📖 Tevbe Suresi 92. Ayette “Seni Kendilerini Bindirip Sefere Göndermen İçin Gelenlere ‘Sizi Bindirecek Bir Şey Bulamıyorum’ Dediğinde, Harcayacak Bir

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,995
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 92. Ayette “Seni Kendilerini Bindirip Sefere Göndermen İçin Gelenlere ‘Sizi Bindirecek Bir Şey Bulamıyorum’ Dediğinde, Harcayacak Bir Şey Bulamadıkları İçin Üzüntüden Gözleri Yaşla Dolarak Dönenlere de Sorumluluk Yoktur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Gerçek bağlılık bazen yapılan fedakârlıkta değil, yapmayı bütün kalbiyle isteyip imkânsızlık yüzünden yapamamanın verdiği üzüntüde görünür. İnsan elinden geleni gerçekten istemiş, fakat gücü yetmemişse; Allah yalnızca yapamadığını değil, yapmayı ne kadar samimiyetle istediğini de bilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 92. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde, ‘Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum.’ dediğin ve harcayacak bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözleri yaşla dolarak geri dönenlere de bir sorumluluk yoktur.”

Bu ayet, Tevbe 91’de açıklanan gerçek mazeret sahiplerinin çok çarpıcı bir örneğini verir.

Bu insanlar sefere katılmak istemektedir.

Fakat:

binekleri yoktur,

yol masraflarını karşılayacak imkânları yoktur

ve Hz. Muhammed’in de onlara verebileceği yeterli araç bulunmamaktadır.

Bunun üzerine geri dönerler.

Ama rahatlayarak değil, ağlayarak.

2️⃣ Tevbe 91 ile Tevbe 92 Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓​

Tevbe 91’de genel ilke verilmişti:

Güçsüzlere, hastalara ve harcayacak bir şey bulamayanlara sorumluluk yoktur.

Tevbe 92 ise bu ilkeyi yaşayan gerçek insanların durumunu gösterir.

Yani önce kural:

“İmkânı olmayan suçlu değildir.”

Sonra somut örnek:

“Bakın, katılmak istedikleri hâlde araç bulamadıkları için ağlayarak dönen insanlar vardı.”

Bu nedenle iki ayet birlikte okunmalıdır.

Tevbe 91 adaletin ilkesini, Tevbe 92 ise o adaletin insan yüzünü gösterir.

3️⃣ Bu İnsanlar Neden Hz. Muhammed’e Geldiler ❓​

Çünkü Tebük yolculuğu uzun ve ağırdı.

Sefere çıkmak için:

binek,

yol azığı,

teçhizat

ve maddi hazırlık

gerekiyordu.

Bu kişilerin ise gerekli imkânları yoktu.

Ama:

“Paramız yok, o hâlde hiç ilgilenmeyelim.”

demediler.

Hz. Muhammed’e geldiler ve kendilerine binek sağlanmasını istediler.

Yani gönülleri sorumluluğun içindeydi; eksik olan şey maddi imkândı.

4️⃣ “Sizi Bindirecek Bir Şey Bulamıyorum” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Muhammed onlara:

“Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum.”

diyor.

Bu ifade çok önemlidir.

Çünkü Peygamber’in elinde sınırsız maddi kaynak bulunmadığını gösterir.

Bir ihtiyaç vardır.

İnsanlar katılmak istemektedir.

Ama mevcut imkân yetmemektedir.

Bu, peygamberlik ile dünya şartlarının gerçekliğini birbirinden ayırmamamız gerektiğini gösterir.

Peygamber olmak, bütün maddi problemlerin mucizevi biçimde anında çözülmesi anlamına gelmez.

5️⃣ Peygamber Neden Onlara Mucizevi Biçimde Binek Sağlamadı ❓​

Kur’an’ın anlattığı peygamber hayatı, sürekli mucizeyle bütün maddi engellerin ortadan kaldırıldığı bir hayat değildir.

Hz. Muhammed:

plan yapar,

kaynak toplar,

insanlardan yardım ister,

imkân yetersizliğiyle karşılaşır.

Bu ayette de:

“Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum.”

demektedir.

Bu, son derece önemli bir gerçekçilik taşır.

Allah’a güvenmek:

maddi sebeplerin yokluğunu yok saymak değildir.

Tevekkül, mevcut sebepleri kullanmakla birlikte Allah’a güvenmektir.

6️⃣ Bu İnsanların Fakir Olması Onları Değersiz mi Yapıyordu ❓​

Tam tersine.

Ayet onları övgüye değer bir samimiyet örneği olarak önümüze getirir.

Paraları yoktur.

Binekleri yoktur.

Sefer masraflarını karşılayamamaktadırlar.

Fakat bu maddi yoksulluk onların iman değerini azaltmamaktadır.

Hatta ayet onların iç dünyasını öylesine güzel anlatır ki, isimleri geçmese bile davranışları Kur’an’da sonsuza kadar hatırlanacak bir örnek hâline gelir.

Bu büyük bir mesajdır:

Cebin boş olabilir; fakat kalbin sorumlulukla dolu olabilir.

7️⃣ “Gözleri Yaşla Dolarak Döndüler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet çok güçlü bir ifade kullanır:

“Tevellav ve a‘yünühüm tefîdu mine’d-dem‘i...”

Yani:

“Gözleri yaşla dolup taşarak geri döndüler.”

Bu sıradan bir hayal kırıklığı değildir.

Onlar:

katılamadıkları için üzülmektedir.

Yapmaları gereken bir sorumluluğu istemedikleri için değil, istedikleri hâlde yapamadıkları için ağlamaktadırlar.

Bu durum onları önceki münafık grubundan tamamen ayırır.

Öncekiler:

geride kaldıklarına seviniyordu.

Bunlar ise:

geride kalmak zorunda oldukları için ağlıyorlar.

8️⃣ Önceki Münafıklarla Bu İnsanlar Arasındaki En Büyük Fark Nedir ❓​

Tevbe 81’de bazı kişiler:

geride kalmalarına seviniyordu.

Tevbe 92’deki kişiler ise:

geride kalmak zorunda kaldıkları için gözyaşı döküyor.

Dışarıdan bakıldığında iki grup da aynı yerde kalmış olabilir.

İkisi de Tebük’e gitmemiştir.

Ama Allah katındaki durumları tamamen farklıdır.

Bir grup:

yapabiliyordu ama istemiyordu.

Diğer grup:

istiyordu ama yapamıyordu.

İşte Kur’an’ın adaletinin en güzel örneklerinden biri budur.

Aynı sonuç, aynı niyet anlamına gelmez.

9️⃣ İnsan Yapamadığı Bir İyiliğin Sevabını Alabilir mi ❓​

İslam’ın genel öğretisinde samimi niyet büyük değer taşır.

Bir insan gerçekten bir iyiliği yapmak ister fakat:

hastalık,

yoksulluk,

fiziksel engel

veya kontrolü dışındaki gerçek bir sebep

yüzünden yapamazsa, Allah onun niyetini bilir.

Bu ayet bunun çok güçlü örneklerinden biridir.

Ancak burada dikkatli olmak gerekir:

“Niyet ettim.”

deyip yapabilecek durumdayken hiçbir şey yapmamak ile gerçekten yapamamak aynı değildir.

Samimi niyet, gerçek imkânsızlıkla birlikte anlam kazanır.

🔟 Ağlamak Samimiyetin Kesin Kanıtı mıdır ❓​

Hayır.

Ayet bu insanların gözyaşını samimi üzüntülerinin bir belirtisi olarak anlatır.

Fakat buradan:

“Ağlayan herkes mutlaka samimidir.”

sonucu çıkarılamaz.

İnsan duygusal olabilir.

Kolay ağlayabilir.

Bazı insanlar ise derinden üzülse bile ağlamayabilir.

Dolayısıyla gözyaşı tek başına iman veya samimiyet ölçüsü değildir.

Tevbe 92’de onların samimiyetini Allah bildirmektedir.

Biz insanların kalbini yalnızca gözyaşına bakarak kesin biçimde okuyamayız.

1️⃣1️⃣ Ağlamayan İnsan Daha Az Samimi midir ❓​

Hayır.

İnsanların duygularını ifade etme biçimleri farklıdır.

Bir insan acısını:

gözyaşıyla gösterebilir.

Başka biri sessizleşebilir.

Bir diğeri çözüm aramaya başlayabilir.

Bu yüzden:

“Ağlamadı, demek ki üzülmedi.”

sonucu doğru değildir.

Kur’an burada belirli insanların gözyaşını anlatır; bütün müminlerden aynı fiziksel tepkiyi beklemez.

Samimiyetin ölçüsü gözyaşının miktarı değil, kalbin ve davranışın gerçek yönelişidir.

1️⃣2️⃣ “Harcayacak Bir Şey Bulamadıkları İçin” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Onların üzüntüsünün sebebi açıkça verilir:

Sefere harcayabilecek bir imkân bulamamaları.

Bu ifade yoksulluğun ne kadar gerçek bir engel olabileceğini gösterir.

İnsan bazen bir iyiliği bütün kalbiyle yapmak ister.

Ama maddi gücü yetmez.

Kur’an böyle bir insanı:

cimri,

tembel


veya:

imanı zayıf

diye suçlamaz.

Tam tersine, onun gerçek sınırını kabul eder.

Yoksulluk ahlaki suç değildir.

1️⃣3️⃣ İnsan İyilik Yapmak İçin Borca Girmek Zorunda mıdır ❓​

Genel olarak insanın gücünün ötesine geçmesi zorunlu değildir.

Tevbe 92’de bu kişiler için:

“Binek bulun, ne pahasına olursa olsun borçlanın.”

denilmemektedir.

Hz. Muhammed’in sağlayacak aracı yoktur.

Onların da kendi maddi güçleri yoktur.

Ve sonuçta mazur sayılırlar.

Bu, önemli bir dengeyi gösterir:

İyilik insanı sorumsuz bir ekonomik yıkıma zorlamak değildir.

Kişinin ailesinin hakkı, borçları ve gerçek maddi kapasitesi de dikkate alınır.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet Fakir İnsanları Yardım Kampanyalarında Utandırmamak Konusunda Ne Öğretiyor ❓​

Çok güçlü bir ders verir.

Bir insan yardım etmek istiyor fakat:

parası az,

borcu var,

geçimini zor sağlıyor

veya hiç veremiyor olabilir.

Böyle bir insana:

“Sen niye vermedin?”

diye baskı yapmak doğru değildir.

Tevbe 92’de Allah, verecek imkânı bulunmayan insanları suçlamıyor.

Dolayısıyla hayır ve dayanışma kültürü:

insanları ekonomik durumları yüzünden utandıran bir yarışa dönüşmemelidir.

İmkânı olan verir.

İmkânı olmayan ise bundan dolayı değersizleşmez.

1️⃣5️⃣ Bu İnsanlar Tefsirlerde “Ağlayanlar” Olarak mı Anılır ❓​

Evet.

Klasik kaynaklarda bu kişiler için çoğu zaman:

“el-Bekkâûn”

yani:

“ağlayanlar”

ifadesi kullanılmıştır.

Rivayetlerde onların kim olduklarına dair çeşitli isimler zikredilir.

Ancak listeler ve kişi sayıları konusunda tefsirlerde farklı rivayetler bulunmaktadır.

Bu nedenle isimleri kesin bir liste hâlinde sunmak yerine Kur’an’ın kesin olarak verdiği tabloya odaklanmak daha sağlıklıdır:

Katılmak istediler, imkân bulamadılar ve bundan dolayı derinden üzüldüler.

1️⃣6️⃣ İmkânsızlık Karşısında Üzülmek Güzel Ama İnsan Kendini Yıpratmalı mı ❓​

Hayır.

Bu ayet, insanın kontrolü dışındaki bir durum yüzünden kendisini ömür boyu suçlamasını istemez.

Bu kişilerin üzüntüsü samimiyetlerini gösterir.

Fakat Allah onları mazur saymıştır.

Dolayısıyla gerçek mesaj şudur:

Elinden geleni yaptın.

Çözüm aradın.

Ama gerçekten yapamadın.

O zaman Allah’ın sana vermediği bir imkân yüzünden kendini sürekli cezalandırma.

Allah’ın kaldırdığı yükü insan kendi omzuna tekrar koymamalıdır.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Engelli, Hasta veya Maddi İmkânı Olmayan İnsanlara Nasıl Bir Umut Verir ❓​

Çok büyük bir umut verir.

İnsan bazen başkalarının yaptığı güzel şeylere bakıp:

“Ben hiçbir işe yaramıyorum.”

diye düşünebilir.

Ama Allah insanı başkasının kapasitesiyle değerlendirmez.

Birinin:

parası vardır.

Diğerinin yoktur.

Birinin:

bedensel gücü vardır.

Diğerinin yoktur.

Birinin:

hareket imkânı vardır.

Diğeri yatağından kalkamayabilir.

Fakat insanın Allah katındaki değeri yalnızca fiziksel üretkenlik veya maddi katkı üzerinden ölçülmez.

Allah samimiyeti ve gerçek kapasiteyi bilir.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Tevbe 92 modern dünyadaki performans takıntısına da önemli bir cevap verir.

Bugün insana sürekli:

daha fazla üret,

daha fazla kazan,

daha fazla yap,

daha fazla katkı ver

denilebiliyor.

Bir süre sonra kişi yapamadığı her şeyi kişisel başarısızlık sanabiliyor.

Oysa insanın:

sağlığı,

parası,

zamanı,

enerjisi

ve hayat şartları

sınırlıdır.

Kur’an bize şunu öğretir:

Sorumluluk kapasiteyle ölçülür.

Yapabileceğini yap.

Ama gerçekten yapamadığın şey yüzünden kendini değersiz ilan etme.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 92. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 92. ayet, samimiyet ile imkân arasındaki farkı belki de Kur’an’ın en dokunaklı örneklerinden biriyle anlatmaktadır.

Bir grup insan Hz. Muhammed’e geliyor.

Tebük’e katılmak istiyorlar.

Ama binekleri yok.

Paraları yok.

Sefer masraflarını karşılayamıyorlar.

Peygamber’e:

“Bizi de götür.”

anlamında başvuruyorlar.

Hz. Muhammed ise son derece dürüst bir cevap veriyor:

“Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum.”

Burada önemli bir gerçek vardır.

Peygamber bile mevcut maddi imkânın sınırıyla karşılaşıyor.

Kaynak yoksa yoktur.

İman, olmayan bineği varmış gibi göstermiyor.

Tevekkül gerçekliği inkâr etmiyor.

Ve bu insanlar ne yapıyor?

Geri dönüyorlar.

Ama önceki bazı insanlar gibi:

“İyi ki kurtulduk.”

diyerek değil.

Kur’an onların durumunu unutulmaz bir ifadeyle anlatıyor:

“Gözleri üzüntüden yaşla dolarak döndüler.”

Neden?

Çünkü:

“Harcayacak bir şey bulamıyorlardı.”

İşte bu ayetin kalbi buradadır.

Bir tarafta Tevbe Suresi boyunca gördüğümüz insanlar vardır:

İmkânları olduğu hâlde:

mazeret üretiyor,

izin istiyor,

geri kalıyor

ve geri kaldığı için seviniyorlar.

Diğer tarafta ise Tevbe 92’nin insanları vardır:

İmkânları yok.

Ama gitmek istiyorlar.

Bu nedenle Kur’an bize çok büyük bir adalet ilkesi öğretir:

Allah yalnızca sonuca bakmaz; imkânı, niyeti ve insanın elinden geleni de bilir.

İki kişi aynı işi yapmamış olabilir.

Biri yapmadı çünkü istemedi.

Diğeri yapamadı çünkü gerçekten gücü yetmedi.

Dışarıdan sonuç aynıdır.

Ama ahlaki gerçeklik tamamen farklıdır.

Bu ayet aynı zamanda yoksul insana olağanüstü bir onur verir.

Onların:

paraları yoktur.

Ama Kur’an’da samimiyetleri vardır.

Binekleri yoktur.

Ama gönülleri yoldadır.

Maddi katkıları yoktur.

Ama davranışları bin dört yüz yıldan fazla zamandır insanlara samimiyet örneği olarak anlatılmaktadır.

Bu, dünyadaki değer ölçülerimizi ciddi biçimde sorgulatmalıdır.

Çünkü dünya bazen:

“Ne kadar verdin?”

diye sorar.

Allah ise insanın:

“Ne kadar verebilirdin ve gerçekten vermek istedin mi?”

durumunu da bilir.

Dünya:

“Ne başardın?”

diye sorar.

Kur’an:

“Elindeki imkânla ne yapmaya çalıştın?”

sorusunu da gündeme getirir.

Fakat ayeti yanlış yönde kullanmamak gerekir.

İnsanın gözyaşı tek başına samimiyet belgesi değildir.

Ağlamayan insan da samimi olabilir.

Aynı şekilde:

“Niyetim vardı.”

demek, yapabilecek durumda olup hiçbir şey yapmamanın mazereti değildir.

Tevbe 92’deki insanlar yalnızca niyet etmediler.

Çözüm aradılar.

Peygamber’e geldiler.

Binek istediler.

Yani ellerinden gelen adımı attılar.

Ancak imkân tükendiği yerde durmak zorunda kaldılar.

İşte samimi niyet ile tembel temenni arasındaki farklardan biri de budur:

Samimi insan, yapabildiği yere kadar gider; bahane arayan ise çoğu zaman daha başlamadan geri döner.

Sonunda ayet büyük bir teselli verir:

Gerçekten elinden geleni yaptıysan,

gerçekten istedin,

gerçekten çabaladın

ama gücün yetmediyse,

Allah senin yapamadığını da neden yapamadığını da bilir.

Ve belki Tevbe 92’nin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir iyiliği yapamadığımızda gerçekten imkânlarımızın sonuna kadar çözüm aramış mı oluyoruz, yoksa daha ilk engelde vaz mı geçiyoruz; ve gerçekten bütün çabamıza rağmen yapamadığımız zaman da Allah’ın niyetimizi ve sınırımızı bildiğine güvenerek kendimizi gereksiz suçluluktan kurtarabiliyor muyuz?

“Samimiyet her zaman sonuca ulaşmak değildir; bazen ulaşabilmek için elinden gelen bütün yolu yürüyüp, gücünün bittiği yerde Allah’ın senin neden durduğunu bildiğine güvenmektir. İmkânın yoksa utanma, niyetin varsa onu küçümseme; fakat imkânın varsa da ‘niyet ettim’ diyerek sorumluluktan kaçma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt