📖 Tevbe Suresi 93. Ayette “Sorumluluk Ancak İmkân Sahibi Oldukları Hâlde Senden İzin İsteyen, Geride Kalanlarla Birlikte Olmaya Razı Olanların

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,995
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 93. Ayette “Sorumluluk Ancak İmkân Sahibi Oldukları Hâlde Senden İzin İsteyen, Geride Kalanlarla Birlikte Olmaya Razı Olanların Üzerinedir; Allah Kalplerini Mühürlemiştir ve Onlar Artık Gerçeği Bilmezler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Adalet, yapamayanla yapmak istemeyeni aynı kefeye koymaz. İnsanın sorumluluğu sahip olmadığı imkânlardan değil, sahip olduğu hâlde kullanmaktan kaçındığı imkânlardan doğar. Gerçek mazeret yükü kaldırır; imkânın ortasında üretilen bahane ise insanın vicdanındaki yükü büyütebilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 93. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Sorumluluk ancak zengin ve imkân sahibi oldukları hâlde senden izin isteyenlerin üzerinedir. Onlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi; artık onlar bilmezler.”

Bu ayet, Tevbe 91 ve 92’de korunan gerçek mazeret sahiplerinin tam karşısındaki grubu yeniden tanımlar.

Kur’an artık sınırı çok açık biçimde çizer:

Yapamayan suçlanmaz.

Fakat:

Yapabilecek durumda olduğu hâlde bilinçli biçimde sorumluluktan kaçan kişi aynı durumda değildir.

2️⃣ “Sorumluluk Ancak Onların Üzerinedir” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“İnneme’s-sebîlü ale’l-lezîne...”

ifadesi bulunur.

Buradaki anlam:

“Kınanacak, sorumlu tutulacak olanlar asıl bunlardır.”

şeklindedir.

Bir önceki ayetlerde:

hastalar,

güçsüzler,

maddi imkânı olmayanlar

ve sefere katılmayı isteyip binek bulamadığı için ağlayarak dönenler

mazur görülmüştü.

Tevbe 93 şimdi:

“Suçlanması gerekenlerle gerçekten mazur olanları karıştırmayın.”

demektedir.

3️⃣ Tevbe 91, 92 ve 93 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Bu üç ayet çok güçlü bir bütün oluşturur.

Tevbe 91:

Gerçek mazeret sahiplerini korur.

Tevbe 92:

Katılmak isteyip imkân bulamayanların samimiyetini gösterir.

Tevbe 93:

İmkânı olduğu hâlde geri durmayı tercih edenleri sorumlu tutar.

Böylece Kur’an'ın ölçüsü ortaya çıkar:

Sadece “gitti mi, gitmedi mi?” diye bakılmaz.

Şu da sorulur:

Gidebilir miydi?

Gitmek istedi mi?

Gerçek engeli var mıydı?

Yoksa sorumluluktan kaçmayı mı seçti?


4️⃣ “Zengin Oldukları Hâlde” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve hum ağniyâ”

denilir.

“Ağniyâ”:

zengin,

maddi bakımdan yeterli,

başkasına muhtaç olmayacak imkâna sahip

anlamlarına gelir.

Tebük bağlamında özellikle:

sefer masrafını karşılayabilecek,

binek sağlayabilecek,

hazırlık yapabilecek

durumda bulunan kişiler söz konusudur.

Yani sorun:

imkânın yokluğu değil, imkân varken kullanılmamasıdır.

5️⃣ Ayet Zenginliği mi Suçluyor ❓​

Hayır.

Kur’an:

“Zengin oldukları için suçludurlar.”

demiyor.

Zenginliği değil, zenginliğin sağladığı imkâna rağmen sorumluluktan kaçışı eleştiriyor.

Zengin bir insan:

zekât verebilir,

sadaka verebilir,

topluma fayda sağlayabilir,

insanlara iş imkânı oluşturabilir,

eğitimi destekleyebilir,

ailesinin hakkını koruyabilir.

Mal çok büyük bir iyilik aracına dönüşebilir.

Servet suç değildir; servetin sorumluluktan kaçmanın kalkanı hâline gelmesi problemdir.

6️⃣ Neden İmkân Arttıkça Sorumluluk da Artabilir ❓​

Çünkü insan ancak sahip olduğu imkân ölçüsünde sorumludur.

Bir kişinin:

parası,

sağlığı,

zamanı,

bilgisi,

yetkisi

daha fazlaysa yapabileceklerinin alanı da genişleyebilir.

Bu, herkesten aynı şeyi beklemek anlamına gelmez.

Tam tersine:

herkesi kendi kapasitesiyle değerlendirmek anlamına gelir.

Kur’an'ın adaleti burada çok nettir:

Az imkân sahibine ağır yük bindirme, çok imkân sahibinin de kendisini güçsüz gibi göstermesine izin verme.

7️⃣ “Senden İzin İstiyorlar” Neden Eleştiriliyor ❓​

İzin istemek kendi başına yanlış değildir.

Gerçek mazereti olan kişi de izin isteyebilir.

Sorun, bu ayetteki insanların:

imkân sahibi olmalarına rağmen izin istemeleridir.

Yani dışarıdan:

kibar,

usule uygun,

resmî

bir davranış vardır.

Ama arkasındaki niyet:

sorumluluktan kaçmaktır.

Bu bize önemli bir ahlaki ders verir:

Bir davranışın prosedüre uygun olması, onun mutlaka ahlaken doğru olduğu anlamına gelmez.

8️⃣ Bir İnsan Kurallara Uyarak da Sorumluluktan Kaçabilir mi ❓​

Evet.

İnsan bazen:

bir açık bulabilir,

izin alabilir,

bir maddeyi kullanabilir,

bir gerekçe gösterebilir.

Teknik olarak kurala aykırı davranmayabilir.

Ama yine de vicdanında:

“Ben aslında yapabileceğim bir şeyden kaçıyorum.”

gerçeğini biliyor olabilir.

Bu ayet, insanı yalnızca:

“Kurala uygun mu?”

diye değil,

“Doğru mu?”

diye de düşünmeye çağırır.

9️⃣ “Geride Kalanlarla Birlikte Olmaya Razı Oldular” Ne Demektir ❓​

Ayet:

“radû bi-en yekûnû mea’l-havâlif”

der.

Yani:

“Geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular.”

Bu ifade daha önce Tevbe 87’de de benzer biçimde geçmişti.

Tekrarın sebebi önemlidir.

Bu insanlar yalnızca:

geri kalmadılar.

Buna:

razı oldular.

Yani sorumluluğu kaçırdıkları için üzülmediler.

Aksine geri kalmayı tercih ettiler.

Dışarıdaki eylemden daha tehlikeli olan bazen yanlışla içten barışmaktır.

🔟 Tevbe 92’deki İnsanlarla Tevbe 93’tekiler Arasındaki En Büyük Fark Nedir ❓​

İki grup da sonuçta Tebük’e katılamamış veya katılmamıştır.

Ama aralarında çok büyük fark vardır.

Tevbe 92’dekiler:

Gitmek istiyordu ama imkân bulamıyordu.

Bu yüzden gözleri yaşla dolarak dönmüşlerdi.

Tevbe 93’tekiler:

İmkân sahibiydi ama gitmek istemiyordu.

Bu yüzden izin istiyorlardı.

Biri:

imkânsızlık yüzünden geri kaldı.

Diğeri:

tercih yüzünden geri kaldı.

Kur’an işte bu iki insanı asla aynı kefeye koymaz.

1️⃣1️⃣ Aynı Sonuç Neden Aynı Ahlaki Değeri Taşımayabilir ❓​

Çünkü ahlakta yalnızca sonuç değil:

niyet, imkân ve tercih de önemlidir.

İki insan yardım yapmamış olabilir.

Birinin gerçekten parası yoktur.

Diğeri fazlasıyla zengindir ama cimrilik eder.

Dışarıdan:

ikisi de vermedi.

Ama ahlaki durumları aynı değildir.

İki insan bir göreve gitmemiş olabilir.

Biri ağır hastadır.

Diğeri sadece rahatını bozmak istemez.

Dışarıdan:

ikisi de gitmedi.

Ama Allah katındaki durumları aynı olmayabilir.

Kur’an insanı yalnızca sonuç tablosuyla değerlendirmez.

1️⃣2️⃣ “Kalplerinin Üzeri Mühürlendi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve tabaallâhu alâ kulûbihim”

ifadesi bulunur.

Yani:

“Allah kalplerini mühürledi.”

Bu ifade, hakikate karşı sürekli direnmenin sonunda oluşan manevi duyarsızlaşmayı anlatır.

İnsan:

uyarıyı duyar,

ama dikkate almaz.

Sorumluluğunu bilir,

ama kaçmaya devam eder.

Vicdanı uyarır,

ama susturur.

Bir süre sonra yanlış karşısındaki hassasiyeti azalabilir.

Kalbin mühürlenmesi, hakikatle bağın ağır biçimde zayıflamasıdır.

1️⃣3️⃣ Allah Onların Kalplerini Sebepsiz Yere mi Mühürledi ❓​

Hayır.

Ayetin sıralaması önemlidir.

Önce:

imkânları vardır.

Sonra:

izin isterler.

Sonra:

geride kalmaya razı olurlar.

Ardından:

kalplerinin mühürlenmesinden söz edilir.

Yani Kur’an burada:

masum insanlara sebepsiz yere verilen keyfî bir ceza

anlatmaz.

İnsanların ısrarlı tercihleriyle bağlantılı bir ilahî sonuç anlatır.

Bu sebeple insan sorumluluğu ortadan kaldırılmaz.

1️⃣4️⃣ Bir Gün Sorumluluktan Kaçmak Kalbi Mühürler mi ❓​

Böyle mekanik bir sonuç çıkarılamaz.

İnsan:

bir kez korkabilir,

bir kez tembellik edebilir,

bir kez yanlış karar verebilir.

Sonra:

pişman olabilir,

tövbe edebilir,

davranışını düzeltebilir.

Tevbe Suresi’nde anlatılan grup ise uzun bir süreç boyunca:

yalan,

söz bozma,

alay,

cimrilik,

sorumluluktan kaçma

ve yüz çevirme

davranışlarıyla anlatılmaktadır.

Tek hata ile yerleşmiş bir yöneliş aynı değildir.

1️⃣5️⃣ “Artık Onlar Bilmezler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“fehum lâ ya‘lemûn”

ifadesiyle sona erer.

Yani:

“Artık onlar bilmezler.”

Buradaki bilmeme basit bir bilgi eksikliği değildir.

Onlar:

seferin varlığını biliyorlardı.

Peygamber’in çağrısını biliyorlardı.

Kendilerinin imkân sahibi olduğunu da biliyorlardı.

Ama neyin gerçekten kendi yararlarına olduğunu kavrayamıyorlardı.

Kısa vadede:

rahat kaldılar.

Fakat uzun vadede:

büyük bir kayba yöneldiler.

Bazen insan bilgili olabilir ama doğru olanın değerini bilemeyebilir.

1️⃣6️⃣ Bilgi Sahibi Olmak Neden Tek Başına Yeterli Değildir ❓​

Çünkü insan bildiğini her zaman uygulamaz.

Herkes:

yalanın kötü olduğunu bilir.

Ama yalan söyleyebilir.

İnsan:

sağlığın değerli olduğunu bilir.

Ama kendisine zarar veren alışkanlıklarını sürdürebilir.

Bir insan:

sorumluluğunu bilir.

Ama rahatlığını tercih edebilir.

Dolayısıyla gerçek bilgi sadece zihinde duran cümle değildir.

Bilginin davranışta karşılık bulması gerekir.

Aksi hâlde insan bildiği hâlde bilmeyen gibi yaşayabilir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Zengin İnsanları Daha Çok Suçlamak İçin Kullanılabilir mi ❓​

Ayet zenginlere yönelik sınırsız bir suçlama yetkisi vermez.

Bir insan zengin diye:

“Daha fazla vermelisin, ne istersek yapmak zorundasın.”

denemez.

Onun da:

ailesi,

borçları,

yatırımları,

meşru ihtiyaçları

ve kişisel hakları

vardır.

Ancak şu ilke geçerlidir:

Daha büyük imkânın daha büyük iyilik kapasitesi vardır.

Bu nedenle insan kendi vicdanında:

“Elimdeki fazladan ne kadar fayda üretiyorum?”

sorusunu sormalıdır.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Bugünün insanı bazen yetersizlikten değil, konforundan vazgeçmek istemediği için geri durabilir.

Vakti vardır ama:

“Vaktim yok.”

der.

Parası vardır ama:

“İmkânım yok.”

der.

Yetkisi vardır ama:

“Benim elimden bir şey gelmez.”

der.

Bilgisi vardır ama:

“Bir başkası ilgilensin.”

der.

Elbette dışarıdan kimin gerçekten ne kadar imkânı olduğunu kesin bilemeyiz.

Bu yüzden başkaları hakkında acele hüküm vermemeliyiz.

Ama insan kendi kapasitesini çoğu zaman bilir.

Tevbe 93 bizi önce kendi mazeretlerimize karşı dürüst olmaya çağırır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 93. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 93. ayet, önceki iki ayette kurulan adalet terazisinin diğer kefesini tamamlamaktadır.

Tevbe 91:

Yapamayanı suçlama.

dedi.

Tevbe 92:

Yapmak istediği hâlde imkân bulamayanın samimiyetini gör.

dedi.

Tevbe 93 ise:

Yapabilecek durumda olduğu hâlde bilinçli biçimde kaçanı da yapamayanla aynı görme.

demektedir.

İşte Kur’an’ın dengesi budur.

Ne aciz insana yük bindirir.

Ne de güçlü insanın kendisini sürekli aciz gibi göstermesini ahlaken önemsiz sayar.

Ayet özellikle:

“Onlar zengin ve imkân sahibi oldukları hâlde senden izin isterler.”

diyor.

Bu nedenle burada servet kötülenmiyor.

Tam tersine servetin taşıdığı sorumluluk kapasitesi hatırlatılıyor.

Mal:

insanı rahatlatabilir.

Ama aynı zamanda:

daha fazla yardım,

daha fazla dayanışma,

daha fazla üretim

ve daha fazla fayda

üretebilme fırsatı verir.

İmkân büyüdüğünde yalnızca konfor büyüyorsa, insanın kendisine sorması gereken ciddi bir soru vardır:

“Bana verilen bu fazlalığın başkaları için karşılığı ne?”

Ayetin diğer önemli ifadesi:

“Geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular.”

cümlesidir.

Bu insanlar sadece yanlış bir seçim yapmadılar.

O seçime razı oldular.

İnsan için tehlikeli olan noktalardan biri budur.

Çünkü hata yaptıktan sonra:

“Yanlış yaptım.”

diyebilen insanın dönüş yolu hâlâ açıktır.

Ama insan yanlışını sürekli:

savunmaya,

normalleştirmeye

ve sonunda doğruymuş gibi benimsemeye

başladığında mesele kalbe kadar iner.

Ardından ayetin:

“Allah kalplerini mühürledi.”

ifadesi gelir.

Bu, sebepsiz bir zorlamayı değil, uzun süreli yüz çevirmenin manevi sonucunu gösterir.

İnsan vicdanını sürekli susturursa, bir gün o sesi daha az duymaya başlayabilir.

Hakikati sürekli erteleyip çıkarını öne koyarsa, zamanla çıkarını hakikat sanmaya başlayabilir.

Bu yüzden ayetin sonunda:

“Onlar bilmezler.”

denir.

Onlar bilgiden tamamen yoksun insanlar değildir.

Asıl problem:

gerçek kazançla geçici rahatlığın farkını artık doğru okuyamamalarıdır.

Tebük’e gitmemek onlara o gün rahatlık verdi.

Ama Kur’an:

Bu rahatlığı kazanç sanmayın.

demektedir.

Tevbe 93 ayrıca bize başkalarını değerlendirirken çok önemli bir sınır öğretir.

Biz insanların:

maddi durumlarını,

sağlıklarını,

psikolojik yüklerini,

aile şartlarını

ve gerçek imkânlarını

her zaman tam bilemeyiz.

Bu yüzden:

“Sen aslında yapabilirdin.”

hükmünü kolayca vermemek gerekir.

Fakat insan kendi içinde çoğu zaman gerçeğe daha yakındır.

Kendisine şunu sorabilir:

“Gerçekten gücüm yetmedi mi, yoksa bedel ödemek istemediğim için kendimi yetersiz olduğuma mı ikna ettim?”

İşte ayetin muhasebesi en çok burada başlar.

Ve belki Tevbe 93’ün bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Hayatımızda sahip olduğumuz para, zaman, sağlık, bilgi ve yetkiyi değerlendirirken gerçekten yapamayacağımız şeylerin sınırını dürüstçe kabul ediyor muyuz; yoksa yapabilecek durumda olduğumuz bazı sorumluluklardan rahatımızı kaybetmemek için mazeret üreterek geri kalmaya razı mı oluyoruz?

“Yapamıyorsan Allah sınırını bilir; fakat yapabildiğin hâlde sürekli ‘yapamam’ diyorsan en zor hakikat kendi vicdanında saklıdır. İmkân bir ayrıcalık olduğu kadar emanettir; insanın değeri yalnızca neye sahip olduğunda değil, sahip olduğu güçle ne kadar iyilik ürettiğinde de görünür.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt