📖 Tevbe Suresi 86. Ayette “Allah’a İman Edin ve Resulüyle Birlikte Mücadele Edin Diye Bir Sure İndirildiğinde, İçlerinden İmkân Sahipleri Senden | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Tevbe Suresi 86. Ayette “Allah’a İman Edin ve Resulüyle Birlikte Mücadele Edin Diye Bir Sure İndirildiğinde, İçlerinden İmkân Sahipleri Senden

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,997
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 86. Ayette “Allah’a İman Edin ve Resulüyle Birlikte Mücadele Edin Diye Bir Sure İndirildiğinde, İçlerinden İmkân Sahipleri Senden İzin İstediler ve ‘Bizi Bırak, Oturanlarla Birlikte Olalım’ Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İmkân sahibi olmak yalnızca daha rahat yaşama fırsatı değil, daha fazla sorumluluk taşıyabilme gücü de verir. İnsan yapamadığından değil, yapabileceği hâlde sürekli geri durmayı seçtiğinde kendine şu soruyu sormalıdır: Bana verilen imkânları yalnızca rahatlığım için mi kullanıyorum, yoksa gerektiğinde iyiliğin yükünü de taşıyor muyum?”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 86. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Allah’a iman edin ve Resulüyle birlikte mücadele edin diye bir sure indirildiğinde, içlerinden imkân sahibi olanlar senden izin istediler ve ‘Bizi bırak, oturup kalanlarla birlikte olalım.’ dediler.”

Bu ayet, Tebük Seferi bağlamında önceki ayetlerde anlatılan sorumluluktan kaçışın başka bir yönünü gösterir.

Burada özellikle dikkat çekilen kişiler:

gücü yetmeyenler,

hastalar

veya yoksullar

değildir.

Tam tersine ayet:

“İçlerinden imkân sahibi olanlar...”

diyerek, sefere katılabilecek durumda bulunan kişilerin geri durma isteğini eleştirmektedir.

2️⃣ “Bir Sure İndirildiğinde” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Ve izâ unzilet sûratun...”

yani:

“Bir sure indirildiğinde...”

ifadesi kullanılır.

Burada vahiy yoluyla açık bir çağrının gelmesi anlatılmaktadır.

Çağrı belirsiz değildir.

İman iddiasında bulunan insanlara:

Allah’a iman etmeleri

ve:

Resulüyle birlikte mücadele etmeleri

istenmektedir.

Dolayısıyla bu kişiler neyin beklendiğini bilmiyor değildir.

Problem bilgisizlikten çok sorumluluğu üstlenmek istememeleridir.

3️⃣ “Allah’a İman Edin” Denmesi, Zaten Müslüman Görünen İnsanlara Neden Söyleniyor ❓​

Çünkü Kur’an’da iman yalnızca:

“İnanıyorum.”

demekten ibaret değildir.

Gerçek iman gerektiğinde:

sadakat,

sorumluluk,

fedakârlık

ve davranış

ile ortaya çıkmalıdır.

Bu kişilerin dışarıdan Müslüman görünmesine rağmen, zor sorumluluk geldiğinde sürekli geri durmaları onların iman iddiasıyla davranışları arasındaki çelişkiyi görünür hâle getiriyordu.

İman dili ile hayatın yönü birbirinden tamamen kopamaz.

4️⃣ “Resulüyle Birlikte Mücadele Edin” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“ve câhidû me‘a rasûlihî”

ifadesi bulunur.

Buradaki bağlam Tebük Seferi gibi belirli bir askerî seferdir.

Dolayısıyla burada cihadın askerî boyutu söz konusudur.

Ancak bundan:

“Her dönemde her Müslüman istediği kişiye karşı savaşabilir.”

sonucu çıkarılamaz.

Bu ayetteki mücadele:

Hz. Muhammed’in peygamber ve toplum lideri olarak yönettiği,

belirli tarihsel ve siyasi şartlara sahip

bir seferdir.

Savaş ayeti, bireysel şiddet izni değildir.

5️⃣ Cihad Her Zaman Savaş mı Demektir ❓​

Hayır.

“Cihad” kelimesinin temelinde:

çaba göstermek, bütün gücüyle gayret etmek

anlamı vardır.

Kur’an ve İslam geleneğinde cihad:

nefse karşı mücadele,

ilim,

tebliğ,

maddi destek,

toplumsal çaba

ve gerektiğinde meşru savaş

gibi farklı bağlamlarda kullanılabilir.

Ancak Tevbe 86’nın doğrudan tarihsel bağlamında askerî sefere katılma çağrısı bulunmaktadır.

Bir kelimenin genel anlamını bilmek kadar, hangi ayette hangi bağlamda kullanıldığını bilmek de önemlidir.

6️⃣ “İçlerinden İmkân Sahibi Olanlar” Kimlerdir ❓​

Ayette:

“ulü’t-tavli minhum”

ifadesi kullanılır.

“Tavl” burada:

servet,

güç,

imkân,

maddi yeterlilik

ve genişlik

anlamlarıyla açıklanmıştır.

Yani bunlar:

binek sağlayabilecek,

yol masrafını karşılayabilecek,

sefere hazırlanabilecek

ve fiziksel olarak görev alabilecek durumda bulunan insanlardır.

Kur’an’ın özellikle onları zikretmesi çok anlamlıdır:

Sorun yapamamaları değil, yapabilecek durumda oldukları hâlde yapmak istememeleridir.

7️⃣ İmkân Sahibi Olmak Neden Daha Fazla Sorumluluk Getirebilir ❓​

Çünkü herkes aynı güce sahip değildir.

Bir insanın:

parası,

zamanı,

bilgisi,

sağlığı

ve sosyal gücü

fazlaysa yapabilecekleri de artabilir.

Kur’an’ın adalet anlayışı herkesten aynı miktarda şey istemek değildir.

Sorumluluk imkânla ilişkilidir.

Yüz lirası olanla yüz milyon lirası olanın ekonomik gücü aynı değildir.

Sağlıklı biriyle ağır hasta birinin fiziksel kapasitesi aynı değildir.

Bu nedenle daha fazla imkân bazen daha büyük hesap anlamına da gelebilir.

8️⃣ Zengin Olmak Bu Ayette Suçlanıyor mu ❓​

Hayır.

Zenginlik suç değildir.

Ayet:

“İmkân sahibiydiler, bu yüzden kötülerdi.”

demiyor.

Tam tersine, imkânlarının bulunduğu hâlde o imkânı gerekli sorumluluk için kullanmamalarını eleştiriyor.

Bir insan servetini:

iyilik,

zekât,

yardım,

üretim,

istihdam

ve toplumsal fayda

için kullanabilir.

Böylece mal çok büyük bir hayır aracına dönüşebilir.

Problem servet değil, servet varken sorumluluktan kaçmaktır.

9️⃣ “Senden İzin İstediler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Bu insanlar Hz. Muhammed’e gelerek sefere katılmamak için izin istemektedir.

İzin istemenin kendisi yanlış değildir.

Gerçekten mazereti bulunan insan izin isteyebilir.

Örneğin:

hastalık,

bakmakla yükümlü olunan ağır hasta bir yakının bulunması,

gerçek fiziksel yetersizlik

veya başka meşru sebepler

olabilir.

Ancak ayette anlatılan kişiler imkân sahibi oldukları hâlde izin istemektedir.

Dolayısıyla sorun prosedür değil, iznin arkasındaki kaçış niyetidir.

🔟 Her İzin İsteyen veya Görevden Muafiyet Talep Eden Kişi Münafık mıdır ❓​

Kesinlikle hayır.

Bu önemli bir ayrımdır.

İnsan:

işinden izin isteyebilir,

bir görevden sağlık nedeniyle muaf tutulabilir,

askerî veya toplumsal bir sorumluluğu gerçek bir mazeretle yerine getiremeyebilir.

Bunlardan hareketle:

“Demek ki sorumluluktan kaçıyor.”

denilemez.

Tevbe 86’da kişilerin durumu vahiy tarafından açıklanmaktadır.

Biz bugün insanların iç dünyasını aynı kesinlikle bilemeyiz.

Gerçek mazereti araştırmak başka, herkesi kötü niyetli saymak başka şeydir.

1️⃣1️⃣ “Bizi Bırak” Demeleri Neyi Gösteriyor ❓​

Ayette:

“zerna”

yani:

“Bizi bırak.”

ifadesi vardır.

Bu cümle onların tavrını son derece açık biçimde ortaya koymaktadır.

Onlar:

“Biz nasıl yardımcı olabiliriz?”

demiyor.

“Bize başka bir görev ver.”

demiyor.

“Şu engelimizi aşarsak katılacağız.”

demiyor.

Temel talepleri:

“Bizi bu sorumluluğun dışında bırak.”

şeklindedir.

Bu, insanın dinle ilişkisini yalnızca rahat alanlarda yaşamak istemesi tehlikesini düşündürür.

1️⃣2️⃣ “Oturanlarla Birlikte Olalım” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“nekün me‘a’l-kâidîn”

denilir.

Yani:

“Oturanlarla, geride kalanlarla birlikte olalım.”

Burada sefer görevine katılmayan insanlardan söz edilir.

Ancak “oturanlar” grubunda herkes aynı sebeple kalmamıştır.

Gerçek mazereti bulunanlar da vardır.

Problem şudur:

Bu imkân sahibi kişiler mazeretleri olmadığı hâlde kendilerini geride kalabilecek kişilerin arasına sokmak istemektedir.

Yani başkasının meşru muafiyetini kendi isteksizliklerinin sığınağına dönüştürüyorlar.

1️⃣3️⃣ Başkasının Gerçek Mazeretini Kendimize Bahane Yapabilir miyiz ❓​

Bu ayetin düşündürdüğü önemli noktalardan biri budur.

Bir kişi gerçekten yapamıyordur.

Biz ise onu göstererek:

“O yapmıyorsa ben de yapmam.”

diyebiliriz.

Fakat onun şartıyla bizim şartımız aynı olmayabilir.

Örneğin:

birinin maddi gücü yoktur.

Diğerinin fazlasıyla vardır.

Birinin sağlığı elvermez.

Diğerinin sağlık problemi yoktur.

Adalet:

herkese aynı sonucu uygulamak değil, herkesin gerçek imkânını dikkate almaktır.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet “Gücü Olan Herkes Her Çağrıya Uymalıdır” mı Diyor ❓​

Hayır.

Ayetin özel bağlamı unutulmamalıdır.

Burada çağrıyı yapan:

Allah’ın Resulü Hz. Muhammed’dir

ve vahiy belirli bir seferde sorumluluk bildirmektedir.

Bugün herhangi bir kişi:

“Ben seni çağırdım, imkânın da var; gelmezsen Tevbe 86’daki kişi olursun.”

diyemez.

Çünkü her liderin,

her grubun,

her kurumun

ve her siyasi hareketin

talebi ilahî emir değildir.

Dinî metinler insanları kişisel otoriteye koşulsuz itaate zorlamak için kullanılamaz.

1️⃣5️⃣ İmkân ile Sorumluluk Arasındaki Denge Bugün Nasıl Kurulabilir ❓​

Ayetin genel ahlaki yönü bugün birçok alana ışık tutabilir.

Bir insan:

çok bilgi sahibiyse bilgisinden,

çok servet sahibiyse malından,

yüksek yetkiye sahipse yetkisinden,

çok zamanı varsa zamanından

sorumlu olabilir.

Bu herkesin aynı şeyi yapması gerektiği anlamına gelmez.

Fakat insan kendine şu soruyu sorabilir:

“Bana verilen fazla imkân yalnızca bana daha fazla konfor mu sağlıyor, yoksa benden daha fazla fayda da çıkıyor mu?”

Bu son derece önemli bir vicdan muhasebesidir.

1️⃣6️⃣ Sürekli Kolay Olanı Seçmek İnsanın Karakterini Nasıl Etkileyebilir ❓​

İnsan her zor durumda:

geri çekilmeyi,

başkasına bırakmayı,

mazeret üretmeyi

alışkanlık hâline getirirse zamanla sorumluluk taşıma kapasitesi zayıflayabilir.

Bir sonraki zorlukta geri durmak daha kolay olur.

Sonra daha kolay.

Böylece kaçış da bir alışkanlığa dönüşebilir.

Aynı şekilde küçük sorumlulukları üstlenmek de insanı daha büyük sorumluluklara hazırlayabilir.

Karakter çoğu zaman büyük bir günde değil, tekrarlanan günlük seçimlerde şekillenir.

1️⃣7️⃣ Tevbe 83 ile Tevbe 86 Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓​

Tevbe 83’te, önce geride kalmayı seçen belirli kişilere:

“Artık benimle birlikte sefere çıkmayacaksınız.”

denilmişti.

Tevbe 86 ise onların ilk davranışının yapısını yeniden gösterir:

Vahiy geliyor.

İman ve mücadele çağrısı yapılıyor.

İmkânları var.

Fakat onlar:

“Bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım.”

diyorlar.

Yani mesele anlık bir tesadüf değildir.

Kur’an onların sorumluluk karşısındaki sürekli yönelişini ortaya koymaktadır.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Modern insanın en büyük hedeflerinden biri doğal olarak daha fazla imkâna sahip olmaktır:

daha çok para,

daha çok zaman,

daha iyi sağlık,

daha yüksek makam,

daha güçlü çevre.

Bunların hepsi istenebilir.

Ama Tevbe 86 başka bir soru ekler:

İmkânın arttığında sorumluluğun da artıyor mu?

Gelirin iki katına çıktığında yalnızca harcamaların mı büyüyor?

Bilgin arttığında yalnızca kibirin mi büyüyor?

Yetkin arttığında yalnızca ayrıcalıkların mı çoğalıyor?

Yoksa:

paylaşım,

hizmet,

adalet

ve fayda

da büyüyor mu?

İmkânın değeri, ondan ne çıkardığımızla anlaşılır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 86. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 86. ayet, iman iddiası ile sorumluluk alma arasındaki ilişkiyi son derece güçlü biçimde ortaya koymaktadır.

Vahiy geliyor:

“Allah’a iman edin ve Resulüyle birlikte mücadele edin.”

Bu çağrı üzerine kim izin istiyor?

Ayet özellikle şunu söylüyor:

“İçlerinden imkân sahibi olanlar.”

İşte ayetin dikkat çekici tarafı buradadır.

Bunlar:

parası olmadığı için hazırlanamayanlar değildir.

Binek bulamayanlar değildir.

Gerçekten güç yetiremeyenler değildir.

Tam tersine:

imkânı bulunan kişilerden bazılarıdır.

Buna rağmen:

“Bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım.”

diyorlar.

Kur’an burada çok temel bir ahlaki problemi açığa çıkarır:

İmkân olduğu hâlde sorumluluğu sürekli başkasına bırakmak.

Bu mesele yalnızca Tebük tarihine ait değildir.

Ayetin tarihsel hükmü belirli bir sefere aittir; fakat taşıdığı ahlaki soru bugün de insanın karşısındadır.

Hepimiz aynı imkânlara sahip değiliz.

Bu yüzden herkesten aynı şeyi beklemek adil değildir.

Bir insanın az parası olabilir.

Bir başkasının çok.

Birinin sağlığı güçlü olabilir.

Diğerinin ciddi sağlık problemi olabilir.

Birinin zamanı vardır.

Diğeri ailesinin ağır yükünü taşıyordur.

Kur’an’ın adaleti tam da bu farkı dikkate alır.

Bu nedenle yapamayana yüklenmek yanlış olduğu gibi, yapabilenin sürekli yapamayanların arkasına saklanması da yanlıştır.

Tevbe 86’nın çok güçlü bir yönü daha vardır:

Bu insanlar izin istemektedir.

Yani davranışlarını dışarıdan meşru bir prosedürün içine sokmaya çalışırlar.

Bu bize önemli bir ders verir:

Bir davranışın biçimsel olarak kurallara uygun görünmesi, onun niyet ve ahlak bakımından mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.

İnsan bazen:

izin alabilir,

bir açık bulabilir,

bir gerekçe gösterebilir,

kendisini hukuken koruyabilir.

Ama vicdanında hâlâ şu soru kalır:

“Ben gerçekten yapamıyor muydum, yoksa yapmamak için uygun bir yol mu buldum?”

Bu soru başkalarını yargılamak için değil, kendimizi değerlendirmek için çok değerlidir.

Ayet aynı zamanda zenginliğin anlamını da yeniden düşünmemizi sağlar.

Servet sadece:

daha iyi ev,

daha rahat hayat,

daha pahalı imkân

demek değildir.

Servet aynı zamanda:

daha fazla iyilik yapabilme kapasitesidir.

Bilgi sadece:

daha yüksek statü

değildir.

Daha fazla insana fayda sağlayabilme imkânıdır.

Yetki sadece:

daha fazla güç

değildir.

Daha büyük adalet sorumluluğudur.

İşte bu yüzden nimet arttıkça insanın kendisine sorması gereken soru yalnızca:

“Daha ne alabilirim?”

değil,

aynı zamanda:

“Artık daha ne verebilirim?”

olmalıdır.

Fakat ayeti çağımızda herhangi bir grubun savaş propagandasına dönüştürmek de büyük hata olur.

Tevbe 86’daki çağrı, Hz. Muhammed’in liderliğindeki belirli tarihsel askerî sefer bağlamındadır.

Bu ayet hiçbir bireye:

kendi düşmanını belirleme,

kendi savaşını başlatma

veya başkalarını şiddete zorlama

yetkisi vermez.

Ayetin bize bıraktığı evrensel ahlaki soru çok daha derindir:

Gücümüz yettiği hâlde iyiliğin yükünü sürekli başkalarının omuzlarına mı bırakıyoruz?

Ve belki Tevbe 86’nın bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Allah’ın bize verdiği para, sağlık, bilgi, zaman ve imkânlar arttığında, sadece hayatımızı daha rahat hâle getirmeyi mi düşünüyoruz; yoksa sahip olduğumuz her fazla imkânın, gerektiğinde daha fazla sorumluluk ve daha fazla fayda üretme fırsatı olduğunu da fark ediyor muyuz?

“İmkân sahibi olmanın gerçek değeri yalnızca ne kadar rahat yaşayabildiğinle değil, elindeki güçten ne kadar iyilik çıkarabildiğinle anlaşılır. Yapamayanın mazereti olabilir; fakat yapabildiği hâlde sürekli geri duran insanın en zor sorusu kendi vicdanından gelir: ‘Bana verilen bu gücü ne için kullandım?’”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt