📖 Tevbe Suresi 97. Ayette “Bedeviler İnkâr ve Nifak Bakımından Daha Şiddetlidir ve Allah’ın Resulüne İndirdiği Hükümlerin Sınırlarını Bilmemeye Daha

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,998
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 97. Ayette “Bedeviler İnkâr ve Nifak Bakımından Daha Şiddetlidir ve Allah’ın Resulüne İndirdiği Hükümlerin Sınırlarını Bilmemeye Daha Yatkındırlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen yaşadığı çevrenin düşüncelerini fark etmeden kendi gerçeği sanır. Bilgiden uzaklık yalnızca bilmemeye değil, yanlışın normalleşmesine de yol açabilir. Fakat insanın nerede doğduğu kaderi olsa bile, hakikati arayıp aramaması onun sorumluluğudur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 97. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidirler ve Allah’ın Resulüne indirdiği hükümlerin sınırlarını bilmemeye daha yatkındırlar. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Bu ayet ilk bakışta çok sert bir genelleme gibi görünebilir.

Fakat hem ayetin tarihsel bağlamı hem de hemen ardından gelen ayetler dikkate alındığında önemli bir ayrım ortaya çıkar:

Kur’an bütün bedevilerin kötü olduğunu söylememektedir.

Nitekim biraz ileride, bedeviler arasından Allah’a ve ahiret gününe iman eden, harcadığını Allah’a yakınlaşma vesilesi gören insanlar açıkça övülecektir.

Dolayısıyla burada eleştirilen şey bir ırk değil, belirli sosyal şartlarda güçlenen inkâr ve nifak eğilimidir.

2️⃣ Ayette Geçen “Bedeviler” Kimlerdir ❓​

Arapçada:

“el-a‘râb”

kelimesi kullanılır.

Bu kelime bütün Arapları ifade etmez.

Genellikle şehir merkezlerinden uzakta yaşayan:

çöl,

bozkır,

göçebe

veya yarı göçebe

Arap topluluklarını anlatır.

Bu nedenle:

“Araplar inkâr ve nifakta daha şiddetlidir.”

şeklinde tercüme etmek yanlış ve yanıltıcı olur.

Ayetin konusu etnik Arap kimliği değil, belirli bedevî toplulukların sosyal ve dinî durumudur.

3️⃣ “İnkâr Bakımından Daha Şiddetlidirler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“eşeddü kufran”

ifadesi vardır.

Bu, söz konusu bedevî çevrelerdeki bazı grupların inkârının daha katı, daha sert ve daha kökleşmiş olabileceğini anlatır.

Buradaki mesele onların doğuştan kötü yaratılması değildir.

İçinde yaşadıkları şartlar:

vahiy merkezinden uzaklık,

eğitime daha az erişim,

Peygamber’le daha az temas,

toplumsal kabile yapısının güçlü olması

gibi faktörlerle açıklanmıştır.

Coğrafi uzaklık bazen bilgi ve eğitim uzaklığına dönüşebilir.

4️⃣ “Nifak Bakımından Daha Şiddetlidirler” Ne Demektir ❓​

Ayet:

“ve nifâkan”

diyerek nifakı da zikreder.

Nifak:

dışarıda iman görüntüsü verirken içeride başka bir yöneliş taşımaktır.

Bazı bedevî topluluklar Medine’deki Müslüman siyasi gücün artması üzerine:

gerçek bir iman dönüşümü yaşamadan,

siyasi,

ekonomik

veya güvenlik sebepleriyle

Müslüman görünmeye başlamış olabilirler.

Bu durumda din:

kalpte benimsenmiş bir hakikatten çok, şartlara göre kullanılan bir aidiyete dönüşebilir.

Ayetin eleştirisi bu tür samimiyetsizliğe yöneliktir.

5️⃣ Kur’an Bedevilerin Karakterini Doğuştan mı Kötü Sayıyor ❓​

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Kur’an:

“Bedeviler doğuştan böyledir.”

demiyor.

Hatta hemen sonraki ayetlerde bedeviler içinde:

kötü olanlar

ve:

iyi, imanlı olanlar

ayrı ayrı anlatılır.

Dolayısıyla ayet biyolojik veya ırksal bir üstünlük-aşağılık öğretisi değildir.

Ahlaki durum kalıtımla değil, iman, bilgi ve davranışla değerlendirilir.

Bir insanın çölde doğması onu kötü yapmaz.

Şehirde doğması da onu otomatik olarak iyi yapmaz.

6️⃣ Bedevî Hayat Şartları Neden Böyle Bir Risk Oluşturmuş Olabilir ❓​

Klasik tefsirlerde özellikle Peygamber ve ilim merkezlerinden uzaklık üzerinde durulmuştur.

Medine’de yaşayan biri:

Hz. Muhammed’i görebilir,

ayetlerin inişine şahit olabilir,

sorular sorabilir,

ibadetleri uygulamalı görebilir,

sahabelerden öğrenebilir.

Uzak çöl bölgelerinde yaşayan kişi ise bu imkânların çoğuna sahip olmayabilir.

Bilgi:

geç ulaşabilir,

eksik ulaşabilir

veya kabile alışkanlıklarıyla karışabilir.

Bu nedenle ayetin bir yönü eğitimin ve doğru bilgiye erişimin önemini göstermektedir.

7️⃣ Eğitim Eksikliği İnsanı Otomatik Olarak Kötü mü Yapar ❓​

Hayır.

Eğitim almamış bir insan:

çok dürüst,

merhametli,

hikmetli

ve imanlı olabilir.

Yüksek eğitim almış biri ise:

yalancı,

zalim

ve kibirli olabilir.

Dolayısıyla:

eğitimsizlik = kötülük

denkleminden söz edilemez.

Fakat doğru bilgiye ulaşamamak, yanlış inançların ve alışkanlıkların sorgulanmadan devam etme ihtimalini artırabilir.

Ayetin işaret ettiği risklerden biri budur.

Bilgi iyiliği garanti etmez; fakat bilgisizlik hatayı fark etmeyi zorlaştırabilir.

8️⃣ “Allah’ın İndirdiği Sınırları Bilmemeye Daha Yatkındırlar” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“el-lâ ya‘lemû hudûde mâ enzelallâhu alâ rasûlih”

ifadesi bulunmaktadır.

Yani:

“Allah’ın Resulüne indirdiği sınırları ve hükümleri bilmemeye daha yatkındırlar.”

“Hudûd” burada sadece ceza hukukundaki cezalar anlamına gelmez.

Daha geniş biçimde:

Allah’ın koyduğu hükümler,

helal-haram sınırları,

ibadetler,

ahlaki ölçüler

ve sorumluluklar

anlamına gelebilir.

Dolayısıyla ayet:

dinî hayatın sınırlarını ve ölçülerini yeterince öğrenememe probleminden söz etmektedir.

9️⃣ “Hudûd” Kelimesi Sadece Cezalar mı Demektir ❓​

Hayır.

Günümüzde “hudud” kelimesi duyulduğunda bazen yalnızca ceza hükümleri akla geliyor.

Kur’an’daki kullanım bundan daha geniştir.

“Hudûdullah”:

Allah’ın koyduğu sınırlar

demektir.

Bu sınırlar:

evlilik,

boşanma,

miras,

oruç,

ibadet,

ahlak,

haklar

ve toplumsal düzen

gibi birçok alanla ilgili olabilir.

Tevbe 97’de de anlamı genel olarak vahyin çizdiği dinî ve ahlaki sınırları bilmek şeklindedir.

🔟 Dinî Bilgi Eksikliği Neden Tehlikeli Olabilir ❓​

Çünkü insan bilmediği şeyi:

din sanabilir.

Kendi kültürünü:

Allah’ın emri

zannedebilir.

Ailesinden gördüğü davranışı:

İslam böyle emrediyor.

diye anlatabilir.

Kabile geleneğini,

yerel örfü

veya kişisel kanaatini

vahyin yerine koyabilir.

Bu durumda insan samimi bile olsa yanlış bir dini anlayış üretebilir.

Bu nedenle İslam’da yalnızca samimiyet değil, doğru bilgi arayışı da önemlidir.

1️⃣1️⃣ Kültür ile Din Birbirine Nasıl Karışabilir ❓​

İnsan çocukluğundan beri gördüğü şeyi doğal olarak:

“Normal olan budur.”

diye kabul eder.

Sonra bu normal:

“Doğru olan budur.”

hâline gelebilir.

Bir sonraki aşamada ise:

“Din bunu emrediyor.”

denebilir.

Oysa bazen söz konusu davranış:

din değil,

aile geleneği,

bölgesel adet

veya tarihsel kültürdür.

Tevbe 97’nin “Allah’ın sınırlarını bilmemek” vurgusu bize şunu sordurur:

Din diye uyguladığımız şey gerçekten vahyin emri mi, yoksa alıştığımız kültür mü?

1️⃣2️⃣ Şehirde Yaşayan İnsanlar Bu Ayetin Eleştirisinden Muaf mıdır ❓​

Hayır.

Ayetin tarihsel muhatabı belirli bedevî gruplardır.

Fakat bilgisizlik ve samimiyetsizlik sadece çölde ortaya çıkmaz.

Bugün büyük bir şehirde yaşayan insan:

internet,

kitap,

eğitim

ve yüzlerce kaynağa

erişebildiği hâlde hiçbir şeyi araştırmayabilir.

Hatta bilgi bolluğu içinde yanlış bilgiyi özellikle seçebilir.

Dolayısıyla modern insan açısından mesele coğrafi mesafeden çok:

hakikate ulaşma imkânı olduğu hâlde onu arayıp aramamaktır.

1️⃣3️⃣ Köy veya Kırsal Hayat Bu Ayete Göre Daha Aşağı Bir Yaşam Biçimi midir ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Köylüler bilgisizdir, şehirli insanlar üstündür.”

şeklinde kullanmak son derece yanlış olur.

Bugün kırsalda:

çok bilgili,

erdemli,

samimi

ve bilinçli insanlar bulunabilir.

Şehirde ise:

son derece cahil,

kibirli

ve ahlaken sorunlu insanlar olabilir.

Tevbe 97, modern anlamda şehir-köy üstünlüğü kuran sosyolojik bir yasa değildir.

Ayet belirli bir tarihsel ortamda, vahiy merkezinden uzaklığın meydana getirdiği risklerden söz etmektedir.

1️⃣4️⃣ Ayet Neden İnsanların Yaşadığı Çevrenin Önemini Gösteriyor ❓​

Çünkü çevre insanı etkiler.

Sürekli:

yalanın normal olduğu,

haksızlığın övüldüğü,

bilginin küçümsendiği,

kabile veya grup sadakatinin hakikatin önüne geçtiği

bir ortamda büyüyen insan, bunları zamanla normal görebilir.

Aynı şekilde:

dürüstlüğün,

bilginin,

merhametin,

sorgulamanın

ve adaletin

değer gördüğü çevre insanı olumlu etkileyebilir.

Fakat çevre mazeretin tamamı değildir.

İnsan öğrendikçe kendi seçimlerinden sorumlu hâle gelir.

1️⃣5️⃣ Kabilecilik Bu Ayetin Arka Planında Nasıl Bir Sorun Oluşturabilir ❓​

Bedevî topluluklarda kabile bağları son derece güçlüydü.

Kabile:

güvenlik,

ekonomik destek,

kimlik

ve hayatta kalma

anlamına gelebiliyordu.

Bu bağ kendi başına kötü değildir.

Fakat kabile sadakati:

hakikatin önüne geçerse

sorun başlar.

“Benim kabilem yanlış yapmaz.”

“Bizim adamımızsa savunurum.”

“Karşı taraf haklı olsa bile bizimkine karşıdır.”

anlayışı adaleti bozar.

Kur’an’ın iman anlayışı ise:

akrabalık ve grup sadakatinin üzerinde bir adalet ölçüsü kurmaya çalışır.

1️⃣6️⃣ Bugünkü Fanatik Grup Aidiyetleri de Benzer Bir Risk Taşır mı ❓​

Evet, ahlaki açıdan benzer bir mekanizma oluşabilir.

Kabile yerine bugün:

siyasi grup,

takım,

cemaat,

ideolojik çevre,

şirket,

arkadaş grubu

veya internet topluluğu

geçebilir.

İnsan:

“Bizim taraftaysa doğrudur.”

demeye başladığında hakikati grup kimliğine teslim etmiş olur.

Oysa doğru ölçü:

“Kim söyledi?”

değil,

“Söylenen doğru mu?”

olmalıdır.

Tevbe 97’nin bilgi ve sınır vurgusu bu açıdan da düşündürücüdür.

1️⃣7️⃣ Ayetin Sonunda “Allah Bilendir, Hikmet Sahibidir” Denmesi Neden Önemlidir ❓​

Ayet:

“Vallâhu alîmun hakîm.”

ifadesiyle biter.

Yani:

“Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.”

Bu kapanış çok anlamlıdır.

Allah:

kimin gerçekten iman ettiğini,

kimin nifak içinde olduğunu,

kimin bilgisizliği sebebiyle hata yaptığını,

kimin bilerek yüz çevirdiğini

bilir.

Biz ise aynı kesin bilgiye sahip değiliz.

Dolayısıyla ayetin sert nitelemesi bize insanları gelişigüzel damgalama yetkisi vermez.

Nihai değerlendirme, her şartı bilen Allah’a aittir.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Bugün bilgiye ulaşmak tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaşmıştır.

Fakat aynı zamanda:

yanlış bilgi,

komplo,

sahte dinî bilgiler,

kesilmiş videolar,

uydurma hadisler

ve yanlış tercümeler

de çok hızlı yayılmaktadır.

Bu nedenle Tevbe 97’nin:

“Allah’ın indirdiği sınırları bilmemek”

uyarısı bugün çok günceldir.

Bir bilgiyi:

çok paylaşılmış olması,

bir hocanın söylemesi,

aileden öyle öğrenilmiş olması

veya sosyal medyada viral olması

doğru hâle getirmez.

Dinî konuda samimiyet kadar kaynak ve bilgi sorumluluğu da gerekir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 97. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 97. ayet ilk bakışta çok sert bir cümleyle başlar:

“Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidirler.”

Bu ifade bağlamından koparıldığında:

ırksal,

etnik

veya sosyal

bir aşağılama gibi yanlış anlaşılabilir.

Fakat Kur’an’ın devamı böyle bir okumayı açıkça engeller.

Çünkü birkaç ayet sonra yine bedevilerden söz edilecek ve içlerinden:

Allah’a ve ahiret gününe iman eden, yaptığı harcamayı Allah’a yakınlaşma vesilesi gören insanlar

övülecektir.

Demek ki mesele:

“Bedevi olmak.”

değildir.

Mesele belirli bedevî çevrelerde görülen:

vahiy merkezinden uzaklık,

dinî bilgi eksikliği,

kabile bağlarının baskınlığı

ve samimiyetsiz iman iddialarıdır.

Bu nedenle ayet bize çok önemli bir ilke öğretir:

İnsanları kimliklerinden önce davranışlarıyla değerlendirmek gerekir.

Bir topluluğun bazı üyeleri yanlış yapıyor diye:

bütün topluluk suçlanamaz.

Bir bölgede cehalet bulunabilir.

Ama o bölgedeki herkes cahil değildir.

Bir sosyal sınıfta problem olabilir.

Ama o sınıfın bütün üyeleri aynı karakterde değildir.

Kur’an biraz ileride kendi yaptığı ayrımla bunu gösterecektir.

Ayetin ikinci büyük vurgusu ise:

“Allah’ın Resulüne indirdiği sınırları bilmemeye daha yatkındırlar.”

ifadesidir.

Burada bilgi ile ahlak arasında çok önemli bir ilişki vardır.

İnsan doğruyu bilmiyorsa:

yanlışını fark etmekte zorlanabilir.

Kültürü din sanabilir.

Grubunun alışkanlığını Allah’ın hükmü gibi görebilir.

Kendisinden önce yapılan bir yanlışı sorgulamadan devam ettirebilir.

Bu nedenle dinî bilgi lüks değil, sorumluluktur.

Ancak bilgi yalnızca ezberlemek değildir.

İnsan yüzlerce hüküm bilebilir.

Fakat:

adil değilse,

merhametli değilse,

dürüst değilse,

kibirliyse

bilgi karaktere dönüşmemiş olabilir.

Ayet bilgi eksikliğini eleştirirken bizi salt diploma veya entelektüel üstünlük anlayışına da götürmemelidir.

Bilgi insanı hakikate yaklaştırıyorsa değerlidir.

Tevbe 97 aynı zamanda yaşadığımız çevrenin bizi nasıl biçimlendirdiğini düşünmeye çağırır.

İnsan:

ailesinden,

mahallesinden,

arkadaşlarından,

siyasi çevresinden,

dinlediği kişilerden,

izlediği içeriklerden

etkilenir.

Bir görüşü sürekli duyarsak onu doğal görmeye başlayabiliriz.

Ama sürekli duyulması onun doğru olduğu anlamına gelmez.

Bu nedenle yetişkin insanın sorumluluğu sadece:

“Bana böyle öğretildi.”

demek değildir.

Aynı zamanda:

“Bana öğretilen doğru mu?”

diye araştırabilmektir.

Bugün coğrafi uzaklığın yerini bazen zihinsel bilgi balonları almıştır.

İnsan dünyanın merkezinde yaşayabilir ama sadece kendi görüşünü destekleyen içerikleri izliyorsa, hakikate kilometrelerce uzakta olabilir.

Bu açıdan Tevbe 97 son derece günceldir.

Ve ayet:

“Allah bilendir, hikmet sahibidir.”

diye sona erer.

Bu cümle bize sınırımızı da öğretir.

Biz bir insanın:

geçmişini,

bildiği şeyleri,

hangi imkânlara sahip olduğunu,

kalbindeki niyeti

tam olarak bilemeyiz.

Allah bilir.

Bu nedenle ayetin görevi bize:

“İnsanları etiketleyin.”

demek değil,

önce kendimize şu soruyu sordurmaktır:

Ben inandığımı söylediğim dinin gerçekten ne öğrettiğini araştırıyor muyum, yoksa ailemden, çevremden, sosyal medyadan veya ait olduğum gruptan duyduğum şeyleri sorgulamadan Allah’ın hükmü sanmaya mı devam ediyorum?

“İnsan nerede doğacağını seçemez; fakat hangi bilgiyi araştıracağını, hangi yanlışı sorgulayacağını ve hakikat karşısında grubunu mu yoksa adaleti mi seçeceğini zamanla seçebilir. Cehaletin en tehlikeli hâli bilmemek değil, bildiğini sanıp artık öğrenmeye ihtiyaç duymadığını düşünmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt