📖 Yûnus Suresi 102. Ayette “Onlar Kendilerinden Öncekilerin Başına Gelen Günlerin Benzerinden Başka Bir Şey mi Bekliyorlar? Bekleyin, Ben de

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,137
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 102. Ayette “Onlar Kendilerinden Öncekilerin Başına Gelen Günlerin Benzerinden Başka Bir Şey mi Bekliyorlar? Bekleyin, Ben de Sizinle Bekleyenlerdenim” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Uyarıyı sürekli ertelemek, gerçeği ortadan kaldırmaz. Yûnus 102 geçmiş toplumların sonunu bir tehdit oyuncağına dönüştürmez; insanı, sonuç kapıya gelmeden önce kendi yönünü değiştirmeye çağırır. İlâhî hükmün gecikmesi onay anlamına gelmediği gibi, geçmiş kıssalar da bugünkü her felakete ‘ceza’ etiketi yapıştırma yetkisi vermez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 102. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Onlar, kendilerinden önce gelip geçenlerin başına gelen günlerin benzerinden başka bir şey mi bekliyorlar? De ki: ‘Öyleyse bekleyin; ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Fe hel yentezirûne illâ misle eyyâmi’llezîne halev min kablihim. Kul fentazirû innî meakum mine’l-muntazirîn.”

Bir önceki ayette:

“Göklerde ve yerde neler var, bakın.”

denilmiş,

fakat ayet ve uyarıların:

hakikate sürekli kapalı kalanlara

fayda vermeyeceği

bildirilmişti.

Yûnus 102’de soru daha da sertleşiyor:

Bunca uyarıdan sonra hâlâ neyi bekliyorlar?

2️⃣ “Onlar Ne Bekliyorlar?” Sorusu Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“fe hel yentezirûne...”

denilir.

Yani:

“Artık neyi bekliyorlar?”

Bu:

bilgi almak için sorulan sıradan bir soru değildir.

Uyarıcı bir sorudur.

Anlamı yaklaşık olarak:

“Hakikat kendilerine açıklanmışken, geçmiş toplumların karşılaştığı sonucun benzerinin gelmesini mi bekliyorlar?”

şeklindedir.

İnsan bazen:

bir gerçeği anladığı hâlde:

harekete geçmez.

“Biraz daha bekleyeyim.”

der.

Ayet:

bu tehlikeli erteleme psikolojisini

sorgular.

3️⃣ “Kendilerinden Öncekilerin Günleri” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“eyyâmi’llezîne halev min kablihim”

ifadesi vardır.

Kelime olarak:

“kendilerinden önce gelip geçenlerin günleri”

anlamına gelir.

Buradaki “günler” yalnız:

takvimdeki 24 saatlik günlerden

ibaret düşünülmemelidir.

Bağlamda:

önceki toplumların:

başlarına gelen önemli olaylar,

ilahî hükmün tecelli ettiği dönemler,

sonuçla karşılaştıkları zamanlar

kastedilir.

Yani:

“Onların yaşadığı akıbetlerin benzerini mi bekliyorlar?”

sorusu sorulmaktadır.

4️⃣ “Günler” Kelimesi Neden Böyle Kullanılıyor ❓​

Arapçada ve başka dillerde:

“gün” kelimesi bazen:

belirli bir olayın yaşandığı dönem

anlamında kullanılabilir.

Biz de:

“O günler çok zordu.”

deriz.

Burada yalnız:

takvim yapraklarından

söz etmeyiz.

Bir:

dönem,

tecrübe,

olaylar bütünü

kastedebiliriz.

Yûnus 102’de de:

geçmiş toplumların kritik hesap ve sonuç dönemleri

hatırlatılmaktadır.

Bu yüzden ayeti:

gizli tarih hesabı,

kıyamet takvimi

veya özel gün kodları

üretmek için kullanmak

doğru değildir.

5️⃣ Önceki Toplumlara Ne Olmuştu ❓​

Kur’an’ın başka bölümlerinde:

Nûh kavmi,

Âd,

Semûd,

Firavun ve benzeri toplumların:

peygamberlerini reddetmeleri,

zulümde ısrar etmeleri

ve sonunda:

ilahî hükümle karşılaşmaları

anlatılır.

Yûnus Suresi’nin hemen önceki kısmında da:

Firavun’un:

son ana kadar:

zulmünü sürdürdüğünü

görmüştük.

Boğulma onu yakalayınca:

“İman ettim.”

demişti.

Ama:

geri dönüş zamanı artık:

başka bir aşamaya

gelmişti.

Yûnus 102:

“Aynı hatayı tekrarlayıp sonucun gelmesini mi bekliyorsunuz?”

diye uyarır.

6️⃣ Bu Ayet “Bütün İnanmayanların Başına Dünyada Felaket Gelecek” mi Diyor ❓​

Hayır.

Böyle bir genelleme:

Kur’an’ın anlattığı tarihsel bağlamı

aşar.

Kur’an bazı geçmiş toplumların:

belirli azaplarla karşılaştığını

vahiy yoluyla

bildirir.

Fakat buradan:

“Bugün iman etmeyen herkes mutlaka dünyada deprem, sel, hastalık veya ekonomik çöküş yaşayacaktır.”

sonucu çıkarılamaz.

İnsanlar:

dünyada farklı hayatlar

yaşayabilir.

Bir inkârcı:

uzun ve rahat bir hayat

sürebilir.

Bir mümin:

ağır sıkıntılar

yaşayabilir.

Dünyevî rahatlık ≠ Allah’ın onayı.

Dünyevî sıkıntı ≠ Allah’ın özel cezalandırması.


7️⃣ Bugünkü Deprem ve Selleri Bu Ayete Dayanarak “Allah’ın Azabı” Diyebilir miyiz ❓​

Kesin biçimde:

hayır.

Geçmişte Kur’an’ın:

“Bu olay ilahî azaptı.”

dediği kıssalarda:

bunu biliyoruz çünkü:

vahiy bize bildiriyor.

Bugünkü:

deprem,

sel,

yangın,

kasırga,

salgın

gibi olaylar için aynı özel vahiy bilgisine:

sahip değiliz.

Bunların:

jeolojik,

meteorolojik,

biyolojik

nedenleri araştırılır.

İnsan ihmali:

zararı artırabilir.

Kötü yapılaşma,

yanlış şehir planlaması,

denetimsizlik

binlerce insanın zarar görmesine

neden olabilir.

Bunları araştırmak:

Allah’ı inkâr etmek değildir.

Fiziksel sebebi açıklamak ≠ Allah’ın kudretini reddetmek.

8️⃣ O Hâlde Geçmiş Kavimlerin Kıssalarından Nasıl İbret Alacağız ❓​

İbret:

her yeni felakete:

“Bunlar da cezalandırıldı.”

demek değildir.

Daha sağlıklı ibret:

şudur:

Zulümde:

ısrar etme.

Kibirlenme.

Hakikati:

sürekli erteleme.

Gücünü:

mutlaklaştırma.

Uyarıyı:

sonuç tamamen üzerine gelene kadar

bekletme.

Geçmiş toplumların kıssaları:

başkalarının başına gelen felaketi:

seyretmek için değil,

kendi davranışımızı sorgulamak için

okunmalıdır.

9️⃣ Ayette Neden “Bekleyin” Deniliyor ❓​

Ayetin ikinci yarısında:

“Kul fentazirû”

yani:

“De ki: Öyleyse bekleyin.”

buyurulur.

Bu:

peygamberin insanları:

felakete teşvik ettiği

anlamına gelmez.

Burada:

ısrarlı reddediş karşısında:

sonucun ortaya çıkacağına dair ciddi bir uyarı

vardır.

Anlam yaklaşık olarak:

“Madem bütün uyarılara rağmen beklemeye devam ediyorsunuz, sonucu bekleyin.”

şeklindedir.

Bu:

retorik bir meydan okuma ve uyarıdır.

“Bekleyin” ≠ “Başınıza kötülük gelsin diye zevkle bekliyorum.”

🔟 “Ben de Sizinle Bekleyenlerdenim” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Peygamber’e:

“Ben de sizinle bekleyenlerdenim.”

demesi emrediliyor.

Burada Peygamber:

vahyin doğru olup olmadığını:

kararsız biçimde bekliyor

değildir.

O:

Allah’ın vaadinin:

ve hükmünün:

nasıl gerçekleşeceğini

beklemektedir.

Yani:

hakikat konusunda:

şüphe

değil,

sonucun zamanını Allah’a bırakma

vardır.

Bu çok önemli bir ayrımdır:

Sonucun zamanını bilmemek ≠ hakikatten şüphe etmek.

1️⃣1️⃣ Peygamber Neden Sonucun Hemen Gerçekleşmesini Sağlamıyor ❓​

Çünkü:

peygamber:

Allah değildir.

O:

tebliğ eder.

Uyarır.

Müjdeler.

Ama:

ilahî hükmün:

tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini

kendi isteğiyle belirlemez.

Bu durum:

peygamberliğin sınırını

yeniden gösterir.

Hz. Muhammed:

Allah’ın elçisidir.

Ama:

Allah’ın hükmünü kendi istediği anda başlatan bağımsız güç sahibi değildir.

Bu da:

peygamber sevgisini:

peygamberi ilahlaştırmadan

korumamız gerektiğini

hatırlatır.

1️⃣2️⃣ İlâhî Hükmün Gecikmesi Allah’ın Yapılanlardan Razı Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu, Yûnus Suresi boyunca defalarca gördüğümüz önemli bir ilkedir:

Gecikme ≠ onay.

Firavun:

uzun süre:

güçlüydü.

Serveti vardı.

Ordusu vardı.

İktidarı vardı.

Bu:

Allah’ın:

Firavun’un zulmünden razı olduğu

anlamına gelmiyordu.

Benzer şekilde:

bir insan yıllarca:

yanlış yapıp:

hemen sonuç yaşamayabilir.

Bu:

yanlışın:

doğru hâle geldiği

anlamına gelmez.

Bazen verilen zaman:

dönüş fırsatı

olabilir.

1️⃣3️⃣ Süre Verilmesi Rahmet Olabilir mi ❓​

Evet.

İnsan:

yanlış yaptıktan sonra:

hemen yok edilmiyor.

Hâlâ:

düşünebiliyor.

Tövbe edebiliyor.

Zararı:

telafi edebiliyor.

Hak sahibinden:

özür dileyebiliyor.

Hayatını:

değiştirebiliyor.

Bu nedenle:

zaman:

yalnız gecikmiş ceza gibi

görülmemelidir.

Bazen:

rahmet ve dönüş fırsatı

olabilir.

Yûnus’un kavmi:

bunun çok güçlü örneğiydi.

Onlar:

geç olmadan:

döndüler.

Ve:

dönüşleri kendilerine

fayda verdi.

1️⃣4️⃣ “Bekleyin” Emri Müslümana Düşmanlarının Felaketini Bekleme Hakkı Verir mi ❓​

Hayır.

Bir insanın:

senden farklı düşünmesi,

başka dine mensup olması,

seni eleştirmesi

onu:

Kur’an’daki helâk edilen toplumlarla

aynı konuma

getirmez.

Bu ayeti:

siyasi rakip,

eski eş,

komşu,

başka mezhep,

başka din

veya:

kişisel olarak sevmediğimiz insanlar hakkında:

“Bekle, Allah seni mahvedecek.”

şeklinde kullanmak:

çok tehlikelidir.

Peygamberin vahiy bağlamındaki uyarısı:

kişisel intikam sloganı değildir.

1️⃣5️⃣ Birine “Senin Başına da Geçmiş Kavimlerin Cezası Gelecek” Diyebilir miyiz ❓​

Bunu kesin olarak söyleyemeyiz.

Çünkü:

gaybı bilmiyoruz.

Bir insan:

bugün çok yanlış

yapıyor olabilir.

Yarın:

tövbe edebilir.

Bir toplum:

adaletsiz olabilir.

Sonra:

reform yapabilir.

Bir yönetici:

zulüm yapabilir.

Daha sonra:

gücünü kaybedebilir veya:

hatasından dönebilir.

Biz:

hangi olayın:

ilahî özel ceza olduğunu:

vahiy olmadan kesinleştiremeyiz.

Ahlaki eleştiri yapabiliriz.

“Bu zulümdür.”


diyebiliriz.

Ama:

“Allah’ın kesin şu cezayı vereceğini biliyorum.”

diyemeyiz.

1️⃣6️⃣ Ayet “Oturup Bekleyin, Hiçbir Şey Yapmayın” mı Diyor ❓​

Hayır.

Buradaki bekleme:

pasif hayat felsefesi

değildir.

Peygamber:

tebliğe devam eder.

Müminler:

sorumluluklarını sürdürür.

İnsan:

adaleti savunur.

Tedbir alır.

Çalışır.

Dua eder.

Yanlışı:

düzeltmeye çalışır.

Sonucu:

Allah’a bırakır.

Bu nedenle:

beklemek ≠ sorumluluğu terk etmek.

Kur’an’daki tevekkül gibi:

buradaki bekleyiş de:

sonucun zamanını Allah’a bırakma

boyutu taşır.

1️⃣7️⃣ Bugün Bu Ayetten Kişisel Hayatımız İçin Ne Öğrenebiliriz ❓​

En güçlü derslerden biri:

Uyarıyı sürekli erteleme.

Doktor:

bir sağlık riskini:

tekrar tekrar söylüyorsa:

hastalığın ilerlemesini

bekleme.

Borçların:

sürdürülemez hâle geliyorsa:

iflası

bekleme.

Bir ilişki:

sürekli zarar görüyorsa:

tamamen kopmasını

bekleme.

Birinin hakkını:

yediğini biliyorsan:

mahkemeyi

bekleme.

Bir günahın:

yanlış olduğunu biliyorsan:

son nefesi

bekleme.

Bunlar ayetin tarihsel olayını:

birebir günlük olaylara dönüştürmek değildir.

Ama:

“Sonuç gelene kadar bekleme”

ahlakını:

hayata taşımaktır.

1️⃣8️⃣ Yûnus 101 ve 102 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 101:

“Göklerde ve yerde ne var, bakın.”

dedi.

Yani:

işaretleri:

incele.

Düşün.

Gözlemle.

Yûnus 102 ise:

“Yoksa siz geçmiştekilerin günlerinin benzerini mi bekliyorsunuz?”

diyor.

Bu iki ayet birlikte:

şöyle bir mesaj verir:

Önce bak.

Sonra düşün.

Uyarıyı değerlendir.

Hakikat yeterince açık olduğunda sonucu görmek için felaketi bekleme.


Bu:

bilgi ile:

ahlaki karar

arasındaki bağlantıyı

gösterir.

Bir işareti görmek yetmez.

Gördüğün şeyden doğru zamanda sonuç çıkarmak gerekir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 102. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 102. ayet:

insanın en tehlikeli alışkanlıklarından birini:

erteleme

üzerinden düşündürür.

İnsan bazen:

bir gerçeği bilir.

Ama:

hareket etmek istemez.

“Biraz daha bekleyeyim.”

der.

Uyarı gelir.

Bekler.

İkinci uyarı gelir.

Yine bekler.

Sonuçlar görünmeye başlar.

Yine:

“Daha zaman var.”

der.

Ve bazen:

ancak sonuç:

geri döndürülemez hâle geldiğinde:

gerçeği kabul eder.

Firavun kıssasında:

bunun ağır örneğini

gördük.

Musa:

geldi.

Uyarılar:

yapıldı.

Ayetler:

gösterildi.

Firavun:

bekledi demek bile azdır;

zulmünü sürdürdü.

Sonunda:

deniz onu:

kuşattı.

O zaman:

“İman ettim.”

dedi.

Fakat:

“Şimdi mi?”

sorusu geldi.

Yûnus 102:

aynı davranış biçimini:

başka insanlara karşı:

uyarıya dönüştürüyor:

“Siz de sonucu tamamen görmeden önce düşünmeyecek misiniz?”

Bu ayetin mesajı:

insanı paniğe sürüklemek

değildir.

Ama:

ertelemenin sonsuz olmadığını

hatırlatır.

İnsan:

hayatında:

çok şeyi erteler.

Sağlığını:

erteler.

“Bir ara doktora giderim.”

der.

Ailesini:

erteler.

“Bir ara daha çok zaman ayırırım.”

der.

Özrünü:

erteler.

“Bir ara konuşurum.”

der.

Borcunu:

erteler.

“Bir ara öderim.”

der.

Tövbesini:

erteler.

“Bir gün düzelirim.”

der.

Ama hayat:

insanın:

“bir gün”

planına göre:

garanti edilmiş değildir.

Bu yüzden ayet:

insana:

“Sonucu görmeden önce işareti ciddiye al.”

der gibi okunabilir.

Bu aynı zamanda:

olgun insanın:

nasıl davrandığını

gösterir.

Olgun insan:

duvara çarptıktan sonra değil,

duvarı gördüğünde:

yön değiştirebilir.

Bir sistem:

çökmeden önce:

hatalarını düzeltebilir.

Bir şirket:

batmadan önce:

mali yapısını

onarabilir.

Bir toplum:

büyük kriz yaşamadan önce:

adaletsizliklerini

gözden geçirebilir.

Bir birey:

ilişkisi bitmeden önce:

hatalarını:

kabul edebilir.

Sonuçtan önce ders almak, sonuçtan sonra pişman olmaktan daha değerlidir.

Ama burada:

çok önemli bir sınırı:

korumak gerekir.

Geçmiş toplumların:

ilahî azaplarını:

günümüz insanlarına:

rastgele dağıtamayız.

Bugün:

bir ülke:

deprem yaşadı.

“Allah cezalandırdı.”

demek:

bizim bilgimizin:

ötesindedir.

Bir insan:

kanser oldu.

“Günahlarının cezası.”

demek:

acımasız ve temelsiz olabilir.

Bir aile:

kaza yaşadı.

“Kesin yanlış yaptılar.”

demek:

vahiy adına:

bilmediğimizi söylemek olur.

Bu tür düşünceler:

mağduru:

suçlayabilir.

Kur’an bize:

Nûh kavmi veya Firavun hakkında:

özel bilgi

vermiştir.

Modern bir felaketin:

ilahî özel hüküm olduğunu:

bizim için:

bildiren vahiy

yoktur.

Bu nedenle:

kıssadan ibret al, ama gaybı uydurma.

Bu ayetin:

çok önemli ilkelerinden biri:

budur.

Yûnus 102’nin:

“Bekleyin.”

ifadesi de:

yanlış biçimde:

bedduaya

çevrilmemelidir.

Müslüman:

kendisine kızan birine:

“Bekle, Allah seni cezalandıracak.”

diyerek:

Allah adına:

gelecek tahmini

yapmamalıdır.

Birinin:

senden farklı siyasi görüşü

var.

Bu onu:

Âd kavmi

yapmaz.

Birisi:

senin dinî yorumuna

katılmıyor.

Bu onu:

Firavun

yapmaz.

Bir insan:

ateist.

Bu tek başına:

onun dünyada:

özel ilahî felaketle

cezalandırılacağını:

bilmen anlamına gelmez.

Farklılık ≠ ilahî cezayı ilan etme ruhsatı.

Bu ayrım:

dinî dilin:

adaletli kalması için:

çok önemlidir.

Ayet aynı zamanda:

sonuçların:

hemen gelmemesiyle ilgili:

insan psikolojisini de

düzeltir.

Bir zalim:

yıllarca başarılı

görünebilir.

İnsan:

“Demek yaptıkları yanına kaldı.”

diyebilir.

Ama Kur’an’ın:

adalet anlayışı:

yalnız:

dünyadaki:

anlık sonuçlara

bağlı değildir.

Bazı insanlar:

dünyada:

hukuk önünde hesap verir.

Bazıları:

vermeden ölür.

Bu yüzden:

ahiret:

nihai adaletin:

vazgeçilmez boyutudur.

Ancak bu:

dünyada:

adaleti aramayı bırakmak

anlamına gelmez.

“Nasıl olsa Allah cezalandırır.”

deyip:

suçu görmezden gelmek

doğru değildir.

İnsan:

hukuka başvurur.

Mağduru:

korur.

Delil toplar.

Adaleti:

kurmaya çalışır.

Ama:

nihai hesabın:

Allah’a ait olduğunu

bilir.

Bu da:

eylem + tevekkül

dengesidir.

Yûnus 102 bize:

zamanın:

ahlaki değerini de

hatırlatır.

İnsana verilen süre:

boş zaman

değildir.

Fırsattır.

Bugün:

yaşıyorsan:

değişebilirsin.

Bir hata:

yaptıysan:

telafi edebilirsin.

Birisini:

kırdıysan:

özür dileyebilirsin.

Bir yanlış fikirde:

ısrar ettiğini fark ettiysen:

fikrini değiştirebilirsin.

Allah’tan:

uzaklaştığını düşünüyorsan:

dönebilirsin.

Bu yüzden:

ilahî hükmün gecikmesini rahatça günaha devam etme izni

olarak okumak:

büyük yanılgıdır.

Gecikme:

belki:

dönüş için verilen en değerli zamandır.

Bu, Yûnus’un kavmiyle:

Firavun arasındaki farkı:

yeniden hatırlatır.

Yûnus’un kavmi:

uyarıyı:

zamanında ciddiye aldı.

Firavun:

sonucu:

bizzat yaşamaya başlayana kadar:

direndi.

İki kıssa arasında:

şu büyük soru belirir:

Sen hangisi gibi davranacaksın?

Felaketin:

kesinleşmesini mi

bekleyeceksin?

Yoksa:

doğruyu fark ettiğinde:

yön mü değiştireceksin?

Yûnus 102’nin:

“Ben de sizinle bekleyenlerdenim.”

ifadesi ise:

Peygamber’in:

sonucu Allah’a bırakmasını

gösterir.

Bu:

çok büyük bir kulluk dersidir.

Hz. Peygamber:

haklı olduğu hâlde:

“Ben sonucu istediğim anda getiririm.”

demiyor.

Bekliyor.

Allah’ın:

zamanlamasına

teslim oluyor.

Bu bize:

kendi hayatımızda da:

çok önemli bir ders verir.

Sen:

elinden geleni yaparsın.

Doğruyu söylersin.

Çalışırsın.

Tedbir alırsın.

Dua edersin.

Ama:

sonucun:

tam zamanını

kontrol edemezsin.

Kontrol edemediğin sonucu zorlamaya çalışmak yerine, kontrol edebildiğin davranışını doğru tut.

Bazen en büyük olgunluk:

budur.

İnsan:

sonucu kontrol etmeyi

bırakınca:

sorumsuzlaşmaz.

Tam tersine:

kendi sorumluluk alanını:

daha net görür.

Ben:

dürüst olabilir miyim?

Evet.

Adil olabilir miyim?

Evet.

Çalışabilir miyim?

Evet.

Dua edebilir miyim?

Evet.

Ama:

her insanın:

ne zaman değişeceğini,

dünyanın:

hangi gün nasıl döneceğini,

Allah’ın:

hangi sonucu ne zaman yaratacağını

ben kontrol edemem.

İşte:

kulluk sınırı

burada ortaya çıkar.

Yûnus Suresi 102:

bizi korku kültürüne değil,

zamanında uyanma kültürüne

çağırmalıdır.

Geçmiş toplumların:

sonlarını okuyup:

başkalarının felaketini:

beklemek yerine:

kendi hayatımızdaki:

uyarıları

görmeliyiz.

Çünkü kıssanın amacı:

“Bak onlar ne oldu.”

deyip:

kendimizi üstün görmek değil,

“Ben aynı ahlaki hatayı yapıyor muyum?”

diye:

kendimizi sorgulamaktır.

Ve belki Yûnus Suresi 102. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Hayatımızda yanlış giden bir şeyi fark ettiğimizde sonuç tamamen üzerimize çökene kadar mı bekliyoruz, yoksa hâlâ değiştirebileceğimiz bir zaman varken uyarıyı ciddiye alabiliyor muyuz? Ve geçmiş kavimlerin kıssalarını başkalarının üzerine “Allah sizi cezalandıracak” diye fırlatmak yerine, kendi kibirimizi, zulmümüzü, ertelemelerimizi ve sorumluluklarımızı sorgulamak için kullanabiliyor muyuz?

“Felaketi görmeden önce uyarıyı duyabilmek büyük bir nimettir. Geçmiş kavimlerin sonunu başkalarına beddua malzemesi yapma; kendi hayatına ayna yap. Allah’ın hükmünün gecikmesini onay sanma, sana verilen zamanı da boşa harcama. Yapabileceğini bugün yap; sonucu ve zamanını Allah’a bırak.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt