Yûnus Suresi 94. Ayette “Sana İndirdiğimizden Şüphedeysen Senden Önce Kitabı Okuyanlara Sor; Rabbinden Sana Hak Gelmiştir, Sakın Şüphe Edenlerden Olma” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Bir şeyi sormak ile onu inkâr etmek aynı değildir. Yûnus 94, hakikatin araştırılmaktan korkmadığını gösterirken Hz. Peygamber’in vahyini başka insanların onayına bağımlı hâle getirmez. Soru, delil ve araştırma hakikatin düşmanı değil; doğru kullanıldığında onu daha açık görmenin yollarıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 94. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphedeysen, senden önce Kitabı okuyanlara sor. Andolsun, sana Rabbinden hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden olma.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Fe in kunte fî şekkin mimmâ enzelnâ ileyke fes’eli’llezîne yakraûne’l-kitâbe min kablik. Lekad câeke’l-hakku min rabbike fe lâ tekûnenne mine’l-mumterîn.”
Bir önceki ayette:
İsrailoğullarının:
nimete kavuştuktan sonra,
kendilerine ilim geldikten sonra
ihtilafa düştükleri
anlatılmıştı.
Şimdi hitap:
Hz. Muhammed’e yöneliyor.
Ve son derece dikkat çekici bir ifade kullanılıyor:
“Eğer şüphedeysen, sor.”
Hz. Peygamber Gerçekten Kur’an’dan Şüphe mi Ediyordu
Ayetin:“Eğer şüphedeysen...”
diye başlaması,
Hz. Peygamber’in gerçekten vahiyden şüphe ettiği anlamına gelmek zorunda değildir.
Tefsirlerde bu konuda farklı açıklamalar vardır.
Yaygın açıklamalardan biri:
buradaki ifadenin:
şartlı ve öğretici bir hitap
olduğudur.
Yani:
“Farz edelim böyle bir şüphe söz konusu olsaydı, önceki vahiy geleneğini bilenlere de sorabilirdin.”
anlamında anlaşılmıştır.
Ayetin devamı zaten:
“Sana Rabbinden hak gelmiştir.”
diyerek kesinliği vurgular.
Dolayısıyla:
şart cümlesi ≠ Hz. Peygamber kesin olarak şüphe içindeydi.
Kur’an Neden Böyle Bir Şart Cümlesi Kullanıyor
Çünkü şart cümleleri her zaman:şartın gerçekten gerçekleştiğini
göstermez.
Türkçede de:
“Eğer hâlâ emin değilsen, belgelere bak.”
diyebiliriz.
Bu söz:
karşımızdaki kişinin kesinlikle:
şüphe içinde olduğunu
kanıtlamaz.
Bazen amaç:
iddianın:
doğrulanabilirliğini ve delile açıklığını
vurgulamaktır.
Yûnus 94’te de:
vahyin,
önceki peygamberlik geleneğiyle:
bağlantısına
dikkat çekilir.
“Şüphe” Burada Ne Anlama Gelir
Ayette:“şekk”
kelimesi geçer.
Bu:
kararsızlık,
tereddüt,
iki ihtimal arasında kalma
anlamları taşıyabilir.
Ancak her soru:
şüphe değildir.
Her araştırma:
iman eksikliği değildir.
Bir insan:
“Bu ayetin bağlamı nedir?”
diye sorabilir.
“Bu kelimenin anlamı neden böyle?”
diyebilir.
“Bu tefsir neden diğerinden farklı?”
diye araştırabilir.
Bunlar:
otomatik olarak:
inkâr
değildir.
Soru sormak ≠ reddetmek.
Samimi Şüphe ile İnatçı Reddediş Aynı Şey midir
Hayır.Bu ayrım çok önemlidir.
Bir insan:
gerçekten anlamadığı için:
soru sorabilir.
Bir başkası:
cevap ne olursa olsun:
reddetmeye karar vermiş olabilir.
İkisi:
aynı psikolojik ve ahlaki durum
değildir.
Samimi araştırmacı:
“Delil ne gösteriyor?”
der.
İnatçı reddediş ise:
“Sonuç ne olursa olsun kabul etmeyeceğim.”
diyebilir.
Kur’an’ın önceki ayetlerinde:
Firavun örneğinde:
bu ikinci tavrın ağır sonuçlarını
görmüştük.
“Senden Önce Kitabı Okuyanlara Sor” Kimleri İfade Ediyor
Ayette:“ellezîne yakraûne’l-kitâbe min kablik”
denilir.
Yani:
“Senden önce Kitabı okuyanlar.”
Bu ifade genel olarak:
önceki kutsal kitaplarla ilişkisi bulunan,
özellikle:
Yahudi ve Hristiyan geleneklerindeki:
kitap bilgisine sahip kimselerle
ilişkilendirilmiştir.
Amaç:
Hz. Musa,
önceki peygamberler,
vahiy geleneği
gibi konuların:
Hz. Muhammed ile ilk kez ortaya atılmış tamamen kopuk anlatılar
olmadığını göstermektir.
Bu Ayet Kur’an’ı Doğrulamak İçin Yahudi ve Hristiyanların Onayının Şart Olduğunu mu Söylüyor
Hayır.Ayetin sonunda:
“Sana Rabbinden hak gelmiştir.”
deniliyor.
Yani Kur’an’ın doğruluğu:
başka insanların:
“Evet, doğru.”
demesine bağımlı değildir.
“Sor” ifadesi:
ek bir tanıklık ve tarihsel süreklilik
boyutu taşır.
Ama nihai kaynak:
insan görüşü değil,
Allah’tan gelen vahiydir.
Dolayısıyla:
önceki kitap ehli = Kur’an üzerinde nihai hakem
değildir.
O Hâlde Neden Onlara Sorulması Söyleniyor
Çünkü bazı gerçekler:farklı tanıklıklarla
desteklenebilir.
Örneğin:
Musa’nın varlığı,
İsrailoğullarının tarihi,
önceki peygamberlerin mesajları
yalnız Kur’an’da:
ilk defa ortaya çıkan kavramlar
değildir.
Önceki dinî geleneklerde de:
bu anlatıların önemli bölümleri
bulunmaktadır.
Bu nedenle:
“Bu peygamberlik çizgisi tamamen uydurulmuş, geçmişte hiçbir karşılığı yok.”
iddiasına karşı:
önceki geleneklerin bilgisi:
bir tanıklık unsuru
olabilir.
Bu Ayet “Her Din Aynıdır” mı Diyor
Hayır.Kur’an:
önceki peygamberleri:
tanır,
onlara gönderilen vahiylerin ilahî kökenini
kabul eder.
Ama bu:
bütün dinî sistemlerin:
bütün ayrıntılarıyla:
aynı olduğu
anlamına gelmez.
Peygamberlerin ortak temelinde:
Allah’a kulluk ve teslimiyet
vardır.
Ancak:
şeriat ayrıntıları,
tarihsel uygulamalar,
topluluklara verilen hükümler
farklılaşabilir.
Dolayısıyla:
vahiyler arasındaki ortak kök ≠ bütün tarihsel dinî yorumların tamamen özdeş olması.
Önceki Kitapları Okuyan Herkes Hakikati Aynı Şekilde mi Anlar
Hayır.Bir metni okumak:
onu kusursuz anlamayı
garanti etmez.
Yûnus 93’te zaten:
ilim geldikten sonra bile ihtilaf
olabileceğini gördük.
Aynı kitap:
farklı insanlar tarafından:
farklı şekillerde yorumlanabilir.
Bu nedenle:
kitap sahibi olmak ≠ yanılmaz olmak.
Bir Yahudi âlim,
bir Hristiyan teolog,
bir Müslüman müfessir
insandır.
Bilgili olabilir.
Ama:
yanılabilir.
Dinî uzmanlık ≠ peygamberlik.

Bir Konuyu Bilene Sormak Kur’an’ın Önerdiği Bir Yöntem midir
Bu ayet özel bir bağlama sahiptir.Ama genel olarak Kur’an’da:
bilmediğini:
ehil kişiye sormak
değerli bir davranıştır.
İnsan:
her şeyi bilemez.
Bilmediği konuda:
uzmana danışabilir.
Bu:
zayıflık değildir.
Tam tersine:
bilgi ahlakıdır.
Doktora:
sağlık sorulur.
Mühendise:
mühendislik.
Hukukçuya:
hukuk.
Dinî konularda da:
kaynakları ve usulü bilen insanlardan
yararlanılabilir.
Ama:
uzmana danışmak ≠ uzmanı yanılmaz kabul etmek.

Dinî Bir Konuda Soru Sormak İman Eksikliği midir
Hayır.Bu ayetin düşündürdüğü en önemli ilkelerden biri de budur.
Bir insan:
inanıyor olabilir
ama:
bazı konuları anlamayabilir.
Şunu sorabilir:
“Neden?”
“Nasıl?”
“Bu ayetin tarihsel bağlamı ne?”
“Bu hadis gerçekten güvenilir mi?”
“Bu hüküm Kur’an’da mı, yoksa yorum mu?”
Bu sorular:
doğru niyet ve yöntemle sorulduğunda:
imanın düşmanı değildir.
Hatta:
bilinçli iman arayışının
parçası olabilir.

“Soru Sormak Yasaktır” Anlayışı Bu Ayetle Uyumlu mudur
Genel ve mutlak biçimde:hayır.
Kur’an birçok yerde:
insanı:
düşünmeye,
akletmeye,
ibret almaya
çağırır.
Bir insanın:
samimi sorusunu:
“Bunu sorma.”
diye susturmak:
her zaman doğru değildir.
Elbette:
alay etmek,
hakaret etmek,
sırf tartışma çıkarmak için soru sormak
başka şeydir.
Ama:
samimi soru ≠ saygısızlık.
Bazen insanlar:
sorulardan değil,
cevap verememekten
rahatsız olur.
Bu durumda en dürüst cevap:
“Bilmiyorum.”
olabilir.

Bir Âlim “Bilmiyorum” Derse Güvenilirliğini Kaybeder mi
Hayır.Tam tersine:
bazen daha güvenilir hâle gelir.
Çünkü gerçek bilgi:
kendi sınırlarını
tanır.
Din konusunda:
her soruya:
kesin cevap vermeye çalışmak
tehlikeli olabilir.
Bir insan:
“Bu konuda tefsirlerde farklı görüşler var.”
diyebilir.
“Bu rivayetin sıhhati tartışmalı.”
diyebilir.
“Bu konuda kesin konuşamam.”
diyebilir.
Bu:
zayıflık değil,
ilmî dürüstlüktür.
Allah adına bilmediğimiz şeyi:
kesinleştirmekten
daha güvenlidir.

“Sana Rabbinden Hak Gelmiştir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“lekad câeke’l-hakku min rabbik”
denilir.
Yani:
“Andolsun, sana Rabbinden hak gelmiştir.”
Burada Kur’an:
vahyin kaynağını:
açıkça Allah’a
nispet eder.
“Hak”:
gerçek,
doğru,
batıl olmayan
anlamını taşır.
Dolayısıyla ayetin mesajı:
“Git, başkaları onaylarsa Kur’an hak olur.”
değildir.
Tam tersine:
“Hak zaten Rabbinden gelmiştir.”
deniliyor.
Sorup araştırma:
hakikati oluşturmuyor.
Var olan hakikati doğrulayıcı bir imkân
sunuyor.

“Sakın Şüphe Edenlerden Olma” Soru Sormayı Yasaklıyor mu
Hayır.Ayette:
“fe lâ tekûnenne mine’l-mumterîn”
denilir.
Yani:
“Sakın kuşkuya düşenlerden olma.”
Burada yasaklanan:
hakikat karşısında:
sürekli tereddütte kalmak,
apaçık olanı reddetme çizgisine
sürüklenmek
olarak anlaşılabilir.
Ama araştırma:
bundan farklıdır.
İnsan:
delil arar.
Soru sorar.
Sonuç değerlendirir.
Bir insanın:
“Ben anlamıyorum, öğrenmek istiyorum.”
demesiyle:
“Hiçbir delili kabul etmeyeceğim.”
demesi aynı değildir.

Kesin İnanç Eleştirel Düşünmeyle Çelişir mi
Hayır.Bir insan:
bir şeye güçlü biçimde inanabilir
ve yine de:
soruları inceleyebilir.
Örneğin:
bir doktor:
tıbba güvenir.
Ama:
yeni araştırmaları
okur.
Bilim insanı:
mevcut teoriyi güçlü bulur.
Ama:
yeni veriye
kapısını kapatmaz.
Dinî alanda da:
iman:
aklı kapatmak zorunda değildir.
Tam tersine:
insan:
inandığı şeyi:
daha iyi anlamaya
çalışabilir.
Kesinlik ≠ düşünmeyi bırakmak.

Yûnus 93 ve 94 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 93’te:İsrailoğullarının:
kendilerine ilim geldikten sonra:
ihtilafa düştüğü
anlatılmıştı.
Yûnus 94’te ise:
önceki kitabı okuyanlara:
“Sor.”
deniliyor.
Bu iki ayet birlikte:
bilgi konusunda çok önemli bir denge kurar.
Bir yandan:
bilgiye başvur.
Diğer yandan:
bilgi sahibi insanların yanılmaz olmadığını unutma.
Sor.
Araştır.
Karşılaştır.
Ama:
insan görüşünü:
vahyin yerine koyma.
Böylece Kur’an:
ne:
bilgisizliğe
ne de:
uzman putlaştırmasına
izin verir.

Sonuç: Yûnus Suresi 94. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 94. ayet, soru ile iman arasındaki ilişkiyi anlamak bakımından son derece önemli bir ayettir.İlk bakışta:
“Eğer şüphedeysen...”
ifadesi insanı şaşırtabilir.
“Hz. Peygamber vahiyden şüphe mi etti?”
sorusu akla gelebilir.
Fakat ayeti:
tek cümleden koparmadan okumak gerekir.
Devamında:
“Sana Rabbinden hak gelmiştir.”
deniliyor.
Yani ayetin ana yönü:
şüphe üretmek değil,
hakikatin kesinliğini güçlendirmektir.
Buradaki şartlı ifade:
hakikatin:
araştırmaya,
karşılaştırmaya,
önceki vahiy geleneğinin tanıklığına
kapalı olmadığını
gösterir.
Bu çok önemli bir düşünce ahlakıdır.
Hakikat:
“Soru sorma.”
demek zorunda değildir.
Eğer bir iddia:
gerçekse,
araştırma:
ona zarar vermek zorunda değildir.
Bu yüzden din hakkında:
samimi soru soran insanı:
hemen:
“İmansız.”
diye suçlamak
doğru değildir.
Bir genç:
“Allah neden böyle buyurmuş?”
diyebilir.
Bir yetişkin:
“Bu hükmün kaynağı gerçekten Kur’an mı?”
diyebilir.
Bir Müslüman:
“Bu hadis sahih mi?”
diye sorabilir.
Bir insan:
“Bu ayet neden farklı tercüme edilmiş?”
diye araştırabilir.
Bunların hiçbirinde:
otomatik olarak:
inkâr
yoktur.
Asıl mesele:
sorunun niyeti ve hakikat karşısındaki tavırdır.
Soruyu:
öğrenmek için mi
soruyorsun?
Yoksa:
hangi cevap verilirse verilsin:
alay etmek için mi?
İkisi:
aynı değildir.
Yûnus 94'ün:
“Kitabı okuyanlara sor.”
ifadesi de:
çok güçlü bir bilgi ahlakı taşır.
Bilmediğinde:
sor.
Bu kadar basit ama:
çok önemli.
İnsanların en büyük hatalarından biri:
bilmedikleri konuda:
biliyormuş gibi konuşmalarıdır.
Özellikle günümüzde:
internet sayesinde:
herkes:
her konuda
yorum yapabiliyor.
Bu büyük bir özgürlüktür.
Ama aynı zamanda:
bilgi kirliliği
üretebilir.
Birisi:
iki video izliyor.
Sonra:
tıp uzmanı gibi
konuşuyor.
Bir başkası:
bir sosyal medya paylaşımı okuyor.
Sonra:
tarih hakkında:
kesin hüküm veriyor.
Bir başkası:
bir ayetin yalnız Türkçe mealini görüyor.
Tefsir,
Arapça,
bağlam
bilmeden:
“İslam kesin olarak şunu söylüyor.”
diyor.
Yûnus 94’ün:
“Sor.”
emri:
bu açıdan son derece çağdaş bir mesaj taşır.
Bilmediğini fark et ve bilen kişiye başvur.
Ama burada ikinci dengeyi de unutmamak gerekir:
Bilen insan da:
insandır.
Uzman:
yanılabilir.
Bir doktor:
yanılabilir.
Bir tarihçi:
yanılabilir.
Bir âlim:
yanılabilir.
Bir müfessir:
yanılabilir.
Bu nedenle uzmanlığa:
saygı duyarız.
Ama:
uzmanı vahiy seviyesine çıkarmayız.
Bu denge çok önemlidir.
Bir uçta:
“Uzmanlar hiçbir şey bilmiyor, ben internetten araştırdım.”
gibi tehlikeli bir özgüven vardır.
Diğer uçta:
“Bu kişi uzman, asla yanılmaz.”
anlayışı vardır.
İkisi de:
problemli olabilir.
Daha sağlıklı yaklaşım:
uzmanlığı ciddiye almak, delili incelemek ve insanın yanılabilirliğini unutmamaktır.
Ayetin:
önceki kitapları okuyanlara
atıf yapması:
İslam’ın kendisini:
tarih dışı ve geçmişten kopuk bir din
olarak sunmadığını da gösterir.
Kur’an:
Âdem’den,
Nûh’tan,
İbrahim’den,
Musa’dan,
İsa’dan
söz eder.
Kendisini:
tevhid ve peygamberlik zincirinin devamı
olarak konumlandırır.
Bu nedenle:
Musa hakkında bilgi:
Yahudi geleneğinde de vardır.
İsa:
Hristiyan geleneğinin merkezindedir.
İbrahim:
birden fazla dinî gelenekte:
önemli figürdür.
Kur’an:
bu geçmişi:
tamamen yok saymaz.
Ama aynı zamanda:
kendi:
ilahî mesajını
ortaya koyar.
Dolayısıyla:
önceki geleneklerle:
ortaklık vardır
ama:
tam özdeşlik yoktur.
Bu nüans önemlidir.
Bir Müslüman:
Hristiyan veya Yahudi biriyle:
ortak peygamberler hakkında
konuşabilir.
Ama:
“Zaten her konuda tamamen aynı inanıyoruz.”
demesi gerekmez.
Aynı şekilde:
teolojik farklılık:
düşmanlık
gerektirmez.
Farklı inanmak ≠ birbirinden nefret etmek.
Yûnus 94’ün:
“Sana Rabbinden hak gelmiştir.”
ifadesi:
İslam’ın kendi hakikat iddiasını
açıkça korur.
Yani:
diyalog:
“Hakikat yoktur, herkesinki aynı derecede doğrudur.”
demek değildir.
İnsan:
kendi inancının:
doğru olduğuna
inanabilir.
Ama:
başka insanlara:
adaletli,
saygılı
davranabilir.
Hakikat iddiası ≠ zorbalık.
Teolojik farklılık ≠ şiddet ruhsatı.
Bu ayrım:
dinler arası ilişkiler açısından
son derece önemlidir.
Ayet ayrıca bize:
şüphe ile kimlik arasında
çok önemli bir ders verir.
Bir Müslümanın aklına:
zor bir soru
gelebilir.
Bu soru onu:
rahatsız edebilir.
“Acaba bunu düşünmem bile günah mı?”
diyebilir.
Hayır.
İnsanın zihnine:
bir düşüncenin gelmesi
ile:
o düşünceyi bilinçli biçimde benimsemesi
aynı değildir.
İstem dışı:
şüphe,
vesvese,
düşünce
insanı otomatik olarak:
dinden çıkarmaz.
Özellikle:
vesvese veya dinî takıntı yaşayan insanların:
her düşüncelerini:
“İmanım gitti.”
diye yorumlamaları:
çok yıpratıcı olabilir.
Bir düşünce geldiğinde:
araştırılabilir.
Güvenilir kaynaklara:
bakılabilir.
Gerekirse:
uzman kişiye
sorulabilir.
Soru geldi diye iman bitmez.
Ayetin mesajını:
insanları korkutmak için değil,
hakikati araştırmaya yöneltmek için
okumak daha sağlıklıdır.
Burada:
“Sakın şüphe edenlerden olma.”
uyarısını da hafife almamak gerekir.
Kur’an:
sonsuz ve amaçsız şüpheciliği
de ideal hâline getirmez.
Bir insan:
her delilden sonra:
“Peki ama ya...”
deyip:
hiçbir sonuca ulaşmamayı
alışkanlık hâline getirebilir.
Şüphe:
araştırmanın başlangıcı olabilir.
Ama:
araştırma:
bir noktada:
delillerin ağırlığına göre:
sonuç vermelidir.
Aksi hâlde:
şüphe:
hakikat aracı olmaktan çıkıp:
karar vermekten kaçış
hâline gelebilir.
Bu yüzden sağlıklı yöntem:
ne:
“Asla soru sorma.”
ne de:
“Hiçbir konuda hiçbir zaman kesin kanaate varma.”
dır.
Daha dengeli yaklaşım:
Sor.
Araştır.
Delili değerlendir.
Yanıldığında düzelt.
Yeterli gerekçe oluştuğunda da makul bir kanaate ulaş.
Bu:
hem dinî
hem bilimsel
hem günlük kararlarımızda
çok değerli bir yöntemdir.
Yûnus 94 aynı zamanda:
bilgi sahibi insanlara:
büyük sorumluluk yükler.
Bir insan sana:
samimi bir soru sorduğunda:
bilmiyorsan:
uydurma.
Özellikle Allah adına:
hiç uydurma.
“Bilmiyorum.”
de.
Araştır.
Kaynağa bak.
Çünkü din adına:
yanlış cevap vermek,
insanın sadece kendisini değil,
başkasının imanını ve düşüncesini de
etkileyebilir.
Bir gence:
zor sorusuna:
yanlış ve zayıf cevap
verip:
sonra:
“Sorgulama.”
demek,
onu ikna etmeyebilir.
Tam tersine:
güvenini
zedeleyebilir.
Gerçek dinî eğitim:
sorulardan:
kaçmamalıdır.
Ama cevaplarda:
kesin bilgi ile yorumu
birbirinden ayırmalıdır.
“Kur’an açıkça bunu söylüyor.”
ile:
“Benim anladığım kadarıyla bu ayet şöyle yorumlanabilir.”
aynı cümle değildir.
Bu fark:
entelektüel dürüstlüğün
temelidir.
Yûnus 94 bu açıdan:
dinî otorite konusunda da çok önemli bir ölçü sunar.
Önceki Kitabı okuyanlara:
sorulabilir.
Ama:
hakikat onlardan:
üretilmiyor.
Bugün de:
âlime:
sorabiliriz.
Ama:
âlim:
Allah değildir.
Hoca:
peygamber değildir.
Müfessir:
vahiy alan kişi değildir.
Bu nedenle:
sormak var, teslim olmak başka.
Bilgi alırsın.
Delili sorarsın.
Kaynağı incelersin.
Gerekirse:
başka ehil kişilerin görüşlerine
bakarsın.
Bu:
saygısızlık değildir.
Özellikle önemli meselelerde:
ikinci görüş
almak:
çok normaldir.
Nasıl ciddi bir sağlık kararında:
ikinci doktor görüşü
alınabiliyorsa,
karmaşık bir dinî meselede:
birden fazla güvenilir uzmanın:
açıklamasına
bakılabilir.
Ama sonunda:
Allah’ın vahyi ile insanların yorumlarını
birbirine karıştırmamak gerekir.
Ayetin asıl büyük mesajı belki de şudur:
Hakikat araştırılmaktan korkmaz.
Ama insan:
araştırırken:
dürüst olmalıdır.
Sadece kendi istediği sonucu:
doğrulayacak kaynakları
seçmemelidir.
Bir görüşü:
çürütmek istiyorsa:
en zayıf hâlini değil,
en güçlü hâlini
incelemelidir.
Kendi inancını:
savunurken:
karşı tarafın sözünü
çarpıtmamalıdır.
Çünkü:
hakikati savunmak için yalana ihtiyaç duyulmaz.
Bu ilke:
Yûnus Suresi’nin önceki ayetleriyle de:
çok güçlü biçimde
uyumludur.
Firavun’un sorunu:
yalnız delil eksikliği
değildi.
Delil karşısında:
kibirli kapanış
vardı.
Yûnus 94 ise bunun tersine:
sor, öğren, hak geldiğinde kabul et
diyor.
İki zihniyet arasındaki fark:
budur.
Birincisi:
sonucu baştan seçer.
İkincisi:
hakikati arar.
Ve belki Yûnus Suresi 94. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir konu bizi zorladığında soru sormaktan korkuyor muyuz, yoksa güvenilir bilgiye başvurup delili araştırabiliyor muyuz; daha da önemlisi, araştırırken yalnız hoşumuza giden cevapları mı seçiyoruz, yoksa sonuç kendi beklentimize ters düşse bile hakikat nereye götürüyorsa oraya gitmeye hazır mıyız?
“Sormaktan korkma; fakat cevabı da yalnız hoşuna giden yerde arama. Samimi soru inkâr değildir, araştırma iman düşmanlığı değildir ve ‘bilmiyorum’ demek cehaletten daha kötü değildir. Hakikati ara, insan yorumunu vahiy yerine koyma ve yeterli delil ortaya çıktığında kendi egonu değil gerçeği takip et.”
Ersan Karavelioğlu