Tevbe Suresi 7. Ayette “Mescid-i Haram Yanında Antlaşma Yaptıklarınız Dışında Müşriklerin Allah ve Resulü Katında Nasıl Bir Antlaşması Olabilir? Onlar Size Karşı Dürüst Davrandıkça Siz de Onlara Dürüst Davranın” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Bir insanın sana benzemesi güvenin garantisi olmadığı gibi, senden farklı olması da ihanete mahkûm olduğu anlamına gelmez. Gerçek ölçü, verilen söze kim sadık kalıyor ve gücü eline geçtiğinde kim adaletten ayrılmıyor sorusudur.”
Ersan Karavelioğlu
Tevbe Suresi 7. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Mescid-i Haram yanında kendileriyle antlaşma yaptığınız kimseler dışında müşriklerin Allah ve Resulü katında nasıl bir antlaşması olabilir? Onlar size karşı dürüst ve sadık kaldıkları sürece siz de onlara karşı dürüst ve sadık kalın. Şüphesiz Allah takva sahiplerini sever.”
Bu ayet Tevbe Suresi’nin başlangıcındaki antlaşma meselesini yeniden açıklığa kavuşturmaktadır.
Kur’an bütün müşrikleri tek bir kategoriye koymamaktadır.
Antlaşmasını bozanlarla antlaşmasına sadık kalanları birbirinden ayırmaktadır.
Ve çok açık bir ilke koymaktadır:
Onlar size sadık kaldığı sürece siz de onlara sadık kalın.
“Müşriklerin Allah ve Resulü Katında Nasıl Bir Antlaşması Olabilir?” Ne Demektir
İlk bakışta bu ifade bütün müşriklerle yapılan antlaşmaların değersiz olduğu izlenimini verebilir.Fakat ayetin devamı bunun böyle olmadığını hemen gösterir.
Çünkü aynı ayette bir istisna vardır:
Mescid-i Haram yakınında kendileriyle antlaşma yapılan ve sözlerine sadık kalanlar.
Dolayısıyla burada eleştirilen esas durum, antlaşma kurumunun kendisi değil; antlaşmaları bozup güveni ortadan kaldıran düşmanca tutumdur.
Bu Ayet Bütün Müşriklerle Antlaşmayı Yasaklıyor mu
Hayır.Eğer bütün müşriklerle antlaşma yapmak baştan yasak olsaydı ayetin:
“Onlar size karşı doğru davrandıkları sürece siz de onlara doğru davranın.”
demesinin anlamı kalmazdı.
Kur’an açıkça müşriklerle yapılmış geçerli bir antlaşmanın korunabileceğini kabul etmektedir.
Belirleyici unsur yalnızca dini kimlik değildir.
Antlaşmaya sadakat de belirleyicidir.
“Mescid-i Haram Yanında Antlaşma Yaptıklarınız” Kimlerdir
Tefsirlerde bu ifadenin hangi grupları kapsadığı konusunda bazı farklı açıklamalar bulunmaktadır.Genellikle Hudeybiye Antlaşması ve onunla bağlantılı kabileler üzerinde durulur.
Bazı klasik yorumlarda özellikle Kureyş’le bağlantılı olup antlaşmaya sadık kalan belirli kabileler zikredilir.
Burada asıl mesaj tarihsel grubun adından daha geniştir:
Antlaşmasına sadık kalan tarafın hukuku korunur.
Mescid-i Haram’ın Zikredilmesi Neden Önemlidir
Mescid-i Haram hem dini hem de toplumsal açıdan son derece önemli bir merkezdi.Mekke’de yapılan antlaşmalar sadece iki kişinin özel sözü değildi.
Kabileler ve toplumlar arasında siyasi sonuçlar taşıyabiliyordu.
Bu nedenle orada yapılan antlaşmaya bağlılık ciddi bir kamusal sorumluluktu.
Kur’an verilen sözün mekânın kutsallığıyla da uyumlu biçimde korunmasını istemektedir.
“Onlar Size Karşı Dürüst Davrandıkça” Ne Demektir
Ayetin Arapçasında “istikamet” kökünden gelen bir ifade vardır.Buradaki anlam:
antlaşma şartlarına bağlı kalmaları,
sözlerini bozmamaları,
size karşı gizli düşmanlık yürütmemeleri
ve anlaşmanın gereğini yerine getirmeleridir.
Yani karşı taraf sözleşmenin üzerinde doğru biçimde duruyorsa Müslümanların da aynı sadakati göstermesi gerekir.
“Siz de Onlara Karşı Dürüst Davranın” Ne Anlama Gelir
Bu emir son derece nettir.Karşı taraf:
sözünü tutuyorsa,
yükümlülüklerini yerine getiriyorsa,
ihanet etmiyorsa
Müslüman taraf da sözünü tutacaktır.
Üstelik Müslümanların daha güçlü hâle gelmesi bu yükümlülüğü ortadan kaldırmaz.
Antlaşmaya sadakat karşılıklı olmalıdır.
Güç Dengesi Değişirse Antlaşma Bozulabilir mi
Sırf güç dengesi değişti diye hayır.Bir toplum antlaşmayı zayıf olduğu sırada imzalayıp sonra güçlenince:
“Artık buna ihtiyacımız kalmadı.”
diyerek sözünü bozarsa güvenilirliğini kaybeder.
Tevbe 7’nin verdiği ilke bunun tam tersidir:
Onlar sözlerinde kaldıkları sürece siz de sözünüzde kalın.
Ahlak, insan güçlü hâle geldiğinde daha da önemli hâle gelir.
Karşılıklılık İlkesi Burada Var mıdır
Evet.Ayet açık bir karşılıklılık kurmaktadır:
Onlar size karşı sadık kaldıkça siz de onlara sadık kalın.
Bu, antlaşma ilişkisinin tek taraflı olmadığını gösterir.
Her iki tarafın da sorumlulukları vardır.
Biri yükümlülüklerini yerine getiriyorsa diğer tarafın da yerine getirmesi gerekir.
Ama bu karşılıklılık:
“Onlar yanlış yaparsa biz de her türlü yanlışlığı yapabiliriz.”
anlamına gelmez.
Hukuki süreç ve adalet yine korunur.
Bu Ayet Tevbe 4 ile Aynı İlkeyi mi Tekrar Ediyor
Büyük ölçüde evet.Tevbe 4’te:
Antlaşmasına sadık kalan ve Müslümanların aleyhine kimseyi desteklemeyen müşriklerle yapılan antlaşmanın süresinin tamamlanması emredilmişti.
Tevbe 7’de aynı temel ilke yeniden vurgulanıyor:
Onlar size karşı doğru kaldıkça siz de doğru kalın.
Bu tekrar, antlaşmaya sadakatin surenin savaş hükümlerinin kenarında duran küçük bir istisna değil, temel bir ilke olduğunu gösterir.

Tevbe 5 ile Tevbe 7 Birbirine Zıt mı
Hayır.Farklı durumları düzenlemektedir.
Tevbe 5:
Antlaşma ve düşmanlık şartları bozulmuş, savaş durumu devam eden gruplarla ilgilidir.
Tevbe 7 ise:
Antlaşmasına sadık kalanlarla ilişkiyi düzenler.
Bu ayrım çok önemlidir.
Kur’an:
Savaşanı başka,
sözünü tutanı başka
değerlendirmektedir.
Bir ayetin hükmünü diğer gruba taşımak yanlış olur.

Dini Farklılık Güvenilir Olmaya Engel midir
Hayır.Bu ayetin açık biçimde gösterdiği noktalardan biri budur.
Karşı taraf müşrik olarak tanımlanmasına rağmen antlaşmasına bağlı kalabiliyor.
Ve Kur’an onların bu sadakatine karşılık Müslümanların da sadakat göstermesini emrediyor.
Demek ki insanın farklı bir dine mensup olması onun otomatik olarak güvenilmez olduğu anlamına gelmez.
Davranış ayrıca değerlendirilmelidir.

Müslüman Olmak İnsanı Otomatik Olarak Güvenilir Yapar mı
Sadece kimlik bunu garanti etmez.Bir insan Müslüman olduğunu söyleyebilir ama:
sözünü bozabilir,
emanete ihanet edebilir,
yalan söyleyebilir,
haksızlık yapabilir.
Kur’an’ın ahlak anlayışında kimlik davranış sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Gerçek takva davranışlarda görünmelidir.
Tevbe 7 bu nedenle Müslüman tarafa da çok açık bir görev yükler:
Sen de sözünde dur.

“Allah Takva Sahiplerini Sever” Neden Ayetin Sonunda Yer Alıyor
Bu ifade çok anlamlıdır.Allah burada antlaşmaya sadakati takvayla ilişkilendirmektedir.
Takva sadece:
namaz,
oruç,
dua
ve kişisel ibadetlerle sınırlı değildir.
Farklı inançtaki insana verdiğin sözü tutmak da takvanın parçasıdır.
Hatta çıkarına ters düştüğü hâlde sözünü koruyabilmek takvanın güçlü göstergelerinden biridir.

Takva ile Sözleşme Ahlakı Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Bir insan sözleşmesini sadece ceza korkusuyla uygulayabilir.Ama takva sahibi kişi için daha derin bir sebep vardır:
Allah’ın kendisini gördüğünü bilir.
Karşı taraf fark etmese bile gizlice hile yapmaz.
Hukuki boşluk bulsa bile haksızlık etmeye çalışmaz.
Çünkü mesele:
“Beni yakalarlar mı?”
değil,
“Bu doğru mu?”
sorusudur.

Ayet Bugünkü Devletler Arası Antlaşmalar İçin Ne Düşündürür
Doğrudan modern uluslararası hukukun teknik hükümlerini belirleyen bir ayet değildir.Fakat çok güçlü bir ilke sunar:
Antlaşmaya taraf olan kişi veya devlet, karşı taraf yükümlülüklerine sadık kaldığı sürece kendi yükümlülüklerini de yerine getirmelidir.
Siyasi şartlar değişebilir.
Yönetimler değişebilir.
Güç dengeleri değişebilir.
Ama güvenilir uluslararası düzen sözleşmelerin keyfî biçimde çiğnenmemesine dayanır.

Günlük Hayatta Bu Ayetin Karşılığı Nedir
İnsan hayatı küçük antlaşmalarla doludur.Birine:
“Şu tarihte borcumu ödeyeceğim.”
dersiniz.
Bir müşteriye:
“Bu hizmeti şu şartlarla vereceğim.”
dersiniz.
Bir ev sahibine veya kiracıya sözleşme imzalarsınız.
Bir ortakla belirli şartlarda çalışırsınız.
Karşı taraf kendi sözünü tutuyorsa sizin:
“Artık benim çıkarıma gelmiyor.”
diyerek sözden dönmeniz güveni yıkar.
Tevbe 7’nin ilkesi günlük hayatın tam merkezine kadar uzanabilir:
Sana sadakat gösterene sen de sadakat göster.

Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir
İnsanlar çoğu zaman ahlakı karşı tarafın kimliğine göre uygulamaya başlayabilir.“Bizden biriyse hakkını koruyalım.”
“Bizden değilse önemli değil.”
denilebilir.
Tevbe 7 bunun önüne çok güçlü bir ölçü koyar.
Karşıdaki insan müşrik bile olsa sözünü tutuyorsa sen de sözünü tutacaksın.
Bu, ahlakın ne kadar evrensel olması gerektiğini gösterir.
Gerçek adalet:
sevdiğine başka,
sevmediğine başka
ölçü uygulamamaktır.

Sonuç: Tevbe Suresi 7. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Tevbe Suresi 7. ayet, surenin başlangıcındaki savaş ve antlaşma hükümlerini doğru anlamamız açısından son derece önemli bir başka sınır koymaktadır.Kur’an bütün müşrikleri tek bir kategoriye sokmaz.
Antlaşmasını bozan vardır.
Antlaşmasına sadık kalan vardır.
Savaşan vardır.
Güvenlik isteyen vardır.
Ve her birinin hukuki durumu farklıdır.
Bu ayette Mescid-i Haram civarında antlaşma yapılmış ve sözlerine bağlı kalan gruplar için çok açık bir emir gelir:
“Onlar size karşı dürüst kaldıkları sürece siz de onlara karşı dürüst kalın.”
Bu emir yalnızca siyasi bir strateji değildir.
Ayetin sonu bunu gösterir:
“Allah takva sahiplerini sever.”
Yani verilen sözü tutmak doğrudan takva meselesidir.
Üstelik karşı taraf Müslüman olmak zorunda değildir.
Bu son derece önemli bir ölçüdür.
İslam ahlakında farklı inançtaki bir insana verilen söz de gerçek bir sözdür.
Onun hakkı da gerçek bir haktır.
Onun güveni de kötüye kullanılamaz.
Tevbe 7 böylece Tevbe Suresi’nin sert savaş ayetlerinin sınırsız biçimde genellenemeyeceğini bir kez daha gösterir.
Dini kimlik tek başına bütün hükmü belirlemez.
Davranış da önemlidir.
Sadakat varsa sadakatle karşılık verilir.
İhanet varsa o başka hükümlere göre değerlendirilir.
Belki de ayetin en evrensel mesajı şudur:
Ahlak, yalnızca sevdiğimiz insanlara uyguladığımız bir ayrıcalık değildir.
Gerçek ahlak, bizim gibi olmayan bir insan bile sözünde durduğunda onun hakkını aynı ciddiyetle koruyabilmektir.
Tevbe 7 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:
Karşımızdaki insanın kim olduğuna mı bakarak sözümüzün değerini değiştiriyoruz, yoksa bize sadık kalan herkese karşı kendi sözümüzü aynı dürüstlükle koruyabilecek kadar adaletli miyiz?
“Sana benzeyen biriyle dürüst olmak kolay olabilir; karakterin gerçek ölçüsü, senden farklı olan kişi de sözünde kaldığında senin de sözünde kalabilmendir. Çünkü adalet kimlik seçmez, sadakat de çıkar hesabıyla ölçülmez.”
Ersan Karavelioğlu