📖 Tevbe Suresi 91. Ayette “Güçsüzlere, Hastalara ve Harcayacak Bir Şey Bulamayanlara, Allah ve Resulüne Karşı Samimi Oldukları Sürece Sorumluluk

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,995
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 91. Ayette “Güçsüzlere, Hastalara ve Harcayacak Bir Şey Bulamayanlara, Allah ve Resulüne Karşı Samimi Oldukları Sürece Sorumluluk Yoktur; İyilik Edenleri Suçlamaya Yol Yoktur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Adalet herkese aynı yükü vermek değildir; her insanın gücünü, imkânını ve gerçek şartını dikkate almaktır. Yapamayanı suçlamak merhamet değildir, yapabileceği hâlde kaçanı mazur görmek de adalet değildir. Hakikat, insanın gücüyle sorumluluğunu doğru yerde buluşturur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 91. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Güçsüzlere, hastalara ve harcayacak bir şey bulamayanlara, Allah ve Resulüne karşı samimi oldukları sürece bir sorumluluk yoktur. İyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Bu ayet, Tevbe Suresi’nin önceki bölümlerinde anlatılan mazeretsiz biçimde sorumluluktan kaçanlarla gerçek mazeret sahiplerini kesin biçimde birbirinden ayırmaktadır.

Kur’an şimdi açıkça şunu söylüyor:

Gerçekten yapamayan insan suçlu değildir.

2️⃣ Tevbe 90 ile Tevbe 91 Arasındaki Büyük Fark Nedir ❓​

Tevbe 90’da:

mazeret ileri sürenler,

yalan söyleyenler

ve oturup kalanlardan

söz edilmişti.

Tevbe 91 ise çok önemli bir sınır çizer.

Artık:

kimlerin gerçekten mazur olduğu

açıklanmaktadır.

Bunlar:

güçsüzler,

hastalar


ve:

harcayacak maddi imkân bulamayanlardır.

Böylece Kur’an çok açık biçimde:

“Sefere gitmedi = suçlu.”

gibi basit bir denklem kurmaz.

3️⃣ “Güçsüzler” Kimlerdir ❓​

Ayette:

“ed-duafâ”

ifadesi kullanılır.

Bu, fiziksel olarak gücü yetmeyenleri kapsayan geniş bir ifadedir.

Bunların arasında:

yaşlılar,

bedensel açıdan güçsüzler,

ağır yolculuğu kaldıramayacak durumda bulunanlar

ve benzeri gerçek yetersizlik sahipleri

düşünülebilir.

Kur’an’ın mesajı açıktır:

İnsanın yapamayacağı şeyi yapamadığı için onu suçlamak adalet değildir.

4️⃣ “Hastalar” Neden Özellikle Ayrı Zikrediliyor ❓​

Çünkü hastalık insanın kapasitesini değiştirebilir.

Sağlıklı bir insanın yapabileceği şeyi hasta biri yapamayabilir.

Tebük gibi:

uzun,

sıcak,

yorucu

ve ağır bir seferde

hastalık çok ciddi bir engeldi.

Kur’an burada hastaya:

“İmanın varsa yine de git.”

demiyor.

Tam tersine:

“Onlara bir sorumluluk yoktur.”

diyor.

Bu, dinin insan bedeninin gerçek sınırlarını dikkate aldığını gösterir.

5️⃣ Hastalık Mazeret Olduğunda İnsan Kendini Suçlu Hissetmeli mi ❓​

Hayır.

Gerçekten hastaysa ve yükümlülüğü yerine getiremiyorsa, insanın kendisini:

“Ben kötü bir Müslümanım.”

diye ezmesi doğru değildir.

Bu ayet tam tersine insanın üzerindeki gereksiz suçluluk duygusunu kaldırır.

Allah insanın:

sağlığını,

gücünü,

sınırını

bilir.

İslam’ın sorumluluk anlayışı:

güç yetirme ilkesiyle bağlantılıdır.

Gerçek yetersizlik günah değildir.

6️⃣ “Harcayacak Bir Şey Bulamayanlar” Kimlerdir ❓​

Ayette:

“ve lâ ale’llezîne lâ yecidûne mâ yunfikûn”

denilir.

Yani:

“Harcayacak bir şey bulamayanlar.”

Tebük Seferi’ne katılmak maddi hazırlık gerektiriyordu.

İnsan:

binek,

yiyecek,

yol masrafı,

teçhizat

gibi ihtiyaçlara sahip olmalıydı.

Bazı müminlerin ise gerçekten bunları karşılayacak imkânı yoktu.

Kur’an onlara:

“Paranız yoksa borçlanın, ne olursa olsun gidin.”

demiyor.

Onları açıkça mazur görüyor.

7️⃣ Yoksulluk Neden Ahlaki Bir Kusur Değildir ❓​

Çünkü yoksulluk her zaman insanın seçimi değildir.

Bir kişi:

çalıştığı hâlde az kazanabilir.

Hastalık yaşamış olabilir.

Ailesinin ağır yükünü taşıyor olabilir.

Ekonomik kriz yaşamış olabilir.

İmkânları sınırlı olabilir.

Bu nedenle:

fakir = tembel

gibi genellemeler adil değildir.

Tevbe 91 bunun çok güçlü bir örneğidir.

Allah maddi imkânı bulunmayan insana, imkân sahibinin yükünü aynen yüklememektedir.

8️⃣ Kur’an Neden Maddi İmkânsızlığı Sorumluluktan Muafiyet Sebebi Sayıyor ❓​

Çünkü sorumluluk gerçek kapasiteyle bağlantılıdır.

Bir insanın yapabileceği ile yapamayacağı arasında fark vardır.

Adalet:

herkese aynı miktarı yüklemek

değildir.

Adalet:

herkesi sahip olduğu imkân ölçüsünde değerlendirmektir.

Zengin birinin verebileceğiyle fakirin verebileceği aynı değildir.

Sağlıklı insanla hasta insanın yükü aynı değildir.

Kur’an bunu açıkça gözetmektedir.

9️⃣ “Allah ve Resulüne Karşı Samimi Olurlarsa” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“izâ nasahû lillâhi ve rasûlihî”

ifadesi vardır.

Buradaki “nasaha” yalnızca sözlü nasihat anlamında değildir.

Samimiyet, içten bağlılık, dürüst niyet ve iyi niyetli sadakat anlamlarını taşır.

Yani kişi fiziksel olarak sefere katılamasa bile:

Allah’a ve Resulüne karşı samimidir.

Görevin başarısını ister.

Müminlere kötülük istemez.

Mazeretini kullanarak bozgunculuk yapmaz.

Bedeni gidemeyebilir; ama kalbi ihanet içinde değildir.

🔟 İnsan Bir Görevi Yapamasa da Samimi Olabilir mi ❓​

Elbette.

Bu ayetin en güzel mesajlarından biri budur.

Bir insan:

bir iyiliği yapmak ister,

ama gücü yetmez.

Yardım etmek ister,

ama parası yoktur.

Bir yere gitmek ister,

ama sağlığı izin vermez.

İnsanların yanında olmak ister,

ama fiziksel engeli vardır.

Kur’an burada niyeti ve samimiyeti yok saymaz.

Yapamamak her zaman istememek değildir.

1️⃣1️⃣ Samimi Niyet Yapılan Amelin Tamamen Yerini Tutar mı ❓​

Bu konuda denge gerekir.

İnsan yapabilecek durumda olduğu hâlde:

“Kalbim temiz, niyetim iyi.”

deyip hiçbir şey yapmamalı değildir.

Tevbe 91’in muhatapları gerçekten yapamayanlardır.

Yani:

niyet + gerçek yetersizlik

vardır.

Yapabilecek gücü bulunan kişinin ise sadece iyi niyet iddiasıyla sorumluluktan kaçması doğru değildir.

Niyet, gerçek acizliğin yanında değerlidir; tembelliğin bahanesi değildir.

1️⃣2️⃣ “İyilik Edenlerin Aleyhine Bir Yol Yoktur” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“mâ ale’l-muhsinîne min sebîl”

denilir.

Genel anlamıyla:

“İyilik edenleri suçlamaya bir yol yoktur.”

Bu çok güçlü bir ilkedir.

Gerçek mazereti bulunan ve samimi olan insan:

suçlanmamalı,

ayıplanmamalı,

küçümsenmemeli,

imanı sorgulanmamalıdır.

Allah onları mazur gördükten sonra insanların:

“Sen niye yapamadın?”

diye onları ezmesi doğru değildir.

1️⃣3️⃣ “Muhsin” Kimdir ❓​

“Muhsin”:

iyilik yapan,

işini güzel yapan,

samimiyetle doğruyu gözeten

insan anlamına gelir.

Bu ayette dikkat çekici olan şudur:

Kişi sefere fiilen katılamadığı hâlde muhsin olabilir.

Demek ki iyilik sadece:

fiziksel olarak aynı işi yapabilmek

değildir.

İnsan gücü yetmediğinde bile:

samimiyeti,

iyi niyeti,

duası,

desteği

ve zarar vermemesiyle

iyilik çizgisinde kalabilir.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet Engelli İnsanlara Bakış Konusunda Ne Öğretiyor ❓​

Çok önemli bir ilke öğretir:

İnsanı yapamadığı şey üzerinden değersizleştirmeyin.

Engellilik:

ahlaki eksiklik değildir.

Fiziksel kapasitenin farklı olması:

iman eksikliği değildir.

Bir insan yürüyemeyebilir.

Ama büyük bir bilgi üretebilir.

Savaşa katılamayabilir.

Ama maddi veya manevi destek sağlayabilir.

Bir başkası bunları da yapamayabilir.

O zaman da insanlık değeri azalmaz.

İnsan değeri fiziksel performansla ölçülmez.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Hasta veya Engelli İnsanları Bütün Sorumluluklardan Muaf mı Tutar ❓​

Hayır.

Muafiyet yapılamayan şeyle ilgilidir.

Bir insanın bir alanda engeli olabilir ama başka bir alanda sorumluluk taşıyabilir.

Örneğin:

fiziksel gücü olmayabilir ama bilgi verebilir.

Maddi gücü olmayabilir ama zaman ayırabilir.

Bunların hiçbiri de mümkün değilse, samimiyet ve dua ile katkıda bulunabilir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey şudur:

İnsanı sürekli “başka ne yapabilirsin?” diye sıkıştırmak da doğru değildir.

Gerçekten gücü yetmiyorsa Allah zaten onu mazur görmektedir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet İnsanlara Mazeretlerini Kanıtlama Baskısı Kurmak İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Toplumsal veya hukuki bazı durumlarda makul doğrulama gerekebilir.

Fakat dinî ve ahlaki düzeyde insanları sürekli:

“Gerçekten hasta mısın?”

“Gerçekten paran yok mu?”

“Kanıtla bakalım.”

diye aşağılayıcı bir sorguya çekmek doğru değildir.

Elbette sistemlerin kötüye kullanılmasını önlemek için ölçülü denetim olabilir.

Ama şüpheyi temel karakter hâline getirmek başka şeydir.

Kur’an gerçek mazeret sahibini korumaktadır.

1️⃣7️⃣ Önceki Ayetlerdeki Münafıklarla Bu İnsanlar Arasındaki Temel Fark Nedir ❓​

Önceki kişiler:

yapabiliyor ama yapmak istemiyordu.

Tevbe 91’deki kişiler ise:

istiyor ama yapamıyordu.

İşte büyük fark budur.

Bir tarafta:

imkân + isteksizlik.

Diğer tarafta:

samimiyet + imkânsızlık.

Dışarıdan bakıldığında ikisi de sefere katılmamış olabilir.

Ama Allah katındaki ahlaki durumları tamamen farklıdır.

Bu, Kur’an'ın davranışları yalnızca dış görünüşle değerlendirmediğini gösterir.

1️⃣8️⃣ Ayetin Sonunda “Allah Çok Bağışlayandır, Çok Merhamet Edendir” Denmesi Neden Önemlidir ❓​

Ayet:

“Vallâhu gafûrun rahîm.”

ifadesiyle biter.

Yani:

“Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Bu son derece anlamlıdır.

Çünkü Allah insanın:

eksikliğini,

gücünün sınırını,

yapamadığı şeyi

bilir.

İnsan kendisini yetersiz hissedebilir.

Fakat Allah’ın değerlendirmesi salt performans üzerine kurulmaz.

Merhamet, insanın gerçek durumunu dikkate alır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 91. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 91. ayet, Tevbe Suresi’nin en güçlü adalet ve merhamet ayetlerinden biridir.

Önceki ayetlerde çok sert uyarılar vardı.

Sorumluluktan kaçanlar eleştirildi.

Bahane üretenler eleştirildi.

İmkân sahibi olduğu hâlde geri kalanlar eleştirildi.

Sonra Kur’an adeta bir sınır çiziyor:

“Durun. Gerçekten yapamayanları bunlarla karıştırmayın.”

Ve açıkça üç grup zikrediliyor:

Güçsüzler.

Hastalar.

Harcayacak imkân bulamayanlar.


Onlar için:

“Bir sorumluluk yoktur.”

deniliyor.

Bu, Kur’an’ın adalet anlayışını anlamak açısından son derece önemlidir.

Çünkü adalet:

herkese aynı yükü vermek

değildir.

Aynı yük:

bazen eşitlik gibi görünebilir,

ama adaletsizlik olabilir.

Sağlıklı bir insanla ağır hastaya aynı fiziksel yükü vermek adalet değildir.

Zenginle fakire aynı ekonomik katkıyı zorunlu tutmak adalet değildir.

Güçlüyle güçsüzü aynı kapasitede görmek de adalet değildir.

Kur’an insanın gerçek gücünü dikkate alır.

Ama ayetin ikinci kısmı da önemlidir:

“Allah ve Resulüne karşı samimi oldukları sürece...”

Yani insanın bedeni veya cebi yetersiz olabilir.

Fakat kalbi samimi olabilir.

Bu muazzam bir ayrımdır.

Bir insanın:

ayağı gidemeyebilir,

eli veremeyebilir,

bedeni taşıyamayabilir,

parası yetmeyebilir.

Ama bütün bunlar onun:

sadakatini, samimiyetini ve Allah katındaki değerini otomatik olarak azaltmaz.

Ardından Kur’an çok güçlü bir cümle söyler:

“İyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur.”

Bu ifade yalnızca o dönemin sefer şartlarını değil, büyük bir ahlak ilkesini de ortaya koyar:

Gerçekten elinden geleni yapan veya yapamadığı hâlde samimiyetini koruyan insanı suçlayacak bir yol aramayın.

Bu ayet bugün özellikle:

hasta,

engelli,

yaşlı,

yoksul

ve farklı sebeplerle kapasitesi sınırlı

insanlara yaklaşımımızı sorgulatmalıdır.

Bir insanı:

“Neden herkes gibi değilsin?”

diye değerlendirmek çok zalimce olabilir.

Çünkü herkesin bedeni aynı değildir.

Herkesin parası aynı değildir.

Herkesin enerjisi aynı değildir.

Herkesin hayat şartları aynı değildir.

Ve Allah bunu bilir.

Tevbe 91 ayrıca insanın kendisini gereksiz yere suçlamasına da cevap verir.

Gerçekten yapamadığın bir şeyi yapamadığın için:

Allah’ın seni, yapabilecek durumda olup bilinçli biçimde kaçan biriyle aynı gördüğünü düşünme.

Kur’an ikisini zaten ayırmaktadır.

Fakat bunun tersini de unutmamak gerekir:

Yapabilecek durumda olduğumuz hâlde:

“Ben zaten mazurum.”

demek de ayetin ruhuna aykırıdır.

Çünkü ayet gerçek acizliği korur, sahte mazereti değil.

Bu yüzden Tevbe 91'in dengesi son derece güzeldir:

Yapamayana merhamet.

Yapabilene sorumluluk.

Her ikisine de adalet.


Ve ayet:

“Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

diye biter.

Çünkü Allah yalnızca ne yapamadığımıza bakmaz.

Neden yapamadığımızı da bilir.

Belki Tevbe 91’in bugün bize yönelttiği en önemli soru şudur:

Başkalarının yapamadığı şeylere bakıp onları kolayca tembel, isteksiz veya yetersiz diye suçlarken gerçekten onların sağlıklarını, imkânlarını ve şartlarını biliyor muyuz; ve kendi hayatımızda da Allah’ın bize verdiği gerçek kapasite ile üstlenmemiz gereken sorumluluk arasındaki dengeyi dürüstçe kurabiliyor muyuz?

“Allah insanı başkasının gücüyle değil, kendisine verilen imkânla değerlendirir. Yapamayanı hor görme, yapabileceğin şeyi de sürekli erteleme. Adalet bazen herkese aynı yükü vermek değil, kimin gerçekten ne kadar taşıyabileceğini görebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt