📖 Tevbe Suresi 96. Ayette “Kendilerinden Razı Olmanız İçin Size Yemin Edecekler; Siz Onlardan Razı Olsanız Bile Allah Fâsıklar Topluluğundan Razı

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,998
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 96. Ayette “Kendilerinden Razı Olmanız İçin Size Yemin Edecekler; Siz Onlardan Razı Olsanız Bile Allah Fâsıklar Topluluğundan Razı Olmaz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen haklı olmaya değil, haklı görünmeye çalışır; gerçeği düzeltmek yerine insanların kendisinden yeniden hoşnut olmasını ister. Oysa insanların alkışı vicdanın hükmünü değiştirmez; gerçek rıza, görüntüyü değil hakikati düzeltebildiğimiz yerde başlar.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 96. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Kendilerinden razı olmanız için size yemin edecekler. Siz onlardan razı olsanız bile Allah fâsıklar topluluğundan razı olmaz.”

Bu ayet, Tevbe 94 ve 95’in doğrudan devamıdır.

Önce:

mazeretler sunacakları,

sonra:

Allah adına yemin edecekleri

bildirilmişti.

Tevbe 96 ise onların neden bu kadar yemin ettiklerini açıklamaktadır:

İnsanların yeniden kendilerinden hoşnut olmasını ve meseleyi kapatmasını istiyorlardı.

2️⃣ Tevbe 95 ile Tevbe 96 Arasındaki Fark Nedir ❓​

Tevbe 95’te:

“Sizi kendilerinden yüz çevirtmek için Allah’a yemin edecekler.”

mesajı vardı.

Tevbe 96’da ise bir başka amaç ortaya çıkar:

“Kendilerinden razı olmanız için...”

Yani yalnızca:

“Bizi rahat bırakın.”

demiyorlar.

Aynı zamanda:

“Bizi yeniden kabul edin, bizden hoşnut olun, eski konumumuzu geri verin.”

isteği vardır.

Bu, insanın hatasını düzeltmek yerine bazen algısını düzeltmeye çalışmasının çarpıcı bir örneğidir.

3️⃣ “Sizden Razı Olmanız İçin Yemin Edecekler” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“yahlifûne lekum li-terdav anhum”

ifadesi geçer.

Yani:

“Kendilerinden razı olmanız için size yemin ederler.”

Buradaki amaç hakikatin ortaya çıkması değildir.

Amaç:

toplumun yeniden güvenini kazanmak,

eleştiriden kurtulmak,

dışlanmamak

ve sosyal konumlarını korumaktır.

Problem tam da burada ortaya çıkar:

İnsan yanlışını değil, insanların yanlış hakkındaki kanaatini değiştirmeye çalışabilir.

4️⃣ İnsan Neden Gerçeği Düzeltmek Yerine İmajını Düzeltmek İster ❓​

Çünkü gerçeği düzeltmek bedel ister.

Özür dilemek gerekebilir.

Zararı telafi etmek gerekebilir.

Güveni yeniden kazanmak gerekebilir.

Kendi hatasını kabul etmek gerekebilir.

İmajı düzeltmek ise bazen daha kolaydır.

Birkaç güzel cümle...

Bir yemin...

Bir açıklama...

Bir mağduriyet hikâyesi...

Ve insan:

“Artık beni iyi biri olarak görün.”

diyebilir.

Kur’an ise görünüş ile gerçeklik arasındaki bu farkı ortaya çıkarır.

5️⃣ İnsanların Bizden Razı Olması Kötü Bir Şey midir ❓​

Hayır.

İnsanların:

bize güvenmesi,

bizden hoşnut olması,

bizi iyi tanıması

güzel olabilir.

Bir insan ailesinin, arkadaşlarının ve toplumun saygısını önemseyebilir.

Sorun:

Allah’ın rızasının yerine insanların rızasını koymaktır.

İnsanların bizi sevmesi güzel olabilir.

Ama onları memnun etmek uğruna:

yalan söylemek,

hakikati gizlemek,

yanlışı savunmak

veya gösteriş yapmak

doğru değildir.

6️⃣ İnsanların Rızası ile Allah’ın Rızası Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓​

İnsanlar sınırlı bilgiye sahiptir.

Bizi:

sözlerimizden,

gördüklerinden,

duyduklarından

değerlendirirler.

Bu nedenle onları kandırmak mümkündür.

Allah ise:

gizliyi de açığı da bilir.

İnsanlar:

“Tamam, seni affettik.”

diyebilir.

Fakat kişi gerçekte:

yalanına,

nifakına

ve yanlışına

devam ediyorsa, insanların hoşnutluğu Allah’ın hükmünü değiştirmez.

Toplumsal kabul, ilahî rızanın garantisi değildir.

7️⃣ “Siz Onlardan Razı Olsanız Bile...” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Ayet son derece çarpıcı bir ihtimal ortaya koyar:

Müminler onlardan razı olabilir.

Yani insanlar:

ikna olabilir,

yeminlerine inanabilir,

meseleyi kapatabilir.

Fakat ayet:

“Siz razı olsanız bile Allah razı değildir.”

der.

Bu, insan değerlendirmesinin yanılabileceğini gösterir.

Bir insan toplum önünde:

saygın,

iyi,

dindar,

güvenilir

görünebilir.

Ama dış görünüş Allah katındaki gerçekliği tek başına belirlemez.

8️⃣ Bu Ayet “İnsanların Ne Düşündüğünü Hiç Önemsemeyin” mi Diyor ❓​

Hayır.

İnsanların hakkımızdaki düşünceleri tamamen önemsiz değildir.

Özellikle:

güven,

emanet,

ticaret,

aile ilişkileri

ve kamu görevi

gibi alanlarda iyi itibar değerlidir.

Fakat insanın temel ölçüsü yalnızca:

“İnsanlar ne der?”

olmamalıdır.

Çünkü bazen toplum yanlış bir şeyi alkışlayabilir.

Bazen doğru bir insanı da yanlış anlayabilir.

Bu yüzden insan:

toplumsal itibarı önemsemeli ama vicdan ve Allah’ın rızasının üzerine çıkarmamalıdır.

9️⃣ İnsanları Memnun Etmek ile Riyakârlık Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓​

İnsanlara güzel davranmak riya değildir.

Kibar olmak,

özür dilemek,

gönül almak,

iyi ilişkiler kurmak

güzeldir.

Riya ise insanın iyi görünmek için gerçekte olmadığı bir görüntüyü üretmesiyle ilgilidir.

Örneğin:

yardım etmediği hâlde yardım etmiş gibi görünmek,

tövbe etmediği hâlde pişman görünmek,

Allah’a bağlı olmadığı hâlde sırf toplum için dindarlık sergilemek

riyakârlık alanına girebilir.

İnsan memnuniyeti amaç olabilir; fakat hakikatin yerine geçmemelidir.

🔟 “Allah Fâsıklar Topluluğundan Razı Olmaz” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“fe innallâhe lâ yardâ ani’l-kavmi’l-fâsikîn”

denilir.

Yani:

“Allah fâsıklar topluluğundan razı olmaz.”

“Fısk”:

itaat çizgisinden çıkmak,

Allah’a karşı isyankâr bir yönelişte bulunmak,

doğru sınırların dışına taşmak

anlamlarını taşır.

Buradaki kişiler:

tek bir küçük hata sebebiyle değil,

ısrarlı nifak ve isyan yönelişi sebebiyle bu ağır nitelemeyle anılmaktadır.

1️⃣1️⃣ Bir Günah İşleyen Her Müslüman “Allah’ın Razı Olmadığı Fâsık” mıdır ❓​

Bu ayeti böyle mekanik biçimde uygulamak doğru değildir.

Bir Müslüman günah işleyebilir.

Pişman olabilir.

Tövbe edebilir.

Allah’a yeniden yönelebilir.

Kur’an’ın genel öğretisinde Allah:

tövbeyi kabul eder.

Tevbe 96’nın bağlamında ise:

nifakta ısrar eden,

yalan söyleyen,

sorumluluktan kaçan,

yeminlerle insanları kandırmaya çalışan

bir grup anlatılır.

Tek günah ile yerleşmiş fısk aynı şey değildir.

1️⃣2️⃣ Allah’ın Razı Olmaması Tövbe Kapısının Kapandığı Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Allah’ın belirli bir davranıştan veya insanın mevcut yönelişinden razı olmaması ile kişinin samimi tövbe etme imkânının tamamen ortadan kalkması aynı şey değildir.

İnsan hayattayken:

yanlışından dönebilir,

imanını düzeltebilir,

zararı telafi edebilir,

samimi olabilir.

Kur’an daha önce bu ağır gruplar hakkında bile:

“Tövbe ederlerse kendileri için daha hayırlıdır.”

demişti.

Dolayısıyla:

Allah’ın razı olmadığı hâlden çıkmanın yolu samimi dönüş olabilir.

1️⃣3️⃣ İnsanların Affetmesi Allah’ın da Affettiği Anlamına Gelir mi ❓​

Otomatik olarak hayır.

Bir insan size:

“Seni affettim.”

diyebilir.

Bu, aranızdaki kişisel hakkın önemli bir kısmını çözebilir.

Ama Allah’a karşı işlenmiş bir günah varsa:

tövbe,

samimiyet

ve Allah’ın affı

ayrı bir boyuttur.

Aynı şekilde Allah’ın bağışlamasını ummak da kul hakkını görmezden gelmek anlamına gelmez.

Bir insan başkasına zarar verdiyse mümkünse:

özür,

iade,

telafi

ve hakkı yerine getirme

gerekebilir.

1️⃣4️⃣ Kul Hakkında Sadece Allah’tan Af Dilemek Yeterli midir ❓​

Mesele başkasının hakkını içeriyorsa, sadece:

“Allah’ım beni affet.”

demekle yetinmek doğru olmayabilir.

Örneğin:

çalınmış mal varsa geri vermek,

borç varsa ödemek,

zarar verilmişse telafi etmek

gerekebilir.

Çünkü samimi tövbe, mümkün olan yerde yanlışın sonuçlarını düzeltmeye çalışmayı da içerir.

Tevbe 96’nın ruhu da bunu düşündürür:

İnsanların rızasını yeminle değil, hakkı gerçekten yerine getirerek ara.

1️⃣5️⃣ İnsanların Bizi Affetmesini İstemek Yanlış mıdır ❓​

Hayır.

Tam tersine yanlış yaptığımız insandan özür dilemek ve gönlünü almak çok değerlidir.

Fakat sağlıklı özür:

karşı tarafı manipüle etmeye çalışmaz.

“Beni hemen affetmek zorundasın.”

demez.

“Affetmezsen kötü insansın.”

demez.

“Bak vallahi pişmanım, artık bana güvenmek zorundasın.”

demez.

Gerçek özür:

sorumluluğunu kabul eder ve karşı tarafa karar alanı bırakır.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Sosyal İtibar ile Gerçek Karakter Arasında Ne Öğretiyor ❓​

İnsanların gözünde iyi görünmek mümkündür.

Bir insan:

çok güzel konuşabilir.

Dinî ifadeler kullanabilir.

Hayırsever bir görüntü oluşturabilir.

Sosyal medyada örnek bir hayat gösterebilir.

Fakat karakterin gerçek ölçüsü her zaman görüntü değildir.

Kur’an:

“Siz razı olsanız bile Allah razı olmaz.”

diyerek sosyal onay ile gerçek ahlaki değer arasındaki farkı çok net ortaya koyar.

Popüler olmak ile doğru olmak aynı şey değildir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Başkaları Hakkında “Allah Senden Razı Değil” Dememize İzin Verir mi ❓​

Keyfî biçimde hayır.

Tevbe 96’da belirli kişiler hakkında hükmü veren Allah’tır.

Biz bugün:

bir davranışın Kur’an’a göre yanlış olduğunu söyleyebiliriz.

Ama bir insan hakkında:

“Allah kesinlikle senden razı değildir ve asla olmayacaktır.”

diye nihai hüküm vermek başka bir şeydir.

Çünkü insanın:

son hâlini,

tövbesini,

kalbini

ve Allah’ın nihai hükmünü

bilmeyiz.

Ayet başkalarının Allah katındaki dosyasını yönetmek için değil, kendi rıza arayışımızı düzeltmek için okunmalıdır.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Bugün imaj yönetimi hayatın büyük bir parçası hâline gelmiştir.

İnsanlar:

sosyal medya,

reklam,

halkla ilişkiler,

açıklamalar,

özür metinleri

ve kamuoyu çalışmalarıyla

kendileri hakkında belirli bir görüntü oluşturabilir.

Bunların hepsi kötü değildir.

Ama sorun şu noktada başlar:

Gerçek değişmediği hâlde yalnızca algı değiştirilmeye çalışılıyorsa.

Tevbe 96 adeta şöyle sorar:

İnsanların gözünde aklanmak mı istiyorsun, yoksa gerçekten düzelmek mi?

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 96. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 96. ayet, insanların rızası ile Allah’ın rızası arasındaki farkı çok güçlü biçimde ortaya koymaktadır.

Tebük Seferi’ne mazeretsiz biçimde katılmayan bazı kişiler, Müslümanlar döndüğünde önce:

mazeretler ileri sürecek,

sonra:

Allah adına yemin edeceklerdir.

Tevbe 96 onların daha derindeki hedefini açıklıyor:

“Kendilerinden razı olmanız için...”

Yani istedikleri yalnızca:

“Bizi sorgulamayın.”

değildir.

İnsanların yeniden:

onları kabul etmesini,

onlara güvenmesini,

onlardan hoşnut olmasını

istemektedirler.

Fakat Kur’an son derece güçlü bir sınır koyar:

“Siz onlardan razı olsanız bile Allah fâsıklar topluluğundan razı olmaz.”

Bu cümle bütün bir hayat anlayışını değiştirebilir.

Çünkü insan çoğu zaman hayatını:

başkalarının onayına

göre yaşayabilir.

Ailesi ne der?

Arkadaşları ne düşünür?

Toplum nasıl görür?

İnsanlar beni başarılı buluyor mu?

Beni iyi biri sanıyorlar mı?

Beni dindar görüyorlar mı?

Kur’an ise şu soruyu bütün bunların üzerine yerleştirir:

“Allah’ın rızası nerede?”

Bu, insanların düşüncesini tamamen yok saymak değildir.

İnsanlara karşı güvenilir olmak önemlidir.

İyi bir itibara sahip olmak güzeldir.

Ama itibarın değeri, hakikate dayanıyorsa vardır.

İnsanların tamamı bizi iyi biri sanabilir.

Ama gerçekten zulmediyorsak bu alkış bizi Allah katında iyi yapmaz.

Tersine, insanlar bizi yanlış anlayabilir.

Fakat biz gerçekten doğru ve samimiysek Allah gerçeği bilir.

Bu nedenle insanın huzuru tamamen kalabalığın hükmüne bağlanmamalıdır.

Ayetin diğer önemli noktası şudur:

Bu kişiler Allah’ın adını kullanarak insanların rızasını kazanmak istemektedir.

Bu, dinin itibar yönetimi aracına dönüşmesi tehlikesidir.

Bir insan:

Allah’ı,

dini,

ibadeti,

yemini

ve kutsal ifadeleri

kendi imajını temizlemek için kullanabilir.

Ama hakikat değişmiyorsa dinî dil onu temizlemez.

Hatta sorumluluğunu daha ağır hâle getirebilir.

Gerçek tövbe:

“İnsanları nasıl ikna ederim?”

sorusundan önce:

“Yanlışımı nasıl düzeltirim?”

sorusunu sormalıdır.

İnsanlardan af dile.

Gönüllerini almaya çalış.

Güveni yeniden kur.

Ama bunu:

yeminle,

duygusal baskıyla,

dinî manipülasyonla

değil,

değişmiş davranışla yap.

Ayetin:

“Allah fâsıklar topluluğundan razı olmaz.”

cümlesini de umutsuzluk üretmek için kullanmamak gerekir.

Bu, yanlışta ısrar eden belirli grubun hâlidir.

İnsan hayattaysa dönüş mümkündür.

Fıskta ısrar etmek yerine:

tövbe,

dürüstlük,

telafi

ve samimiyet

yolunu seçebilir.

Çünkü önemli olan:

insanların bizi bir an için yeniden beğenmesi değil,

gerçekten değişmeye başlamamızdır.

Tevbe 96 böylece bize son derece zor ama değerli bir soru yöneltmektedir:

Bir yanlışımız ortaya çıktığında asıl derdimiz “İnsanları nasıl yeniden kendimden razı ederim?” mi oluyor, yoksa insanların bizi affetmesi kadar önemli olan “Allah’ın razı olacağı bir insana gerçekten nasıl dönüşebilirim?” sorusunu da kendimize sorabiliyor muyuz?

“İnsanların seni iyi sanmasıyla iyi olmazsın; insanların seni kötü sanmasıyla da hakikat değişmez. Gerçek değer, alkıştan önce Allah’ın rızasını, görüntüden önce hakikati ve mazeretten önce samimi değişimi seçebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt