Tevbe Suresi 87. Ayette “Geride Kalanlarla Birlikte Olmaya Razı Oldular, Kalplerinin Üzeri Mühürlendi; Artık Onlar Gerçeği Kavrayamazlar” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan bazen büyük bir kötülüğü seçtiği için değil, doğru olanı sürekli erteleyip geri durmaya razı olduğu için yavaş yavaş değişir. Kalbi bir anda kapanmayabilir; fakat hakikati her duyduğunda yüz çevirmek, sonunda hakikati duyabilecek hassasiyeti bile zayıflatabilir.”
Ersan Karavelioğlu
Tevbe Suresi 87. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Kalplerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlayıp kavrayamazlar.”
Bu ayet, Tevbe 86’nın doğrudan devamıdır.
Önceki ayette bazı imkân sahibi kişiler, Allah’a iman ve Resulüyle birlikte mücadele çağrısı geldiğinde:
“Bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım.”
demişlerdi.
Tevbe 87 şimdi onların bu tercihini daha derinden açıklar:
Onlar yalnızca geride kalmadılar.
Geride kalmaya razı oldular.
Ardından kalplerinin mühürlenmesinden ve artık derin biçimde kavrayamamaktan söz edilir.
“Razı Oldular” İfadesi Neden Çok Önemlidir
Ayette:“Radû bi-en yekûnû...”
denilir.
Yani:
“Bununla yetindiler, buna razı oldular.”
Buradaki vurgu yalnızca dışarıdaki davranışta değildir.
İnsan gerçekten gidemeyebilir.
Gidemediği için üzülür.
İmkânı olmadığı hâlde sorumluluğu yerine getirmek ister.
Bu farklıdır.
Fakat ayetteki kişiler:
sorumluluktan uzak kalmayı tercih etmiş ve bu durumdan memnun olmuşlardır.
Sorun:
yapamamak değil, yapmamaya razı olmaktır.
Tevbe 86 ile Tevbe 87 Arasındaki Bağ Nedir
Tevbe 86’da onların sözü aktarılmıştı:“Bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım.”
Tevbe 87’de ise:
“Geride kalanlarla olmaya razı oldular.”
denilmektedir.
Yani ilk ayette:
söyledikleri
ikinci ayette:
kalplerindeki yöneliş
gösterilir.
Bu çok önemli bir Kur’an anlatım biçimidir.
İnsan bazen bir cümleyle kendi iç dünyasını açığa çıkarabilir.
Onların:
“Bizi bırak.”
sözü, aslında sorumluluk karşısındaki daha derin bir geri çekilişi göstermektedir.
“Geride Kalanlar” Kimlerdir
Ayette:“el-havâlif”
kelimesi kullanılmaktadır.
Bu kelime hakkında tefsirlerde çeşitli açıklamalar vardır.
Genel olarak:
sefere çıkmayıp geride kalanlar
anlamında anlaşılmıştır.
Bazı klasik açıklamalarda:
kadınlar,
çocuklar,
yaşlılar,
hastalar
ve savaşa katılmayan diğer kişiler
gibi gruplar zikredilmiştir.
Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:
Bu grupların geride kalması kendi başına bir kusur değildir.
Eleştirilen kişiler, sefere katılabilecek durumda oldukları hâlde onların arasında kalmayı tercih edenlerdir.
Ayet Kadınları Küçümsüyor mu
Hayır.Bu ayeti:
“Kadınlarla kalmak aşağılayıcıdır.”
şeklinde yorumlamak doğru değildir.
Kadınların, çocukların veya gerçek mazereti bulunan kişilerin sefere katılmaması bir günah olarak sunulmuyor.
Onların zaten aynı askerî yükümlülüğü bulunmayabilir.
Eleştirilen kişiler ise:
gücü bulunan,
imkânı olan,
çağrıya katılabilecek
erkekler arasındaki belirli kimselerdir.
Dolayısıyla ayetin hedefi kadınlık değil, sorumluluk sahibi olduğu hâlde sorumluluktan kaçıştır.
Geride Kalmak Her Zaman Yanlış mıdır
Hayır.Bu ayrım Tevbe Suresi’nde tekrar tekrar korunmaktadır.
Bir insan:
hasta olabilir.
Fiziksel olarak güç yetiremeyebilir.
Maddi imkânı bulunmayabilir.
Binek temin edemeyebilir.
Yaşlı olabilir.
Gerçek bir ailevi sorumluluğu bulunabilir.
Bunlar değerlendirilmesi gereken gerçek mazeretlerdir.
Kur’an ilerleyen ayetlerde gerçek mazereti olanların suçlanmadığını açıkça bildirecektir.
Bu yüzden:
geride kalmak ≠ otomatik nifak
denkleminden kesinlikle kaçınmak gerekir.
Ayetin Asıl Eleştirisi Nedir
Asıl eleştiri üç aşamada görülebilir:İmkânları vardı.
Sorumluluktan kaçmayı seçtiler.
Sonra bu tercihlerine razı oldular.
Bu üçüncü aşama çok önemlidir.
Çünkü insan hata yapabilir ve sonra:
“Keşke farklı davransaydım.”
diyebilir.
Bu vicdanın hâlâ canlı olduğunun işareti olabilir.
Ama kişi:
yanlışını sorgulamak yerine,
ondan memnun olmaya,
onu savunmaya
ve normalleştirmeye
başlarsa daha derin bir problem ortaya çıkar.
“Kalplerinin Üzeri Mühürlendi” Ne Demektir
Ayette:“ve tubi‘a alâ kulûbihim”
ifadesi bulunur.
Yani:
“Kalplerinin üzeri mühürlendi.”
Kur’an’da kalbin mühürlenmesi, insanın hakikate karşı giderek duyarsızlaşması ile ilişkilendirilir.
Burada fiziksel kalbin üzerine gerçek bir mühür vurulmasından söz edilmez.
Manevi bir durum anlatılır:
İnsan uyarıyı duyar ama etkilenmez.
Gerçeği görür ama kabul etmek istemez.
Yanlışını fark edecek fırsatlar bulur ama sürekli yüz çevirir.
Sonunda hakikate cevap verme kabiliyeti ciddi biçimde körelebilir.
Allah İnsanların Kalbini Sebepsiz Yere mi Mühürlüyor
Ayeti böyle okumak doğru değildir.Bağlam dikkatle izlendiğinde önce insanların tercihleri anlatılır:
İzin istediler.
Geri kaldılar.
Sorumluluktan kaçtılar.
Buna razı oldular.
Sonra:
kalplerinin mühürlenmesinden söz edilir.
Yani Kur’an’da burada keyfî biçimde:
“Masum insanlardı, Allah onları zorla anlayamaz hâle getirdi.”
şeklinde bir tablo yoktur.
Mühürlenme, ısrarlı tercihlerinin ilahî karşılığı ve sonucu olarak görülmelidir.
İnsan Kendi Kalbinin Mühürlenmesine Nasıl Katkıda Bulunabilir
Bu süreç günlük hayatta anlaşılabilecek bir örnekle düşünülebilir.İnsan ilk kez yanlış yaptığında vicdanı rahatsız olur.
İkinci kez:
daha az.
Üçüncü kez:
kendini savunmaya başlar.
Daha sonra:
“Zaten herkes yapıyor.”
der.
Sonunda:
yanlışı yanlış olarak görmemeye başlayabilir.
İşte manevi açıdan en tehlikeli noktalardan biri budur.
Günahın varlığı kadar, günah karşısındaki hassasiyetin kaybolması da tehlikelidir.

Kalbin Mühürlenmesi Bir Anda mı Gerçekleşir
Kur’an’daki birçok bağlam, bunun ısrarlı bir yönelişin sonucu olduğunu düşündürür.İnsan:
bir hata yaptı diye,
bir gün tembellik etti diye,
bir ibadeti aksattı diye
hemen:
“Kalbim mühürlendi.”
diye düşünmemelidir.
Bu tür düşünceler insanı ümitsizliğe sürükleyebilir.
Ayetin bağlamında:
yalan,
söz bozma,
alay,
cimrilik,
sorumluluktan kaçma
ve hakikate karşı devam eden bir direnç
vardır.
Tek düşüş ile bilinçli ve sürekli yüz çevirme aynı şey değildir.

“Artık Anlamazlar” Ne Demektir
Ayet:“fehum lâ yefkahûn”
ifadesiyle biter.
“Fıkıh” burada yalnızca bilgi sahibi olmak değildir.
Derinden anlamak, kavramak, bir şeyin gerçek anlamına nüfuz etmek demektir.
Bu kişiler sıcaklığın ne olduğunu biliyorlardı.
Seferin ne olduğunu biliyorlardı.
Peygamber’in çağrısını da duymuşlardı.
Problem bilgi eksikliği değildi.
Problem, bilginin anlamını kalplerinde kavrayamamalarıydı.
İnsan çok şey bilebilir ama doğru önceliği yine de kuramayabilir.

Bilmek ile Anlamak Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Bir insan:sigaranın zararlı olduğunu bilir.
Ama bırakmayabilir.
Yalanın yanlış olduğunu bilir.
Ama yalan söylemeye devam edebilir.
Ölümün gerçek olduğunu bilir.
Ama hayatını hiç ölmeyecekmiş gibi kurabilir.
Demek ki:
bilgi tek başına dönüşüm değildir.
Kur’an’ın “fıkh” dediği derin kavrayış, bilginin:
vicdana,
karara
ve davranışa
yansımasını da içerir.
Tevbe 87’deki kişiler bilgiye sahip olsalar bile hakikatin gerektirdiği sonucu çıkaramamaktadırlar.

İnsan Neden İşine Gelmeyen Gerçeği Anlamakta Zorlanabilir
Çünkü insan yalnızca aklıyla değil, arzularıyla da karar verir.Bir gerçek:
rahatımızı bozacaksa,
para kaybettirecekse,
fedakârlık gerektirecekse,
statümüzü sarsacaksa
onu kabul etmek daha zor gelebilir.
Bazen insan:
“Anlamadım.”
der.
Ama asıl problem:
“Anlamak istemiyorum.”
olabilir.
Bu nedenle ahlaki kavrayış ile çıkar arasında ciddi bir mücadele yaşanabilir.

Bu Ayet “Kalbi Mühürlenen Artık Asla Tövbe Edemez” mi Diyor
Ayet çok ciddi bir uyarıdır.Fakat Kur’an’ın genel öğretisinde insan hayattayken tövbe kapısı küçümsenemez.
Özellikle Tevbe Suresi’nde ağır yanlışlar yapan kişiler için bile daha önce:
“Tövbe ederlerse kendileri için daha hayırlıdır.”
denilmişti.
Bu yüzden bizim görevimiz:
“Şu kişinin kalbi mühürlendi, artık kurtulamaz.”
diye hüküm dağıtmak değildir.
Böyle bir nihai hüküm Allah’a aittir.
İnsan kendi açısından uyarıyı ciddiye almalı ve dönüşü ertelememelidir.

Birinin Kalbinin Mühürlendiğini Biz Anlayabilir miyiz
Kesin biçimde hayır.Bir kişinin:
ısrarla yanlış yaptığını,
uyarılara kulak vermediğini,
davranışının zararlı olduğunu
gözlemleyebiliriz.
Ama:
“Allah onun kalbini kesin mühürledi.”
demek başka bir iddiadır.
Tevbe Suresi’ndeki bazı kişiler hakkında vahiy bilgi vermektedir.
Bizde ise insanların kalbini açıp okuyacak vahiy yoktur.
Bu nedenle ayet başkalarını damgalama aracı değil, kendi kalbimizi koruma uyarısıdır.

Kalbin Katılaşmasını Önlemek İçin Ne Yapılabilir
İnsan öncelikle kendi yanlışını savunmayı bırakabilmelidir.Bazen en önemli cümle:
“Ben burada yanlış yaptım.”
diyebilmektir.
Ardından:
tövbe etmek,
zararı telafi etmek,
doğru insanlardan eleştiri dinlemek,
Kur’an üzerinde düşünmek,
vicdanı sürekli susturmamak
ve küçük iyilikleri ertelememek
kalbin hassasiyetini korumaya yardımcı olabilir.
Kalbi canlı tutmanın yollarından biri, hakikat canımızı acıtsa bile ondan kaçmamaktır.

Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir
Bugün insan birçok konuda aynı şeyi yapabilir:Sorumluluğu erteler.
Bir mazeret bulur.
Sonra bir mazeret daha.
Başlangıçta:
“Aslında yapmam gerekirdi.”
diye düşünür.
Zaman geçtikçe:
“Zaten yapmam gerekmiyordu.”
demeye başlar.
En sonunda da:
“Ben doğru yaptım.”
diye kendi kaçışını savunabilir.
Tevbe 87’nin korkutucu tarafı tam burada ortaya çıkar:
İnsan yalnızca yanlış yapmayabilir; yanlışını doğru sanmaya başlayacak kadar duyarsızlaşabilir.

Sonuç: Tevbe Suresi 87. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Tevbe Suresi 87. ayet, sorumluluktan kaçmanın insanın kalbi ve kavrayışı üzerindeki uzun vadeli etkisini anlatan son derece güçlü bir ayettir.Bir önceki ayette imkân sahibi bazı kişiler:
“Bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım.”
demişlerdi.
Şimdi Kur’an:
“Geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular.”
diyor.
Burada yalnızca fiziksel bir geride kalış yoktur.
Bir zihinsel ve manevi razı oluş vardır.
İnsan:
“Gitmek isterdim ama yapamadım.”
demiyor.
Aksine sorumluluğun dışında bulunmayı tercih ediyor.
Ardından ayetin en ağır ifadelerinden biri geliyor:
“Kalplerinin üzeri mühürlendi.”
Bu ifade bize insanın davranışlarının yalnızca dış dünyada sonuç üretmediğini gösterir.
Davranışlarımız bizi de dönüştürür.
Sürekli doğruyu seçen insan:
doğruyu seçmeye alışabilir.
Sürekli yalan söyleyen:
yalana alışabilir.
Sürekli sorumluluktan kaçan:
kaçışı normalleştirebilir.
Sürekli vicdanını susturan:
bir süre sonra vicdanının sesini daha zor duyabilir.
İşte kalbin mühürlenmesi uyarısının insan psikolojisine dokunan tarafı budur.
Fakat burada çok önemli bir denge korunmalıdır:
Bir hata yapan insanın kalbi mühürlenmiş sayılmaz.
Bir insan tembellik edebilir.
Korkabilir.
Düşebilir.
Yanlış karar verebilir.
Sonra pişman olup geri dönebilir.
Kur’an’ın eleştirdiği şey daha derindir:
yanlışta ısrar etmek, yanlışını savunmak ve sonunda ona razı olmak.
Ayetin sonundaki:
“Artık onlar anlamazlar.”
ifadesi de bunu tamamlar.
Çünkü insanın en büyük kayıplarından biri bilgisizlikten daha ağır olabilir:
Hakikati işitmesine rağmen onun anlamını artık kavrayamamak.
Bir insan yüzlerce kitap okuyabilir.
Binlerce bilgi öğrenebilir.
Ama eğer:
kibir,
çıkar,
konfor
ve korku
hakikatin önüne geçmişse, bilgi onu dönüştürmeyebilir.
Bu yüzden gerçek anlayış yalnızca akılda değildir.
Kalbin yönelişi de anlamanın bir parçasıdır.
Tevbe 87 ayrıca ayette geçen “geride kalanlar” ifadesinin kadınları, hastaları veya gerçekten güç yetiremeyen insanları aşağılamak için kullanılmasına izin vermez.
Onların durumu farklıdır.
Eleştirilenler:
sorumluluğu olduğu ve yapabilecek durumda bulunduğu hâlde geride kalmayı seçenlerdir.
Bu fark Kur’an'ın adalet anlayışını korur:
Yapamayana yük yoktur; yapabileceği hâlde bilinçli biçimde kaçanın ise sorumluluğu vardır.
Ve belki Tevbe 87’nin bugün bize yönelttiği en zor soru şudur:
Bir yanlışı ilk yaptığımızda içimizde rahatsızlık hissederken, onu tekrar tekrar yapıp savundukça o rahatsızlığı kaybetmeye mi başlıyoruz; yoksa vicdanımızın hâlâ bizi uyardığı anda durup yönümüzü değiştirecek cesareti gösterebiliyor muyuz?
“Kalbin en büyük tehlikesi yalnızca yanlış yapmak değildir; yanlış karşısında artık hiçbir şey hissetmemeye başlamaktır. Vicdanın seni rahatsız ediyorsa onu susturmaya çalışma; belki o rahatsızlık, hâlâ dönüş yolunu görebildiğinin en değerli işaretidir.”
Ersan Karavelioğlu