için zalim konumunda olabilirim?
Çocuğum:
benden korkuyor mu?
Çalışanım:
yanlışımı söylemeye korkuyor mu?
Eşim:
fikrini söylediğinde tepki göreceğini mi düşünüyor?
Bir arkadaşım:
benden çekindiği için mi susuyor?
İnsan büyük Firavun olmayabilir.
Ama küçük iktidar alanlarında:
baskıcı davranışlar
geliştirebilir.
Kur’an kıssasının gerçek faydası:
“Firavun ne kötü adamdı.”
demekten ibaret kalmaz.
Asıl fayda:
“Firavunî davranış bende nerede ortaya çıkabilir?”
diye sormaktır.
Bir insan:
parasını kullanarak
başkasını susturabilir.
Makamını kullanarak:
eleştiriyi bastırabilir.
Aile içindeki gücünü:
duygusal baskıya
dönüştürebilir.
Dinî bilgisini:
“Bana itiraz edersen Allah’a karşı gelirsin.”
şeklinde kullanabilir.
Bütün bunlar:
gücün yanlış kullanımıyla ilgili
ciddi ahlaki sorunlardır.
Yûnus 85’in duası bu nedenle yalnız:
mazlumun duası
değil,
güç sahibi için:
vicdan aynası
da olabilir.
Başka insanlar senin yüzünden:
“Rabbim beni bundan koru.”
diye dua etmek zorunda kalıyor mu?
Bu çok ağır bir sorudur.
Ayetin “fitne” kelimesi de bize:
Kur’an kelimelerini bağlamdan koparmamanın önemini
yeniden öğretir.
Türkçede bazen:
“Fitneci”
denildiğinde:
dedikodu yapan,
insanları birbirine düşüren
kişi anlaşılır.
Ama Yûnus 85’te:
çok daha farklı bir anlam alanı vardır.
Bu nedenle:
Kur’an tercümesinde tek kelimeyi görüp:
her ayette aynı anlamı
vermeye çalışmak doğru değildir.
Dil:
bağlamla
yaşar.
Aynı Arapça kelime:
farklı bağlamlarda:
farklı anlam tonları
taşıyabilir.
Bu da tefsirin:
neden gerekli olduğunu
gösterir.
Ama yine:
tefsir:
vahyin kendisi
değildir.
Tefsirlerde:
farklı açıklamalar
olabilir.
Bu farklılık:
Kur’an’ın değiştiği
anlamına gelmez.
İnsanların:
metni anlamaya çalışırken
farklı vurgu ve yorumlara ulaşabildiğini
gösterir.
Yûnus 85’in belki de en güzel yönlerinden biri:
imanın korkunun içinde bile:
dua üretebilmesidir.
İnsan bazen güçlü olduğunda:
dua etmeyi unutabilir.
Kendini yeterli sanabilir.
Ama sınırlarıyla karşılaşınca:
Rabbine döner.
Bu dönüş:
yalnız çaresizlik değil,
insan oluşunun kabulüdür.
Ben:
her şeyi kontrol edemem.
Ama:
dua edebilirim.
Ben:
Firavun’u tek başıma yenemeyebilirim.
Ama:
zulmüne teslim olmayı kalbimde reddedebilirim.
Ben:
sonucu bilmiyorum.
Ama:
Rabbime güvenebilirim.
Bu üç cümle:
tevekkülün ruhunu çok güzel özetler.
Ve Yûnus 85’in hemen ardından gelecek dua da bu anlamı tamamlayacaktır: kurtuluş yalnız zulmün etkisinden korunmak değil, Allah’ın rahmetiyle zalim topluluğun elinden kurtulmayı istemektir.
Belki Yûnus Suresi 85. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Zor bir durumda “Allah’a tevekkül ettim” dediğimizde gerçekten sorumluluğumuzu yerine getirip sonucu O’na mı bırakıyoruz; ayrıca bir zalimin dünyadaki başarısını “Demek ki haklı” diye yorumlamaktan kaçınabiliyor muyuz ve daha da önemlisi, kendi küçük güç alanlarımızda başkalarının Allah’a bizden korunmak için dua edeceği kadar baskıcı bir insana dönüşmediğimizden emin miyiz?
“Zalimin gücünü haklılığının kanıtı sanma. Mazlumun yenilgisi onu haksız, zalimin zaferi de onu haklı yapmaz. Tedbirini al, hakkını ara ve Allah’a güven; fakat güç senin eline geçtiğinde de unutma: Gerçek tevekkül yalnız zalimden korunmayı istemek değil, hiçbir zaman başkalarının korunmak istediği zalime dönüşmemektir.”
Ersan Karavelioğlu